24.4 C
Kocaeli
Perşembe, Ağustos 6, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 1001

Bu Vatan, Bu Millet, Bu Devlet Kimin?

 

Halkımızın; kimliği ne olursa olsun vatanına, milletine ve devletine bağlılığı samimî olup, muhakkak ve gerçektir. Alt kimliği ne olursa olsun! Hepsi, bu vatanın yâni Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin vatandaşı ve yurttaşıdır. Üstelik hepsi, birinci sınıf vatandaştır. İkinci sınıfı olmayan birinci sınıf vatandaş.

Fakat “millet” yorumu, millet kavramı ve millet tâbiri; yeterince bilinmiyor.

Türkiye’de yaşayan herkesin; Türk milletini meydana getiren asıl unsurlar olduğu, tam olarak fehmedilmiyor. Bilinçli olarak idrak edilmiyor. Ya da bu husus doğru şekilde anlaşılmıyor.

“Türkiye” bu coğrafyanın “alan” ismidir. Üstelik bu ismi Türkler koymamıştır.

“Türk milleti” bu coğrafyada yaşayan herkesin “millet” ismidir. Ki tarih boyunca Türkleri karşılarında bulan Batılılar; sadece Türkleri değil, Türklerin safında, yanında ve arasında olan alt kimlikleri, farklı fakat müslüman olmuş içimizdeki her insanı Türk Milleti’ne mal etmiş; Türkler diye adlandırmıştır.

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti” Anadolu ve kısmen Trakya’da yaşayan bütün halkın ortak devlet ismidir.

Türkiye’de yaşayan halk; “Türkiye halkı” değil; “Türk halkı”dır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti; Türkiye Devleti değil; Türk devletidir.

Bu ifadedeki “Türk” kelimesi “Türkler” demektir. Fakat Türkiye’de yaşayan her yurttaşı kapsamaktadır. Aslen Türk olsun olmasın fark etmez.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmî dili Türkçedir. Türkiyece değil…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gayri resmi, resmî olmayan dili de Türkçe’dir. Çünkü Türkçe’yi  -istisnalar dışında-  bilmeyen yoktur. Türkiye’nin dört bir tarafı Türkçe konuşmakta. Türkçe yazmakta. Türkçe okumakta. Türkçe’yi çok iyi bilmektedir.

Şüphesiz kimi bölgelerin ayrıca kendi yöresel dilleri vardır. Bu çok tabiidir. Halkımız onu da bilmektedir. Doğal olarak bilecektir de. Buna kimsenin bir diyeceği yok. Zaten olamaz da.

Bu vatanın samimî gerçek sahipleri olan bâzı yurttaşlarımızın, tamamen yersiz bir endişe içinde olduklarını görüyor ve çok üzülüyorum.

Çünkü bunlar, kendilerine Türk milletinin bir ferdi denilmesini hazmedemiyorlar!

Çünkü bunların; Türk milleti olarak bilinmesi zorlarına gidiyor!

Çünkü bu gibiler, kendilerine Türk olduklarının söylenmesini, bir türlü kabullenemiyor!

Şüphesiz bu tutum, davranış ve tepkileri sebebsiz değil.

Zira kendi alt kimlikleri, resmen reddediliyor sanıyorlar!

Oysa böyle bir durum yok.

Böyle bir düşünce yersiz.

Aksi takdirde bu, Türkiye’nin kendi kendisini inkârdır.

Türkiye’nin ber-hava olmasıdır. Türkiye’nin intiharı demektir.

Elbette herkesin bir menşei, bir kökeni vardır. Ki bu silinemez! Bu yok edilemez! Bu, inkar ve red edilemez!

Nitekim silinmediği, yok edilmediği, inkâr ve red edilmediği bugünkü varlıklarıyla sâbittir.

Dünü, bugün kaybetmeyenler; bugünü de yarın, şüphesiz kaybetmeyeceklerdir. Bu böyle biline!

Bununla beraber bir gerçek var:

1409

Bu toprakların adını tarih koyduğu gibi, bu topraklarda yaşayanları temsil eden halkın adını da, tarih koymuştur.

“Türkiye Türklerindir.” Veciz ifadesinde, hem bu coğrafyanın ortak adı zikredilir. Hem de bu coğrafyada yaşayan tüm insanların ortak millet ismi ifade edilmiş olur.

Alt kimlikleri ne olursa olsun, hepsinin ortaya koydukları artık bölünmez, parçalanmaz bir bütündür. Bir terkip ve sentezdir.

Sonuç birdir. Ama onu teşkil edenler farklıdır. Ayrılar, bütünleşerek ayrılmaz olmuşlar. Bir kaya gibi, tarih yolculuğunda kendilerini kaybetmeyecek bir sağlamlık kazanmışlardır.

Bu durumda her alt kimlik kazançlıdır. Çünkü uzuv ve organlar bir araya gelerek tek-vücut olmuşlardır.

Tek başına vücut sayılmayan kol, gövde bacak; bir araya gelerek vücut olmuşlar. Hem var olmuşlar, hem de var etmişlerdir. Çünkü:

Her uzuv vücut değildir. Ama her vücutta, her uzuv vardır. Var oluşta devamlılık; vücut oluşa, vücutta kalışa bağlı olduğu iyice anlaşılmalı. Yersiz alınmalardan vazgeçilmeli. Çünkü varlığımızın devamı, üst kimlikte yek-vücut olmamıza bağlıdır.

Unutmayalım ki: Türkiye’de tüm yaşayanlar; Türk milletini teşkil eder.

Unutmayalım ki: Türk milletinin yaşadığı yerin adı Türkiyedir.

Unutmayalım ki: Bütün milletin konuştuğu dil Türkçedir.

Bilelim ki: Türk milleti, sadece Türk milletinin adı değildir.

Bilelim ki: Türkiye, sadece Türklerin yaşadığı bir yer değildir.

Bilelim ki: Türkçe, sırf Türk milletinin konuştuğu bir dil değildir.

Herkes, alt kimliğini bilir. Yöresel dilini kullanır. Kendi içlerinde, kendi aralarında pek tabii olarak konuşur ve yaşatır.

Yeter ki, bunu mes’ele yapmasın!

Bir sorun haline getirmesin!

Yersiz komplekslere düşmesin!

Lüzumsuz aşağılık kompleksine kapılmasın!

