Devlette görev değişiklikleri olağandır. Bürokrasi durağan bir yapı değildir; yöneticiler atanır, yer değiştirir, merkeze alınır, emekli olur. Yeni gelen yöneticilerin kendi çalışma kadrolarını oluşturmak istemeleri de kamu yönetiminin bilinen gerçeklerinden biridir. Bu nedenle tek başına bir bürokratın görevden alınması, çoğu zaman üzerinde uzun uzun durulacak bir hadise değildir.
Ancak bazı görev değişiklikleri vardır ki zamanlaması, öncesinde yaşananlar ve sonrasında yapılan açıklamalar, kararı sıradan bir idari tasarruf olmaktan çıkarır. Kocaeli İl Müftüsü Mehmet Sönmezoğlu’nun 5 Eylül 2026’da görevden alınması bu duruma bir örnek olabilir.
Sönmezoğlu’nun emekliliğine yaklaşık bir buçuk yıl kalmıştı. Başka bir ile müftü olarak atanmadı; il müftülüğü görevi sona erdirildi. Üstelik bu karar, yaklaşık on ay önce şehrimizde yaşanan ve ülke çapında tartışılan bir olayın ardından geldi.
Tartışmanın merkezinde 10 Kasım 2025’te Atatürk için camilerde mevlit okutulması vardı.
Ancak ilginçtir ki, şu anki Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş da İstanbul Müftüsü olduğu dönemde Atatürk için düzenlenen mevlit programlarına bizzat katılmıştı [1]. 10 Kasım 2021’de Dolmabahçe Bezm-i Âlem Valide Sultan Camii’nde Atatürk’ün vefatının 83. yıl dönümü dolayısıyla Kur’an-ı Kerim okunmuş, mevlit icra edilmiş ve duayı bizzat İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Safi Arpaguş yapmıştı. Arpaguş duasında Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, şehitleri ve gazileri anmıştı. Programa dönemin İstanbul Valisi Ali Yerlikaya da katılmıştı. Üstelik bu uygulama istisnai de değildi. 10 Kasım 2023’te, yine Arpaguş’un İstanbul Müftüsü olduğu dönemde Dolmabahçe’de aynı mahiyette bir program düzenlenmiş, Kur’an okunmuş, mevlit okunmuş ve duayı yine Arpaguş yapmıştı. Bu kez programa İstanbul Valisi Davut Gül de katılmıştı.
Buna ek olarak, Kocaeli’de 10 Kasım’da Atatürk için il genelindeki camilerde mevlit okutulması Sönmezoğlu döneminde başlayan yeni bir uygulama değildi. 2021 ve 2023’te, önceki İl Müftüsü Sinan Cihan döneminde de Valiliğin resmi programında aynı uygulama bulunuyordu [2,3].
Dolayısıyla Sönmezoğlu’nun görevden alınmasını “Atatürk için mevlit okuttu, Diyanet bundan rahatsız oldu” şeklinde açıklamak meseleyi basitleştirmek olur.
Burada belki de başka bir noktaya bakmak gerekir: Sendikalara.
Diyanet-Sen ve Mil-Diyanet Sen sendikaları mevlit etkinliğine oldukça sert tepkiler verdi: Diyanet-Sen, camilerin “laiklik ve Kemalizm test mekânları” olmadığını söyleyerek din görevlilerinin “laikçi bağnazların emir eri” sayılamayacağını ifade ederken [4], Mil-Diyanet Sen söz konusu uygulamanın Diyanet İşleri Başkanlığının programlarında bulunmadığını ve dini teamüllerle örtüşmediğini savunuyordu [5].
Sönmezoğlu gelen bu tepkiler karşısında geri adım atmadı. Kararın Kocaeli Valiliğine ait olduğunu, Müftülüğün uygulayıcı konumunda bulunduğunu belirterek; benzer programların daha önce İstanbul ve Ankara’da da gerçekleştirildiğini hatırlattı ve tartışmayı şu sözlerle bitirdi:
“Biz devleti bize emanet edenlere her zaman dua eder, rahmet dileriz.” [6].
Belki de asıl gelişmeler bundan sonra başladı.
10 Kasım tartışmasının üzerinden henüz iki ay geçmişti ki, 6–7 Ocak 2026 tarihlerinde Mil-Diyanet Sen Genel Başkanı ve beraberindeki heyet Kocaeli’de iki günlük kapsamlı bir çalışma gerçekleştirdi. Program yalnızca protokol ziyaretleriyle sınırlı değildi. İl Müftülüğünün yanı sıra çok sayıda ilçe müftülüğü ziyaret edildi; din görevlileriyle birebir görüşmeler yapıldı.
Bu görüşmelerde din görevlilerinin sorun ve talepleri dinlenmiş, “idari uygulamalar” ele alınmış ve elde edilen saha tespitlerinin raporlanarak Genel Merkez nezdinde takip edileceği açıklanmıştı.
Aynı ziyaretin açıklamasında başka bir vurgu daha dikkat çekiciydi. Mil-Diyanet Sen, Diyanet İşleri Başkanlığının “siyaset üstü” bir konumda bulunması gerektiğini belirterek “siyasetin dine müdahale etmemesi gerektiği” yönündeki hassasiyetini özellikle dile getiriyordu [7].
