Azerbaycan topraklarına Milattan
önceki asırlardan itibaren 11. asra kadar farklı boylardan pek çok Türk gelmiş,
az sayıda bir kısmı yerleşmiş, diğerleri Karadeniz’in kuzeyinden batıya
gitmişlerdir. Bölgenin tamâmen Türklerle iskânı 11. Asırda Selçuklular
döneminde olmuştur. 13. asırda
Moğolların İlhanlılar kolu bölgeyi hâkimiyeti altına aldı. İlhanlıların 7.
Hükümdarı Gazan Han (1272-1304) kendisinin tahta çıkmasına yardımcı olan ve daha
önce Müslümanlığı kabul eden Moğol Emri evruz’un yönlendirmesiyle 1295 yılında
İslâmiyet’i kabul edip ‘Mahmud’ adını
aldıktan sonra, bölgedeki Moğolların büyük bölümü Müslüman oldu. Bölge halkının
çoğu Türk olduğu için Türk kültürünü benimsediler ve Türkleştiler. İlhanlılar’dan
sonra ‘Küresünniler’ olarak da anılan
Çobanlılar, (ki bunlar daha sonra Anadolu’ya geçip muhtelif şehirlere dağıldılar)
hepsi Türk asıllı olan Celâyirliler, Timurlular, Karakoyunlular, Akkoyunlular
ve Safevîler hüküm sürdü.
1514 yılında Yavuz Sultan Selim
Han, Tebriz’e girdi. Buradaki Osmanlı hâkimiyeti 1603 yılına kadar kesintili
olarak devam etti. 1828 yılında Türkmençay Anlaşması ile Azerbaycan toprakları
ikiye bölündü. Kuzey Azerbaycan (Bakü Azerbaycan’ı) Rus Çarlığı’nın, Güney
Azerbaycan (Tebriz Azerbaycan’ı) İran’ın oldu. Rus Çalığı Komünist İhtilâli ile
devrildikten sonra 28 Mayıs 1918 târihinde Mehmet Emin Resulzâde tarafından
Bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu ise de, 27 Nisan 1920 tarihinde
Rusya’nın işgaline maruz kaldı. 71 yıl devam eden işgalden sonra 1991 yılında
Azerbaycan tam bağımsız bir cumhuriyet olarak tarih sahnesinde yerini aldı. İlk
tanıyan ülke Türkiye oldu.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki
ilk stratejik ilişki, 1918’de Enver Paşa’nın kardeşi Nuri (Killigil) Paşa (1881-1949)
önderliğindeki Osmanlı subaylarının Bakü’ye gelmesiyle başladı. Nuri Paşa,
Azerbaycan Türklerinden bir ordu oluşturarak Bakü’nün işgalden kurtulmasını
sağladı.
Dr. Cavid Veliyev, 13,5 X 21
santim ölçülerindeki 390 sayfalık eserinin ikinci bölümünden itibâren 1991’den
sonraki gelişmeleri, diplomatik ilişkilerle başlatıp tığ ile dantel örer gibi
bütün incelikleriyle anlatıyor. Türkiye-Ermenistan Protokolleri ile başlayan
sıkıntılı dönem, bu bölümde dikkat çeken konudur.
Üçüncü bölümde askerî ilişkiler,
Dördüncü bölümde ekonomik ilişkiler, beşinci bölümde enerji işbirliği, altıncı
bölümde taşımacılık koridorları ile alakalı bilgiler var.
Dr. Veliyev, isabetli bir
değerlendirme ile Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin çok kısa dönemler hâlinde
gevşemesine rağmen, milletlerarası alışılagelmiş teamüllere göre bunun tabiî
karşılanması gerektiğini belirttikten sonra iki ülkenin ilişkilerini, ‘stratejik ortaklık’ hâline
dönüştürülmesinde başarılı olduğu neticesine varıyor.
Diğer tespitleri de şöylece
özetlenebilir:
-Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin stratejik ortaklığın
şartlarına uygundur. -Her
iki ülkenin, millî menfaatlerini düşünen aydınları, ilişkileri
desteklemektedirler ve başarılı neticelere ulaşılacağından sâdece ümitli değil,
emindirler.
