“Sevgi her zaman karşılık görür, kin de.” Dostoyevski
“Çocukları iyi yapmanın en iyi yolu onları sevindirmektir.” Oscar Wılde
Öğretmen-öğrenci ilişkilerinde tehdit ve korkunun yerini, sevgi ve saygı ilişkisi almalıdır.
Öğrencinin; azarlayan, notu silah olarak kullanan, disiplin cezası veren, öğrencisini sevmeyen ve hatta döven öğretmeni sevmesi mümkün değildir.
Bir öğretmenimiz öğrencinin kulağını koparmıştı. İfadesini alırken ibret ve hayret verici bir cevap vermişti: “Çocuğun kulağı zaten yaraydı, çekince koptu!..”
Üzücü olan bir durum da, çok az da olsa hala bazı öğretmenlerin öğrenciye ceza ve şiddet uygulamayı savunmasıdır. Buna daha mesleklerinin başında olan aday öğretmenlerin stajyerlik kurslarında da zaman zaman tanık olmuştum.
Bir okulda teftiş yaparken öğrencilere uzunluk ölçüsü kavramının verilip verilmediğini gözlemlemek için çocuklara 30 cm ebadındaki cetveli göstererek:
“Çocuklar bu nedir” dedim. “Cetvel” dediler.
“Peki, neye yarar” dediğimde, “Öğretmenimiz onunla bizi döver”, diye cevap vermişlerdi.
Öğretmen hemen savunmaya geçerek itiraz etti. Oysa minicik çocuklar o kadar doğal ve temiz ki, yalan söylemeleri mümkün değildi. Hatta dövülmelerini, öğretmenin doğal hakkı gibi normal görmekteydiler.
Öğretmenimizle samimi bir söyleşi sonrası, bazen sabredemeyerek öğrencileri zaman zaman dövdüğünü itiraf etmiş, bu hatasından pişman olduğunu ve bir daha şiddete baş vurmayacağını samimi bir dille söylemiş, özür dilemişti.
Olumsuz örneklerini sunduğumuz az miktardaki öğretmen davranışları moralimizi bozmamalı. Çoğunluktaki örnek öğretmenlerimizi de saygı ile yâd edelim:
Bir sınıf teftişimde, öğrenciler birkaç sorumu bilememişlerdi. İkinci derse girerken bir grup öğrencinin benimle görüşmek istediğini gördüm. “Buyurun sizi dinliyorum” dediğimde;
“Öğretmenim, bilmemiz gereken bazı soruları bilemedik, oysa o konuları öğretmenimiz işlemişti. Hata bizde, sizden özür dilemeye geldik. Ne olur bizim yüzümüzden öğretmenimizin notunu kırmayın” demezler mi?
O kadar duygulandım ki bilemezsiniz. Böyle kibar, anlayışlı, hassas, duygulu öğrenciler yetiştiren öğretmenimize minnet ve şükranlarımı sundum. Kendisini defalarca tebrik ettim.
Öğretmenin iyi rol model olması, sorunları bilimsel ve akılcı yöntemlerle çözmesi, şiddetten ziyade, sevgi ve hoşgörüyü eğitime katması ne kadar güzeldir. Çocuklara önem ve değer veren öğretmen, kendini onlara sevdirecektir.
İşte bu sevgi, eğitim ve öğretim ortamının ön koşuludur. Bu yüzden okulları yönetici ve öğretmenlerle bir sevgi yuvası haline dönüştürmek gerekmektedir.
Bakışlarında tatlı pırıltıyı, dudaklarında sıcak tebessümü ve davranışlarında ilgi ve alakayı eksik etmeyen bir öğretmen, okulunu ve sınıfını sevgi bahçesine çevirir.
Kelebekler ışığa koşuştuğu gibi çocuk yürekler, genç kalpler de sevgiye koşar. Sevgi dolu bir öğretmen ışık demektir. Öğrencileri onu arar ve sorarlar. Öğrencileri öylesine bağlıdır ki, “öğretmenim!..” deyince, gözlerinde sevinç ışıkları yanar. Ona kavuşmak, elini tutmak ne kadar anlamlıdır.
