Ne Rum’u Değişir, Ne de Yunan’ı!

37

Aslında
tarih boyunca hep aynıydılar, hiç değişmediler! Menfaatleri olduğunda dostça
yaklaştılar ama menfaatlerine dokunan konularda ilk fırsatta sırtımızdan
hançerlediler…

         Bağımsızlığına kavuştuğu tarihten bu yana
Yunanistan, Kıbrıs’ı gasp ettikleri tarihten bu yana Rumlar, ne zaman sıkıntılı
bir süreç yaşasak; ne zaman kargaşaya müsait bir düzenle karşılaşsak, türlü
Bizans oyunlarıyla karşımıza çıktılar!

          Korona salgının tüm dünya ülkelerini kasıp
kavurduğu, ülkemizin de bu riskli dönemden fazlasıyla etkilediği bu süreçte
yine aynı şeyi yaptılar, yapmaya devam ediyorlar!

         Geçtiğimiz
hafta içinde Edirne sınırımızın karşısında Yunanistan’ın Dimetoka kentinde
bulunan Çelebi Sultan Mehmet Camiinin Minaresine Yunan Bayrağı asıldı!

         Yine aynı tarihte bu defa Kıbrıs’ta Güney Rum
kesiminde önce Limasol’daki Köprülü Camiine Molotof kokteyli atılarak yakılmak
istendi, bununla da yetinmeyen Vandallar, camiinin duvarlarına İslam ve göçmen
karşıtı yazılar yazdılar.

         Bu
olaydan bir gün sonra, bu defa yine Güney Kıbrıs Rum kesiminde Larnaka’daki
Tuzla Camiinin minaresine Bizans bayrağı astılar.

       Şurasını bir kez daha ifade etmek
gerekirse bu Vandallıklar ne ilktir, ne de son olacaktır! Tüm Avrupa ülkeleri
içinde, ecdadımızdan günümüze kalıp da ibadete açık olmayan camilerimiz sadece
Yunanistan’dadır.

       Kıbrıs adasının güneyinde atalarımız Osmanlı’dan
kalan nice camiler, nice hanlar, hamamlar onca eski eserler adeta yok edilmiş,
şehitliklerimizin hali ise yürekler acısıdır…

        Şurası değişmeyen bir gerçektir!

        Türkiye
Akdeniz ve Ege’de vatan topraklarını çevreleyen sularda, ata yadigârı Kıbrıs
adasında uluslararası anlaşmalardan doğan hakkını, hukukunu çiğnetmeyeceğini ne
zaman açıklasa, ya da bu yönde bir adım atsa:

       Bu
uslanmaz ikili her defasında yeni bir Bizans oyunu ile karşımıza çıkmış,
bununla da kalmamış bu bölgedeki enerji yataklarından pay kapmanın peşinde olan
kimi ülkeleri de bu oyunun bir parçası yapmıştır!

      Ege’de hava-kıta sahanlığı gibi konularda bir
türlü anlaşamadığımız bu ikiyüzlüler, son iki yıldan beri özellikle Doğu
Akdeniz’deki enerji yataklarının paylaşımından kaynaklanan anlaşmazlıkları da
öne çıkararak, Türkiye’nin öncelikle AB sürecini baltalamış, Kıbrıs konusunda
verilen onca tavize rağmen, Kıbrıs Konusuyla AB üyeliğimizi kilitlemiş,
müzakereler sürecinde ise; her defasında masayı terk eden taraf olarak tarihe
geçmişlerdir.      

      Bunlar yetmezmiş gibi yine aynı süreçte; önce
Yunan Genel Kurmay Başkanı, ardından da Yunan Dış İşleri Bakanı verdikleri
demeçlerle ülkemizi tehdit eden; milletimizin milli duygularını tırmalayıcı
ifadelerde bulunmuşlardır…

     Korona salgını nedeniyle bu yıl oldukça
etkilenecek olan turizm sektöründe ülkelerin salgına odaklı tedbirleri peş,
peşe açıklanmaktadır.

      Türkiye de bu kritik süreci en iyi
yöneten ülkeler arasında olup, Turizm Bakanlığımız konuyla ilgili öncelikle Avrupa
ülkelerinin tamamına alınan önlemleri içeren bir mektup göndermiş; sonra da
telefon diplomasisi başlatarak ülkemizi ziyaret edeceklerin gönül rahatlığı ile
gelebileceklerini anlatmıştır.

    Bu salgın sürecinde Yunanistan, 15
Haziran’dan itibaren 29 Avrupa ülkesinden turist kabul edeceğini açıklamasına
rağmen, sadece Türkiye’den turist kabul etmeyeceğini açıklamıştır. Bunun nedeni
çok açıktır!

   Türkiye’yi riskli bölge olarak
nitelendirerek, turizm sektörünü baltalamak!

   Korona sürecinde ülkemizin başarıyla
mücadelesi ortadayken, böylesi bir karar almak nedendir? Ama gerek Yunanistan,
gerekse Güney Kıbrıs Rum kesimi, menfaat bekledikleri her eylemden Türkiye
aleyhine bir sonuç çıkarmaya odaklıdır. 
Bu defa da öyle olmuş, Yunanistan’a gelecek turistlerin Türkiye’ye
geçişlerinin önü kesilmiştir!

   Ancak şurası unutulmamalıdır!

   Türkiye bugüne değin her alanda göstermiş
olduğu başarıyı, gelişmeyi, turizm alanında da göstermeye devam edecek, bunu ne
Yunan-Rum ikilisinin ucuz hamleleri, ne de AB üyesi olarak kurguladıkları
Bizans oyunları engelleyemeyecektir.

     Ecdadımızdan yadigâr Osmanlı eserlerine
yapılan bu saldırılar; Avrupa ülkelerinde ne ölçüde kabul görmüştür, nasıl
yorumlanmıştır, bunu anlamak mümkün değildir! Çünkü daha önceleri de olduğu gibi
hiçbir Avrupa ülkesinden camilerimize yapılan bu saldırıları kınayan bir
açıklama gelmemiştir!

     Sonuçta;

     Medeniyet havarisi geçinen Yunan-Rum ikilisi,
camilerimize yapılan bu saldırıları önlemeye yönelik, hiçbir tedbir almamakla,
yapanları ortaya çıkarmamakla yine kendilerine yakışanı yapmıştır.

      Çünkü tarihsel vukuatları benzer olaylarla
dolu olan bu ikili hiçbir zaman değişmemiş, her fırsatta ülkemiz aleyhine
çalışmaktan, tacizkar davranışlarda bulunmaktan vazgeçmemiştir.

     Bundan
sonra da ne Rum’u, ne de Yunan’ı değişecektir… 

Önceki İçerikAzerbaycan-Türkiye Stratejik Ortaklığı Tarihî ve Güncel Boyutlar
Sonraki İçerikİslamiyet ve Ateizm Üzerine Düşüncelerim
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.