-Türkiye’deki muhalif partiler, Azerbaycan’a destek gösterileri
düzenlemiş ve iktidarın Azerbaycan’la alâkalı çalışmalarını desteklemişlerdir. -Azerbaycan
elitlerinin Türkiye’yi tercih etmeleri gelişmeleri hızlandırmıştır. -Stratejik
ortaklığın gelişmesi için imkânlar kadar mecburiyet de söz konusudur.
-Bakü-Tiflis-Ceyhan
Ham Petrol Boru Hattı, Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu ve Güney Gaz Koridoru gibi
projeler sâdece iki ülkeye değil, çevre ülkelere de maddî-mânevî kazanç
sağlayacak, refah ve huzur getirecektir.
-Her bir ülke, yekdiğeri için stratejik bir değere sâhiptir. -Enerjide
Bakü Tiflis Ceyhan, Trans-Anadolu Boru Hattı projesi Azerbaycan enerji kaynaklarının
dünya enerji piyasasına ulaştırılması, Türkiye’nin enerji köprüsü rolünü
kuvvetlendirmesi ve enerji arz güvenliğine katkı sağlaması açısından son derece
önemlidir. Bu unsurlar iki ülke arasında karşılıklı bağımlılığı gerekli
kılmaktadır. -Türkiye-Azerbaycan
arasında askerî eğitim antlaşması, NATO’nun Barış için Ortaklık çerçevesinde iş
birliği ve karşılıksız yardım antlaşmaları ile savunma sanayi alanında iş
birliği Azerbaycan’ı bölgenin önemli askerî gücü hâline getirecektir. -İki
ülkenin dış ve güvenlik politikalarında uyumun da ötesinde stratejik ortaklık
açısından önem arz eden bir koordinasyonun olduğu, yapılan araştırmanın sonucunda
ortaya çıkmıştır. -2007
yılında kurulan Yüksek Askerî Diyalog ve 2010 yılında kurulan Yüksek Düzeyli
Stratejik İş birliği Konseyi güvenlik ve dış politikalarında ilgili kararların
uyum ve koordinasyonunu sağlayan sağlam bir zemin üstünde yükselmektedir.
Esere takdim yazısı yazan Altınbaş Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın değerlendirmesi:
Şüphesiz Türkiye ve Azerbaycan dostluk ve
kardeşlik ilişkilerini uzun yıllar boyunca devam ettirecektir. Bu iki devletin
birbirleriyle olan ilişkileri, başka hiçbir devlet ilişkilerinde olmayan
kendine özgü bir tabiata sâhiptir. Bu biricikliğin özünde, Dr. Veliyev’in
ısrarla üzerinde durduğu bir asır öncesine uzanan fikrî altyapı bulunmaktadır. Türkiye
ve Azerbaycan’daki genç kuşakların, gündelik ortak çıkar hesaplarının ötesinde
bir ilişkinin bütün yönlerini öğrenmeleri, cihanşümul ve mahallî dengeler ne
yönde gelişirse gelişsin Türkiye- Azerbaycan birlikteliğine her şartta sâhip
çıkmaları için bu kitap gibi eserlerin kültür hayatımıza kazandırılması
gerekir.
ÖTÜKEN NEŞRİYAT A. Ş. İstiklal Caddesi,
Ankara Han Nu: 63/3 Beyoğlu 34433 İstanbul Telefon: 0.212- 251 03 50
Belgegeçer:
0.212-251 00 12 e-Posta: otuken@otuken.com.tr www.otuken.com.tr
|
Dr. CAVİD VELİYEV:
1979 yılında Azerbaycan’ın Sumgayt şehrinde
doğdu. 1996 yılında Türkiye Cumhuriyeti burslusu olarak Ege Üniversitesi
İletişim Fakültesi’nde okudu. 2002 yılında bu üniversiteden mezun olduktan
sonra Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde Yüksek Lisans
sertifikası aldı.
2006 yılında Ankara Üniversitesi
Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora programında ‘ABD-Azerbaycan İlişkileri’ konulu tezi kabul edildi ve ‘Dr’
unvanına hak kazandı.
