29.4 C
Kocaeli
Pazartesi, Ağustos 3, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkDüşün Damlaları (55)

Düşün Damlaları (55)

– Yapma ve sun’î olan bir şey ne kadar güzel ve ne kadar mükemmel olursa olsun, fıtrî / yaratılıştaki / tabiî olan şeylerin mertebesine yetişmez. Onun yerine geçemez. Herhâlde sun’îliğin / tabiî olmayanların yanlışlıkları, onun hâl ve tavırlarından belli olacaktır.

– Yüce ahlâkı ve yüksek huyları hakikate yapıştıran ve o ahlâkı dâima yaşattıran, ciddiyet ile sıdk / doğruluktur. Eğer sıdk kalkıp araya kizb / yalan girerse, rüzgârlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da insanlara oyuncak olur.

– Mütenasip / uygun olan eşya arasında meyil ve cezbe / çekim vardır. Yani, birbirine temayül / meyl ederler ve bir diğerini celp edip çekerler; aralarında, ittihat / birleşme olur. Fakat birbirine zıt olan şeylerin aralarında nefret vardır, çekememezlik olur.

– Toplumda olan kuvvet fertte yoktur. Meselâ, çok iplerin tamamının teşkil ettiği / oluşturduğu urgandaki kuvvet, ipler birbirinden ayrı olduğu zaman bulunmaz.

– Bir zatta içtima eden / toplanan yüksek ahlâkın imtizacından / birbiriyle uyuşmasından; izzet-i nefis / kendine saygı, haysiyet, şeref, vakar gibi; hasis, fena tabiat ve alçak şeylere yönelmeyen yüksek hâller meydana gelir. Zaten, bir zatta bulunan yüksek ahlâk; yalan, hile gibi alçak hâlleri reddeder. Çünkü şecaat / yiğitlikle tanınan biri, kolay kolay yalana başvurmaz. Evet, tüm yüksek ahlâkı kendinde toplayan kimse, yalan ve hileye asla tenezzül etmez.

– Yaşı kırka ulaşan kimse için, iyi olsun, kötü olsun ve nasıl bir ahlâk sahibi olursa olsun, artık bu hususlar onda meleke ve alışkanlık hâline gelir. Artık terki mümkün olmaz.

– İnsan bir fennin esaslarını ve o fennin hayatını ilgilendiren noktaları bilmekle, yerli yerince kullanmasına vâkıf olduktan sonra, davasını o esaslara bine etmesi; o fende mahir ve mütehassıs / uzman olduğuna delildir.

– İnsan tabiat ve yaratılışının gereğindendir ki, sıradan bir insan da olsa, hatta çocuk da olsa, hatta küçük bir toplum içinde de bulunsa, pek kıymetsiz bir dava hususunda halka muhalefet edip yalan söylemeye cesaret edemez.

– Devlet bir şahs-ı manevî / manevî bir şahıstır. Çocuk gibi, teşekkülü / kurulması, büyümesi tedricî / yavaş yavaştır. Bunun gibi yeni kurulan bir devletin, bir milletin ruhuna kadar nüfuz eden / söz geçiren eski bir devlete galebe etmesi / üstün gelmesi, yine tedricî / zaman alıcıdır.

– Kahır / eziyet, zulüm ve cebirle zahirî / görünüşteki bir hâkimiyet, sathî / yüzeysel bir tahakküm / hüküm sürüş; kısa bir zaman için devamlı kılınabilir. Fakat bütün kalplere, fikirlere, ruhlara tesir ederek idaresinin; dışını ve içini herkese beğendirmek şartıyla, vicdanlar üzerinde hâkimiyetini muhafaza ve bunu devamlı kılmak, en büyük harika olup, ancak peygamberlere has bir özellik ve meziyettir.

– Tehditlerle, korkularla, hilelerle kamuoyunu başka bir mecraya / kanala çevirmek mümkündür.

Fakat, etkisi az, yüzeysel ve geçici olur. Aklî muhakemeyi / akıllıca karar vermeyi az bir zaman için kapatabilir. Ama irşadiyle / doğru yolu göstermekle; kalplerin derinliklerine kadar nüfuz etmek, hissiyatın en incelerini heyecana getirmek, istidatların gelişmesine yol açmak, yüksek ahlâkı tesis ve alçak huyları imha ve izale etmek / ortadan kaldırmak, insanlık haslet ve özelliklerinden perdeyi kaldırıp hakikat ve gerçeği teşhir etmek, söz hürriyetini gerçekleştirmek, ancak hakikat ışığından alınan olağanüstü bir mucizedir.

– Bir işte muvaffakıyet / başarı isteyen adam, Allah’ın âdetlerine karşı; saffet / saflık, halislik ve kabul gerektiğini bilmeli. Fıtrat ve yaratılış kanunlarını tanımalı. Onlara alışmalı. Sosyal toplumun rabıta ve bağlarına ilgi duymalı. Aksi takdirde, fıtrat ondan razı olmayacak ve onunla uyuşmayacaktır.

– Bir insan, ne kadar yüksek olursa olsun, ancak dört beş fende mütehassız / uzman ve meleke / bilgi ve maharet sahibi olabilir.

– İrşadın tam ve faydalı olmasının birinci şartı, topluluğun istidat ve kabiliyetine göre olması şartına bağlıdır. Halk, gerçekleri çıplak olarak göremez, ancak malum ve alışık olduğu üslûp altında görebilir. Bundan ötürü Kur’an, hakikatleri misaller getirerek halka sunmuştur. Çünkü halk; duyduğundan ziyade, gördüğüne daha kolay ve çabuk inanır.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img