Üniversite öğrencisi veya yeni mezun olmuş yaklaşık 50 gence, aşağıdaki
sorular gönderildi. Başlangıçta hepsi, heyecanla; ‘mutlaka cevapları yazıp göndereceklerini’ beyan etmelerine rağmen
ancak 8 kişiden cevap geldi. Kimsenin moralini bozmaya hakkım olmadığını
düşünerek 2 tânesini yayınlamak mümkün olmayacak.
Maksadım; gelen cevapları, sosyologlara ve eğitimcilere incelettirip,
düşüncelerini yayınlamak suretiyle bir durum tespiti yapmaktı.
Bu satırları okuyanlar arasında üniversite öğrencisi veya yeni mezun
olanlar; konu ile ilgilenecek torunu,
oğlu, yeğeni, kardeşi bulunanlar da araştırmaya katkı sağlamak maksadıyla
cevapları, ocetinoglu1@gmail.com adresine
gönderebilirler.
Gelen cevaplardan birini sonraki bölümde okuyabilirsiniz.
Aşağıdaki iki grup
sorunun her birinden, seçeceğiniz en az 10 soruyu cevaplandırır mısınız?
En sonda ve mutlaka cevaplandırılması gereken soru:
-Bu röportajın
sorularını siz hazırlasaydınız, son soru olarak ne sorardınız? Soruyu ve
cevabını yazınız.
Cevaplarınızla birlikte, hayat hikâyenizi göndermeyi
ihmal etmeyiniz.
Hayat hikâyenizde şu bilgiler bulunmalı:
-Doğum yeri ve târihi
-Okuduğunuz okullar: ilk, orta lise ve hâlen öğrencisi olduğunuz
üniversite, fakülte ve bölüm.
-Öğrenci olmayıp bir işte çalışıyorsanız yaptığınız iş
-Fiilen ilgilendiğiniz sanat ve spor dalları
-Bildiğiniz yabancı dil ve derecesi
-Şiir, hikâye, deneme, resim gibi yazı sanatlarına ilginiz ve
tamamladığınız eserlerinizden bir örneğini cevabınıza ekleyiniz.
BİRİNCİ GRUP SORULAR:
1-Vazgeçemeyeceğiniz değerler nelerdir?
2-‘Kâmil insan‘
olabilmek için hangi vasıflara sâhip olmak gerekir?
3-Amerika veya bir Avrupa ülkesinde; alabildiğine lüks
ve müreffeh bir hayat yaşamayı mı tercih edersiniz, kendi ülkenizde ülke
şartlarının elverdiği imkânlarla yaşamayı mı?
4-Anahtar, para gibi maddî şeyler olmamak üzere,
sâhibi olduğunuz değerlerden neleri kaybetmek sizin için büyük üzüntü kaynağı
olur?
5-Bir kibrit çöpü olsaydınız, kendinizi hangi ideal
uğruna yakıp yok etmeyi göze alabilirsiniz?
6-‘İdeal’ ve
‘hayâl’ kavramlarının târifini yapar
mısınız?
7-İdealinizde neler var?
8-Ya hayâlinizde…
(6. soruya cevap vermeyenler 7. ve 8. soruları cevaplandırmamalı)
9-Ülkemizde nelerin daha çok,
nelerin daha az olmasını istiyorsunuz? (10’ar maddede özetleyiniz.) 10- ‘Mahşerin
dört atlısı’ kavramı, çeşitli şekillerde yorumlanıyor. Genel kabul görmüş
târife göre; ‘Bir insanın, bir ülkenin,
bir toplumun veya bir milletin, hattâ bütün insanlığın mahvolmasına sebep
olacak felâketlerin ilk dört tanesi’dir. 1-Şahsınız, 2- Türkiye, 3-Türk
dünyası, 4-İslam âlemi ve 5-Bütün insanlık için mahşerin dört atlısı nelerdir? Herbiri
için cevaplarınızı ayrı ayrı belirtiniz.
11-Gençlerin büyük bir bölümü iyi
bir tahsil yapmak ister. Siz, hangi sebeplerle iyi bir tahsil yapmak
istiyorsunuz?