2005-2009
yılları arasında, Türkiye Ulusal Güvenlikleri Stratejik Araştırmalar
Merkezi’nde Güney Kafkasya uzmanı, daha sonra Güney Kafkasya şubesinin
başkanı olarak çalıştı. Güney Kafkasya ile ilgili Türkiye’de millî haber
programlarına katıldı. 2009-2019 yılları arasında Azerbaycan Cumhurbaşkanı
himâyesindeki Stratejik Araştırmalar Merkezinde vazife gördü ve 2015-2019
yılları arasında merkezin dış politika daire başkanı oldu. Aynı zamanda
merkezin Türkiye sorumlusu görevini de yürüttü. 2017-2019 yılları arasında
İngilizce yayınlanan Caucasus International dergisinin editörlüğünü üstlendi
ve aynı dönemde Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Düşünce
Kuruluşları ve Akademik Kurumlar Ağının Bakü temsilcisi oldu. Bakü merkezli
Uluslararası İlişkiler Analizler Merkezi’nde şube başkanı ve aynı zamanda
Türkiye sorumlusu görevi kendisine verildi.
Yurtdışında Güney Kafkasya ile ilgili
milletlerarası konferanslara konuşmacı olarak katıldı.
Türkiye’de yayımlanan Hürriyet Dailynews
(İngilizce), Yeni Şafak, Cumhuriyet Gazetesi eki Strateji ve Karar
gazetelerinde, Anadolu Ajansında, ABD’de yayınlanan Eurasian Daily Monitor ve
National Interest gibi dergilerde Güney Kafkasya ile ilgili 100’den fazla
kısa yorumlar yazdı.
2011 yılında Araz Aslanlı ile birlikte
Türkçe yayınlanan Güney Kafkasya: Enerji, Jeopolitik Rekabet ve Toprak
Bütünlüğü, Reşat Resullu ve Kenan Aslanlı ile birlikte 2012 yılında Türkçe
yayınlanan Türkiye-Azerbaycan İlişkileri: Dostluk, Kardeşlik ve Stratejik
Ortaklık) isimli kitapların editörlüğünü yaptı.
|
KUŞBAKIŞI
YAHUDİLİK-MASONLUK –
DÖNMELİK
Bilindiği gibi Yahudîlik ırk, Musevîlik
dindir. Her Yahûdî Mûsevî’dir; fakat her Mûsevî, Yahûdî değildir. Türk, Fransız
ve Rus Musevîler vardır.
‘Kuvvetten
başka hak yoktur.’ Ve ‘Hıristiyan
kavimler bir gün gelecek öyle sarsılacaklardır ki, bizim hâkimiyetimizde
âlemşümul bir hükûmet isteyeceklerdir.’
Bu sözler, kehanetinin doğruluğu
ispatlanmış olağanüstü güç ve yollardan, geleceği bildiğini iddia eden bir
şahsın ifadeleri değildir. Kendilerinden olmayanları, kendilerinin olağanüstü
güç sâhibi olduğuna inandırma gayreti içerisinde olan Yahudilerin gelecekle alâkalı
hayalleridir.
Üstat Necip Fâzıl Kısakürek, bu iddialarda
bulunan Yahudileri anlatan kitabına müthiş bir açıklama ile başlıyor:
Yahudi emellerinin iç yüzü, resmî ve alenî
bir vesika ifadesiyle 1906 yılına kadar meçhul kaldı. 1906 Ağustosunda,
Londra’da (Britiş Müzeum) kütüphanesinde birdenbire ele bir kitap geçti. Bu
kitap (Küçük içinde büyük – İsa aleyhtarlığının siyasî imkânları) ismini
taşıyordu ve Rusça yazılmıştı.
Bunu ‘Bir
Ortodoks’un Notları – 1905’ isimli Rusça bir eserin meydana çıkması takip
etti. Bu kitap, 1919’da İngilizceye çevrilmiş ve (Sportiavud) matbaasında
(Siyon Hâkimlerinin Protokolleri) adiyle tabedilmiştir. Eser, Londra
gazetelerine aksetti ve İngiliz basınında fırtınalar kopardı. İngiliz dilinde
yayınlanmaya başlayan eser, derhal Almancaya çevrildi ve her tarafa dağıldı.
Hâdise büyüyüp Time gibi gazetelere düşünce, birdenbire ve usûlen, son derece
dikkate şayan bir iş oldu: Eserin tek nüshasını bile elde etmeye imkân kalmadı.
Bundan sonra gerek Fransa ve gerek
Amerika’da bir takım akisler olduysa da aslında ’Serj Nilus’ adlı Rus
profesörüne atfedilen eserin bütün izleri, harikulâde gizli teşekküller
tarafından yok edilmeye çalışıldı ve bunda bir dereceye kadar muvaffak olundu.
