22.8 C
Kocaeli
Pazar, Ağustos 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 1045

Mucize Ürün Arı Propolisi

0

Arı Ürünlerinin her biri şifa kaynağı işte bunlardan biriside  arı propolisi.
Bal üretiminde florası ve coğrafi morfolojisiyle Türkiye  Dünyanın ilklerinde olması gerekir. Ancak yaklaşık 70-80 Ton’a yakın üretim var gün geçtikçe rakam büyüyor ama ilk ona zorlukla girmekteyiz. Oysa dünyanın en değerli nektar cinsi ballar bizde Akdeniz ve Egeye mahsus çam balının dünyada eşi benzeri yok aynı durum seçkin balların bulunduğu Orta ve Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz içinde geçerli böyle olunca orijinal bir Arı ürünü olan propolis’e önem verilmesi şu bakımdan çok önemli, propolis doğrudan arı tarafından üretilen bir madde kovanı hastalık yaratan  unsurlara karşı izole edip steril hale getiriyor.Virüsler bakteriler ve mantarlar bu maddeye çok duyarlı ayrıca doğadaki en güçlü antioksidan özelliklere sahip bileşiminde % 55 balsan %30 balmumu %10 aromatik yağ %5 arı poleni.       Antibiyotik karakterli maddeler propolisin en önemli özelliği flovonidler, amino asit ve B vitamini açısından da çok zengin propolis etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış iltihap giderici aynı zamanda propolis ortama nüfus eden zararlı böceklerden arı kovanını koruyor. Onları kovana yaklaştırmıyor. Patojen bakterilerin ve böceklerin hastalık yapıcı etkileri ile mücadele etmesi ile ünlü bu niteliği ile doğadaki en güçlü maddelerden biri yakında tarım ve veteriner ilaçlarının formülüne gireceği düşünülmektedir.

PROPOLİSİN BAZI ÖZELLİKLERİ:

Mikroorganizmalar propolise karşı kolay direnç kazanamıyor. Propolis  içerikli doğal takviyelerin insan organizması üzerine seçici rol oynadığı ispatlanmış özellikle vücudun kış aylarına karşı direncini arttırıyor. Bakteriyel enfeksiyonlar, grip ve soğuk algınlığı gibi virütik salgınlarda koruyucu etkisi var. Kesikler, hasarlı dokular, ikinci dereceye kadar yanıklar, propolis katkılı sakızlar ağız enfeksiyonlarının tedavisinde yardımcı oluyor. Propolis  antibakteriyel özellikleriyle halk  ilacı olarak yüzyıllardır kullanılmış yeniden keşfedilmesi son yıllara dayanmaktadır. Kozmetik endüstrisinde de kullanılan önemli maddelerden biri cildi beslemesi doku üretimini teşvik etmesi kırışıkları gidermesi keşfedilmiş önemli özelliklerindendir. Araştırmalar bu doğal mucizenin yaşlılıkta ilgili şikayetleri azalttığını hormonal aktiviteyi arttırdığını ortaya çıkardı.

Propolisin başka özelliği vücudun yaşamsal fonksiyonlarını uyarması. Halen üzerinde birçok araştırmalar yapılıyor.Kozmetikten tutun diş macunları,koruyucu partiler, şampuanlar, saç kremleri,    jöleler, et ürünleri hazır gıdalar ve tekstilden boya endüstrisine kadar umulmadık yerlerde propolis bileşikleri görürsek şaşırmayalım.

İşte bu kadar kıymetli ve değerli bir ürünü devletimizin ilgili birimleri teşvik etmeli üretim ve kullanımı arttımalıyız..

İş Yerlerine Türkçe İsim Verilmesi

0

 

Türkçemizin tasfiye hareketlerinin bir yolu da dilimizi adeta istila edercesine yaygınlaşan yabancı iş yeri isimleri meselesidir. Bugün alış veriş merkezleri ile bu merkezlerde bulunan iş yerlerinin tamamına yakınının tabelalarında yabancı isimler yer almaktadır. Bunların da çoğunun ne manaya geldiğini halkımız bilmemektedir. Günümüzde işyeri adı olarak kullanılan yabancı kelimeler o kadar çoğalmıştır ki, nerede ise Türkçe bir isim görme imkânı bulunmamaktadır.

Verilen yabancı isimlerin kabul edilip edilmemesi hususunda ilgili mercilerin bir yetkilerinin olduğunu düşünüyorum. Hadi diyelim ki, iş yeri sahibi modaya uyarak iş yerine isim olarak yabancı bir kelimeyi seçti. Bu taktirde ismi tescil edecek olan makamın buna müdahale etmesi gerekir. Nasıl ki, bir anne baba çocuğuna her ismi veremiyorsa, işyeri isimlerinin de tescilini yapacak olan yetkili makamlar tarafından denetime tabi tutularak uygun olmayan isimleri reddetmelidir. Şayet ilgili makamlar yetkileri olduğu halde bu yetkiyi kullanmıyorlarsa bunda bir yanlışlık var demektir.. Bugün bırakınız dış turizme açık olan şehirlerimizi, muhafazakâr Anadolu şehirlerinde dahi işyerlerine yabancı isim koyma modası almış başını gitmektedir.

İçinde yaşadığımız Kocaeli’nden misal verecek olursak, şehrimizde belli başlı birkaç alışveriş merkezi bulunmaktadır. Bunlarında isimlerinin tamamına yakını yabancı olup, içindeki işyerlerinin yine birçoğu yabancı isim almış bulunmaktadır. Bu alışveriş merkezlerinden aklımıza gelenleri sayacak olursak,

REAL, CARREFOURSA, OUTLET CENTER, DOLPHIN, NCITY, KİPA, ÖZDİLEK

İsimlerinin olduğu ve buradan çok açık bir şekilde anlaşıldığı üzere yedi alışveriş merkezinden sadece ÖZDİLEK isminin yerli olduğu görülmektedir.