12-Beynelmilel geçerliliği olan
bir yabanca dili, (aha iyi maddî imkânlara kavuşmak düşüncesi hâriç) hangi
maksada ulaşmak için öğrenmek istersiniz?
13-Yaşadığınız topluma ve insanlara, insanlığa neler vermek istersiniz?
14-‘Türkçe’ sizin için ne ifâde ediyor?
15-Bilgi günden güne eskiyen bir şey. 4-5 sene boyunca üniversitede
edinilen bilgilerin ömür boyu başarı için yeterli olabileceğini düşünür
müsünüz? ‘Yetmez’ diyorsanız, bilgi açığınızı nereden, nasıl karşılayacağınız
hususunda programınız var mı?
16-Bilgi-bilinç (şuur) arasındaki
tercihinizi nasıl yaparsınız, neden?
17-Sizce câhil kime denir?
18-Câhillikle fakirlik ilişkisini irdeler misiniz?
19-Diyelim ki bir ülkenin yönetimini size verdiler. Her konuda tam
yetkilisiniz. Baktınız ki her şey bozuk. Doğru yapılan hiçbir iş, doğru çalışan
hiçbir kurum yok. İşe nereden başlarsınız, Niçin?
20-İnsanoğlunun en büyük savaşı kime veya neye karşı olmalı?
İKİNCİ GRUP SORULAR:
1-‘İnsana yatırım’
kavramını nasıl yorumluyorsunuz?
2-Bir de ‘Kendine yatırım’ kavramı var… Onu da
yorumlar mısınız?
3-Kendinize yatırım
konusunda nasıl bir programınız var?
4-Aşk nedir?
5-Aşk insana neler
kazandırır, neler kaybettirir?
6-Hiç âşık olmamış ve
sık sık âşık olan iki insanı değerlendirir misiniz?
7-Kim gibi olmak
isterdiniz?
8-Gençlik-internet
ilişkisini nasıl buluyorsunuz?
9-Teknolojinin tabîi
hayatı zedelediğine dâir yaygın bir kanaat var. Siz bu konuda ne
düşünüyorsunuz?
10-Düşünceniz olumsuz
ise, teknolojinin zararlarını en aza indirmek için nasıl bir strateji tavsiye
edersiniz?
11-Gençlerin büyük
bir bölümü, bir fikrin veya bir şahsın karşısında veya yanında yer alma
kolaylığını tercih ediyorlar. Sebeplerini ve sonuçlarını değerlendirir misiniz?
12-Devrimci olmadan
yenilikçi ve tekâmülcü, fanatik olmadan vatansever, bağnaz olmadan iyi bir
Müslüman, tabuları olmadan muhafazakâr, küresel kültür bağımlısı olmadan
aydınlıklar yolcusu olmak için nasıl bir fikrî yapı gerekir?
13-En mükemmel nefs
terbiyesi hangi yolla sağlanabilir?
14-Giyimde ve gidilen
mekânlarda marka düşkünlüğünü nasıl karşılıyorsunuz?
15-Kendinizi güvende
hissedeceğiniz ortamı anlatır mısınız?
16-Korku kuşları
zaman zaman zihninizde ve yüreğinizde yuva yapabiliyor mu? İstenmeyen o
yuvalar, hangi malzemelerle oluşuyor? Nasıl yok ediyorsunuz?
17-Daha çok şeye
ihtiyaç duymakla, var olanla yetinmek arasındaki denge nasıl kurulmalı.
18-Müzik, millî
kültürümüzün; din ve dil ile birlikte önemli bir unsuru. Aynı zamanda güzel
sanatların bir parçası… Güzel sanatların diğer dalları olarak; oymacılık,
minyatür, sedef kakmacılığı, hat, ebru ve tezhib sanatlarından söz edilebilir.
Geçmiş dönemlerde insanlarımız, yaşadığımız döneme nazaran bu sanatlarla daha
fazla ilgileniyorlardı. Günümüzdeki durumun pek de parlak olmadığını söylemek
mecbûriyetindeyiz. Bu durumun sebebiyet
verdiği kayıplar nelerdir?
