24.4 C
Kocaeli
Pazar, Mayıs 10, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 270

Türk’ün Damarına Bas ve Olacakları İzle!

0

Aztekler,
beyaz renkli tanrıları Quetzalcoatl’ın batıdan kaybolduğuna ve bir gün doğudan
geri döneceğine inanıyorlardı. O nedenle asker dolu gemileriyle doğudan gelen
Fernando Cortes’i tanrıları sanıp müthiş bir misafirperverlikle
karşılamışlardı. Ta ki Fernando Cortes onları katledene, köle olarak satmak
için esirleştirene ve dünyanın bu en zengin uygarlığının altınlarını gasp edene
kadar.

 

Tıpkı
Kuzey Amerika Kızılderilileri gibi Azteklerin de Türk olduğuna dair bir iddia
var. Bu iddianın doğruluğunu bilemem ama biz Türklerin Azteklerle ortak
yanlarımız olduğuna dair örnekler verebilirim. Biz de tarihimiz boyunca pek çok
faniyi tanrılaştırmış ve tanrılaştırdığımız bu faniler tarafından en azından
malı mülkü postmodern tarzda yağmalanmış bir milletiz.

 

***

 

Gözü
kör olmayasıca sosyoloğun biri Türk milletinin gazla çalıştığını keşfettiği
günden beri siyasi iktidarlar gaza getirilmiş halk kitlelerinin oylarıyla
değişiyor. Hiç de meşhur olmayan bir dış güçler temsilcisi şer odağı herifin
dediği gibi “Türk’ün damarına bas ve olacakları izle!” Hatırlarsınız AKP de
böyle kurulmuş, Erdoğan da böyle lider olmuştu. Ben o devre yetişemedim ama
muhtemelen Özal ve ANAP’ın “başarı hikâyesi” de böyle bir şeydir. Yanlışım
varsa bilen biri doğrusunu anlatsın.

 

Erdoğan’a
hapis cezası ve siyasi yasak getiren kararı veren hâkim/lere, iddianamesini
yazan savcı/lara ne oldu acaba? Mesleki kariyerleri ne şekilde devam etti?
Erdoğan gibi “kanını asla yerde bırakmayan” biri normal şartlarda o hakim
savcıların bir daha iflah olamamalarını sağlardı. Onlara bir şey yaptı mı
acaba? Yapmadıysa neden? Bilen varsa lütfen bizi aydınlatsın.

 

***

 

2019’da
31 Mart’ı 1 Nisan’a bağlayan o seçim gecesi sıcağı sıcağına “İstanbul Müstakbel
Cumhurbaşkanı’nı Seçti” adlı köşe yazımı kaleme almıştım. (Kocaeli Aydınlar
Ocağı’nın Sitesinden yazıya ulaşabilirsiniz) Bugün yaşananlar o günkü
tespitimizi doğruluyor. Bugün yine Türk milleti gaza getirilerek ve yandaş
kanallarda bile canlı yayında İmamoğlu’nun şovu yayınlanarak bize yeni “asrın
liderimizi” altın kâsede sundular. Hayırlı olsun!!

 

Türk
milleti olarak salim kafayla düşünüp hareket etmeyi öğrenmedikçe, gaza gelmeye
devam ettikçe, liderlerin peşinden gitmeyi matah bir şey zannettikçe bize dolma
yutturmaya devam edecekler.

 

***

 

Başbakanın
(Demirel) darbeyle devrilip, darbeyle devrilen Başbakanın müsteşarının (Özal)
yeni Başbakan olarak atanması (isteyen seçilmesi desin) hala çok olağan
karşılanıyor. Buradaki garabeti çok az kişi görüyor.

 

***

 

Eskiden
TSK’da şöyle bir teamül vardı, bu aralar bildiğim kadarıyla pek uygulanmıyor.
Genel Kurmay Başkanı yapılacak olan Orgeneral önce 1. Ordu Komutanı, ardından
Kara Kuvvetleri Komutanı olur, peşinden de Genel Kurmay Başkanı olarak ataması
yapılırdı. Bu teamül varken 20 sene sonra hangi generalin Genel Kurmay Başkanı
olacağı belliydi.

 

O
teamül artık siyasette de uygulanmaya başladı besbelli ki!!