X

Bizler millet olmuşuz. Alt kimliklerimiz üstünde bağdaş kurmuş olarak Türk milletini oluşturmuşuz.

Bunda hepimizin payı var.

Sonuç hepimizin.

Bunu korumak da, hepimize düşer.

Çünkü, dilimiz de bir, dinimiz de…

Hz. Peygamber’e sorarlar: “Arap kimdir?”

Cevap verir: “Arapça konuşandır.”

O halde Türk de, Türkçe konuşandır.

Zira insanın milliyetini konuştuğu ortak dil belirler.

Türkiye’de bu sağlanmış ve millet bir olmuştur.

İşte millet oluşumunun mayası, harcı bu yanıtta gizlidir. Ve o sihirli maya Türkçedir.

Türkçe müşterek ve ortak dilimizdir.

Bize artık onu korumak düşer ve düşmeli.

Üstelik bu ortaklık, asırlarca evvel sağlanmıştır.

Bu müşterek dünya dilinin kıymet ve değeri çok iyi bilinmeli.

Türkçemizi, aramızda daha da pekiştirmenin çarelerine bakmalıyız.

Çünkü din dil bir ise, millet birdir.

1410

Din bir ise millet; yine birdir.

Kaldı ki, Türkiye’de din de bir, dil de…

X

İşte şimdi,

Oldu belli.

Kimin o vatan?

Kimdir o millet?

Kimin o devlet?

 

İşte ey Sen, Ben, O!

Hepimiz bir koro.

Olduk böylece ebedî.

Kutlu vatanın bir ferdi.

Vatanın ölmez neferi.

X

Böylece haram edelim kendimize,

Birbirimize yapılacak düşmanca seferi.

 

 

Hakiki İslam Kardeşliği

 

Yüce Dinimiz İslam’ın temel amacı, mü’minleri iman bağıyla kardeş yapmak, birlik ve beraberlik içinde yaşamalarını sağlamaktır. Bu hedefini gerçekleştirmek için de bir takım kurallar getirmiş, emir ve yasaklar koymuştur.İslam, kardeşliğin olmazsa olmaz şartı olarak karşılıklı sevgiyi şart koşmuştur. Nitekim bir hadis-i şerifte; “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız”(Müslim, İman, 93)buyrulmuştur. İslam kardeşliğini muhafaza etmenin yolunun da tefrikaya (ayrılığa) düşmekten sakınmak olduğu bildirilmiştir: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı yapışın ve birbirinizden ayrılmayın.”(Âl-i İmran, 3/103) Demek ki İslam kardeşliğini korumak için Kur’an ve Sünnete sımsıkı sarılmak gerekmektedir.

Bu konudaki emir ve tavsiyelere uyulduğu takdirde Müslümanların parçalanmaları, birbirlerinden kopmaları, birbirlerine haksızlık ve kötülükyapmaları asla mümkün olmayacaktır. İslam kardeşliği Kur’an ve Allah Resûlünün sünnetinde belirtilen ilke ve değerler üzerine kurulmuştur. İslam kardeşliğiyle ilgili Hucurât suresinde genel ilkeler zikredilmiştir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

1- Ayet-i kerimede “Mü’minler ancak kardeştirler”(Hucurât, 49/10) buyrularak, bütün Müslümanların kardeş oldukları, din kardeşliğinin temel harcının iman olduğu ifade edilmiştir.Buna göre ırk, bölge, dil ve renk farklılığının İslam kardeşliğine engel olamayacağı ilan edilmiş olmaktadır.

2- Müslümanlar birbirlerine zarar vermekten sakınmalıdır.Bunun için de din kardeşleri hakkındaki haberlere ve sözlere karşı dikkatli olmalıdırlar. (Hucurât, 49/6)

3- Müslümanlardan iki taraf birbiriyle savaşırsa araları düzeltilmeli ve haksızlığa uğrayanınyanında yer almalı, adaletle davranarak barış sağlanmalıdır. (Hucurât, 49/9) Araları bozulan din kardeşlerinin arası bulunmalı, bozulan ilişkileri düzeltilmelidir. (Hucurât, 49/10)

4- Kardeşlik hukukunu korumak için hiçbir Müslüman diğer kardeşleriyle alay etmemeli ve onu küçük görmemelidir. Yine hiçbir Müslüman din kardeşini karalamamalı, onu küçük düşürücü lakaplarla çağırmamalıdır. (Hucurât, 49/11)

5- Müslümanların diğer Müslüman kardeşlerine karşı kötü zan beslememeleri, önyargılı davranmamaları gerekmektedir. (Hucurât, 49/12)

6- Müslümanlar, diğer Müslümanların kusurlarını ve mahremiyetleriniaraştırıp ortaya çıkarmaya çalışmamalı, birbirlerinin gıybetini yapmamalıdırlar.(Hucurât, 49/12)

7- Mü’min, din kardeşlerini hor ve hakir görmemelidir. Allah katında en değerli olan insan, O’na karşı gelmekten en çok sakınan insandır. (Hucurât, 49/13)Bundan dolayı hiç kimse ırkından, soy-sop, zenginlik, güzellik vb. özelliklerinden dolayıkendini başkalarındanüstün görmemelidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bütün mü’minler arasında hakiki manada İslam kardeşliğini tesis edebilmek için yoğun bir çaba harcamıştır. Özellikle Medine’de Muhacirlerle Ensar arasında meydana getirdiği kardeşlik tarihte eşine rastlanmayan büyük bir hadisedir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bu fiili çabalarının yanında sözleriyle de İslam kardeşliğinin oluşmasına ve en üst seviyede yaşanmasınakatkı sağlamıştır.  Bu hadis-i şeriflerinden bazıları şöyledir:“Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir organ rahatsız olsa, diğer organlar da uykusuzluk ve hararette ona iştirak ederler.” (Müslim, Birr, 17)“Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona (ihanet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkîr etmez. Takva şuradadır (eliyle göğsünü işaret etti). Kişinin Müslüman kardeşini hakir görmesi şer olarak yeterlidir. Her Müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer Müslümana haramdır.”(Müslim, Birr, 10)“Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.”(Buharî, İman, 4)“Hiçbiriniz kendi nefsiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için de arzu etmedikçe iman etmiş olamaz.” (Buhârî, imân, 7)

Yüce Allah’ın inananlar arasında tesis ettiği din kardeşliğinin şekilden ibaret kalmaması, Kur’an ve sünnete uygun şekilde yaşanması gerekmektedir. Bunun için yukarıda zikredilenayet ve hadislerde belirtilen hususlara uymalı, bunları hayatımıza düstur edinmeliyiz.