Şimdi bir de örnek olması bakımından sadece DOLPHIN alış veriş merkezin de bulunan işyerlerinin isimlerine bakalım,

BATİK, D’S DAMAT, DAGİ, HERRY, İPEKYOL, KANZ, KOTON, LUCA BUTİK, NIKE, PANÇO, STEFANEL, TABUU, ENGLISH HOME, STEP HALI, TCHIBO, BUN DESIGN, FLORMAR, MERMAID, ROSENSE, SEVİL PERFÜMERİ, SWATCH, YVES ROCHER, TOYZZ SHOP, HARIBO, STARBUCKS, YUMMY CAFE, MİGROS, SHAKA, BURGER KING, ÖZSAR, RAMİZ, KARTAL YUVASI

Şimdi bu 32 isim arasında SEVİL PARFÜMERİ’yi de Türkçe isim olarak kabul edecek olursak, sadece beş Türkçe isim bulunmaktadır. Fiili durum böyle olunca bu işte acayip durumun olduğu çok açık bir şekilde görülmektedir.

******

İşyerlerine isim verme hususunda yapılan uygulamaları araştırdığımızda karşımıza şöyle bir durum çıkmaktadır. Türkiye genelinde bazı belediyeler, bu hususu kendilerine dert edinerek belediye meclislerinden karar çıkartmışlardır. Bu cümleden olarak. medyadan derlenen bilgilerden bazı örnekler vermenin faydalı olacağı kanaatindeyim:

KARAMAN BELEDİYESİ: Belediye Meclisinin 2012 bütçe müzakereleri esnasında, levha vergileri konusundaki “Türkçe olmayan levhalardan % 50 daha fazla vergi alınması” maddesini değiştiren meclis , % 50 değil, % 100 daha fazla vergi tahakkuk ettirilmesi hususunda  Belediye Başkanına yetki vermişlerdir.

Konu ile ilgili açıklamada bulunan Belediye Başkanı , “Liberal ekonomide kişilerin, kurumlarına istedikleri isimleri koymasında yasal bir sakınca yoktur. Fakat levha vergilerini tespit etmeye yetkili olan Belediye, ‘Yabancı Kelimelerden Oluşan Levhalara’ takdir yetkisini kullanarak bu uygulamayı yapabilmektedir” diyerek konuyu titizlikle uygulayacaklarını ve esnafımızdan da bu konuda anlayış beklediklerini ifade etmiştir.

AYDIN BELEDİYESİ: Takdir yetkisini kullanarak yabancı isimlerle yazılmış olan tabelalardaki LEVHA VERGİSİ’ni Türkçe yazılmış levhalara nazaran % 100 artırarak uygulanmasına karar vermiş bulunmaktadır.

TRABZON BELEDİYESİ: . Belediye Meclisinin yaptığı toplantıda Kültür Çevre Turizm ve Spor komisyonundan gelen rapor oy birliği ile kabul edilerek bundan sonra Trabzon’da açılacak iş yerlerine Türkçe isim verilmesi kararı alınmıştır.

Belediye Başkanı yaptığı açıklamada, Teknik Üniversite Türkçe bölümü öğrencilerinin 2010 yılında başlattığı “Türkçemiz Turkcheleşmesin” sloganıyla başlattıkları imza kapmayası ve yaptıkları çalışmaları Trabzon Belediyesi’ne sunduklarını söyledi. Kendilerine bu konunun takipçisi olacaklarına dair söz verdiklerini hatırlatan Başkan  “Belediye Meclisimizde alınan karar gereği artık bundan sonra açılacak iş yerlerine Türkçe isim verilmesi konusunda Belediye Zabıtası yetkilendirildi” demiştir.

Sivas Belediyesi: Yabancı isim kullanan firmalardan reklam tabela vergisinin üst birimden alınacağı karara bağlanmıştır.

Belediyeden yapılan yazılı açıklamada, Belediye Meclisi tarafından iş yeri tabelalarında Türkçe isim kullanılmasını teşvik etmek maksadıyla karar alındığı izah ederek, buna göre Türkçe isimli firma tabelalarının metre karesinden alt birim reklam vergisi alınırken, yabancı isim kullanan firmalardan reklam tabela vergisinin üst birimden alınacağı ifade edilmiştir.Bir iletişim aracı diye tanımlanan dilin, toplumu düzenlemesi, yön vermesi ve kültürün nesilden nesle aktarılmasında milli kimliğin en önemli unsuru olduğu, dilin düşünce ile olan yakın ilgisi dikkate alındığında, bu alanda meydana gelecek kirliliğin zamanla fikri ve milli yapımızı da bozacağı şüphe götürmez bir gerçektir” denilmiştir.

Antalya Kumluca Belediyesi: Kumluca Belediyesi’nin  meclis toplantısında, Belediyenin mücavir alanı içindeki iş yerlerine reklam, ilan ve tanıtım maksatlı sergiledikleri her türlü tabelalarda Türk dili ve sözcüklerinin kullanmaları mecburiyeti getiren kararı oy birliğiyle alınmış olup, Belediye Başkanı “Karardan sonra Kumluca da bulunan iş yerlerinde, tescilli markalar haricinde, hiçbir şekilde yabancı sözcük veya kelime kullanılmamalı. Aksi halde, yabancı dillerde reklam veya tabela bulunduranlara iş yeri ruhsatı vermeyeceğiz” demiştir..

DENİZLİ BELEDİYESİ: Belediye Meclisi şehirdeki reklam tabelalarında Türkçe haricindeki isim ve harfleri yasaklamıştır. Kabul edilen İlan, Reklam ve Tanıtım Yönetmeliği’ne göre de, 31 Aralık 2006 tarihinden sonra, tescilli markalar dışında Türkçe olmayan sözcükler ve Türk alfabesinde yer almayan harfler ilan ve reklam tabelalarında yer alamayacak, çatılarda yer alan reklam tabelaları da kaldırılarak Yönetmeliğe uymayanlar hakkında cezai yaptırımların yanı sıra, işyeri açma ruhsatı vermeme gibi tedbirlerin alınması hükme bağlanmıştır.

Yukarıda adı geçen belediyeler tarafından alınan bazı kararlardan anlaşılacağı üzere, belediyelerin, isterlerse işyerlerine Türkçe isim verilmesi hususunda bazı zorlayıcı tedbirleri alabilecekleri anlaşılmaktadır.

İlimiz Kocaeli’nde de Kent Konseyi Başkanı Dr. Halil İbrahim Kahraman da işyerlerine Türkçe isim verilmesi hususunda bir çalışma başlatmış bulunmaktadır. Başta Üniversite olmak üzere, aralarında Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın da bulunduğu birçok STK şu bu çalışmaya davet edilmiş bulunmaktadır. Yapılan toplantılarda alınan karar gereğince muhtelif çalışma grupları teşekkül ettirilmiş olup, bu gruplar zaman zaman toplantı yapmak suretiyle çalışmalarına devam etmektedir.

