Vemâ Edrâke Mâ Anayasa?

37

Başlıkta
ne yazdığını büyük bir kısmınız anlamadınız tabi. Bu yazının asıl muhatabı olan
Ak Partililer de anlamadılar emin olun. Hatta rahatlıkla belirtebiliriz ki Ak
Parti’ye oy verenlerin %99’u, gönül verenlerin %98’i bu başlığı anlamadı.

 

            Merakınızı hızlıca gidereyim. “Vemâ
edrâke mâ” ifadesi kutsal kitabımızda oniki (12) defa geçen bir soru kalıbıdır
ve bazı meallerde “ne olduğunu bilir misin?”, bazı meallerde ise “sen nereden
bileceksin” şeklinde tercüme edilmektedir. Dolayısıyla “Vemâ Edrâke Mâ Anayasa?ifadesi hem “Sen Anayasanın ne
olduğunu bilir misin?” hem de “Sen Anayasanın ne olduğunu nereden bileceksin!”
anlamlarını taşımaktadır ki her iki anlam da yazarın maksat ve meramını
içermektedir.

 

            Neden bu ifadeyi kullandığıma
gelince; şimdiye kadar anayasa konusunda defalarca yazı yazdık. Yazdıklarımızın
büyük kısmı konunun hukuki boyutuyla ilgili ve tamamen hukuki olan kısmıydı.
Yazdıklarımızın geriye kalan kısmı ise konunun hukuki boyutuna ilişkin şahsi
yorumlarımızdı. Bu yorumlar elbette yüzde yüz bir isabet payı içermiyorlar
ancak en hatalı haliyle bile mevcuttan daha iyi bir çözüm sunduklarını
rahatlıkla ifade edebilirim. Mevcuttan daha iyi olan çözüm önerilerini bu kul
söylediği zaman kimse kaale almadı, Yaradan’ın sözleriyle söylersek belki
alırlar.

 

Cumhurbaşkanı’nın Yeni Anayasa Önerisi

 

            Geçtiğimiz günlerde Sayın
Cumhurbaşkanı tarafından yeni bir anayasa yapılması gerektiğine dair bir görüş
(daha çok gizli bir öneri) ortaya atıldı. Bu söz lafın gelişi söylenmiş bir söz
olmadığı için bir tartışma başlattı. Kimileri, iktidarı kast ederek “Mevcut
anayasaya uydunuz mu ki, yenisine uyacaksınız” şeklinde bir eleştiri yöneltti.
Kimileri ise bu gizli öneriyi gayet olumlu bularak “parlamenter sisteme dönme
şartıyla” yeni bir anayasayı destekleyeceklerini ifade ettiler.

 

            Tabi bu konuda iki tane büyük soru
işareti söz konusu. İlki, Cumhurbaşkanı “yeni anayasa” derken anayasanın belli
hükümlerinde yapılacak bir değişikliği mi kast ediyor yoksa sıfırdan yepyeni
bir anayasa yapmayı mı öneriyor? İkincisi ve daha önemlisi ise Cumhurbaşkanı,
yapılacak olan değişiklikle kendi yetki alanını daha da genişletecek ve hem
kendisini hem de partisini daha da otoriterleştirecek bir anayasa değişikliği
mi arzuluyor yoksa bireysel hak ve özgürlüklerin alanını genişletecek bir
anayasa değişikliği mi?

 

Anayasada Değişiklik mi Yoksa Yeni Bir Anayasa mı?

 

            Anayasa hukukunda ve siyaset
biliminde “asli kurucu iktidar” denen bir kavram vardır. Asli kurucu iktidar
devleti kuran veya devlet hukuken aynı kalmakla birlikte yeni bir rejim kuran
iktidardır. Anayasa yapan iktidar da denir buna. Ak Parti, iktidarının yirminci
sene-i devriyesi yaklaşırken asli kurucu iktidarı olduğu kafasına göre
“sıfırdan” bir rejim (devlet) kurmanın hayaliyle yanıp tutuşuyor. Ancak Ak
Parti’nin bir rejim inşa edecek, yeni bir devlet kuracak birikime sahip
olmadığını söylemek lazım. Ancak bunu gerçekleştirebilecek kaba kuvvete sahip.
O kaba kuvvet ise Ak Parti’nin kendisinden kaynaklanan bir kuvvet değil, kamu
yani devlet imkânlarına sahip olmaktan ve bu imkânları keyfi ve hoyratça
kullanma alışkanlığından gelen bir kuvvet.