Serj Nilus’un eserinin temeli, 1897’de Bâl’de
toplanan Siyon Cemiyetleri’nin gizli kararları, programları ve maddî mânevî
hedeflerinden ibarettir. Bunu, son olarak ‘Roje Lâmbelen’ isimli bir Fransız
ele geçirip tercüme etmiş, bundan da General Sami Sabit Karaman ‘Siyon Önderlerinin Protokolleri’
ismiyle, 134 sahife Türkçe bir tercüme vücuda getirmiştir. Fakat 1943’de
intişar eden bu Türkçe nüsha da beklenen aksi yapamadan ortadan silinmiştir.
‘Netice şudur ki, bir millet ve memleket
birlik ve bütünlüğünü güve gibi için için yiyen gizli kuvvetleri tanımak;
onları ister isimlendirerek ister isimlendirmeyerek, fakat mutlaka kurmay
sırlariyle teşhis etmek ve ruh vatanında nüfuz ve istilâ nâhiyelerini fark
etmek bakımından bu Protokoller birinci derecede kıymet ve ehemmiyettedir.’
12,5
X 19,5 santim ölçülerindeki 200 sayfalık eserde Merhum Kısakürek, bütün
esrariyle ve Tanzimat ricâlinden İttihat ve Terakki büyüklerine kadar, isim
isim her türlü mensuplariyle ve meş’um tesiriyle Masonik faaliyetlerle alâkalı
bilgileri okuyucuya sunuyor.
Gizli
Kuvvetin 23 Maddelik İş Hülasasının ilk 5 maddesi:
-Genç
nesilleri ahlâka zıt telkinlerle ifsad etmeli.
-Aile hayatını yıkmalı… Herkes zevkinde ve sefasında hür olmalı.
-İnsanlara, suçları ve ayıplariyle hükmetmeli.
-Sanatı düşürmeli; bilhassa edebiyatı müstehcen ve şehevî istikamete
çevirmeli. -Mukaddesata saygıyı tahrip etmeli…
Muhterem sayılan insanlara rezâlet isnat etmeli, akideleri kökünden
baltalamalı.
BÜYÜK DOĞU
YAYINLARI:
Uzunçayır Caddesi Sarılar İş Merkezi Nu: 24/16 Hasanpaşa,
Kadıköy-İstanbul.Telefon: 0.216-546 10 25 Belgegeçer: 0.215-546 10 24 e-posta: irtibat@buyukdogu.com.tr www.buyukdogu.com.tr
DUYGULARIN
PSİKOLOJİSİ
Psikiyatri Ana Bilim Dalı uzmanı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Duyguların Psikolojisi
isimli eserinde duyguların beyin ile ilişkisini, biyolojik temellerini, sağ,
sol ön beyin unsurlarının özelliklerini ve gördüğü vazifeleri inceliyor.
Eserinin asıl konularına girmeden önce duygu ile zekâ ilişkisini açıklıyor.
Sözü elden özellikler ve ilişkilerin,
insanın mutluluğu üzerindeki etkileri ve neticeleri hakkında bilgiler veriliyor.
Meselâ: Duygu ve zekâ bağlantısı kuvvetli olanlar, kendi duygularıyla birlikte
diğer insanların duygularını da okuyabilirler. Bağımsız davranırlar, uzlaşmayı başarırlar, Maksada ulaşmak için ne
yaptığı kadar nasıl yaptığını da dikkate alan, zorluklar karşısında sebat
edebilen, problem çözmekten kaçınmayan, uyum yetenekleri yüksek kişilerdir.
Aynı zamanda zekidirler.
Prof. Tarhan’a göre insanların varlık amacı
mutlu olmaktır.
Genel kabul görmüş kanaate göre mutluluk, gelip
geçici, kısa süreli bir duygudur. Uzunca süre mutlu olanlara mes’ut denilir.
Ömür boyu devam eden mutluluk ise saadettir.