Öyle ümit ediyorum ki, burada hazırlanacak olan rapor önümüzdeki günlerde KENT KONSEYİ Başkanlığı tarafından başta Büyükşehir Belediye Başkanlığı olmak üzere, diğer belediye başkanlıklarına intikal ettirilecektir

Artık bundan sonra belediye meclislerinin bu husus ile alakalı olarak verecekleri kararlar beklenecektir.  Alınacak olan kararların hayırlara vesile olmasını temenni eder, bütün okuyucularıma hayırlı günler dilerim.

 

MHP Kongresi ve “Üst Kimlik”

 

Karşılıklı saygı ve hoşgörünün hakim olduğu MHP Olağan Kongresi partiye itibar kazandırmıştır. Bazıları belki gönüllerinden geçen olumsuzlukların olmamasından rahatsız olabilirler. Gerek Sayın Dr.  Devlet Bahçeli, gerek Sayın Koray Aydın kullandıkları üslup ile puan kazandılar. Dinleyicilerin ve delegelerin büyük çoğunluğu dünün gençleri idi. Ancak hala genç oldukları rahatlıkla görüldü. Hanım delegelerin çokluğu da dikkat çekti.

Sayın Bahçeli’nin konuşması klasik bir seçim konuşması değil; salonu birleştiren, örnek mesajlarla dolu ve hatırlanması gereken isimlerle süslenmişti. Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu, Prof. Dr. Erol Güngör, meslektaşım ve ağabeyim Prof. Dr. Mehmet Eröz‘den bahsedilmesi vefalı bir davranış oldu. Marşların ve sloganların hep bir ağızdan söylenmesi, birlik ve beraberlik mesajları verdi.

Bir TV kanalının beyaz mı, siyah mı bilemiyorum “Kongre’de arbede çıktı” haberi çok çirkindi. Demek arzulanan buydu. Meğer arbede dedikleri şey salon dışında kalan yüzlerce partilinin içeri girmek için görevlilerle münakaşasıymış.

Artık kongre geride kaldı. Bugün herkese düşen görev eksiksiz yerine getirilmelidir. MHP klasik bir siyasi parti değil; Milli Mücadelenin bugünü, milli devlet, üniter yapının ve Türkiye Cumhuriyetinin teminatıdır. Ülkenin MHP’ye ihtiyacı büyüktür. MHP’den beklenenler yapılan hizmetlerin yanında bellidir. Yurtdışına ve yurtdışından Türkiye’ye güzel mesajların ve olumlu rüzgârın esebilmesi için Türk Federasyona önemli görevler düşmektedir.

Uzmanların hazırlayacağı mesajlı, farklı kitapçıkların teşkilatlara ve seçmene ulaştırabilmesi isabetli olabilir. TV kanalının yayını herhalde bugünkü gibi devam etmeyecektir. Vatandaş olmadık kanalların müşterisi ve müdavimi yapılmamalıdır. Anayasa ile ilgili çalışmalarda olduğu gibi istişareye önem verilmesi faydalı sonuçlar verebilir. Türkiye’nin geleceği için önemli bir kilit rolü oynayacak yeni anayasanın milli kimliksiz, Türksüz ve milletsiz hale sokulmasını isteyenlere karşı her zeminde tepki gösterilmelidir. Bunlar yapılırken faaliyetlerin kamuoyuna duyurulmasında köşe yazarlarımıza da görev düşmektedir.  Sadece STK’nın yapmaları gerekenleri sıralamak yetmez.

Siyasi meşruiyetini Brüksel’in ve Washington’un şefaatine bağlayan bir siyaset ülke çıkarlarını nasıl koruyabilir? İşte, ABD’nin Suriye’deki isyancılar için hazırladığı ve Ankara’yı saf dışı bırakan rapor ortadadır. Geçen hafta Katar’daki Suriye ile ilgili toplantıda 2011 Ağustos’unda İstanbul’da Türkiye’nin himayesi ve düzenlemesi ile kurulan Suriye Ulusal Konseyi’nin muhalefeti temsil etmeyeceği ABD tarafından ilan ediliverdi.

Bir noktaya açıklık getirelim. Kimlik konusunda üst ve alt kimlik tanımları bize uymamaktadır. Farklı milliyetlerden ve etnisitelerden yoğun göç almış Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkelerde üst kimlik kullanılabilir. Bizde ise; Balkanlardan ve Kafkaslardan Türkiye’ye gelenler yabancı milliyet ve etnisite olmayıp dedelerinin vatanlarına dönmüşlerdir. Mesela, Balkanlardan gelen Rumeli göçlerinde binlerce insan perişan olmuş ve çok kişi hayatını kaybetmiştir. Bu insanlar kolayına kaçar, bu kadar zorluğa katlanmadan Güneye İtalya’ya da göç edebilirlerdi. Bundan dolayı yukarıda saydığımız ülkelerin aksine Türkiye’de birbirinden farklı etnisiteleri barındıran bir havuz ortaya çıkmamıştır. Kavramları çok dikkatli kullanmak gerekmektedir.

 

 

Hicret 2012 – 1

 

Bugün 1 muharrem hicri yılbaşı yeni hicri yılımız kutlu olsun.

Hicrete birde 2012’ye göre baksak nasıl olur.

HİCRET: insanın iç dünyasında gerçekleşen şeytanı karakterden Âdemi karaktere geçiş yolculuğunun adıdır.

Şöyle de tarif etmek mümkündür: Nefsi emareden nefsi mutmainneye göç olayıdır.

Sakın böyle tarif mi olur diye tepki göstermeyiniz.

Olayı bugüne özünden koparmayarak 21. asra taşımaya çalışınız.

Size hicret öncesi Müslümanların yaşadığı baskı ve zulümlerden bahsetmeyeceğim.

Zaten onları yıllardan beri dinliyor ve biliyorsunuz.

Olayın görülmeyen, üzerinde durulmayan yâda gözden kaçan yönlerini ortaya çıkarmak, onların üzerinde kafa yormanın daha doğru olacağı kanaatindeyim.

