Devlet Bahçeli MHP’nin grup toplantısında (5 Mayıs 2026) Öcalan üzerinden yaptığı hamleleri yeni bir evreye taşıdı: “Öcalan’a statü verelim, adı da Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü olsun” anlamındaki sözleri özellikle milliyetçi kesimde tepki hatta bir “tektonik kayma” yarattı.
İyi Parti ve Zafer Partisi bu tepkilerin yansımasını bulduğu iki parti durumunda.
CHP açısından durum belirsiz. Genel Başkanı Özgür Özel’in son açıklaması muğlak. Geçtiğimiz dönemde kullandığı “El yükseltiyorum Devlet Bey. Ben de Kürtlere bir devlet teklif ediyorum. Kürtlere kendilerini tam olarak ait hissedecekleri bir Türkiye Cumhuriyeti devleti vaat ediyorum” retoriği gibi tartışma yaratıcı değil.
CHP’nin genel tavrı milliyetçi seçmenin CHP’nin Cumhurbaşkanı adayına kaymasına set oluşturabilecek nitelikte.
DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan, “Bahçeli’nin statü ve yasal adımlar konusunda çizdiği çerçevenin altına imza atabileceklerini” söyledi.
Asıl önemli olan şu aşamada Erdoğan ve AKP kanadı henüz Bahçeli’ye destek açıklaması yapmadı.
FİİLİ AF: Bahçeli’nin önerdiği bu sıfat, aslında “Yasal olmayan ama siyasal olan” fiili bir af ve statü arayışıdır. “Koordinatörlük” sıfatı, hukuki bir af çıkarmadan Öcalan’ı İmralı’dan “süreci yöneten bir memur/danışman” statüsüne sokmanın yolu olarak tasarlanmaktadır.
İdari bir kararla ömür boyu hapse mahkûm bir hükümlüye böyle bir statü verilmesi Türk Ceza Kanunu ve İnfaz Yasası’na göre imkansızdır. Hatta Meclis’ten böyle bir kanun çıkarılması bile yetersizdir. Referanduma sunulması gereken bir siyasi tercihtir.
“Meclis’te kurulan komisyon ve bunların hazırladığı rapor da hukuka aykırı idi, buna da alışılır” denebilir. Doğru olabilir ama geniş kitlelerde böyle teknik konularla “Öcalan’a af” aynı tesire yol açmaz.
Öcalan’a doğrudan bir “af” çıkarmak meclis aritmetiği ve halk tepkisi nedeniyle imkansıza yakındır.
Ancak “Koordinatör” sıfatı, onu cezaevi hiyerarşisinden çıkarıp devletin bir “çözüm ortağı” haline getirerek fiili bir özgürlük alanı açar. MHP/DEM/PKK hukuksuz da olsa bu alanın açılmasından yana.
****************************************
Tepkisizlik ve “Süreç Başarılı Olmaz” İnancı
Devlet Bahçeli’nin “Öcalan’ı koordinatör yapalım” çağrısının sonuç vereceğine inanılsa kitlelerin tepkisi çok fazla olur. Ancak Bahçeli’nin çağrısı toplumun genelinde etki yapmıyor. Çünkü daha önce de “Ahmetler göreve, Öcalan umuda” “Öcalan gelsin Meclis’te konuşsun” gibi sözleri AKP’nin tereddüdü ve hukuk duvarı aşılamadığı için gerçekleşmedi.
Öcalan’ın idari bir kararla, af anlamına gelecek bir düzenlemeyle “koordinatör” yapılması suç teşkil eder. İleride yapanların yargılanmaması sürecin başarılı olmasına bağlı.
Ya süreç başarılı olmazsa?
Böyle bir adım, “suçu ve suçluyu övmekten” öte, “görevi kötüye kullanma” ve “yargı kararına aykırı hareket etme” gibi ağır suçları beraberinde getirir. Bu adımı atan bürokrat veya siyasetçiler, iktidarın değiştiği veya sürecin başarısız olduğu ilk gün kendilerini yargı önünde bulur.
Erdoğan gibi tecrübeli bir liderin, kendini ve kadrolarını böylesine açık bir “hukuki intiharın” içine sokması rasyonel görünmüyor.
