Millet yaz tatili havasında iken teröristbaşı Öcalan’ın görüşleri doğrultusunda hazırlanan bir çerçeve yasa TBMM’den geçirilmeye çalışılıyor. Bu “çerçeve yasa”, arkasından süreç kapsamında geleceği beklenen yeni yasalar ve “Yeni Anayasa” ile Türkiye’nin üniter milli devlet yapısından uzaklaşılacağı anlaşılıyor. Özerk bölgeler, kantonlar, federasyon, konfederasyon modellerine geçiş hazırlığı hızlanmış durumda.
Bu konularda, ailemle birlikte yaptığım tatilden önce okumalar yaptım. İsviçre merkezli (Bern, Luzern, Cenevre, Lozan, Zürih’i), Fransa’da (Colmar ve Strazburg’u), Almanya’da (Münih’i) içine alan gezimizi yaparken buraların yönetim modellerini öğrenmeye, Türkiye’ye getirilmek istenen modelle karşılaştırmaya çalıştım.
DEM Parti’nin 8-9 Haziran tarihlerinde düzenlediği “Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı”nın sonuç bildirgesinde “tekçi, katı ve merkeziyetçi yönetim biçimine karşı yerel demokrasiyi önceleyeceği”, “bu kapsamda komünler, meclisler ve kent konseyleri aracılığıyla katılımcı yönetim modelinin güçlendirileceği” ifade edilmişti. Ayrıca öncelikle “Sayın” dedikleri teröristbaşı Abdullah Öcalan’a “özgür çalışma ve iletişim koşulları sağlanması, statü belirlenmesi” istenmişti. “Ardı sıra çerçeve yasa kapsamında ‘özgürlük ve demokratik entegrasyon yasalarının’ çıkarılarak hayata geçirilmesi, yasal düzenleme gerektirmeyen adımların ise hızla atılması ve daha sonra yeni düzenlemelerle güvence altına alınması gerekmektedir” denilmişti.
Öncelikle bu kapsamda yapılan açıklamaların (Öcalan, DEM, Devlet Bahçeli, Özgür Özel’in Yeni Parti’sinden Sezgin Tanrıkulu dahil) hemen hepsi aynı çizgide buluşuyor. Gelişmeler “Terörsüz Türkiye” projesi başlangıcında dile getirilen “PKK ile pazarlık yok, kayıtsız şartsız tasfiye olacak” vaatlerinin tamamen yalan olduğunu ispatlıyor. Çerçeve yasa ile ilk etapta 3500-4000 civarında terörist tahliye edilecek.
“Süreç” taraftarlarının açıklamalarından, Türkiye’de amaçlanan yeni yapılanmanın, Avrupa’daki benzer isimlerle yapılan uygulamalarla alakası olmadığını, daha çok Irak ve Lübnan modeline benzediğini anlayabiliyoruz.
Avrupa’daki federasyon, eyalet, kanton gibi uygulamalar hem tarihsel gelişimi ve hem de uygulaması itibarıyla DEM/PKK taleplerinden de Irak ve Lübnan uygulamalarından da çok farklıdır.
**********************************
Yerel Yönetimlere Yetki Devrinin Amacı Farklıdır
Avrupa’da (özellikle Fransa ve Almanya’da) yerel yönetimlere yetki devri, çöp toplama, ulaşım, yerel vergi toplama gibi tamamen idari hizmetlerde ekonomik verimlilik amaçlıdır.
Türkiye’de “Çerçeve Yasa” ile başlatılan sinsi adımlardan biri “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki (AYYÖŞ) çekincelerin kaldırılması” talepleridir. 1992’de onayladığımız AYYÖŞ’e konulan çekinceler şunlardır: İçişleri Bakanlığı’nın (merkezi idarenin) belediyeler üzerindeki “idari vesayet” denetimi, yerel yöneticilerin görevden alınabilmesi ve mali kaynakların dağıtımı.
Bu çekinceler kalkarsa, merkezi hükümet teröre finansman sağlayan veya “öz yönetim” ilan eden bir yerel yönetime hukuken müdahale edemez hale gelir. “İdarenin bütünlüğü” ilkesi fiilen çöker.
“Yerel yönetimler reformu” veya “demokratik özerklik” adı altında istenenler ise “anadilde eğitim, kendi yerel kolluk kuvvetini kurma ve bölgesel parlamento gibi doğrudan siyasi egemenlik” taleplerini barındırmaktadır.
Görüldüğü gibi Türkiye’de istenen modelde, idari verimlilik değil, etnik bir temele (Kürt kimliğine) dayalı bir statü (özerklik/federasyon) talebidir. Siyaset biliminde buna “Asimetrik” yapı denir.