İnsanlar bugün dini için yer değiştirmiyorlar.

Ya can güvenliği Suriye ve Arakan’dan göçenler gibi, yada daha çok para kazanmak daha iyi şartlarda yaşamak için memleketlerini ya da ülkelerini terk ediyorlar.

Türkiye’den Avrupa’ya gidenler gibi

Bunun adıda hicret değildir.

Hz Peygamber (sav) ve Sahabi(r.anhum) bu amaçla Mekke’den Medine’ye hicret etmemişlerdi.

Günümüzde Müslümanların hicreti duygu ve düşünce dünyalarındaki yer değişikliği şeklinde olacaktır.

Dış düşmanla mücadele etmek iç düşmanla mücadele etmekten daha kolaydır.

Müslümanların dış düşmana yani Ebu Cehil ve uzantılarına karşı geliştirdiği refleks iç düşmanı da birçok hususta etkisiz hale getirebilir

İnancınızdan dolayı size yapılan baskı sizi inancınıza dahada yaklaştırır.

Böylece şeytan etkisiz hale gelir

Dış baskı kalkınca rehavet çöker iç baskının tasallutu altına girersiniz.

Ve çoğu zamanda bu savaşı kaybedersiniz.

Bizler hicret için vatanımızı terk edemeyeceğimize göre neyi terk edeceğiz

Günahları terk ederek hicret edeceğiz.

Günahları terk ettiğiniz zaman şeytan yakanızı bırakacak mı?

Hayır

Müslümanlar Mekke’yi terk edince Müşrikler peşlerini bıraktılar mı?

Elbette ki hayır

Çünkü müşriklerin karakteri de şeytani karakterdir.

Hicretle peşinizi bırakmaz.

Küsmez

Vaz geçmez.

Asla ümitsizliğe düşmez.

Kendinizi iyi savunursanız korunur hatta galip gelebilirsiniz

Ama asla yok edemezsiniz.

Müslümanlar rahat bir nefes almak

Huzur içerisinde ibadetlerini yapmak ve dinlerini yaşamak için Medine’ye göç edince

Mekkeliler kurtulduk şu adamlardan deyip peşlerini bırakmadılar.

Size orda da rahat ve huzur yok, göçmeniz yetmez ölmeniz gerek diyerek imha harekatı başlattılar.

Önemli olan niyettir.

Sonuç Allah(cc)ın takdirindedir.

Burada önemle üzerinde durulması gereken sahabenin bazı özellikleri vardır.

 

1 – Fedakârlık

2 – İtaat

3 – Samimiyet

4 – Teslimiyet

5 – Cesaret

6 – Feraset

7 – Cömertlik

Bu kavramlar iyi ve doğru anlaşılmadan hicret anlaşılamaz.

Mekkeli Müslümanları Muhacir yapan fedakârlıklarıdır.

Medineli Müslümanları Enser yapanda cömertlikleridir..

Muhacirlerin fedakârlığı Enser’in cömertliğini ikiye üçe katlar

Nasıl mı?

 

Devam edecek

 

 

Teröristbaşı ile Avukatlarının Görüşmeleri

 

Teröristbaşı  “devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik bir fiil işleyen kimse eski ceza kanununun 125. maddesine göre idam cezası ile cezalandırılır” hükmü vardır.

Teröristbaşı bu kanuna göre yargılanmış ve idam cezasına mahkûm edilmiştir.

Daha sonra yeni Türk Ceza Kanununda yapılan değişiklikle idam cezası kaldırılmış ve Yeni Ceza Kanunun 302. Maddesine göre idam cezaları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.

Bu sebeple de teröristbaşı idamdan kurtulmuş ve İmralı Adasında ağırlaştırılmış müebbet cezasını çekmektedir.

Teröristbaşı yoğun güvenlik altında kesinleşmiş cezasını çekerken hakkında başka bir fiilden dolayı da açılmış bir dava yoktur.

Avukatlık kanununa göre Avukat savunmasını üstlendiği tutuklu kişi ile devamlı görüşebilir buna bir engel yoktur. Ancak savunmasını yaptığı tutuklu sanığın yargılandığı mahkemece karar verilir ve hüküm kesinleşirse artık sanık hükümlü durumuna geçer ve avukatla da bir ilişiği kalmaz.

Türk Medeni Kanununun 407. maddesi gereği bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kişi kısıtlanır.

Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür.

Şimdi soruyoruz teröristbaşına vasi tayin edilmiş midir? Edilmişse vasisi kimdir?

Kendisine vasi tayin edilen kişi kısıtlı olduğu için kesinlikle hukuki bir işlem yapamaz. Bütün işlemler vasi tarafından yapılır.

Önceden vekâlet almış avukatlarında kanun gereği vekillikleri sona erer. Ancak vasi kısıtlı ile ilgili bir işlem yapacağı zaman avukat tutabilir.

Şimdi vekillikleri sona eren avukatlar hangi yetkiye dayanarak teröristbaşını ziyaret etmektedirler.

Cezaevlerinin duvarlarında ” Hükümlü ile avukat görüşemez” diye bir yazı asılmaktadır. Hükümlü ile yalnız birinci dereceden akrabaları ile vasisi görüşebilir.

Şimdi gazetelerde okuyoruz, bazı sebeplerden dolayı teröristbaşının avukatlarına İmralı ile görüş izni verilmiyormuş. Sebeplerini kesin olarak bilemiyoruz ama şunu iyi biliyoruz ki kanun gereği teröristbaşının avukatları zaten görüşme yapamazlar buna kanun müsaade etmiyor.

 

 

Memleket Özlemi

Zaman öyle hızlı akıp gitti ki,
Çocukluğumdaki, dünü özledim.
Köydeki yaşanan sade hayatı,
Dağlarını, taşlarını özledim.

Harmanlarda ne oyunlar oynardık,
Çeliğini, çomağını, meşesini özledim.
Dağın yamacından akan gözeye,
Yaptığımız O kurunu özledim.

Kemençenin, davul zurna tadında,
Düğünlerin coşkusunu özledim.
En başta oynayan Emmim oğlunun,
Delikanlı duruşunu özledim.

Çok insan fakirdi, ama mutluydu,
Aynı kabdan paylaşmayı özledim.
Sevgiyi, saygıyı, doğal her şeyi,
Olucak, köyümün havasını özledim.