Mevlânâ’nın Hatırlattıkları

0

“Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.”

     Bu zamanda Mevlânâ
gibi şeyhler yoktur. Olsa da, onlar gibisini bulmak imkânsızdır. Üstelik zaman
zemin; ne bir şeyh edinmeye, ne de şeyhinin her zaman yanında bulunmaya imkân
veriyor. Ama şeyh olarak benimsenen birinin eseri varsa, eserini her zaman
yanında bulundurabilir, istediği yeri, istediği zaman okuyabilir. Anlamazsa,
tekrar tekrar okuyarak anlamayı gerçekleştirebilir.

     Evet, o zatın
eserini elinde ve yanında bulunduranın; şeyhi var demektir. Çünkü, her zaman
onu yanında bulur ve bulundurur durumdadır. Hattâ şeyhini, yani okuduğu eserin
yazarını mânen görüyor; onunla istediği zaman, mânen görüşüyor demektir. Yani
onunla hem-hâl olmak için, fırsat arama ve kollamaya ihtiyacı yoktur.

     Şeyh bildiğinin
kitabı yanında oldukça, her zaman şeyhiyledir. Şeyh de her zaman onunladır.
Şüphesiz, lâyıkıyla şeyh olan kimse; hayatta olsun veya olmasın, cismen ona
ister yakın ister uzak olsun, onun her zaman mânen farkında ve mânen
yanındadır.

     Kur’an ve
Hadisleri, İmam-ı Rabbanî, Abdulkadir-i Geylani, İmam-ı Gazali gibi âlimlerin
eserlerini okuyanların şeyhleri var demektir. Ancak bunların hiçbirine ihtiyaç
duymayan kişilerin şeyhi şeytandır.

     İşte Mevlânâ
Hazretleri; kendine yönelen ve meyledene; Mesnevîsini okumak isteyen ve okuyan
ihlâslı ve samimî herkesin her şeyinin farkında ve mânen onun yanındadır. Tabii
bunun farkında olan kimsenin. Zaten “İnsan farkeden” değil midir?

     Şüphesiz, Mevlânâ
gibiler de, aynı manevî potansiyele sahip şahsiyetlerdir. Nitekim Mevlânâ;
hakkında çok güzel, çok değerli ilmî ve bilimsel çalışmaları bulunan Abdülbaki
Gölpınarlı’nın bir gün rüyasına girer ve:

    “Niçin benim eserlerim hakkında çalışırken,
ayrıca başkalarının yazdıkları eserlerle de, meşgul oluyorsun? Sadece benim
eserlerimle uğraş. Başkalarının eserleri üzerinde çalışmaktan vazgeç!” Diye
kendisine ihtar, ikaz ve uyarıda bulunur.

     Şüphesiz asıl
şeyh, asıl kılavuz, asıl yol göstericilerin başında; Allah’ın kelâmı Kur’an-ı
Kerîm, sonra fiil / iş ve hareketleri, hadis / sözleri ve kimi zaman sükutları
ile Hz. Muhammed, sonra Sahabe, Tabiîn ve Tebe-i Tâbiîn denen şahıslar gelir.
Daha sonra evliya / velîler ve asfiya / muhakkik, tahkik edici, araştırıcı
denen büyük  ilim ve din adamları onları
takip eder.

     İşte bunlar
arasında Mevlânâ’nın seçkin bir makamı ve yeri vardır. Çünkü o Zatı Muhterem:

   “Ben yaşadığım
müddetçe, Kur’an’ın bendesi, kulu ve kölesiyim. Ben Hz. Muhammed Mustafa’nın
ayağının tozuyum. Bunun dışında benden kim bir şey naklederse; ben o sözden de
şikayetçiyim, o sözü söyleyenden de.”

     Diyerek nasıl bir
yol izlediğinin; dikkate şâyân, muhteşem bir cevabını vermiştir.

     Öyleyse,
Mevlânâ’nın Mesnevî’sini okuyanın şeyhi var demektir. Mesnevî’yi yanında
bulunduran ve her fırsatta okuyan biri; her zaman şeyhiyle, yani Mevlânâ ile
beraber sayılır. Bir bakıma onunla sohbet eder, onunla oturur, onunla kalkar,
onunla hem-hâl olur.