Peki bu süreçte, üye sayısı itibarı ile daha küçük bir sendika olan Mil-Diyanet Sen Kocaeli’de topladığı personel sorun ve taleplerini raporlayacağını ilan ederken, yetkili sendika olan Diyanet-Sen’in aynı süreçte kamuoyu önünde sessiz kalması ne anlama geliyordu? Kamuya açık bir açıklamasına ulaşamadığım yetkili sendika gerçekten sürecin dışında mıydı, yoksa zaten Diyanet’in en üst personel yönetimiyle doğrudan görüşebildiği için kamuoyu önünde konuşmaya ihtiyaç mı duymuyordu?
Peki, kamuda sendikaların yöneticiler üzerinde bir etkisi var mıdır?
Hukuken sendikaların bir il müftüsünü atama veya görevden alma yetkisi yoktur. Bu yetki idareye aittir. Ancak kamu yönetiminde resmi yetki ile fiili etki her zaman aynı şey olmayabilir.
Sendikalar personelle doğrudan temas hâlindedir. Çalışanların şikâyetlerini toplar, bunları raporlar, genel merkezlerine taşır ve kurumların üst yönetimleriyle görüşürler. Yetkili veya güçlü sendikaların bakanlıklara, kurum başkanlıklarına ve personel bürokrasisine doğrudan erişimi bulunmaktadır. Dolayısıyla bir yönetici hakkında zaman içerisinde oluşan “personel memnuniyetsizliği”, “çalışma huzursuzluğu”, “idari uygulamalardan kaynaklanan mağduriyet” gibi değerlendirmelerin karar vericilerin önüne ulaşması olağandır.
Sendika atama yapmaz; fakat atamayı yapacak makamın önüne gelen bilgi ortamını etkileyebilir. Bir sendika sürekli rapor, şikâyet ve değerlendirme gönderirken; başka bir sendika aynı yönetici lehine ağırlık koymuyor veya sessiz kalıyorsa, karar vericinin önünde giderek tek taraflı bir kurumsal kanaat oluşması mümkündür.
Nitekim Mil-Diyanet Sen Genel Başkanının 5 Eylül 2026 tarihli X gönderisindeki “Personelimizin en fazla şikâyetçi olduğu, ciddi huzursuzlukların ve mağduriyetlerin yaşandığı iller arasında bulunan Karabük, Konya, Kocaeli, Zonguldak ve Nevşehir’in il müftüleri görevden alındı. [8]” ifadesi bu düşünceyi güçlendirmektedir.
Diğer taraftan, Mil-Diyanet Sen “personelimizin en fazla şikâyetçi olduğu iller” arasında Kocaeli’yi sayarken, Diyanet Birlik-Sen Kocaeli Şubesi aynı gün Sönmezoğlu’nun görevine devam etmesini istiyordu [9]. Dolayısıyla ortada Kocaeli Diyanet personelinin üzerinde birleştiği tek bir kanaatten değil, sendikalara göre farklılaşan değerlendirmelerden söz etmek daha doğru görünmektedir.
Mil-Diyanet Sen Genel Başkanının yaptığı açıklama, bir sendikanın personel hakkındaki değerlendirmeleri ile kamu yöneticilerinin görevde kalıp kalmaması arasındaki sınırın nerede başladığı sorusunu ortaya çıkarmaktadır. Üstelik görevden alma kararının hemen ardından yapılan bu sahiplenme, sendikal etkinin kamu idaresindeki sınırlarının tartışılmasını da gerektirmektedir.
Bu tasarruf, Karabük, Konya, Zonguldak ve Nevşehir’i de kapsayan genel bir kadro operasyonu muydu, yoksa Kocaeli’ye özgü bir sendikal baskının sonucu muydu? Bunun cevabı idarenin kapalı kapıları ardında. Ne var ki idari gerekçe ne olursa olsun, bir sendikanın kararı kendi hanesine yazıp “şikâyet ettik, aldırdık” diyebilmesi ve idarenin bu beyana sessiz kalması, kamu yönetimini sendikal vesayet şüphesinin gölgesinde bırakmaktadır. Aynı gün başka bir sendikanın aynı müftünün görevde kalmasını istemesi ise bu iddianın teşkilat adına değil, bir kanat adına konuştuğunu göstermektedir.
Üzerinde durulması gereken konu, özellikle yönetici atamalarında karar vericilerin önüne, sendikalar tarafından ulaşan şikâyet, değerlendirme ve kanaatlerin ne kadar temsil gücüne sahip olduğu ve ne ölçüde objektif biçimde doğrulandığıdır.
Bir kamu yöneticisinin başarısı veya başarısızlığı, sendikaların raporlarıyla mı, yoksa kamu yararı ve hukuk çerçevesinde somut performans kriterleriyle mi ölçülmelidir?
Yararlanılan Kaynaklar:
[1] https://istanbul.diyanet.gov.tr/sayfalar/contentdetail.aspx?MenuCategory=Kurumsal&ContentId=1958
[4] https://www.kocaeligazetesi.com.tr/haber/26756504/diyanet-senden-kocaeli-il-muftulugune-tepki
[5] https://sonkocaeli.com/haber/26759735/ataturkten-rahatsiz-olanlar-icin-muftu-son-sozu-soyledi
[7] https://www.bizimyaka.com/haber/27195112/mil-diyanet-senden-kocaeliye-ziyaret
[8] https://x.com/celaleddin_gul/status/2096129186721087709
[9] https://www.ozgunkocaeli.com.tr/kocaeli-muftusu-sonmezoglunun-merkeze-alinmasina-uysaldan-tepki