 

 

Ne Çektin Be Sen Türk Olmaktan!

Konunun başlığını esprili bir üslupla yazılsa da mahiyeti itibarıyla geçmişten günümüze değin devam ettirilen bir travmadır esasında.

Maksadımı şöyle izah edeyim:

Değerli okuyucular, tarihte Türklerin, atı ehlileştirmelerinden itibaren, yeni yerler keşfetme ve vatan bulma arzusu ile dünyanın çeşitli yerlerine yayıldıklarını görüyoruz. Türkler yeni yerler keşfederken çeşitli kavim ve milletlerle karşılaştıkları için kendinden farklı olanla yaşamaya dair birçok milletten daha önce bir “yaşama kültürü” geliştirmiştir.

Dolayısıyla Türk milletinde kendinden farklı olana karşı bir “ötekileştirme” yoktur. Bugün ısrarla Türk milletine karşı Ermeniler ve Kürtlere karşı bu tür suçlamalar yapılsa da bu suçlamaların asılsızlılığını yine tarih bize göstermektedir.

Nasıl mı?

Geçmişten günümüze değin önümüze konan meselelerin temel sebebi Türklerin Anadolu’yu vatan seçip buraya yerleşmesidir. Bizler bu toprakları bin küsur yıl önce Bizans İmparatorluğundan kanımızı dökerek aldık.

O zamanlar bu topraklarda yaşayan Ermeniler ve Kürtler Bizans’ın tebaası idiler. Daha sonra da Türklerin tebaası oldular. Sonuç itibariye Türklerin bu topraklara gelmesi bu iki milletin statüsünü değiştirmemiştir.

Aksine zaman ilerledikçe Ermenilere  “millet-i Sadıka” denilip padişahlık hariç her tür görev verilmiş, Kürtler ise zaten aynı kavmin kollarıyız diyerek kardeş kabul edilmiştir.

Tabii bu durum 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında gerçekleşen Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi ile değişmiştir. Daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi bu iki olay, o dönemki dünya konjonktüründe çok uluslu devletleri parçalamaya yönelik etkiler doğuran sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Türk milleti o dönemde devletin parçalanmasını önlemek için İslamcılık ve Osmanlıcılık adı altında çeşitli fikir hareketleri savunmuş fakat dağılma sürecini engelleyememiştir.

Çünkü İslamcılık fikri ile dini birlik üzerinden dağılma süreci engellenmek istenmiş fakat İngiliz, Fransız ve Rus hakimiyeti içinde olan diğer Müslüman halklar bu fikirde birleşmemiştir.

Osmanlıcılık fikir hareketini ise kendinden ayrılmak isteyen azınlıkları çeşitli hak ve özgürlükler vererek bir arada tutma çabası şeklinde özetle ifade edebiliriz. Özellikle Tanzimat Fermanı ve akabinde yapılan yenilikler bu fikrin uygulanış biçimini göstermesi açısından mühim rol oynar. Fakat o da netice vermemiştir.

Yukarıdaki iki fikir hareketinden sonra tarihsel olarak da en son Türkçülük fikir hareketi ortaya çıkmıştır. Türkçülük fikir hareketinin kızıl elması tüm Türklerin birleştiği “Turan” ülküsü olsa da o gün yaptığı işlev, yıkılmakta olan bir ülkeyi tekrar ayağa kaldırmak için kendi iç dinamiğinden bir güç oluşturmaktır.

Nitekim bu güç oluşmuş, akabinde yapılan İstiklal mücadelesi ile yeni Türkiye Cumhuriyet’i kurulmuştur.

Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluş felsefesinde yer alan Türklük, halkın milli birliğini ve beraberliğini sağlayan bir maya olarak görülmüştür.

Bu bağlamda Türk olmak demek ırki bir bağdan ziyade millet olarak bizi bütünleyen bir üst kimliktir. Atatürk ve silah arkadaşları Cumhuriyet’i kurarken, bugün her ne kadar eleştirilse de, Türk kavramını bu noktada ele almıştır.

Tüm bu tablodan hareketle kanaatimce bugün Atatürk’ü ve ekibini eleştirenlerin arka planında Türklükle olan kavga yatmaktadır. Çünkü çöken bir milleti tekrar ayağa kaldıran Türklük şuuru o gün birçok planı alt üst etmiştir.  Bugün yapılmak istenen ise zannımca Türklük mayasını ortadan kaldırıp milletimiz üzerinde yarım kalan planların tekrar hayat geçirilmesidir.

Cenab-ı Hak bizleri korusun… Zira herkesin bir planı olabilir ama Allah’ın da vardır ve biz O’na sığınıyoruz…

 

 

Dünya Türk Formu

 

SSCB’nin dağılmasıyla birlikte oluşan bağımsız Türk Devletleri sayısı 7 olmuştu. Bunların ortak diplomatik boyutlu ilk resmi kamu kuruluşu da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önderliğindeki Nahcıvan Anlaşması’yla(03 10.2009) kısa adı TÜRK KONSEYİ olan Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’dir. Büyükelçi Halil Akıncı’nın görevlendirildiği Genel Sekreterlik de İstanbul’dadır.

Türk Devletleri arasındaki kültürel bağların gelişmesini ise kısa adı TÜRKSOY olan Türk Kültür ve Sanatları Ortak Yönetimi üslenmiştir. Merkezi Ankara’dadır. Amaçları ileriye taşıyacak Türkiye’deki diğer iki kamu kuruluşu da TİKA ve Yunus Emre Türkçe Eğitim Merkezi’dir.

Bu çerçevede öteki kamu ve sivil örgütlenmeler de şöyle sıralanabilir; TC Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı, Türk Dünyası Belediyeler Birliği, Avrasya Üniversiteler Birliği, Dünya Türk İş Konseyi, Bilgesam Orta Asya Araştırmaları Enstitüsü, Türk Dünyası Mühendisler ve Mimarlar Birliği,  Türk Cumhuriyetleri Birliği Koordinasyon Merkezi, Türk Dünyası Aydınlar Ocakları, Türk Dünyası Eğitim ve Kültür Vakfı, Avrasya Yazarlar Birliği, Türk Dünyası Yazar ve Sanatçılar Birliği, Türk Dünyası Sanatçılar Birliği, Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği, İpek Yolu Medya Grubu ve kısa adı TASAM olan Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi.