Gümüşhane kömesinin tadını,
Köyümdeki soğuk suyu özledim.
Kuşakkayam, sabah güneş doğarken,
Gölgeni de, BAYRAK gibi özledim.

PKK Karşısında Pes Etmek

 

Cezaevlerinde PKK/KCK/BDP taraftarlarının devam ettirdiği açlık grevinin geldiği bu safhada tarihi önemde bir gelişme oldu.

Hükümet adına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç şu açıklamayı yaptı: “Bu grevi yaparken dayandıkları konular, kendi konumlarıyla ilgili değildir. Cezaevi şartlarının iyileştirilmesi, kötü muamele veya fena muamele, işkence… Buna yönelik olumsuzlukların kaldırılması değildir. Üç noktada siyasi talepte bulunuyorlar. Bu siyasi taleplerin hemen hemen ikisi (Kürtçe eğitim ve Kürtçe savunma) esasen bugün için çözülmüş durumda. Diğer konu ise (Öcalan’ın tecridi) üzerinde çalışılması ve zaman içerisinde değerlendirilmesi gereken konulardır.”

Açlık grevi yapanların talep ettiği üç konu ne idi? Hatırlayalım. 1- Anadilde eğitim hakkı. 2- Mahkemede Türkçe dışında bir dille ifade verme ve savunma yapabilme hakkının tanınması. 3- Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin sona erdirilmesi.

Ak Parti’nin 4. Olağan Kongresi’nde, partinin yol haritasının özetlendiği 63 maddelik “Ak Parti 2023 Siyasi Vizyonu-Siyaset, Toplum, Dünya’ adlı kitapçıkta Kürtçe savunma yasağının kalkması ve Anadilde kamu hizmetlerine erişim vaat edilmişti.

Bu vaatlerin çok kısa zamanda gerçekleşmesini arzu eden PKK/KCK/BDP kanadı cezaevlerinde başlattıkları açlık grevleri ile derhal sonuç almak istiyor. Çünkü konjonktürün kendileri için en uygun zaman olduğunu, önümüzdeki seçimler yaklaştıkça hükümetin bu tavizleri vermesinin güçleşeceğini düşünmekte.

*****

Bu taleplerin gerçekleşmesiyle Türkiye sınırları içinde Kürtçenin tek dil olduğu bir bölge yaratılacak. Mahkemelerde ve kamu kuruluşlarında, Türkçe bilenlerin de, Kürtçe konuşmasının hak olarak kabul edilmesiyle birlikte PKK yandaşları bütün bölge halkına Kürtçe haricinde dil kullanılmasını yasaklayacaktır. Bu bölgede Türkçe konuşmak büyük cesaret isteyen bir hal alacaktır.

TBMM’de yeni kabul edilen Büyükşehirler Kanunu ile eyalet valisi gibi güçlenmiş, merkezi idare ile bağı son derece gevşetilmiş BDP’li belediyelerin hâkim olduğu bu bölge, çok kısa zamanda Barzani Kürdistan’ı benzeri federe bir devlet haline getirilecektir. Tabii Öcalan da genel afla serbest bırakılacak ve siyasi hakları verileceğinden “Türkiye Kürdistan’ı Başkanı” olacak.

PKK ve uzantısı kuruluşların planı bu. Bu plan morali ve millete güveni olan bir hükümetin kararlı politikaları sayesinde önlenebilir.

Ancak hükümetin ve AKP’nin “Kürtçe savunma yasağının kalkması ve Anadilde kamu hizmetlerine erişim” konusundaki tavrı terör örgütü ve eylemleri karşısında çaresizlik ve pes etmişlik halini yansıtmakta. Bu tavır PKK ve uzantılarının planının gerçekleşmesi için tarihi bir dönemecin aşılmasına imkân verecek.

Bu bir vehim veya vesveseli bir tahmin değil. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti o bölgede PKK’nın silahlarının gölgesinde yapılan seçimlere mani olamamakta. PKK destekçilerinin bu baskı altında kazandığı milletvekili ve belediye başkanlarını Kürt halkının temsilcisi saymakta. PKK terör örgütünün siyasi taleplerini Kürt halkının meşru hakları imiş gibi onlarla müzakere etmekte.

Bir yandan “herkese istediği dilde savunma hakkı”, “ana dilde kamu hizmetine erişim” çalışması yapacaksınız ve bir yandan da “tek devlet, tek millet, tek bayrak” diyeceksiniz. Bu yaman bir çelişkidir.

Kamu hizmetlerini çok dilli hale getirirseniz, bu ülkenin bölünmesi kaçınılmaz olur.

*****

Adalet Bakanı Sadullah Ergin‘ in herkese istediği dilde savunma hakkına dair açıklaması şöyle: “Türkçe bilmeyenlerin başka dilde savunma yapma olanakları zaten mevcut yasada var. Türkçe bilmeyenler tercüman aracılığıyla mahkemede savunma yapıyorlar. Yeni düzenlemede böyle bir şart olmayacak. Herkes (Türkçe bilenler de) kendini en iyi hangi dilde savunabileceğini düşünüyorsa, o dilde savunma yapacak. Bir sınırlama söz konusu değil. Ayrıca buna anadilde savunma demek de doğru değil kişi anadili olsun veya olmasın, hangi dilde kendini daha iyi savunacağını düşünüyorsa o dilde savunma yapabilecek.”

Böyle bir düzenleme adalet sisteminde tam bir keşmekeş yaratacaktır.

Ayrıca böyle bir hak ne Avrupa’da ve ne Amerika’da verilmiş değil. AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi)nde de resmi dili bilenlere böyle bir hak vermiyor. Bizde halen mevcut olduğu gibi resmi dili (Türkçe’yi) bilmeyenlere ücretsiz tercüman hakkı tanıyor. Osmanlı döneminde de böyle bir hak verilmemiştir.

Yani uluslararası hukuka göre Türkçe bilenlere BAŞKA DİLDE savunma imkânı vermek, hak değil imtiyazdır.

*****

Her konuda AB ve ABD‘yi örnek gösterenler bu konuda bu devletlerde olmayan (Osmanlı döneminde de olmayan) bir siyasi imtiyaz talebinin yerine getirilmesini istiyor.