19-Baba veya anne olduğunuzda, evladınıza söyleyeceğiniz 10
tavsiyeyi yazar mısınız?
20-Huzuru nerede
ararsanız bulabileceğinizi düşünüyorsunuz?
EMİR ÇETİNOĞLU’nun
cevapları
Soru: Vazgeçemeyeceğiniz
değerler nelerdir?
Cevap: Dürüstlük,
S: ‘Kâmil
insan‘ olabilmek için hangi vasıflara sâhip olmak gerekir?
C: Zamanı iyi yönetebilmek, çalışkan olmak ve daima öğrenci kalmak.
S: Amerika veya bir Avrupa ülkesinde; hür,
alabildiğine lüks ve müreffeh bir hayat yaşamayı mı tercih edersiniz, kendi
ülkenizde ülke şartlarının elverdiği imkânlarla yaşamayı mı?
C: Amerika’da veya bir Avrupa ülkesinde yaşamayı tercih ederim.
S: Anahtar, para gibi maddî şeyler olmamak
üzere, sâhibi olduğunuz değerlerden neleri kaybetmek sizin için büyük üzüntü
kaynağı olur?
C: Hayata olan mizahî bakış açım, sorgulayıcı ve dürüst olma azmim.
S: Bir kibrit çöpü olsaydınız, kendinizi
hangi ideal uğruna yakıp yok etmeyi göze alabilirsiniz?
C:
Saray bahçıvanı, sarayın bahçesinde rahatça, istediği gibi
gezer tozar. Kimse de bir şey demez. Çünkü saraya intisabı ve bağlanışı vardır.
Çünkü o sarayın adamı. Çünkü o, saraya mensup. O bağı koruduğu sürece, saray
bahçesinde istediği gibi dolaşabilir. Herkes onun mensubiyetini bilir. Ona ses
çıkarmazlar. Ona engel olmazlar. Hatta ona görünmezler bile. Yok gibi
davranırlar. Bahçıvan, bahçe kendininmiş gibi hissedebilir, rahat hareket eder.
Üstelik bahçıvan sarayda tasarruf sahibidir. Bahçeyi istediği şekilde tanzim
eder, düzenler. Çünkü bu yetkisi vardır.
İşte insan da
dünya sarayında, saray sahibini tanıdığı, ona bağlı, ona mensup olduğu
takdirde, o bahçıvan gibi hür ve serbesttir. Sarayda söz ve tasarruf sahibidir.
Demek ki, kulluğunda sultanlığı, sultanlığında kulluğu gizli. Evet Allah’a kul
olan, dünyada sultandır. Âhirette de sultan olacak.
Allah’a kul
olmayan, mahlûkata kul ve esir olmak zorunda. Görünüşte kendini sultan da sansa
ne yazar? Çünkü kendine cephe alan, kendine yabancı tüm varlık karşısında,
korkak ve hiç hükmündedir. Her şey onu korkutur. Her şey onu üzer. Her şey ona
düşmandır. Bütün mahlûkatı karşısına alanın sultanlığı, köleliğin ta kendisi
olup, avunmaktan başka bir şey değildir.
Allah hakkıyla
mâbuddur. Kendisine tapılmaya lâyık tek İlâhtır. İşte sırf bu yüzden, Allah
zâtı için sevilir. Ve sevilmeli. Çünkü kalbler, ancak Allahı anmakla mutmain
olur / gönlü kanmış olup doygunluğa ulaşır. İşte “Bismillah” demenin, Allah
adına harekete geçmenin sebebi budur.
Cenabı Hakk,
kâinatın kapısını “Bismillah”la açıyor. İnsanları kâinatı gözlemlemeye
çağırıyor. Yine “Bismillah” ile kâinatın kapısını kapatacak. “Bismillah” ile
Darüsselâm / Selâmet Yeri olan Cennet
yurdunu açacak. Nitekim insanları ebediyyen / sonsuz olarak kalmak ve mutlu
kılmak üzere Cennet’e davet ediyor.