TÜRK VİZYONU 2023

Geçenlerde TASAM İstanbul Titanic Otel’de üç gün süren 2. Dünya Türk Formu’nu düzenledi. Toplantıdan haberimbaşladığı gün oldu. Gittim. “Türk Diasporası ve Türk Dünyası Vizyonu 2023” programını sonuna kadar izledim. Etkinlik için ciddi sponsorlar bulunmuştu. Hükümetten ise hiç kimse yoktu. Bu şu açıdan önemli; medyaya yansıması açısından bir cazibelik içerir.Bir bakan gelsin bütün medya oradadır!. İzleyiciler ise sayıya gelecek kadardı. Öyleki konuşmacı ve müzekerecilerin sayısına bile ulaşamıyordu. Protokol oturduğu koltuktan kalkınca zaten salonunu yarısı boşalıyor her toplantıda olduğu gibi. Artık sosyolog vepsikologlarımızın buna bir çözüm araması gerekiyor zannımca.

Bana göre bu toplantıdan iki sonuç çıktı; insan kaynaklarımız belirlenmeli ve sektörler örgütlenmelidir. Bu maddeler gerçekten çok önemli.

Notlarıma baktım, dikkat çekecekleri kaydetmişim. İşte bazıları; Türklüğü medeniyetle örtüştürmek gerek. Evrensel boyutları olan değerler üretmeliyiz. Bu süreç işbirliğini emreder. Ortak alfabe ve dil oluşturulmalı ve bu konuda siyasi irade vardır. Türkler birbirini daha iyi tanımalı. Entegrasyon  sürecine girilmiştir. İslamofobiyaya karşı tedbirli olunmalıdır. Her zaman her yerde hep devlet itmesiyle değil bu birazda gönüllü olmak  gerekiyor. Çin ve Hindistan gelişmesine karşı bölgede Türk Dünyası ortak bir güç olmalıdır.

“SUŞA TÜRK DÜNYASI BAŞKENTİ” TEKLİFİ

Dünyanın her yanında Türkler var. Dolayısıyla sayısal bir sorun yok. Peki Türk diasporası neden etkisiz? Çünkü birlik düşüncesini oturtamadık. Kopuk kopuk yaşanıyor. İsmail Bey Gaspıralı anlayışı herkes için geçerli:Dilde, Fikirde ve İşde Birlik. Henüz bunu tümüyle hem uygulayamadık, hem de geçemedik. Bizim dışımızdaki lobiler bilinçli hareket ediyor; Rum, Ermeni ve Yahudi lobileri gibi. Bilinçli seçmen yetiştirilmelidir. Son yıllarda böylesi bir gelişmeye şahit oluyoruz, etkimizin arttığı görülüyor ama yeterli değil. Her sektördeki etkinliğimiz iş, medya, sanat vs daha da çoğalmalı.

Nüfus sorunu yaşayan Avrupa Birliği kendi insanının haklarını koruyor, bizde henüz yeterli değil. Mesajlarımız hedefine gitmeli. Bu haliyle bile gidebilsek 50 yıl sonra batıda Türkler yönetimleri ciddi ciddi etkileyebilecekler. Doğruları anlattıkça daha başarılı olacağız. Var mısınız Ermeni işgali altındaki Suşa’yı Türk Dünyası Başkenti ilan edelim(Azerbaycan Milletvekili Doçent. Dr. Ganira Paşayeva’nin önerisi). İletişim yüzyılı dolayısıyla her şey daha kolay. Ancak sosyal medyada yeterli değiliz. Genç kuşakları bilgilendirmeli, iletiler göndermeli ve kendimize sormalıyız; “Bu memleket için ne yaptım?”

BATININ MEVLANA’YA 7 KRİTERLE ALAKASI

Almanya’da İslam resmi din değil. Çünkü islami cemaatler birlik değil de ondan. Birliğimizi aynı dilimiz gibi, dinimizde de gerçekleştiremedik. Bu bir hastalık. Türkler Almanya’da kalıcı oldular ve sivil toplumu etkili hale getirdiler. Müesseseler ve ibadethaneler kurdular. Oysa onlardan çok daha evvel Avrupa’ya giden kuzey Afrikalılar vardı ve böyle değillerdi. Avrupa’da gençler dinlerini ve dillerini unutmamalıdır, bu bölge için de bir avantajdır. Bugün Avrupa’da 5 milyonu Türk 30 milyonu aşkın müslüman yaşıyor. Ancak hepsinin veri eksikliği var. Mesela siyasal oluşumu etkilemek için kaç kişi çift pasaportlu hala doğru olarak bilinmiyor. Bizim için kalite, azim, organizasyon ve kaynak en önemlileridir.

Türkiye Avrupa’ya artık 30 yıl sonra da olsa hizmet satıyor. AB için orta sınıf kayboldu. 35 bin üniversite mezunu Türk var AB’de, 23 bin Türk de üniversitede öğrenci! 60 bini aşkın da Türk müteşebbis yanında batılı işçi çalıştırıyor. İşte bakın 2023’ün neresindeyiz? Avrupalılar Mevlana’nın 7 kriteriyle ilgileniyor.

Sermayenin rengi yok. Türkiye’nin 107 ülkede iş konseyleri mevcut. Dış dünyada Türkiye’deki nüfusumuzdan çok daha fazla Türk yaşıyor. Farklı camilere gidenler iş konseylerinde birlikte oluyorlar. Avrupa’da 3900 Türk sivil toplum kuruluşu var. Bunlar uç beyleridir. Bunların kalbi yerel, beyni küresel insanlarımız ve sivil toplum temsilcilerimizdir.  Yurtdışındaki lokantalara bile mutfak kültürümüzle çeki düzen verdiler. Artık YÖK de üniversitelerde diaspora eğitimi vererek programında değişiklik yapmalıdır. Daha pozitif bir diaspora olmalı, sadece savunma değil, evrensel boyutu da bulunmalıdır.