BaşbakanBu açlık grevleriydi, ölüm oruçlarıydı bunlar şantajdır, bunlar blöftür, bunlar şovdur” diyor ama hükümeti şantaja boyun eğmiş olmalı ki, PKK’nın siyasi taleplerini yerine getirme hazırlığında.

Yandaş medyabu siyasi taleplerin meşru ve haklı olduğu” karşılanması gerektiğini anlatarak, “tek çıkış yolu gibi görünen kapıya işaret edelim: Öcalan’a uygulanan tecrit kaldırılsın ve Öcalan bu “açlık grevi”ni sonlandırsın…(Kürşat Bumin- Yenişafak Gazetesi) şeklinde akıl veriyor, kamuoyu oluşturuyor.

Türkiye kendi eliyle kendine kurşun sıkıyor. Hem de topuğuna değil göğsüne.

Ak Parti’liler ve bu partiye oy verenler tarihi bir vebal altına girmek üzere.

 

 

Kainat ve Allah

0

 

Kâinât. Evren. Zerre ve atomdan tâ seyyârâta. Gezegenlere. Galaksilere. Ve daha bilmediğimiz.  Görünen görünmeyen mevcûdâta kadar, tüm varlıkları ile küçük büyük birer dil hükmünde. Tamâmı. Bütünü ile birlikte Allah’ın var ve bir olduğuna muazzam, çok büyük bir bürhân. Bir delîl. Bir kanıt.

Gayb. Görünmeyen hâl lisânı. Hâl dili.  Allah’ın var ve bir olduğuna şâhit. O’na şâhitlik. Ona tanıklık etmekte. İşte bu gayb lisânı. Basarla. Baş gözüyle görünmez dil. Kalb gözüyle.  Basîretle görülür. Şahâdetle Allah’ı müsebbih. O’nu tesbîh eder. O’nu san’atı ve mükemmelliği ile över. O’na şahâdet ve şâhitlik eder.

Evet gayb lisânı. Hâl dili muvahhit.  Allah’ın birliğine inanır. Bunu kabûl eder. Allahı birler.     Evet Kâinât. Evren. Bütünüyle. Varlığın. Rahmet sâhibi. Rahmân olan Allah’ın tevhîdini. Birliğini. Büyük bir sesle âdeta haykırır. O’nu zâkir. Zikredici ve anıcıdır. Allah’ın var ve bir olduğunu hatırlatır. Bunu hâl dili  ile ifâde eder. Ve der ki: “La İlahe illa Hüve.” “O’ndan başka İlah yok. Ancak O var.” (Âl-i İmrân: 18; Tevbe: 129; Hûd: 14)

Kâinâtın bütün hüceyrâtı. Hücreleri. Zerrâtı. Zerre ve atomları. Lisân-ı zâkir. Allah’ın var ve bir olduğunu zâkir. Zikredici birer lisân ve dil.

Kâinât’ın bütün erkânı. Esâsı. Kaaide ve kuralları. A’zâsı. Uzuv ve organları. Allah’ın var ve bir olduğunu zâkir. Zikredici. Anıcı birer lisân. Birer dildir.

Onlar. İşte o büyük sesle berâber derler ki: “La İlahe illa Hüve.”

O dillerde tenevvü ve çeşitlilik var.

O seslerde merâtip ve mertebeler var.

Fakat. Her şeyin savtı. Sesi. Zikri. Anışı. Bir noktada toplanır. Ki o da: “La İlahe illa Hüve.”dir.     Bu Kâinât. Bu Evren. Bir insân-ı ekber. En büyük insân hükmünde. Dâim zikirde. Allah’ın var ve bir oluşunu. Büyük sesle. Durmadan söyler durur.

Kâinât ve Evren’in bütün eczâsı. Cüzleri. Parça ve kısımları. Zerrâtı. Zerre ve atomları. Küçücük sesleriyle. O bülent. O yüksek sesi oluşturur. Ve berâberce derler ki: “La İlahe illa Hüve.”

Şu Âlem. Şu Kâinât. Şu Evren. Sanki bir zikir  halkası. Aşr’ı. Kur’ân’dan on âyetlik bölümleri. Okur hâlde.

Okudukları o Kur’ân ki maşrık-ı Nûr. Nûr’un doğduğu yer. Nûr’un kaynağı. Hakîkat ve gerçek ışığının doğduğu yer.

O gerçek ise Allah’ın var ve bir olduğu gerçeğidir.

Nitekim bütün zîrûh. Rûh sâhibi canlıların. Tek bir fikirleri var. O da şu: “La İlahe illa Hüve.”     Bu Furkaan – ı Celîlü’ş – Şân. Hakk’ı Bâtıl’dan ayıran  Şânı Yüce Kur’ân. Tevhîdi. Allah’ın var ve bir olduğu inancını  nâtık. Konuşan bürhân. Delîl ve kanıtlardan ibâret.

Bütün âyâtı. Âyet, cümle ve delîlleri. Kâinât sayfasının. Allah’ın birliğine delîl olan her bir parçası gibi sâdık. Doğru birer lisân ve dildir.

İşte böyle bir Kur’ân’ın şuaâtı. Işık, parıltı ve nûrları. Bârika-i îmân. Îmân ve inanç huzmeleridir. Onları göstermesinden başka bir şey değil. Berâberce derler ki: “La İlahe illa Hüve.”

Kulağını ger. Eğer yapıştırsan şu Furkaan’a. Hakk’ı Bâtıl’dan ayıran Kur’ân’ın sînesine. Göğsüne. Derinden tâ derine. Sarîhan. Açıkça işitirsin ki: Semâ ve Gök’ten, Semâvî. İlahî kaynaktan gelen. İlâhî olan bir sedâ. Yüksek. Ulu bir sesdir ki, der: “Lâ İlâhe illa Hüve.”

“İlâh yok. Ancak O var.”

3584

O sestir gâyeten, son derece ulvî. Yüce. Nihâyet, son derece ciddî. Önemli ve samîmî.

Hem nihâyet, son derece mûnis. Câna yakın. Muknî.  Akla uygun ve iknâ edici. Üstelik bürhân, delîl ve kanıtla mücehhez ve donanımlı. Her ihtiyâcı görecek şekilde tamâmlanmış. Mükerrer.  Tekrâr tekrâr ifâde edilmiş olarak der ki: “Lâ İlâhe illa Hüve.” “İlâh yok, ancak O Allah var.”