“ ‘Besmele’nin
önemini anlamak için ‘Beyanı mu’ciz olan Kur’an’ın yüzondört surelerinin
başlarına bak. Hem bütün mübarek kitapların başlangıçlarına bak. Hem bütün
mübarek işlerin başlarına bak. Besmelenin değerinin büyüklüğüne en kesin bir
delil şudur ki: İmam-ı Şafii hazretleri gibi çok büyük müçtehitler / din
âlimleri demişler: ‘Besmele tek bir âyet olduğu hâlde, Kur’an’da 114 defa
inmiştir.’
“ ‘Bismillah’
güneş gibidir. Başkalarını aydınlattığı gibi, kendini de gösteriyor. Her nefes
ve her dakika ruhlar ona hava ve su gibi muhtaç olduklarından, onun hakikatini
herkesin ruhu hisseder. Kalb ve hayal bilmese de önemi yok. Onun için beyan ve
tarife ihtiyaç duymaz.” (İslâm Prensipleri Ansiklopedisi)
İnsanın
ihtiyaçları sonsuz. Çünkü istekleri ebede kadar uzanıyor. Yani insanın her şeyi
olsa da ebediyet olmasa, elde ettikleri bir gün elinden çıkacaksa, kendisi de
pılını pırtısını toplayıp çekip gidecekse, hiçbir şeyin kıymeti yok. Gerçekten
insanın düşmanları sayısız. Bir mikroptan tutun, düşecek olan bir gök taşı, bir meteora kadar
her şeyden korkar. Her şeyden titrer.
Buna rağmen,
insanın ihtiyaçları sayısız. Çünkü gördüğü her şey, insan için artık bir
ihtiyaçtır.
Hakikaten öyle
değil mi? Başını kaldırdığında yıldızları gören insan, oraya gitmenin
hesaplarını yapmış, oraya gitmenin çarelerini aramaya başlamış. Nitekim uzayın
derinliklerine doğru fırlattığı roketler bunun kanıtı.
Zaten
ihtiyaçlarının sonsuz ufuklarına açılan ve açılmaya da hep devam edecek olan,
iki büyük kapısı var insanoğlunun. Biri, ilmin hocası ve en büyük teşvikçisi
olan merak unsuru. Diğeri, teknik ve medeniyetin her çeşit ilerlemesini
sağlayan ihtiyaç unsuru. Evet “Merak ilmin, ihtiyaç; terakki ve ilerlemenin
hocasıdır.”
Değerli okur!
Gâfil bir nefis boş bir gurur içindedir. Nasıl ki bir insanın işi yolunda,
sağlığı yerindedir. Değmeyin keyfine. Hani aç biri, kendini doymaz sanır ya!
Hani tok kişi kendini acıkmaz sanır ya! İşte böyle bir insan; işi tıkırında,
sağlığı yerindeyken; mağrur ve boş bir gurur içindedir!
Çünkü bu hâlin hep
süreceğine inanır. Bu gurur, onu kul olarak asıl yapması gereken şeylerden
alıkoyar. En azından gevşekliğe iter, ilgisiz yapar. Kısaca gaflette bırakır.
Yersiz bir gururun pençesinde kendini rahat sanır! Zaten insan bir yolcu değil
mi? Ruhlar âleminden çıkmış. Düşmüş yola. Sonra konmuş ana rahmine. Sonra
gelmiş dünyaya. Oradan kabre, berzaha, haşre doğru yol almıyor mu? Velhasıl
ebedülâbâd / ebedî / sonsuz hayat yolunda değil mi? Hem zaten Allah’tan geldi,
Allah’a dönüş yolculuğunda değil mi?
Yüce Allah’ın her
şeyi kapsayan ilminden, şehadet / görünür âleme getirilmedi mi? Ete kemiğe
büründürülerek dünyada Ayşeler, Fatmalar, Ahmetler, Mehmetler olarak yerini
almadı mı? Kısa kâinat / evren yolculuğundan dönmek üzere değil mi? Ayrıca
dünyada iken de, yolcu değil mi? Oradan oraya koşuşturup durmuyor mu? Evet
herkes seyyah / gezgin hükmünde.