     Böylece şeytan
aradığı ifsat etme imkânını bulamaz. Daha doğrusu şeytan ona yaklaşamaz, kötü
şeyler telkin etmek için, aradığı fırsatı göremez. Çünkü, ne mutlu o kimseye
ki, Mesnevî’nin şahsında, onun Mevlânâ gibi bir şeyhi vardır.

     Çünkü, “Mesnevî-i
Şerîf, Şems-i Kur’an (Kur’ân Güneşi’)nden tezahür (zuhûr) eden yedi hakikattan
bir hakikatin aynası olmuş, kudsî (kutsal) bir şerafet (şeref ve şereflilik)
almış; Mevlevîlerden başka daha çok ehl-i kalbin (kalb ehlinin) lâyemut
(ölümsüz) bir mürşidi (irşad edicisi ve doğru yolun göstericisi)
olmuş(tur).” 

 

          Mânâ âlemi
hiç boş değil,

          Sakın sanma
kendini yalnız.

          Etrafda
mânevîler kol gezerken,

          Tıklanmaya
hazır olsun mânâ kapınız.

Gazeteci-Yazar MÜJGÂN SUVER Hanımefendi ile OPEC+ Kararının Petrol Piyasasına ve Rusya Ekonomisine Muhtemel Tesirleri Hakkında Konuştuk.

Oğuz Çetinoğlu: OPEC+1 Rus petrolüne tavan fiyat uygulaması yürürlüğe girdi.
Kararın petrol piyasasına etkileri ne olur?

Müjgân Suver: Bilindiği üzere AB, G7 ülkeleri ve Avustralya, Rusya
üzerindeki baskıyı arttırmak için, Rus petrolünün fiyatını varil başına 60
dolarla sınırlamayı kabul etmişlerdi.

Bunun üzerine büyük petrol
üreticilerinin oluşturduğu OPEC+’ın hafta sonu üretimi azaltmaya devam
edeceğini açıklamasıyla fiyatlar yükselişe geçti. Brent ham petrolün2
varil fiyatının yaklaşık 86 doların üzerine çıktığı görüldü. OPEC+ Dünya
pazarına ne kadar petrol satılacağına karar vermek için toplanan petrol ihraç
eden 23 ülkeden3 oluşan gruba verilen isimdir. Dünyanın en
‘gelişmiş’ yedi ekonomisini temsil eden G7 Kanada, Fransa, Almanya, İtalya,
Japonya, İngiltere ve ABD’den oluşuyor ve tavan fiyatı uygulaması, Rus
petrolünün G7 ve AB ülkelerinin tankerlerine, sigorta şirketlerine ve kredi
kurumlarına satılırken 60 doların altında işlem görmesi anlamına geliyor.

Çetinoğlu: Bu uygulama petrol
piyasalarında ne tür değişikliklere yol açabilir?

Suver: Görülen o ki, bu uygulama, birçok büyük nakliye ve sigorta
şirketinin AB/ G7 içinde bulunması sebebi ile Moskova’nın petrolünü yüksek bir
fiyata satmasını zorlaştırabilecektir.

Diğer yandan Rusya tavan fiyat
uygulamasını kabul etmeyeceğini ve önlemleri benimseyen ülkelere petrol ihraç
etmeyi durdurabileceğini açıklarken, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy
ise uygulamayı ‘zayıf bir önlem’ olarak
nitelendirdi ve ‘
Rus ekonomisine zarar verecek kadar ciddi olmadığını’
söyledi.

Çetinoğlu: Rus ham petrolünün en
büyük tekil alıcıları Hindistan ve Çin gibi ülkeler Batı’nın yaptırımlarına
katılmadığı için, tavan fiyatı uygulamasının etkisini yumuşatabilir mi?

Petrole
tavan fiyat uygulamasının etkisi ne olur?

Suver: Avrupa Birliği basınında bu sorulara dâir farklı değerlendirmeler
yer alıyor.

Çetinoğlu: Ne gibi Efendim?