Öğretmen yalnızca bir insan yetiştirmiyor. O bir dünya büyütüyor, bir dünya yetiştiriyor. Çünkü insan bir dünyadır. Cismiyle, ruhuyla, hayaliyle, idealiyle ve beklentileriyle bir dünya. Çoğu zaman kâinata sığmayan bir dünya.
Sevgiyle temeli atılan, sevgiyle örülen, sevgiyle kurulan bir dünya. O dünyada her güzellik bulunacaktır. Saygı, sevgi, hoşgörü dayanışma ve fedakârlık bulunacaktır.
Eğitimin mayası sevgi ve şefkattir. Eğitim sevgiyi öğretmeli ve sevgiyle yapılmalıdır. Özellikle çocukların sevgiye daha çok ihtiyacı vardır. Onlar sevgiyle büyür ve sevgiyle eğitilirler.
Eğitim ve Sevgi, bir araya getirilmesi gereken en uygun iki sözcüktür. Kişiler arası ilişkiyi, barışı, güveni, fedakârlığı hoşgörüyü, başarıyı oluşturan önemli özelliklerden biri sevgidir.
Sevginin olduğu alanlarda; “yenilikler, güzellikler ve başarılar” vardır. Ümidimizi, yaşama sevincimizi, güçlülüğümüzü sevgilerden elde ederiz.
Duyguların en yücesi, en anlamlısı sevgidir. Sevgi faktörü öğrenmeyi kolaylaştıran en önemli unsurdur. Öğretmenler öğrencilerini sevgi dünyasında gezdirerek eğitmelidirler.
Öğretmenler gönül kapılarını çocuklara açık bırakmalıdırlar. Onlar bu kapıdan girerler ve öğretmenlerinin sevgi bahçelerinden istedikleri bilgi çiçeklerini dererek kolayca öğrenirler.
Sevgi yoluyla girilebilen gönül kapısını öğrencilerine kapatan öğretmenin onlara öğretmeye çalıştığı bilgiler taşın üzerine ekilmiş tohumlara benzer. Böylesi tohumlar asla çimlenemez.
Sevgi ile yetiştirilen ve bu şekilde büyüyen bir yetişkin, davranışlarında sevgi yöntemini kullanır, olaylara ve kişilere sevgi gözüyle bakmaya çalışır.
Sevgi ve güven duygusu kırılmalarının onarımı mümkün değildir. Ruhsal anlamda; güvensizlik ortamında sevgi yeşeremez. Sevgisiz ve güvensiz bir ortamda insan yapayalnızdır.
“Sağlıklı, tutarlı, bilimsel ve çağdaş bir eğitimin gerçekleşmesi”, öncelikle çocuklarımıza koşulsuz sevgi, hoşgörü ve doğru bir disiplin anlayışıyla yaklaşmamıza ve onlar için etkili bir model olmamıza bağlıdır.
Türk Eğitim Sistemi’nde bizim ivedilikle, sevgiyi eğitimin her alanına yansıtmamız gerekmektedir. Bu da ancak, seven ve sevmesini bilen öğretmenler tarafından gerçekleştirilebilir.
Çünkü seven öğretmen, sevilen öğretmen demektir. Sevilen öğretmen ise; öğrencisine en güzel “sevgi eğitimi”ni sunan kişidir. Yani; “sevgi öğretmeni” dir.
Kuşkusuz hepimiz çocuklarımızı çok seviyoruz. Ama acaba sevgimizi onlara gereği gibi gösterebiliyor muyuz? Çocuklarımızı yeteri kadar severek bu duygumuzu da sözde bırakmayıp onlara hissettirmeliyiz.
Tehdit ve korku yaptırımlı eğitim ortamında sağlıklı bir öğrenmenin gerçekleşmesi düşünülemez. Öğretmenlik sanatının özü, öğrenciyi sevmektir.
Sevgiyle kalın…