Şu bürhân-ı münevver. Nûrlu. Parlak delîller sâhibi Kur’ân’ın cihat-ı sitte denen altı  ciheti. Altı yönü var. Hepsi de şeffâf. İçlerini olduğu gibi gösterir. Çok parlaktırlar. Üstü münakkaş. Nakışlarla süslü. Müzehher. Çiçeklerle donanmış  görüntüsü veriyor. Böyle bir sikke-i i’câzı var. Yâni taklît edilmezlik mûcizesi var. İşte bu mühür içinde. Nûr-u hidâyet. Hidâyet nûru. parlak bir ışık var. Ve der ki: “La İlahe illa Hüve.” “İlah yok. Ancak O Allah var.”

Evet. Altında nescolmuş, dokunmuş. Müheffef. Zarîf, ince ve nâziklik var. Mantık. Akla uygun söylem ve düşünce. Muhâkeme. Doğruluk ve isâbetlilik var. Bürhân, delîl ve kanıtlarla dopdolu.

Sağında aklı istintak edip konuşturuyor. Her tarafı mürefref. İnce ve zarîfliklerle çerçevelenmiş hâlde.

Ezhân ve zihinler ise “Sadakte.”  “Doğru söyledin. Seni tasdîk eder, doğrularız.” İfâdesiyle; bu gibi mânâ ve anlamları fehmeder. Derk edip algılar. Tabii ki yine “La İlahe illa Hüve.” diyerek.     Yemîn. Sağ yol. Sağ cihet olan şimalinde. Kuzeyinde ise; vicdânı, yâni insânın doğruyu bulma duygusunu istişhât eder. Şâhit  tutar.

Emâmında. Önünde. Hüsn ü hayır. Güzel ve hayır  var. Hedefinde saâdet. Onun miftâhı, anahtarı ise her dem terennüm edilen: “La İlahe illa Hüve.”  “İlah yok. Ancak O Allah var.” söylemi.

Emâm olan , önü sayılan verâsında. Ötesinde; ona mesnet, ona dayanak semavîlik ve göksellikdir ki, mahzâ vahy-i mahz-ı Rabbanîdir. Varlıkları yaratan, besleyip terbiye eden Rabbin; sırf vahiyden ibâret olan sözüdür.

Bu şeş cihet. Altı yön. Ziyâdâr. Aydınlık içinde. Işıklı bir durumda.

Bürûc ve burçlarında tecellîdâr. Tecellî edici. İlahî kudret eseri olarak der ki: “La İlahe illa Hüve.” “İlah yok. Ancak O Allah var.”

Evet vesvese-i sârık. Hırsız vesvese. Hırsızların kuruntusu. Bâ vehim. Vehimli, kuruntuyla dolu.  Şüphe. Vehim ve kuruntularla berâber şüphe-i târık. Karanlık şüphe. Yol şüphesi. Yolun şüpheli oluşu gibi tereddüt verici şeylerin ne haddi, yetki ve değeri var ki, o mârık, tefrikacı, dönek, o dinsiz girebilsin. Bu bârık. Şimşek gibi parlak. Aydınlık Kur’ân Kasrı’na. Kur’ân Köşkü’ne.

Hem o şârık. Parlak. O nûr saçan Kur’ân ki, sur ve kale duvarı hükmünde olan sûreler. Kur’ân bölümleri. Yine Kur’ândaki şâhik; yüce burçları olan kale. Ulu dağ. Yüksek ve yüce her bir kelime. Bir melek-i nâtık. Konuşan bir melektir  ki, “La İlahe illa Hüve.” “İlah yok. Ancak O Allah var.” Deyip durmakta.

3585

 

 

Mustafa Kemal’i Anarken…

 

Bedensel olarak aramızdan ayrılışının 74. Yılında Gazi Mustafa Kemal’i bir kez daha saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Bugün, O’nu ve bu ülke için yaptıklarını yok saymaya, yok etmeye çalışanlar ve insaf dışı suçlamalarla karalamaya çalışan “dahili ve harici bedhahlarımız” var!

O’nu “demokrasi karşıtı” ve “diktatör” olmakla suçlayanlar, bugün O’nun kurduğu Cumhuriyet’i temel niteliklerinden uzaklaştırmaya ve devrimlerini yok etmeye çalışanlar var!

O’nu “dinsiz” olmakla itham eden gafiller var!

Mustafa Kemal, yaşadığı çağın en büyük lideri ve devrimcisiydi.

O, ülkemizin emperyalist güçlerce paylaşımına karşı çıkmış, yaşamını tehlikeye atarak, Anadolu halkı ile onurlu bir kurtuluş mücadelesinin önderi olmuştu.

Oysa bugün, “Kurtuluş Savaşı olmamıştır” diyen, yalan ve alçakça iftira batağına saplanan meczuplar var!

O’nun, “halk yönetimi” olan Cumhuriyeti kurmasını, halkını bir sülalenin kulu-kölesi olmaktan “vatandaş” olma kimliğine kavuşturmasını; O’nun “tüm inanç gruplarının özgürce yaşaması” olan “Laik Devlet” ilkesini içine sindiremeyen, halkı yeniden “kul-köle” yapmaya çalışan çağdışı insancıklar var!

O’nu seven ve sayanları “puta tapanlar” olarak niteleyen alçaklar var!

Peki, Mustafa Kemal kimdir?

O bir “insandır.”

Çağının koşullarında ülkesini ve halkını özgür kılmaya çalışan Mustafa Kemal “dinsiz” de değildir, bir “put” da değildir.

O’na saygı ve sevgi ile bakanlar da “putperest” değildir.

O’nu “dinsiz” diye göstermeye çalışanlar, O’nun din aleyhine söylediği hiçbir cümleyi ortaya koyamıyorlar. Oysa, O’nun din hakkında söylediği pek çok söz ve eylem vardır.

Ülkemizde ilk kez İmam Hatip okulları ve İlahiyat Fakültesi açan; kutsal kitabımız Kur’an ı Kerim’i gerçek bir din bilgini olan “Elmalılı Hamdi Yazır” hocanın  Türkçe tefsirini yaptıran; bu ülke halkının dinini özgürce yaşama olanağını sağlayan Mustafa Kemal’dir.

