İstibdat; tahakküm, zorbalık ve zorla hükmetmektir. Keyfî muameledir.
Kuvvete dayanarak yapılan cebir ve baskıdır. Tek reyin hâkimiyetidir.
Tek bir kişinin görüşü, arzusu ve kötü kullanmaya son derece müsait / uygun bir zemindir.
Zulmün, haksızlık ve eziyetin temelidir.
İnsaniyetin mahvedici ve yok edicisidir.
Sefalet / sefillik, perişaniyet, düşkünlük ve yoksulluk derelerinin en aşağısına;
İnsanı tekerlendirir. İnsanlık âlemini zillet / alçaklık, hakirlik ve aşağılık durumuna düşürür.
Garazları, kötü maksatları, husumet ve düşmanlıkları uyandırır. İslâmiyeti zehirlendirir.
Hatta istibdat zehirinin her şeye sirayetine / bulaşmasına zemin hazırlar.
Anlaşmazlık ve ihtilâfların; birbirine zıt ve değişik yönlerinin farklılıklarını;
Müslümanlar arasında ortaya çıkmasına sebebiyet verir.
Böylece, iman ve İslâmiyetten uzaklaşan fırka ve grupların, zuhuruna yol açar.
İşte bütün bunların ortaya çıkmasının yegâne / tek sebebi istibdat;
Yani kanun ve nizama tâbi olmayan;
Keyfî, baskıcı yönetim olan, zulüm ve tahakküme yol açan istibdatın ta kendisidir.
Evet, taklidin / delilsiz olarak hareket etme, dindeki delilinden habersiz olarak,
Keyfî bir hükümle amel etmenin yol göstereni;
Siyasî istibdat ve baskıdan meydana gelen ilmî / bilimsel istibdattır ki,
İslâmiyeti düzensiz ve karmakarışık bir hâle getiren
Fırka ve grupların doğmasının nedeni olmuştur.
İşte mahiyeti bu derece öldürücü bir zehir hükmünü almış bir istibdadı;
Osmanlı Devleti’in son yıllarında bu millet yaşadı.
Fakat bütün bunlar milletin uyanışıyla aşıldı.
Artık çok gerilerde kalmış olan ve başımızdan savmış olduğumuz istibdadın;
Bir daha gelmesine fırsat vermemek için, Demokrasi denen nimetin kıymetini bilelim.
Bir daha elimizden kaçmasına fırsat vermeyelim.
İşte Demokrasi’nin dayandığı iki temel:
“Ve işlerde onlarla istişare et (onlara danış).” (Âl-i İmran Suresi: 159)
“Onların aralarındaki işleri istişare (fikir alışverişi, danışma iledir.” (Şûra Suresi: 38)
Âyetlerinin tecellîsi / görünme ve yansıması,
Yani şer’î meşveret / dine uygun olarak yapılan meşverettir.
O nuranî / nurlu varlığın; kuvvete bedel, hayatı haktır. Kalbi marifettir. Lisanı muhabbettir.
Aklı kanundur. Şahıs değildir.
Evet, Demokrasi milletin hâkimiyeti ve egemenliğidir.
Tüm şevk, istek ve neticeleri, yüce his ve güzel duyguları uyandırır.
İslâmiyetin bahtını, kader ve kısmetini ve Asya’nın talihini daha da açacaktır.
Devletimizi ebedî ve ölümsüz kılacaktır.
Demokrasi ile idare edilen bir millet; bakileşme yolunda berdevam olup,
Daima bu yolun yolcusudur. Öyleyse ümidsizliğe mahal yok.
Bir ince tel gibi, her tarafa heva ve hevesini çevirmeye meyilli olan; bir tek kişinin;
Rey ve görüşüne dayalı istibdat yönetimini; Demokrasi; sarsılmaz bir demir direk gibi,
Ağzı körelmez bir elmas kılıç gibi olan Kamu Oyu’na dönüştürür.
Öyleyse, hürriyeti isteyenlerden olun. İnsaniyetin özü olan cüz’î iradeyi edinin.
Çünkü, Demokrasi’de meşveret denen anahtar; her müşkili çözdü ve çözer.
Çünkü, Millet göründü. Millet harekete geldi.
Milliyet içinde, İslâmiyet de ışıklandı. Şevk ile meyil ve harekete geçti.
Kısaca Demokrasi; her bir şeye titreşme ve titreşim; yani canlılık verdi.