BATIDA MESLEK SAHİBİ, BİRKAÇ DİL BİLEN GENÇ TÜRKLER

Temenniler üzerinde konuşulmaz.Strateji şarttır. Yansıması görülmelidir. ABD’de veya başyerdeki  Türk Günleri’ne Türkler davet ediliyor!. Hiç olacak şey mi? Neden yabancılara kendimizi tanıtmıyor, onları davet etmiyoruz?.

İslam’ın tek resmi din olarak kabul edildiği Avusturya’da Gelecek İçin Yeni Hareket Partisi 1999’da kuruldu. % 8 oranında oy alıyor.6-7 milletvekilini parlamentoya sokabiliyor. Karar mekanizmalarında artık olunması gerek. Bizi okyanusa attılar ve biz yüzmeyi orada öğrendik. Güçlenen Türkiye batıdaki Türklere  sahip çıkıyor, kalıcıyız. Hatta Avrupa’da artık müslüman mezarlıkları bile yapılıyor. Bazen tarihe dönüp bakmak gerek. Avrupa’da meslek ve birkaç dil sahibi yeni bir Türk nesil geliyor.

5 milyon nüfuslu Danimarka’da 500 bin yabancının 60 bini Türk. Çok sayıda think thank kuruluşu var. Strateji üretiyorlar. Avrupa Birliği ve ABD Türkleri araştırıyor. Enstitüler kuruyor. Buna karşılık verilmesi gerek, yani asimile proğramlarına karşı yeni bir yöntem.

BİZİM HAYATIMIZ ROMAN

Dünya yeni bir Osmanlıya gebe.Yunanistan hala kimliğimizi tanımıyor. İslam ile terörü Avrupalılar aynı anda kullanıyor. Bu tuzak karşısında bir mefküremiz olmalı. Bugün Avrupa’da Almanya, Türkiye ve KKTC  üç  pasaportlu bir toplumda yaşanılıyor. AB’de ırkçılık sorun. Türklerin 700 bin oyu var. Derin devlet de Almanya’da sınıfta kaldı. Üstelik Almanya Türklerin akıl ve kol gücüyle sınıf atlayarak iddialı hale geldi.

Irak’ta Türk liderlere de defalarca suikast yapıldı. Parlamentoda üç asli gruptan Arap ve Kürt’ten sonra 3 milyon kadar Türkmen vardır. Ancak haklarını alamıyorlar. 150 okul, 10 milletvekili ve 3 Bakan Türk Irak Meclisinde ama Türkmen bölgeleri Kürtleştiriliyor. 24 genel müdürden 23’ü Kürt, biri Türk.

Diaspora’nın bize uygun olmadığını dile getiren akademisyenler de oldu. Çünkü bu diplomatik bir tabir. Bir ülke kendi halkına karşı diaspora ile hizmet veremez, tam tersine diaspora değişik ülkelerde idealizmini anlatır, insanı ve ülkesi lehinde toplumların oluşmasına katkıda bulununur.

Rahmetli Zeki Velidi Toğan’a göre; Tacikler de Türktür. Dolayısıyla dünyadaki Türk nüfus 300 milyonu aşkındır. Türkiye dışında yaşayan Türklere çifte vatandaşlık hakkı verilmelidir. Din, dil ve tarih şuuru Avrupa’daki Türkleri ayakta tuttu ve bütün asimile programlarına rağmen milli kaldılar. Bugün Avrupa’da kısa adı EMU olan Avrupa Müslümanlar Birliği diye bir kuruluş da dikkat çekmektedir. Aslen hristiyan ve yabancı olan ancak daha sonra müslüman aydınların oluşturduğu EMU teşkilatıyla ilişkiler güçlendirilmelidir.

TÜRKLÜĞÜ 2023’DE MEDENİYETLE ÖRTÜŞTÜRMEK

TASAM, Dünya Türk Formu ikincisini başarıyla gerçekleştirdi. Yetkililere ve alakalı Devlet Bakanı’na nasıl bir rapor ulaştırıldı bilmiyorum. Ancak bir gerçek var ki TASAM Başkanı Süleyman Şensoy’un hatırlattığı gibi  “Dünya Türklüğünü medeniyetle örtüştürmek gerek. Değerli bir şeyler geliştirilmeli.” Osmanlı Cihan Devleti adaletiyle bir medeniyeti inşa etti. Fatih Sultan Mehmet’in bir Rum mimarın şikayeti karşısında Kadı Efendi’nin kısasa kısas olarak kolunun kesilmesi kararını hep örnek veririz. Yahut Balkanlar fatihi yeniçerinin yediği üzümün parasını sahibi görünmeyen bağ kütüklerinin altına bırakması olayını.

Artık yeni bir medeniyet tasavvurunu Asımın Nesli ortaya koymalı, tartışmaya açmalı, dikkatleri üzerine çekmelidir. Taklit gökdelenler ve AVM’ler artık çok sırıtmaya başladı. Türk Dünyası yeni bir sanat, kültür, medeniyet inşa ve ihyası için insan haklarının zedelendiği, emperyalizmin zirveye vurduğu, ırkçılığın tırmandığı, değerlerin tepe taklak yuvarlandığı günümüzde bu fırsatı iyi değerlendirmelidir.

 

 

Meğer Bahtımmış

 

Nergiste salladım, gülde uyuttum,
Nazlıca indirdim, elinden tuttum,
Günlerim şenlendi, gamı unuttum.
Her tavrı pek kibar, endamı zarif,
Çok söze lüzum yok, edilmez tarif.

Tebessüm katarak, sevgiyle sardı,
Huyundan pay aldı, lezzetle kardı.
Tattığım her şeyde, sanki yar vardı,
O eşsiz, hem afif, hem de çok zarif.
Sözcükle izah zor, müşküldür tarif,

Bir ömür kalbimi, koşulsuz verdim.
Bağrından kokulu, çiçekler derdim,
Mutluluk yetersiz, murada erdim,
Bir sevda gülüdür, müstesna, zarif.
Çok farklı goncadır, yapılmaz tarif,

İltifat yetmiyor, şaşırdım bilmem?
Ağlatsa gözyaşım , şifadır silmem,
Birazcık üzülse, dertlenir gülmem.
Ahvali mükemmel, kusursuz, zarif,
Anlatmak imkânsız, yetmiyor tarif.

