Ne Çektin Be Sen Türk Olmaktan!

45

Konunun başlığını esprili bir üslupla yazılsa da mahiyeti itibarıyla geçmişten günümüze değin devam ettirilen bir travmadır esasında.

Maksadımı şöyle izah edeyim:

Değerli okuyucular, tarihte Türklerin, atı ehlileştirmelerinden itibaren, yeni yerler keşfetme ve vatan bulma arzusu ile dünyanın çeşitli yerlerine yayıldıklarını görüyoruz. Türkler yeni yerler keşfederken çeşitli kavim ve milletlerle karşılaştıkları için kendinden farklı olanla yaşamaya dair birçok milletten daha önce bir “yaşama kültürü” geliştirmiştir.

Dolayısıyla Türk milletinde kendinden farklı olana karşı bir “ötekileştirme” yoktur. Bugün ısrarla Türk milletine karşı Ermeniler ve Kürtlere karşı bu tür suçlamalar yapılsa da bu suçlamaların asılsızlılığını yine tarih bize göstermektedir.

Nasıl mı?

Geçmişten günümüze değin önümüze konan meselelerin temel sebebi Türklerin Anadolu’yu vatan seçip buraya yerleşmesidir. Bizler bu toprakları bin küsur yıl önce Bizans İmparatorluğundan kanımızı dökerek aldık.

O zamanlar bu topraklarda yaşayan Ermeniler ve Kürtler Bizans’ın tebaası idiler. Daha sonra da Türklerin tebaası oldular. Sonuç itibariye Türklerin bu topraklara gelmesi bu iki milletin statüsünü değiştirmemiştir.

Aksine zaman ilerledikçe Ermenilere  “millet-i Sadıka” denilip padişahlık hariç her tür görev verilmiş, Kürtler ise zaten aynı kavmin kollarıyız diyerek kardeş kabul edilmiştir.

Tabii bu durum 18. yüzyılın sonu ve 19. yüzyılın başında gerçekleşen Fransız İhtilali ve Sanayi Devrimi ile değişmiştir. Daha önceki bir yazımda bahsettiğim gibi bu iki olay, o dönemki dünya konjonktüründe çok uluslu devletleri parçalamaya yönelik etkiler doğuran sonuçlar ortaya çıkarmıştır.

Türk milleti o dönemde devletin parçalanmasını önlemek için İslamcılık ve Osmanlıcılık adı altında çeşitli fikir hareketleri savunmuş fakat dağılma sürecini engelleyememiştir.

Çünkü İslamcılık fikri ile dini birlik üzerinden dağılma süreci engellenmek istenmiş fakat İngiliz, Fransız ve Rus hakimiyeti içinde olan diğer Müslüman halklar bu fikirde birleşmemiştir.

Osmanlıcılık fikir hareketini ise kendinden ayrılmak isteyen azınlıkları çeşitli hak ve özgürlükler vererek bir arada tutma çabası şeklinde özetle ifade edebiliriz. Özellikle Tanzimat Fermanı ve akabinde yapılan yenilikler bu fikrin uygulanış biçimini göstermesi açısından mühim rol oynar. Fakat o da netice vermemiştir.

Yukarıdaki iki fikir hareketinden sonra tarihsel olarak da en son Türkçülük fikir hareketi ortaya çıkmıştır. Türkçülük fikir hareketinin kızıl elması tüm Türklerin birleştiği “Turan” ülküsü olsa da o gün yaptığı işlev, yıkılmakta olan bir ülkeyi tekrar ayağa kaldırmak için kendi iç dinamiğinden bir güç oluşturmaktır.

Nitekim bu güç oluşmuş, akabinde yapılan İstiklal mücadelesi ile yeni Türkiye Cumhuriyet’i kurulmuştur.

Türkiye Cumhuriyet’inin kuruluş felsefesinde yer alan Türklük, halkın milli birliğini ve beraberliğini sağlayan bir maya olarak görülmüştür.

Bu bağlamda Türk olmak demek ırki bir bağdan ziyade millet olarak bizi bütünleyen bir üst kimliktir. Atatürk ve silah arkadaşları Cumhuriyet’i kurarken, bugün her ne kadar eleştirilse de, Türk kavramını bu noktada ele almıştır.

Tüm bu tablodan hareketle kanaatimce bugün Atatürk’ü ve ekibini eleştirenlerin arka planında Türklükle olan kavga yatmaktadır. Çünkü çöken bir milleti tekrar ayağa kaldıran Türklük şuuru o gün birçok planı alt üst etmiştir.  Bugün yapılmak istenen ise zannımca Türklük mayasını ortadan kaldırıp milletimiz üzerinde yarım kalan planların tekrar hayat geçirilmesidir.

Cenab-ı Hak bizleri korusun… Zira herkesin bir planı olabilir ama Allah’ın da vardır ve biz O’na sığınıyoruz…