Avrupa ülkeleri, son derece korunaklı bir siyasi coğrafyada bulunmalarına rağmen, kendi üniter yapılarını korumak için çeşitli uluslararası sözleşmelere şerhler koymaktadır.
Türkiye’nin güvenlik, terör ve jeopolitik riskleri (Suriye, Irak sınırındaki istikrarsızlık, İran ve Ukrayna’da devam eden savaşlardan etkilenme riski) Avrupa’nın hiçbir ülkesinde yoktur.
İspanya’da (Katalonya) ve İngiltere’de (İskoçya) etnik temelli asimetrik özerklikler, bu ülkeleri sürekli bir bölünme tehdidi ile karşı karşıya bırakmaktadır. Avrupa’nın en köklü demokrasileri bile etnik özerkliği yönetemezken Ortadoğu ateşinin içindeki Türkiye’nin bu modeli kaldırması imkansızdır.
**********************************
Tarihi Süreçler Farklıdır
Avrupa’daki ademi merkeziyetçi (merkezi olmayan) veya federal yapıların kökeni “ayrışmaya” değil, tarihsel olarak bağımsız olan yapıların bir araya gelmesine dayanır. Türkiye’de ise süreç taraftarlarınca talep edilen model, bütünleşik bir yapıyı bölmeye (asimetrik federasyon) yöneliktir.
İsviçre’de var olan bağımsız bölgeler (kantonlar) dış tehditlere (Habsburglar vb.) karşı gönüllü birleşmişti. Farklı diller ve etnisiteler “İsviçrelilik” üst kimliğinde buluşmuştu. Yani kantonlar birleşerek İsviçre devletini kurmuştur. Türkiye’de ise üniter T.C. devleti parçalanarak kantonlara/özerk bölgelere dönüştürülmek istenmektedir.
Almanya’da tarihsel olarak bağımsız prenslikler ve krallıklar (Bavyera, Prusya vb.) Alman milli birliğini sağlamak için bir araya gelmiştir. Ancak eyalet sınırları etnik kökene göre değil, tarihsel ve coğrafi sınırlara göre çizilmiştir. Homojen bir Alman kültürü hakimdir.
Fransa’da da “Bölünmez Cumhuriyet” ilkesi esastır. Siyasi özerklik yoktur, sadece hizmetlerin yerelden verilmesi (idari yerinden yönetim) vardır. Fransa, Korsika gibi bölgelerin özerklik taleplerini anayasanın “bölünmezlik” ilkesiyle reddeder. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı üniter yapısına zarar vermeyecek çekincelerle uygular.
**********************************
Türkiye Cumhuriyeti Avrupa’ya Da Ortadoğu’ya Da Benzemez
Federasyon tarzı yönetilen Avrupa ülkelerinden farklı olarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti parçalanmış bir imparatorluğun ardından, Sevr’e ve işgale karşı varoluş mücadelesiyle (Millî Mücadele ile) kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Türklerin ve kendini Türk hissedenlerin kurduğu bir devlettir.
Türkiye’de Kürt ve Türk nüfus coğrafi olarak kesin çizgilerle birbirinden ayrılmış değildir. Milyonlarca iç göç, karma evlilikler ve ticari entegrasyon yaşanmıştır. Etnik ve kültürel sınırlar coğrafi olarak ayrılamaz durumdadır. (Örn: İstanbul’un, Antalya’nın, İzmir’in, Adana’nın, Mersin’in, Kocaeli’nin ve çoğu illerin demografik yapısı, sosyolojik ve kültürel olarak da ayrılmaz bir bütünlük arz eder).
TBMM’de “Çerçeve Yasa” ile başlayan siyasi özerklik sağlayacak yasalar çıkarılması, sosyolojik ve kültürel olarak iç içe geçmiş bir toplumu idari sınırlarla ayırmaya kalkışmaktır. Bu durum sadece siyasi bir bölünme değil; mahallelerin, ailelerin ve şehirlerin parçalanması gibi devasa bir toplumsal travma (balkanizasyon) yaratacaktır.
Bugün Türkiye’nin önüne getirilen taslaklar İzmir ile Diyarbakır’ın, İstanbul ile Van’ın arasına görünmez duvarlar örmek içindir. Avrupa’nın ‘birleştirici’ federalizmi, bizim Ortadoğu coğrafyamızda ‘bölücü’ bir fay hattı yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
NOT: Bir sonraki yazımda Irak ve Lübnan modellerini ve süreç taraftarlarının taleplerinin benzerliğini anlatacağım.