Prof. Tarhan, uzun vâdeli mutluluğun ön
beyin ile alakalı olduğunu belirtiyor. Ön beyin aynı zamanda kişiliğin
şekillenmesini de sağlıyor. Sözün burasında ön beynin çalışma sistemi ve
vazifesi konusunda dikkate değer bir olayı anlatıyor: Gage Vak’ası… Alâka çekici
Belirtildiğine göre irade şoföre benzer;
otomobilde şoför, uçakta pilot gibidir. Otomobilin direksiyonu da mantıktır.
İradenin bir adı da ‘seçme yeteneği’dir.
13,5 X 21 santim ölçülerindeki 240 sayfalık
eserin ikinci bölümünde, ‘Olumlu Duygular’
başlığı altında sevgi, sevginin kullanımı, sevginin davranışlara yansıması, sevgi – değer ilişkisi, sevgi ve evlilik
konuları işleniyor.
Olumlu duyguların ikincisi ‘Güven Duygusu’dur. İnsanda güven duygusu
arayışı doğuştan itibâren vardır.
‘Ümit’
olumlu duyguların üçüncüsüdür. Ümit insanı hayata bağlayan bir duygudur. Ümitli
insanlar mes’ut ve bahtiyar olurlar. Bu ise, ümitvar olmakla mümkündür. Yazar
ümitvar olmanın da yollarını açıklıyor. Dördüncüsü: İyimserlik, beşincisi:
merhamet ve şefkat… Altıncısı Mutluluk… Mutluluktan kasıt, saadet olmalı. Nasıl
ulaşılabileceği hususunda ipuçları var. Sorumluluk duygusu, çevreye ve
çevredeki insanlara saygının gereğidir. İnsanın kusur işlemesini engeller.
Vefa, adâlet, sabır ve sonsuzluk duygusundan sonra ‘Olumsuz Duygular’ inceleniyor. Bunlar: bencillik, gurur, kibir,
üstünlük duygusu, utanç, şüphe, kıskançlık, öfke, kin, üzüntü, nefret…
Dördüncü ve son bölüm duygu ile alakalı
zekâ başlığını taşıyor.
Her bir bölümde başarılı ve mutlu
olabilmenin ipuçları var.
TİMAŞ
YAYINLARI:
Alayköşkü Caddesi Nu: 11 Cağaloğlu,
İstanbul. Telefon: 0.212-511 24 24 Belgegeçer: 0.212-512 40 00
e-posta: timas@timas.com.tr / www.timas.com.tr
Zor hayat şartları
içinde bunalan insan; biraz nefes almak, sıkıldığı ortamdan uzaklaşmak,
bambaşka bir hava solumak istiyorsa, seyahat etsin. İstediği bir ülkeye geziye
çıksın.
Yeni çehreler
görsün. Yeni insanlar tanısın. Değişik manzaralar temaşa etsin. Zihnen, dimağen
bulunduğu yerden uzaklaşıp, sorunlarını geride bıraksın.
Çünkü tebdil-i
mekânda ferahlık vardır. Ayrı bir mekân, farklı bir ortam, yeni his ve
duygulara yol açar. İnsanın ruhen dinlenmesini sağlar.
Zaten en iyi
dinleniş şekli; hareketsizlik ve durağanlık değil. Yeni bir harekete yönelmek,
başka konulara eğilmekle olur.
-İyi güzel de
neyle, nasıl, ne şekilde? Kısaca hangi maddî imkânlarla yapacağız bütün
bunları? Dediğinizi duyar gibiyim.
-Hangi parasal,
hangi maddî güçle gerçekleştireceğiz? Dediğinizi de duyar gibiyim.
-Ayrıca, var mı ki
zamanımız veya kullanacak iznimiz, ya da yeteri kadar buna ayıracak vaktimiz?
Diye itiraz edip, karşı çıkacağınızı da duyar gibiyim. Ve tabii sizlere hak
vermiyor değilim.
Fakat benim
edeceğim teklifte, sunacağım tercihlerde, kabul etmeyeceğiniz, tercihte
bulunmayacağınız bir durum yok! İş yerinizden izin almaya falan da gerek yok!
Dönüşte işinizi yerinde bulamayacağınız gibi bir endişe de söz konusu değil!
Siz yeter ki
isteyin. İstediğiniz yere, istediğiniz zaman gitmek sizin elinizde. Sadece
isteyin yeter.
Bu proje ne
para ister senden ne pul!
Önce şöyle bir iyice yerine kurul;
Düşün,
tercihini yap, gerekli kitabı ara.