            Ak Parti toplumun faydasına olan
herhangi bir şeyi inşa etme, imar etme, ihya etme becerisine, kabiliyetine
sahip değil. Zaten Ak Parti’nin böyle bir derdi de yok. Bu partinin ve bu
partinin iktidarına ortaklık eden hem MHP hem de Perinçekçiler’in kamu imkân ve
nimetlerini yağmalayıp talan etmekten başka dertleri yok. Türkiye’nin son yirmi
yıllık geçmişi bu gerçeği pek çok defa gözler önüne serdi.

 

            Öte yandan devlet yönetimini
sistemsizliğe mahkûm eden Cumhurbaşkanlığı veya Türk Tipi Başkanlık Modeli hem
ülkeyi git gide yönetilemez bir hale getirdi hem de Ak Parti’nin ve genel
başkanının yönetim beceriksizliklerini ortaya koydu. Diğer yandan Ak Parti’yi seçimde
%50+1’e ve dolayısıyla da küçük ortak MHP’ye mecbur ve mahkûm etti. Ak
Parti-MHP ortaklığı (ittifakı) son seçimde %50+1’i yakalamayı başardı. Ancak,
özellikle ekonomideki kötü gidişat bu ittifakın artık %50’yi yakalamasının zor
olduğunu gösteriyor. Mevcut halde Ak Parti’nin %50’yi yakalayabilmesi için
ittifaka yeni bir ortak bulması gerekiyor. Ancak MHP ile yapılan ortaklık bile
hali hazırda pamuk ipliğine bağlı giderken ittifaka yeni bir ortak dâhil
etmenin nasıl bir külfet getireceğinden emin değiller.

 

            Öte yandan, Ak Parti siyasi sahnede
MHP ile ittifak kurarken, bürokraside başka başka ekiplerle işbirliği halinde.
Perinçek’in ittifak ortaklığı da oradan kaynaklanıyor. Ak Parti’nin güçlü bir
sosyal tabana dayanmıyor olması, 25 milyon seçmeni 10 milyonu aşkın üyesi olan
Ak Parti’nin bürokratik kademelere getirebileceği doğru düzgün bir kadrosunun
bulunmaması Ak Parti’yi bu tip ortaklıklara mecbur ve mahkûm eden bir başka
durum.

 

            İşte bütün bu mecburiyetler ve mahkûmiyetler
içerisinde Ak Parti’nin ortaya yeni bir rejim, yeni bir devlet, yeni bir
anayasa koyma imkânı bulunmuyor. Sayın Cumhurbaşkanı’nın gönlünden geçen şey
“sıfır kilometre” bir anayasa olmasına rağmen elindeki imkânlarla anayasanın
bazı hükümlerinde yapılacak bir değişikliğe razı olduğunu söylemek hata olmaz.

 

Cumhurbaşkanının Alanı mı Genişleyecek Yoksa Milletin
Alanı mı?

 

            Sayın Cumhurbaşkanı’nı neredeyse
otuz yıldır tanıyoruz. Bizim tanıdığımız Erdoğan’ın kendi yetkilerinin
kısılmasına tahammül edebilecek biri olduğun söylemek en nazik tabirle saflık
olur. Sayın Erdoğan elbette kendi iktidar alanını genişletecek ve kendisinin
ömür boyu Cumhurbaşkanlığı yapmasını sağlayacak hatta belki Cumhurbaşkanlığı
makamının Erdoğan ailesinin tapulu malı olmasına yol verecek bir anayasa
değişikliği arzulamaktadır.

 

            Hâlbuki devlet denilen kurum bir
toplumsal sözleşmedir. Anayasa ise bu toplumsal sözleşmenin metne dönüşmüş
halidir. Milletin devlete karşı yükümlülükleri vardır ancak devletin millete
karşı daha çok yükümlülüğü vardır. Anayasa her şeyden önce devletin bu
yükümlülüklerini belirler ve milleti devlete karşı korur. Devlet, millete
hizmet için var olan bir kurumdur. Anayasa, devletin bir saltanat vasıtası
değil bir hizmet etme organı olduğunu düzenler ve bunun gerçekleşmesini sağlar.
Devlet teşkilatı bu anlayış üzerine tesis edilir. Bu anlayışın tesis edilmediği
bir yapı devlet falan değildir. O yapı kabiledir, aşirettir, en fazla
diktatörlüktür ancak devlet değildir.

 

 

            Devletin ve devleti yönetenlerin
yetki alanını kısıtlayacak ve milletin bireysel hak ve özgürlüklerini
genişletip garanti altına alacak bir anayasaya her zaman evet. Birilerinin
şahsi iktidar alanını genişletip koruma altına alma amacındaki düzenlemelere
ise hayır!

 

            Bu görüşe karşı olan kişilere söyleyebileceğim
tek şey bu yazının başlığına baksınlar. Yazının başlığındaki soruya ve sorunun
manasını taşıyan her iki tercümeye de muhatap olduklarını bilsinler.

 

            Vesselam!