O yoktu sağırdım, gözlerim kördü.
Şefkatle yoğrulmuş, bir yuva ördü,
Kusurum olunca, güldü hoş gördü,
Ben kaba, idraksiz, yar kibar zarif,
İzahı mümkünsüz, yapamam tarif.

Siyahtan zülfünü, bağrıma salmış.
Hayatım yıllarca, kaymakla balmış,
Yüreğim vuslatta, deryaya dalmış,
Merhamet membaı, oldukça zarif,
Her hali gizemli, ne mümkün tarif.

İyi ve zor günde, her zaman canım,
Varlığım servetim, nadide hanım,
O benim ecemdir, tahtı sol yanım.
Dünyada benzersiz, yok daha zarif,
Sözcükler yetmiyor, imkânsız tarif.

Bakışlar em, şifa, gönlümün feri,
Meğerse bahtımmış, ezelden beri.
Kıskandım kendimi, olmuşum eri,
Gezmesi, gülmesi, sevmesi zarif,
Daha da var fakat, edemem tarif.

 

 

 

Karşı Köyün Gelini

 

Bir büyüsem!

İşte böyle başlar yarının serüveni.

Dünden bugüne, bugünden yarına bu cümle sırtlanır götürür insanı götürebildiği yere kadar.

Ahkâm kesmeler çoktan başlamıştır.

Önce, varsa ağabeyini,

Yoksa ablasını, hemen peşi sıra babasını beğenmez.

Ben baba olursam,…

Bakan olursam,…

Başbakan olursam,…

Art arda kafasındaki en ideal tipi çizer adeta melaikeyi canlandırır.

Okula gider gitmez sınıf başkanından başlar, öğretmeniyle devam eder, müdürden hatta ve hatta Milli Eğitim Bakanından çıkar.

İlkokul biter, lise biter, üniversite biter.

Askere gider yazıcıyı, talime gider subayı beğenmez.

Sıra bir baltaya sap olmaya gelmiştir.

Derken o da olur.

Ben şef olursam diye başladığı söze, ikindide müdüre, akşamda daire başkanı olarak bitirir.

Aslında bitireceği yoktur da, gün akşam olmuştur artık.

Bitiriş mecburiyettendir.

Bütün bunları sıralarken, Anadolu’da ki şu deyimi görmemezlikten de gelir,

“…bakmadan Samandağ’ına oduna gitmeye kalkışır”

Bu liste uzadıkça uzar gider.

Sizin başınızı fazla ağrıtmadan “bizim köyün kızını” yani “karşı köyün gelinini” anlatarak birazda hoşça vakit geçirelim.

Bizim köyün güzel mi güzel bir kızı vardı.

Yürüdüğünde kaldırım taşları yerinden fırlardı adeta,

Sanırsınız küçük dağları kendisi yaratmış.

Yaş kemale ermiş, serilip serpilmişti.

Artık kocaya gitme vakti gelmişti.

Derken düğün dernek kuruldu.

Artık, bizim köyün güzeli karşı köyün geliniydi.

Düğün haftası bitmiş, ev işlerinin ucundan tutma zamanı gelmişti.

Evi süpürme, perdeleri değiştirmeden başladı işe,

Sahanlık, çatı arası, balkonlar her yer elden geçmişti.

Bidon bidon deterjan, koli koli parfüm kullanılmış, evin makûs kokusu giderilememişti.

Gelinin dünyası yaşadığı daire idi.

Ayağı toprağa basmamıştı.

Yaşananlara evin gerçek sahibi, kayınpeder bıyık altından gülüyordu.

Gelin her şeyi temizlediğini sanıyordu ama bilmediği bir şey vardı.

Bu da işin nirengi noktasıydı.

Evin alt katı ahırdı.

Daha da kötüsü danalar da ishal olmuştu.

 

 

 

 

 

Akil Adamlarmış!!!

0

Açıklanan AKİL adamları gördünüz mü?Allah aşkına neler oluyor? Meclistekiler akil değil mi? Peki bu akil adamları kim seçecek? Hükümet… Kimi seçecek ? …+bdp+ hükümetin isteklerine ters düşmeyen birilerini. Beni seçecek değiller ya… Peki ne yapacak bu adamlar? BDP,Öcalan ve hükümet isteklerini bu millete yumuşatarak ,sindirterek kabul ettirsinler diye görev yapacaklar. Yani hükümet sorumluluğu sırtından atıp, ilerde ters durumlar olursa ,sorumluluk bu adamlara yüklenecek… İlla bir hinlik olacak yani. İsmi geçenlere bakıyorum,bu adamlar Müslüman Türk Milleti’nin hayrına iş yapacakları kesinlikle çok şüpheli. Yönetim ergi sorumluluğu üstünden atmak için yöntem peşinde. Allah Türk’ü korusun inş…
Kafası biraz çalışan ve içinde vatan ,millet,bayrak, Atatürk, millilik ve milliyetçilik sevgisi olan herkes oyunu anlamalıdır. Ülke şu veya bu şekilde bölünmeye götürülüyor efendiler. Birlikte hareket edenlerin bir söylediği diğerini tutmuyor. MHP nin omurgalı çıkışı halkta yankı bulmuştur. Onun için Federasyon ve Eyaletçiler tedirginleştiler. En önemli sorun ise Milliyetçi Camiadaki toparlanmanın yavaş gelişmesidir. Biraz kafa yorunca başımıza neler geleceği anlaşılıyor. Çıkar ve menfaat ilişkileri bir kenara bırakılmalıdır. Herkes ;ben başkan, vekil, belediye başkanı olmak istemiyorum, bu davada bir neferim demeli … Bu gibi çıkar ilişkilerinden soyutlanarak birliğe katkı sağlamalıdır.Ciddi ciddi bölünme eşiğindeyiz.

Silahlı pkk güçleri sınır dışına çıkacak deniyor,yani Kuzey ırakta adamlar hazır kıta bekleyecek . Hükümetle ne anlaştılar bilmiyoruz, anlaştıklarını alamazlarsa tekrar saldırıya devam ,öyle mi? Seçimler yaklaştı ,İsrail meselesi gibi ABD tezgahından geçecek bu meseleler. Geçen bir amca :Bak diyor İsrail özür diledi. Kim diletti ve niçin diledi? ABD Türkiye’yi avucunda tutup,bu bölgedeki sömürüye devam edebilmek için İsrail’e özür diletmiştir.Bu budur. Şimdi de planlı bir biçimde PKK kartı oynanıyor. Kuzey Irağa çekil, istenenler verilmezse daha şiddetli vur ,yapacaktır pkk. Seçimlere kadar olaylar durulacak,halk diyecek ki bak anarşi ve terör durdu ,ne güzel. Oylar tekrar AKP ye …Bakalım bu seferde bu millet bu dolmayı yutacak mı?