“Size hiçbir tabu bırakmıyorum, yalnızca aklın ve bilin ışığında yürüyün” vasiyetini yapan da O’dur.

İslamiyet de, “akıl dini” dir.

Hazreti Muhammed; “din akıl sahiplerine seslenir” demiştir. Ama, dünden bugüne, “aklı hiçe sayan”, ve “din dışı hurafelerle” halkı uyutup uyuşturmaya çalışan, akla ve bilime düşman meczuplar, peygamber efendimize bile hakaret etmektedirler.

Bunlar, yüce dinimizi “kirli siyasi emellerine” bir araç gibi kullanan; halkı, “sürü gibi gütmeye” çalışan ahlaksızlardır!

Gerçek ortadadır; aklı ve bilimi rehber edinen ülkeler her yönden gelişmiş,  halkına “özgür bir yaşam” olanağı sağlamışlardır.

Bugün, halkının çoğu Müslüman olan ve birçoğu  “sözde şeriat” düzenine göre yönetilen 57 İslam ülkesinin toplamı bir İsrail kadar güçlü değiller.

Her birinin başındaki “efendiler” halklarını kendi çıkarlarına göre belirledikleri bir baskı düzeni içinde inletirken, kendileri büyük zenginlikler içinde zevk-ü safa içinde yaşamakta, emperyalist güçlerle işbirliği yapmaktadırlar. İşte; Suudi Arabistan, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri bu kirli düzene tipik örnekler!

Onlar için “şeriat” yok! Onlar ve sülaleleri içki de içiyor, mayolarıyla denize de giriyor, dünya nimetlerinden müsrifçe yararlanabiliyorlar.

Dünyanın en lüks yatları, malikaneleri,  yabancı bankalardaki büyük varlıkları içinde yaşıyorlar.

Halklarını “dini kullanarak” sömürüyorlar…

Kimi-“din adamı kılıklı emperyalist maşaları” halkını dini kullanarak kandırıyorlar. Örnek mi istersiniz? Kıbrıslı “Şeyh Nazım” Annan Planı için halkına ne vazetti? “Annan Planına evet demek rahmani, hayır demek şeytanidir” dedi! Emperyalist  güçler “din adamı kılıklı maşalarını” böyle kullanıyorlar!

Mustafa Kemal, işte bu sahtekarlıklara karşıydı.

O’nun için bugün, Mustafa Kemal’i türlü yalan ve iftiralarla karalamaya çalışıyorlar.

Laik devleti yok etmeye,  üniter devlet yapımızı parçalamaya çalışıyorlar.

Mustafa Kemal’in yoktan var ettiği “ulusal varlıklarımızı yabancılara satıyorlar.

Bu ülkeyi, küresel düzenin efendilerinin hizmetkarı yapmaya çalışıyorlar.

Ama, ne yaparlarsa yapsınlar, başaramayacaklar.

Bu ülke, Mustafa Kemal’in “Tam bağımsız Türkiye” onurundan , “Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti” ilkelerinden asla vazgeçmeyecektir.

 

 

Yas

0

 

Hayatta en acı şeydir sevdiğimiz birinin ölümü… Kabullenmekte zorlandığımız günler haftalar en delici acısıyla geçer ömrümüzden… Geriye taşınması imkânsız bir boşluk, acının dayanılması zor ağırlığı yerleşir yüreğimizin tam da ortasına…

Mesleğim gereği bu acıyla hayatlarının bir noktasında tanışan insanlarla görüştüm… Yakınlaştım.. yaklaştım … yüreklerindeki o anlatılması imkansız acının yakıp kavuran çaresizliğine dokundum…

Ellerim değil yüreğin acıdı. Acılarını içimde bir yerlerde hissedip onlarla birlikte döktüm gözyaşlarımı ama nafile…  ne onların içindeki acının ateşini söndürmeye ne de benim yüreğimdeki korlaşmış ateşin alevlenmesini engellemeye yetmedi..

Mesleğimi yerine getirirken bazen bir avantaj gibi görünse de empati kurabilme gücüm, çok zaman bir dezavantaja dönüşüyor… çok zorlandığım zamanlardır yas sürecindeki insanlarla yaşadığım terapi süreci …

Yirmi yılı aşkın bir süredir uzman olarak çalışmama rağmen karşımdaki kişinin yas acısı orada, o terapi odasında kalmaz, kalamaz..taşınır benimle birlikte günlerime, gecelerimin zifiri karanlığına…. Yüreğimde taşıdığım kaybettiklerimin acısını, özlemini körükleyen bir rüzgar misali eser kulaklarımda uğuldayarak, içimdeki dinginliği sakinliği yerle bir edip savurarak…

Birçoğunuz sevdiklerini kaybeden ve bu acıyla baş etmeye çalışan kişileri uzaktan ya da yakından tanımış veya tanık olmuşsunuzdur. Hatta beklide bu acıyla bizzat kendiniz baş etmek zorunda kalmışsınızdır. Ama şu bir gerçek ki giden kişinin ardından hayatımız asla eskisi gibi olmaz… Zira Onun yokluğunun açtığı boşluk hiç bir şeyle ve hiç kimseyle dolmaz doldurulamaz…

Şayet inanç ve itikat noktasında yeterli duygu donanımına sahipseniz Yaradana küsmez isyan etmezsiniz…  Zamanımız geldiğinde sevdiklerimizle ebedi hayatta bir araya geleceğimizi düşünür o zamana dek bu dünya ile meşgul olup oyalanmaya ve kendimizi o küçük kıyametimizin koptuğu güne hazırlamaya çalışırız yüreğimizde kavuşma günün ümidi ve sabırsızlığı ile…  Hep merak etmişimdir Allah inancı olmayanların bu acıyla nasıl baş ettiklerini… zira onlara göre bir yok oluştur ölüm…  yok olmaktır… sevdiği kişiyi bir daha hiç görememek ve ona kavuşamamaktır… Unutulup gitmek sanki bu yeryüzünde hiç yaşanmamışlık demektir.

Sanırım inananların yas acısından daha büyük bir acıdır inanmayanların ölüm acısı…yok oluş acısı ve korkusu yoklar içten içe inanmayan kalbi… Baş etmesi güçtür, çetindir….

Kalplerimizdeki inancı ve itikadı korumak ümidiyle…..