****************************************
Yumuşak Atın Çiftesi Pek Olur
Bahçeli’nin daha önceki “gerçekleşmeyen” çağrılarını da bu son çağrısını da birer “siyasi deney” olarak nitelemek mümkündür.
Erdoğan’ın “temkinli bir sessizlik” içinde oluşunu, bazı yorumcular Erdoğan’ın “Bahçeli’yi mayın eşeği” olarak kullandığı” şeklinde açıklıyor. (Bu bir hakaret nitelemesi değil siyasi literatürdeki anlamıyla öncü test aktörü olarak kullanıldığını ifade eden bir söylemdir.)
Erdoğan “iyi polis”, Bahçeli “kötü polis” rollerini paylaşmış da olabilirler.
Ancak Türk halkı muhtemel olaylara ani refleks gösteren değil, sabırla bekleyen ve gerçekleşme noktasına gelen durumlara tepki gösteren bir halktır. “Yumuşak atın çiftesi pek olur” sözü gibi tepki gösterdiğinde fena çarpar.
Eğer Bahçeli üzerinden yürütülen “nabız yoklama” süreci çok uzarsa, halktaki “belirsizlik” huzursuzluğa; hamle somutlaşırsa “infiale” dönüşebilir.
Erdoğan gibi tecrübeli bir siyasetçinin halkın sabrını “tevekkül” sandığını ve tepki patlamasının hiç olmayacağı varsayımı içinde olduğunu sanmıyorum.
Bence, Erdoğan Türk halkının muhtemel tepkisinin zamanını ve ölçüsünü henüz tahmin edemiyor. Tereddüdü bundan.
Erdoğan’ın bugünkü tereddüdü, anketlerdeki sayılar değil, o sessiz yığınların aniden atacağı ve tüm oyun planını yerle bir edecek olan ‘sert çiftesidir’.
****************************************
Süreç Seçime Kadar Askıda Kalır
Erdoğan, halkın “sert çiftesinden” sakınmak için süreci hiç somutlaştırmadan, sadece bir “umut/beklenti” olarak seçime kadar askıda bırakmayı deneyecektir. Bahçeli ile Erdoğan “iyi polis – kötü polis” rollerini seçime kadar sürdürebilir.
Buna karşılık muhatapları (DEM/PKK) “yasal düzenlemeleri şimdi yap” diye sıkıştıracaktır. Ancak bunların “oyun bitti” diyebilecek kadar elinde koz yok.
PKK/DEM süreçte bu aşamaya kadar kazandıklarını ve umutlarını kaybetmeyi göze alamayacak ve bu oyuna/oyalamaya razı olacaklardır.
Devlet Bahçeli en radikal, hukuku zorlayan, halkın “asla olmaz” dediği (Koordinatörlük, Meclis konuşması vb.) teklifleri yaparak şimşekleri paratoner gibi üzerine çekmeye devam eder.
Bahçeli’nin açtığı oyun alanında, Erdoğan “Devletin vakarı ve milletin ferasetiyle hareket edeceğiz” diyerek süreci somutlaştırmadan, halkın tepkisini çekecek STATÜ ve “eve dönüş yasası” gibi düzenlemeleri “çalışmalarımız sürüyor” muğlaklığında tutacaktır.
Bu sayede hem DEM/PKK kanadı “bir şeyler oluyor” beklentisiyle masada tutulur hem de milliyetçi seçmene “Erdoğan henüz onay vermedi, devleti o koruyor” mesajı verilir.
Ancak satranç tahtasının asıl sahibi olan o sessiz yüzde 80’lik kitle, sabırla bu oyunu izliyor.
Halkın feraseti, “askıda barış” illüzyonu ve oyalama taktiğini şöyle algılayabilir: Seçimden sonra mevcut iktidar tekrar seçilirse PKK/DEM taleplerini kabul eder ve bölünme riski ya da bir “beka sorunu” yaratır duygusuna kapılabilir.
Bu durumda Öcalan’ın çağrısı, asgari ücret ve maaşlara yapılacak şok zamlar bile girilecek seçimde, o meşhur ‘yumuşak atın çiftesini’ engelleyemez.