İşin içinde inatla ben içgüdüsü var. Başkanlık sistemi arzusu var. Federasyon ve Eyalet sistemi var. Bu sistem geldiğinde Diyarbakır Belediye Başkanı o eyaletin başı olursa ,şimdi seni dinlemiyor,o zaman adam bağımsızlığını ilan etmeyecek mi? İngiltere’deki ayrılıkçı gruplar iki de bir ortaya konuluyor. Adamlar İngiltere’den ayrı devletler kurmanın peşinde değiller mi? BDP ,AKP maşallah Kuzey Irak yönetimi ile sıkı fıkı,açıkça herşey ortada. Şu an PKK nın siyasi hükümet kanadı ,iktidarı tartma milim milim istekleri alma peşinde. Öcalan’ın ültimatomu resmen gündeme damgasını vurmuştur. Yıllarca binlerce ölü geride bırakan bir örgüt ,isteklerini almadan asla kuzu gibi kenara çekilmez. Herkes niyetini açıklıyor zaten ,saklıda birşey yok artık. Apo ne diyorsa ‘o ‘…
Memleketin bu kadar meselesi varken ,Türkiye maalesef PKK istekleri ile yatıp kalkıyor. PKK isteklerine karşı çıkanlar da özellikle iktidar tarafından sert tepkilerle karşılanıyor. Uzatmayayım Genelkurmay Başkanımız BAŞBUĞA ve suçu olmayan PKK ile mücadele eden diğer askerlere layık görülen cezaya ve Öcalan’a sağlanan imkanları içime sindiremiyorum, kanıma dokunuyor. Kendini bu ülkenin vatandaşı olarak gören ve hain olmayan herkesin de bu mevzuda taraf olması gereklidir diye düşünüyorum.Allah Türk’ü Korusun ve Yüceltsin…Amin.

Peygamber Ahlakı

 

Peygamber(sav)in ahlakı dört temel esasa dayanır.

1 -Güneş gibidir.

2 – Bulut gibidir.

3 – Deniz gibidir.

4 – Toprak gibidir.

Şimdi bunları sırasıyla kısaca açıklayalım.

1 – Güneş gibidir.

Bütün insanlığı aydınlatır ve ısıtır.

İnanan inanmayan herkes Onun aydınlığından ve sıcaklığından istifade eder.

Bazı insanlar yarasa misali gözlerini yumsa da

Güneş bundan olumsuz etkilenmez

Onlar sadece dünyayı kendilerine karanlık ederler.

Yarasalar bile güneşin sıcaklığında büyüyüp olgunlaşan

Gıdalarla karınlarını doyururlar

Fakat onlar bunun farkında değillerdir.

Müslümanlarda güneş gibi olmalı

İnanan inanmayan

Dost düşman herkese faydalı olama gayret etmelidir ki;

Çevresine, topluma insanlığa örnek olabilsin

En azından onun olduğu ortamda yanlış işler yapılmasın

Ya da azalsın

2 – Bulut gibidir.

Bulutunda hem yağmurundan hem de gölgesinden istifade edilir.

Bulut inanan inanmayan ayırmaz.

Gölgesine sığınan herkesi serinletir.

Rahmetinden herkes istifade eder.

3 – Deniz gibidir.

Temiz ve temizleyicidir

Yağmur suyu

Kar suyu, sel suyu

Lağım suyu

Aklınıza gelebilecek her türlü pislik içerisine atıldığı halde

Bir bütün olarak onu kirletemezler

Peygamberimize de nice hakaretler edildi.

İftiralar atıldı.

Zulümler yapıldı

Fakat oda deniz gibi idi

Bulanmadı

Kendisini taşlayanlara beddua etmedi

Hayatına kastedenlerden intikam almadı.

Su hayattır

Peygamberimizde Âlemlere rahmettir.

Hayat ile rahmet iç içe olunca bir mana ifade eder

4 – Toprak gibidir.

Mütevazıdır.

Övmekle havalara girmez.

Yermekle de küserek irtibatı kesmez.

Toprak ayrıca hayatın devamı için gerekli olan her türlü besin ve gıdayı  yetiştirir.

İnsanların kabalıklarına ve nankörlüklerine kızarak bir yıl boykot ilan etse

İnsanlık acından kırılır

Sadece insanlık mı?

Peygamberimizin ahlakı böyleydi.

Peki ya sizlerin ve bizlerin

Benzer yönlerimizle farklı yönlerimizin hangisi daha fazla

Peygamberimize layık ümmet olmak

Birazda onun ahlakıyla ahlaklanmayı gerektirmez mi?

Ona layık ümmet olanlardan olmak temennisiyle…

 

 

Sürecin Neresindeyiz?

 

Adına ‘çözüm süreci‘ denilen çalışmaların şartları, kapsamı ve hedefi henüz tam bir netliğe kavuşmuş değildir. Hattâ neyin çözüleceği konusunda çoğunluğun giderilememiş tereddütleri, azımsanamayacak sayıdaki büyük bir grubun da derin endişeleri vardır.

Şartlardan başlayalım:

Şartların belirlenmesine ‘Oslo Görüşmeleri’nde başlandı. Önce görüşmeler inkâr edildi sonra da açılan pandora kutusundan saçılmış bilgilere itibar edilmemesi söylendi.

Terörist başının devrede olduğu inkâr edildi. Ardından resmî müsaade ile ve devletin imkânlarıyla heyetler lüks ada misâfirhânesine götürüldü. ‘Hiçbir tâviz verilmediği’ en yetkili kişiler tarafından açıklanınca, iyi niyetli insanlarımız tam da inanmak üzereydi ki, ada görüşmelerinin metni, gazete sayfalarında, internet sitelerinde yer aldı.