Tanıtım
kitaplarını, teker teker bir tara.
Araştır ve
karar ver, gideceğin ülkeye önce.
Seç,
enteresan bir seyahat kitabını iyice.
Sonra otur
yerine, rahatça gömül koltuğa.
Sayfaları aç
birer birer, başla yolculuğa.
Endişe etme,
bu yolculuk ne su ister ne aş;
Okudukça,
tayyı mekân edeceksin yavaş yavaş.
Aşacaksın
denizleri, dağları durduğun yerde.
Bu ettiğin
yolculuk; emin ol derman olacak derde!
Çünkü gözden
ırak olan, gönülden de olur ırak.
Sen
cancağızım, dertlerini artık geride bırak.
Hatta
geliyorsa elinden, et terki de terk.
Sana, sanki
can bağışlayacak bu yeni erk.
Okudukça
edeceksin, aynı zamanda tayyı zaman.
Nice insan
tanıyacak, göreceksin epey kahraman.
Konaklayacaksın, kim bilir hangi kuytu ıssız derede.
Uzanacaksın
çimenlere, boylu boyunca sere serpe.
Derenin
derinlerden gelen mest edici ninnisi,
Ağlayacaksın,
rahatlamanın yok böyle gibisi.
Ezası cefası,
gerçekten oraları sadece gezene.
Sana düşecek
olan; bunlarla ruhun huzurla bezene.
Bilirsin,
bazen görmek çok üstündür işitmekten!
Görmek gibisi
var mı hele uzaklara gitmekten?
İşitileni
reddetmek, kabul etmemek belki mümkün.
Ama ya
görüleni inkâr etmek, gel gör ki ne mümkün.
Ortamından
bunalan kimseler; çıksın biraz dışarı.
Binsin
kitaba, alsın dizginleri ele, olsun dağlar aşarı.
Epey zaman,
az git uz git, bakma sakın geriye.
Gam, keder ve
kasavetler; damla damla eriye.
Seyahat esnasında
nice olay yaşayanlar -özellikle- tabiatla başbaşa kaldıklarında, insanlardan
uzak yerlerde yol alırken, binbir
tehlikeye maruz kalır. Belki hayatlarından bile olur. Hatta tehlikeli
hastalıklara yakalanabilirler.
Oysa kitabın
satırlarında ilerlerken heyecanla,
Hiçbir
şekilde karşılaşmazsın, tehlike denen o anla.
Hem yaşarsın
o anları her nefeste, hem alırsın lezzet.
Hem uzak
kalırsın korkulardan, görmezsin asla eziyet.
Can derdine
düşerek, orada olan çekmişken cefa!
Sürdürürsün,
ruhu okşayan keyifli ne hoş bir sefa.
Üstelik
istediğin zaman, ara verir duraklatırsın safari.
Çünkü oraya
ulaşmak için, lüzum yok olmaya seferî.
İşte varken,
böyle manevî bir seyahat acentesi.
Bütün mesele, yolculuk yapmaya olmalı
hevesi.
Üstelik yok
bunun resmen pasaportu vizesi.
Sorulmuyor;
kim bu gelenler hem kimin nesi?
Öyleyse
yârenler, kalkın hemen bugünden yok tezi.
Kılalım
kendimize malûm; meçhul olan bilinmezi.
Kalmasın
beynimizde, hiçbir sorunun karmaşık izi.
Çıkalım
seyahate, olsun bu bize bitmeyen dizi.
Haydin canlar
ruha ferahlık için, çıkalım seyahate beraber.
Bilinmezden
alalım, ruhu rahatlatacak, haber üstüne haber.
Varken böyle
bir imkân, rûhu sükûna erdiren.
Rûha yazık
değil mi, varken gam keder verdiren?
Önemli
olmasaydı kul için, dedirir miydi o ulu Resul?
“Şefaat”
yerine “Seyahat” diye söyletir miydi o kulu Resul?
Kıl seyahat
ol rahat.
Kalma bedbaht
bul rahat.
İşte sana
sâlim ruh için budur reçete.
Önüne çıkamaz
olur artık hiçbir çete.
Böyle bir
imkân vermişken İlâh;
Demek düşer
kula “Hamden lillah.”
Bize de düşer
ey kaari!
Demektir
“Eyvallah” gayri.