Öcalan ve DEM Parti üzerinden PKK ile yürütülen müzakere sürecinden iktidarın beklentileri şunlar:
1- PKK’nın silah bırakmasını ve iktidarın taleplerine karşı Meclis’te DEM desteğini sağlamak. Bunun için Öcalan’ın terör örgütü üzerindeki nüfuzunu kullanmak.
a) İktidar taleplerinin merkezinde Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için Meclis’te DEM oylarıyla desteklenmesi yer alıyor.
b) Erdoğan aday olabilirse seçime girip kazanamama riskini minimize etmek zorunda. “Erdoğan’ın kazanamayacağı seçime girmez, kazanmak için ise DEM seçmenlerinin oylarını alabilmesi lazım” deniyor. %50+1 formülünde DEM seçmeninin “sandığa gitmemesi” veya “evet” demesi hayati önemde. Bu nedenle, seçim öncesi “Öcalan’a statü” veya “yeni anayasa” vaatleri, DEM seçmeninikazanma amacı taşıyor.
- Bunun için Öcalan’ın DEM seçmenine “oylarımız Erdoğan’a” çağrısı yapması gerekebilir. Bu noktaya gelinirse Öcalan bu çağrıya karşı taleplerinde el yükseltecektir.
- Öcalan böyle bir çağrı yaparsa, DEM ile böyle açık bir işbirliği yapılırsa milliyetçi- muhafazakâr seçmen kitlesinin tepkisi ile seçilememe riski artar. İktidarın milliyetçi kitlenin tepkisiz kalmasını sağlayıcı söylemler geliştirmesi gerekiyor.
2- Türkiye’de iktidar olabilmek için ABD desteğinin şart olduğuna dair genel bir kanaat var. ABD desteği şu aşamada Erdoğan’dan yana gözüküyor. Erdoğan Trump’ın dünyada ikili ilişkilerinin en iyi olduğu birkaç liderden biri. ABD desteğinin devamı için (ABD büyükelçisi Barrack’ın dillendirdiği gibi) “milli-üniter devlet” yerine “Osmanlı eyalet sistemi veya ümmet esaslı birliktelik modeline geçin” baskısı gelebilir.Bu modeliçin gerekli anayasal değişiklik adımlarını atmaya en yatkın lider Erdoğan.
****************************************
Öcalan/PKK/DEM Ne İstiyor?
İktidarın önceliklerini bilen Öcalan/DEM/PKK kanadı bunu tarihi bir fırsat olarak görüyor. Bu fırsatı değerlendirerek PKK’nın yıllardır silah yoluyla yapamadıklarını müzakere yoluyla elde etmek istiyor. Onlar için hedef, sadece hapishane kapılarının açılması değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin genetik kodlarının (Anayasa) yeniden yazılmasıdır.
1- Öcalan, videolu mesajlar ve İmralı ziyaretleri üzerinden (2025-2026 süreci) fiilen bir siyasi aktöre dönüştü. Teröristbaşına STATÜ verilirse bu Öcalan’ın fiilen affı ve yasal bir muhatap olarak tescillenmesi anlamına gelir. Bu yüzden “umut hakkı” veya “af” gibiyasal düzenlemeler olmasa bile idari bir kararla Öcalan’a “Başmüzakereci” statüsü verilmesi isteniyor.
2- Dağdaki PKK’lılar için “eve dönüş yasası” vb isimle af kanunu çıkarılması. Öcalan ve affedilecek PKK liderlerine siyaset yapma ve kamu görevlisi olma imkânı verilmesi. Böylece dağdaki teröristleri yerel yönetimlerde ve siyasette “meşru aktörler” haline getirmek hedefleniyor.
3- Anayasa’da değişiklikler yaparak Türkiye’yi milli-üniter devlet modeli yerine çok ortaklı bir devlete dönüştürmek. Bu Türk-Kürt Federasyonuna (belki Arap da ilave edilebilir) çevrilmesi veya Türkiye içinde özerk bölgeler kurularak buraları PKK/DEM kontrolüne verilmesi şeklinde olabilir.