Türk bayrağı açanlardan sonra, ada görüşmeleri zaptını sızdıranlar da süreci engellemekle itham edildiler. Bayrak açanlar ‘provokatör’ suçlamasıyla mevcutlu olarak karakola celp edilirken, terör örgütünün siyasî kanadının çaycısı hakkında işlem yapılmadı. Biz sâde vatandaşlar bilmiyor olabiliriz. Saygınlığı kendinden menkul basınımız biliyordur: Mutabık kalınan pazarlıklarda çaycıya dokunulmazlık kazandırılmış olabilir mi?

Derken efendim,  terör örgütünün ‘zehirliyılan’ olarak anılan öbür başı, baş döndüren açıklamalar yaptı: ‘Silah bırakma söz konusu olamaz, çekilme yok…’ Hattâ gelecekteki programını da açıkladı: ‘Ev hapsi olmadan silahımızı da bırakmayız, bir yere de gitmeyiz.’ Bu seslerin, başçavuşun beygirinin gerisinden sâdır olduğu zannedilmiş olacak ki, kimse ciddiye almadı.

Bitmedi: Avrupalı dostlarımız (?!); terör örgütü mensuplarını ‘aktivist‘ olarak ilân etti. Bu ilan keyfiyeti muhtemelen, Avrupalı muhipleri tarafından ‘terör örgütüne verilen bonus‘ kabilinden önemsiz bir şey olarak görülüyordur.

Artık anlamalıyız: Avrupalı muhipleri bu güne kadar terör örgütüne bâzen gizli, bâzen de perde arkasından, gölgesi görülecek şekilde destek veriyordu. Artık açıkça destek verecek. Çünkü efendim, milletlerarası hukukta ‘aktivist‘: ‘şiddeti hoş gören siyasî doktrin‘ ve ‘haklı bir dâvâ için eyleme katılan kişi‘ olarak tanımlanıyor. Eee… O zaman destek neden gizlensin ki?

Ah bu dış güçler yok mu? Bizi perişan etmeye ne kadar azimliler görüyor musunuz?

Yöneticilerimiz % 99,99 oranında oy desteğine sâhip olamadıkları için dış güçlerle baş edemiyor.

Yok mu ya… bunu bir yapabilsek, insanlarımızın % 99,99’unu aynı fikir etrafında toplayabilsek… dış güçlerin tozunu atarız ‘bir dakika’da.

Bütün bu ciddî gelişmelere rağmen durumumuza bir bakar mısınız?  Durumumuzu hâlâ belirleyebilmiş değiliz: Hangi mânâda ele alırsak alalım… ‘Ne içindeyiz sürecin, ne de büsbütün dışında…’

 

 

Şehitlerimize Sesleniş

 

Hepimiz bir can taşıyoruz. Bu canı, felaketlere rağmen, belalara rağmen taşıyoruz. Can en değerli ve tatlıdır ki bizi bin türlü mihnete katlandırıyor.

Uğrunda her şeye, onur kırıcı olmayan her şeye katlandığımız bu tatlı canı yoluna seve seve feda ettiğimiz varlıklar vardır. İstiklaldir, Hürriyettir, Adalettir. Bunlar için can vermek kendisi için değil özü için toplum için yaşama seviyesine ulaşmakla bencilikten uzaklaşmakla kabildir.

Feragat ve fedakârlığın zirvesi fazilet ve ahlakın en seçkin örneği bir dava yolunda sır vermeyip ser verişlerdir. Bu topraklar feragat ve fazilet örneklerinin kemikleriyle bu gökler onların ruhlarıyla doludur.

Bu topraklarda yatanlar vatanlar istila etmek için değil vatan müdafaa etmek için istiklal söndürmek için değil, istiklal kurtarmak için haklar gasp etmek için değil hakkı korumak için, toprağa düşerek bayraklaşanlardır. Bu yüzden bir kat daha mübarek, bir kat daha mukaddestirler. Şimdi bu mübarek insanlara sesleniyorum.

Ey Şehitler;

Bayrak gönlerden inmesin, vatan bölünmesin, milletimiz var olsun diye canınızı feda ettiniz bu vatanın gerçek sahipleri sizlersiniz.

Bütün emeklerinizin nimetlerini heba eden entel liboşlar alkışlandılar sizlerin unutuldunuz. Bu entel liboşlar evlerine, yuvalarına her zaman neşe ve saadet götürdüler. Sizler üzerine elem ve acı sinmişti. Eller sevdiklerine kavuşurken sizin yavrunuzun hıçkırıkları, eşlerinizin sessiz sızan gözyaşları ana baba ve kardeşlerinizin endişeli halleri yürekler acısıydı.

Bu matem tatlıydı da çünkü onlar vatan için ölenlerin yakınlarıydı. Bu yakınlık onlara haklı bir gurur veriyor. Yaralı göğüslerini kabartıyor.

Ey şehitler, ey bu toprağın bu milletin faziletli evlatları. Siz bu millet için canınızı verdiniz gözlerinizi hayata kaparken bağımsız müreffeh bir vatan hür ve birbirini muhabbetle kucaklayan fertlerden bir millet istediniz yetimlerinizi Türk Milletine emanet ettiniz. Bunlar sizin son isteğinizdi. Ne dereceye kadar yerine getirildi? Bütün bunlara karşılık size ne yapıldı. Size layık olundu mu? Bizce hayır.

Bu vatan için şerefli ölümlere koşan kahraman ırkın çocukları, atiyi karanlık görerek azmimizi bırakmayacağız. Sizlere layık olacağız.

Her şeye rağmen kendimize güvenimiz, ırklarımızın kudretine imanımız tamdır.

“Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Üstünde yaşayanlardan çok şehitleri bulunan bu topraklar elbette vatandır.

Rütbemiz ne olursa olsun, mevkiimiz ne olursa olsun. Sivil, asker, kadın, erkek, genç, ihtiyar tam bir Mehmetçik azmiyle yarına doğru yarının şafağında parlayan Kızılelma ya doğru yürüyoruz.

Ey şehitler size sesleniyorum. Felaketler içinde bozkurt gibi şahlanan her türlü bölücülüğe karşı kalkanlaşan, bayraklaşan Türk Milliyetçileri sizin emanetinizi koruyacak ve yükseltecek bu vatanı böldürtmeyecektir. Zamanı geldiğinde bölücü başına, kandildeki karayılanlara, Oslo’daki satılmışlara gereken dersi verecektir. Allaha emanet olun rahat uyuyun.