Veresiye Defterleri

37

 Son
dönemde ne çok konuşulur oldular. Televizyon haberlerinde, gazete manşetlerinde
hep onun adı var…

 Adına veresiye
defteri diyorlar!

 Her birinin yeri de,
içinde yazanları da aynı…

 Semt bakkalının oturduğu yerde, hemen kasanın
altındaki çekmecenin içinde… Kimisi 20-30 yaprak ince kenarlı, kimisi 100-200
sayfa kalınca ciltli kenarları alfabetik sıralı…

 Her
sayfasında bir isim, her ismin altına yazılmış yiyecekler ile fiyatları yazılı…

 İki ekmek, 100 gram beyaz peynir, 100 gram
zeytin, 5 tane yumurta, bir küçük paket çay, bir paket makarna, bir paket sana
yağ, bir paket un, bir kutu deterjan.

 
Bu liste her sayfada birbirinin kopyasıymış gibi aynı sırayla uzar gider…

  Aslında bu defterler; o semtte oturan
insanlarımızın da kimler olduğunu, nasıl yaşamaya çalıştıklarını da anlatırlar.

 Esasen
o defteri tutan semt bakkallarımız, dükkânını açtıktan kapatıncaya kadar ona
gelip de alış veriş yapanların nasıl yaşamaya çalıştıklarını da en iyi bilen
kişilerdir.

 İşte bizim oturduğumuz semt bakkalının
veresiye defteriyle, o bakkalın anlattıkları:

 İlk sayfada emekli Sabri amca, dükkâna her
sabah ilk o gelir. İlk o ‘günaydın’ der; bir ekmek, bir de günün gazetesini
alır, sonra da ‘hayırlı işler’ evlat diyerek çıkar gider. Yani veresiye
defterinin kapağını ilk açtıran odur…

 Sonrasında, İşçi Mehmet’in kızı Zeynep gelir;
günaydın bakkal amca babam ‘ 2 ekmek, 100 gram beyaz peynir, 100 gram zeytin,
iki yumurta,  bir küçük paket çay istedi’
der, veresiye defterinin ikinci müşterisi de o olur…

 Günün üçüncü ve hiç değişmeyen müşterisi, 20
yıldan beri evinden hiç çıkmayan Melahat teyzenin bakıcısıdır; onun her sabah
istediği şey hep aynıdır; ‘bir şişe süt, bir paket kaymaklı bisküvi, bir paket
madlen çikolata’. Ama bu defa veresiye defterinin değil, bakıcı kızın ödediği
paranın kasada çıkardığı ses duyulur.

 Gün iyice aydınlanıp da okul vakti geldiğinde,
okula giden mahalleli çocuklarla doluşur bakkalın içi. Hepsinin elinde 5-10 kuruş;
istedikleri şey ise hep aynıdır:  

 ‘’Sakız
verir misin bakkal amca’’. Ama içlerinden birisi var ki, boynu hep bükük,
gözleri ağlamaklı öylece bir kenarda diğer çocukların gitmesini bekler!

 Bu
defa bakkal amca ona sorar: ‘Aç mısın oğlum Ali’ der. O ise hiç ses çıkarmadan
boynunu büker. Bakkal amcası ona taptaze ekmekten içi kaşar peyniri dolu güzel
bir sandviç yapar, yanına da sıcacık bir çay koyar. Ali henüz 8 yaşındadır. Bir
yıl önce anne ve babasını trafik kazasında kaybettikten sonra, yaşlı babaannesi
tarafından bakılmaktadır. Her sabah bu mahallenin bakkalına ismiyle teşekkür
eden de o dur: ‘’Teşekkür ederim İbrahim amca’ diyerek, bakkal amcasının
yanağına bir öpücük kondurarak, koşar adımla okuluna gider…

 
Ve her ayın ilk günü geldiğinde o veresiye defterinin sayfaları birer, birer
açılır. O sayfalara yazılı rakamlar toplanır. Kimisinin tamamı, kimisinin
yarısı ödenir. Kimisinin de toplamı bir sonraki aya kalır…

 Bakkal İbrahim, o mahallede 65 yıldır var. Dükkânı,
babasından ona intikal. Neler görmüş, neler geçirmiş, öylesine çok acılara
tanıklık etmiş, öylesine çok acılı insanları tanımış ki! Anlata, anlata bitmez…

 Ama yıllar artık onu da çok yormuş, çok
eskitmiş! ‘Hem her şey öylesine pahalı ki, aldığım hiçbir şeyi bir sonrasında
aynı fiyata da alamıyorum, veresiye defterini tutarken ellerim titriyor
fiyatlarını yazamıyorum. Artık dükkânı kapatma zamanım geldi’ diyor ama bir
türlü kendisiyle özdeşleşmiş mahallelisine de kıyamıyor. ‘Ben gidersem onlar ne
yapacak’ diyor da başka bir şey demiyor…

  Değerli
Okur;

 
Hepimizin hayatına bir şekilde girmiş ne çok defter vardır: Günlük
defteri, not defteri, hatıra defteri, resim defteri, müzik defteri ve
diğerleri…

  Bu
defterleri yaşamımız boyunca biz yazar, biz tutarız…

  Unutmayalım ki! Kimilerimizin yaşayabilmek
adına verdikleri mücadelenin notlarını da, değer etiketlerini de ‘’Veresiye
Defterlerine’’ yazılanlar, yazanlar tutar…

   Bu defterlerin sayfaları çoğaldıkça, o
sayfalara yansıyan yaşamlar, toplumumuzun yaşadığı ekonomik zorlukları da anlatırlar.

  Kim
ne derse desin! Son dönemde, özellikle de bu salgın döneminde yaşadığımız geçim
sıkıntıları nedeniyle ‘veresiye defterlerine’, bakkal İbrahim amcalara öylesine
ihtiyacımız oldu ki…

  Ama ne yazık ki, asırlardan beri her
mahallemizde var olup da, insanlarımızın yaşadıkları geçim zorluklarına destek
olan, hepimizin sevdiği, unutamadığı ‘’Bakkal İbrahim amcalar’’ yok denecek
kadar az artık.

  Evet,
ülkemizin her yanı yabancı sermayeli büyük marketler zinciriyle donanmış, ne
ararsanız var. Ama onlar da ne ‘’veresiye defterini’ biliyor! Ne de ‘bakkal
İbrahim amca’ kimmiş onu tanıyorlar!

Önceki İçerikVemâ Edrâke Mâ Anayasa?
Sonraki İçerikKardeşlik Hukuku ve Kur’an (11)
Avatar photo
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.