26.6 C
Kocaeli
Salı, Haziran 23, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarKabul Olmayacak Duaya “Amin!” Demek

Kabul Olmayacak Duaya “Amin!” Demek

Kabul olmayacak duaya “Amin!” diyenlerden miyiz?

Tilki gezindiği her yerde, gördüğü her hemcinsine “Bu yıl üzüm çok olacak.” diyormuş. Merak edip sormuşlar: “Nereden biliyorsun?” Tilki hiç düşünmeden cevap vermiş: “Canım öyle istiyor da ondan!”

Tilki ve tilki tipindeki insanlar için söylenecek doğru söz şu olmalıdır: “Bazıları, isteğini gerçeğin yerine koyar ve temelsiz iyimserlikle kendilerini kandırır, bunun da dua olduğuna inanır.”

Hiçbir belirti yokken “Bu iş kesin olacak.” diye ısrar etmek, elinde hiçbir belge, bilgi, kanıt yokken sadece istediği için bir şeyin gerçekleşeceğine, ekonomik durum kötü olduğu halde kesin çok para kazanacağına inanmak bir kişilik özelliği, hatta zafiyeti değil midir? Bunun bir adım ötesi şizofrenik haldir; hayalperestliktir, siyasi terminolojide ütopyadır.

Olabilirliğin hakikati duada gizlidir. “Yeryüzü dua üzerine kurulmuştur.” sözünden çıkarılacak mesaj, tilkinin anladığı ve davrandığı gibi değildir. Dua; iddia, dava sözcükleri aynı kökten türemiş olup birlikte düşünüldüğünde bir anlam bütünlüğü ve hayat ilkesi oluşturur. Dua, sadece emekle değil, umutla; sadece akılla değil, gönülle de yaşar. Dua, umudun, teslimiyetin, gayretin ifadesidir.

Bir köyde uzun süre yağmur yağmaz. Tarlalar kurur, insanlar endişelenir. Köylüler hep birlikte yağmur duasına çıkmaya karar verirler. Dua günü herkes meydana toplanır. Ancak içlerinden yalnızca küçük bir çocuk yanında şemsiye getirmiştir. Bunu görenler: “Evladım, hava güneşli; şemsiyeyi niye getirdin? diye sorarlar. Çocuk şaşkınlıkla cevap verir: “Yağmur duasına gelmedik mi? Dua edeceğiz, Allah da yağmur verecek. O zaman eve nasıl döneceğim?

Gerçek inanç, sadece istemek değil; olacağına güvenip ona göre davranmaktır.
Yağmurun yağacağına inanıyorsanız yanınıza şemsiye alacak kadar inanmanız gerekir. İnanmak ile dilemek aynı şey değildir. Dua, kuru bir söz değil, olmasını istediğin bir ürünün tohumlarını kalp tarlasına ekmek veya fidelerini dikmektir, eden ile edilen arasındaki derin samimiyettir.

Tarih kitaplarından öğrendiğimize göre, Cato the Elder, Roma Senatosu’nda hangi konu görüşülürse görüşülsün konuşmasının sonunda hep aynı cümleyi söylermiş: “Kartaca yıkılmalıdır.” (Latince: Carthago delenda est.) Cato, Kuzey Afrika’daki güçlü şehir devleti Carthage’ın Roma için gelecekte büyük bir tehdit olduğuna inanmaktadır. Bu düşünceyi unutturmamak için her fırsatta aynı sözü tekrar edermiş. Yıllar sonra Roma, Kartaca’ya savaş açar. MÖ 146 yılında Kartaca tamamen yenilir ve şehir yıkılır.

Dua, inandığın konuya sonuç alacak derecede kendini adamak ve sürekli bir gayret içinde olmaktır, onu gündemde tutmaktır, tereddütsüz güvendir.

Pek çok yakınmamız, dileğimiz oluyor. İstiyoruz ki yakınmamız bitsin, dileğimiz gerçekleşsin. Filistin’de zulüm bitsin, İsrail kahrolsun, Netanyahu gebersin. Amerika kazdığı kuyuya düşsün, İran dengesiz Trump’a haddini bildirsin. Unutmayalım, kâinat “Vasatın neyse hasadın odur.” formülü üzerine kurulmuştur.

Yola her çıkan menzil-i maksuda ulaşamaz belki; ancak menzil-i maksuda ulaşmak için yola çıkmak gerek. Hayal kurmak, oturup beklemek değildir bunun yol ve yöntemi. Başarı için arzulamak, tasarlamak, emeği yol ve yöntemiyle değerlendirmek gerek. Masadaki cismin düşmesi için onu itmek gerek, yoksa yerçekimi yasası işlemez. Suyun akması için eğim, ateşin yakması için kıvılcım gerek. Allah’ın merhametini, kulun teslimiyetini ve tevekkülünü görmek için bir Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gerek.

Parçaları eksik bir motor hareket kabiliyetinden mahrumdur. Dua, kombine bir eylemdir. Arzu ettim, üç cümle söyledim, “saldım çayıra, gayrısını Mevla’m kayıra” anlayışıyla yapılan duanın hem dinen hem de fiziken geçerlilik imkânı yoktur. Niyet, samimiyet, gayret, güven, teslimiyet; dua eyleminin ana parçalarıdır. Nihayet, duanın kabulüdür, başarıdır. Bunun adı da rahmettir, berekettir. Formun Altı

Şimdi dua vakti; ama nasıl?

Seçtiklerimiz

spot_img