4- DEM Parti’nin tüzüğünün değiştirilerek “Kurucu Parti” haline döndürüleceği DEM yetkilileri tarafından ifade ediliyor. Bu çaba ile Türkiye’nin üniter yapıdan “Çok Ortaklı/Federal” bir yapıya geçişinin psikolojik zemini hazırlanıyor.
****************************************
Milliyetçi Damar Korkusu
“Devlete ortak olmaları” karşılığında DEM/PKK kanadı iktidara her türlü desteği verebilir. Fakat bu konularda atılacak her adım iktidarın (AKP+MHP) kendi tabanından ve genel seçmen kitlesinden büyük parçalar koparır.
Bu adımlar Doğu-Güneydoğu Anadolu şehirlerinde DEM kitlesine büyük moral verir, devlete destek veren vatandaşlar üzerinde PKK baskısı artar.
Tarafların bu taleplerine karşı duran iki güç var:
- Devlet içindeki milliyetçi damar. Bürokrasi ve askeriyedeki sessiz direnç, sürecin her an bir “devlet krizi”ne evrilmesine yol açabilir.
- Tüm seçmenlerin yüzde 80’i mertebesindeki sürece soğuk bakan ve milli-üniter devletten taviz verilmesini istemeyen kitle.
Satranç tahtasında en etkili “beklenmedik hamle” halktan gelebilir. Türkiye’deki seçmenin büyük çoğunluğu hala üniter- milli devlet modeline sıkı sıkıya bağlıdır.
İktidarın stratejisi “Taktiksel Esneklik” üzerine kurulu: Seçimi kazanana kadar “müzakere”, kazandıktan sonra ise “yeni bir rejim inşası.” Ancak karşı taraf (Öcalan/PKK) da bu “al-ver” sürecinde geri dönülemez anayasal güvenceler istiyor.
Öcalan’ın muhtemel “oylarımız Erdoğan’a” çağrısı milliyetçi seçmende bir “ihanet” algısı yaratır. Bu, sürecin her iki tarafını da ağır bir mağlubiyete taşıyabilir.
2026 yılındaki bu tablo, Türkiye’nin ya bambaşka bir devlet yapısına evrileceğini ya da üniter yapının korunması adına çok sert bir siyasi restorasyon sürecine gireceğini gösteriyor.
****************************************
Rakibini Seçmek ve Ekonomide Şok Tedavi
Erdoğan’ın seçilme motivasyonunun çok yüksektir. Yeniden seçilmek için gereken her şeyi yapabilecek bir liderdir.
Bu seçim, O’nun için sadece bir dönem daha başkan olmak değil; kurduğu sistemin kalıcı hale gelmesi seçimidir.
Önceki seçimlerde olduğu gibi muhalefetin adayını kendisi belirlemek isteyecektir.
Bunun için, yargı mekanizması anketlerin açık ara önde olduğunu gösterdiği isimleri “oyun dışı” bırakabilir.
Erdoğan muhalefetin “kazanamayacak aday veya adaylara” sarılmak zorunda kalması için elinden geleni yapacaktır.
****
Ekonomik kriz, iktidarın “yumuşak karnı”. Ancak Erdoğan, seçmen davranışının “son 6 ay” içinde şekillendiğini çok iyi biliyor.
Seçimden hemen önce, enflasyonun yıkıcı etkisini kısa süreliğine unutturacak devasa asgari ücret, emekli ve memur zamları “şok tedbirler” olarak devreye sokulabilir.
Bu büyüklükteki bir para basımı etkisi birkaç ay sonra görülmeye başlanacak hiperenflasyona sebep olur. Ancak Erdoğan “kazanamazsam benden sonrası tufan” diyebilir. “Kazanırsam hiperenflasyonu önlemek için gerekli taze döviz girişi için Trump faktörünü devreye sokarım” diye düşünebilir. Türkiye’nin bölgesel planlara vereceği destek karşılığında; ABD kredi musluklarının gevşetilmesi gibi ekonomiye “can suyu” verecek destekler verebilir.
Bütün bu ihtimaller, bir kişinin yeniden seçilebilmesi için, Türkiye’nin çok riskli bir süreç içine sokulduğunu gösteriyor.