Suver: Meselâ: Almanya’da yayınlanan TAZ, Batı’nın söz konusu
cezalandırıcı eylemiyle başarısız olacağını düşünüyor: “Kremlin’in ‘kara altın’
ihraç etmesine izin veriliyor, ancak mümkün olduğunca az kâr etmesi isteniyor.
Rusların gücünü hafife alan bir yaklaşım bu. Diledikleri an petrollerini hiç
arz etmemeye de karar verebilirler ve bu da enerji piyasalarında anında muazzam
fiyat artışlarına yol açar. Kulağa ne kadar tuhaf gelse de Batı, fiyatı
frenlemenin tamamen sembol siyâsetiyle sınırlı kalacağını ve pek çok boşluk
bulunacağını ummalı. Zira aksi durumda, petrol gerçekten pahalı hale gelir.
Batı belki bunu karşılayabilir, ancak Küresel Güney4 için durum öyle
değil.”

İspanyolca yayın yapan El Pais’e
göre AB ve G7’nin yaptığı her şey doğru:

‘İhracat fiyatlarına bir sınır
konması genel olarak doğru yönde atılmış bir adım. Hâlihazırda  Rusya’ya uygulanan yaptırımlar, Rus
ekonomisine muazzam zararlar vermekle birlikte bir çöküşe sebep olmadı.
Rublenin şu anki gücü ve Moskova’nın ekim ayındaki petrol gelirlerinin
2021’deki aylık ortalamanın üzerine çıkarak 17,3 milyar dolara ulaştığı gerçeği
bunu kanıtlıyor. Kremlin giderek daha acımasız bir savaş yürütüyor ve sivil
halkı cezalandırıyor. Demokratik ülkelerin bir cevap vermesi gerekiyor ve bunun
bir yolu da Vladimir Putin’i saldırılarını finanse edecek gelir kaynağından
mahrum bırakmak… Kazanan bir kez daha siyâsî uzlaşı oldu ve bu iyi bir şey.

Çetinoğlu: Gazetecilerin ferdî
görüşlerine de bakabilir miyiz?

Suver: Ekonomi profesörü ve blog yazarı Jože P. Damijan, tavan
fiyat uygulamasının başarılı olacağına inanmıyor.

Çetinoğlu: Beyanı yorumlananız
mümkün mü?

Suver: ‘Tavan fiyat uygulaması, tavan fiyat uygulamak gerektiği
için getirildi ve büyük bir ihtimalle birkaç ay içinde, bu tedbirin fiyatlar ve
Rusya bütçesine akan gelirler üzerinde önemli bir etkisinin olmayacağını
yeniden göreceğiz. Sayısız istisnanın öngörüldüğü tavan fiyata rağmen,
ülkelerin Rus petrolünü ithal etmenin başka pek çok dolambaçlı yolunu bulacağını
da…’

Çetinoğlu: Başka yorum var mı
Efendim?

Suver: Polonya’da yayınlanan Wprost’un da tavan fiyat
uygulamasından pek bir beklentisi yok:

İki taraf da idâre ediliyor. Denizyoluyla ithalata yönelik ambargo
bugün yürürlüğe girerken, AB’nin petrolü karayoluyla varil başına 60 dolardan
satın alma kararı bu şekilde değerlendirilebilir. … Batı bir eliyle
Zelenskiy’nin sırtını sıvazlayıp kahramanlığına övgüler düzerken, diğer elini
de kışın 19 derece evlerinde üşümemek için Putin’e uzatıyor
.’

Avusturya’da yayınlanan günlük
gazete der Standart konuya daha temkinli yaklaşıyor ve kısa vâdede etkilerini
öngörmenin zor olduğunu söylüyor: ‘Aylardır mücâdelesi verilen bu girişimin
başarılı olup olmayacağı, Çin ve Hindistan gibi gelişmekte olan ülkelere ve
aynı zamanda Türkiye’ye, dolayısıyla farklı yollarla Kremlin’in çıkarlarına
hizmet eden devletlere bağlı. Her anlamda riskli bir operasyon bu… Çünkü
şimdilik yalnızca teoride etkili bir tedbir söz konusu. Kulağa akıllıca ve
mantıklı gelen bu yaptırımın hangi tâlî zararları beraberinde getireceğini
öngörmek.

Çetinoğlu: İngiltere basını görüş
belirleyip açıkladı mı?

Suver: Avrupa basınında tavan fiyat uygulamasının etkileri ne olur
tartışmaları devam ederken, İngiliz Financial Times’ın, ticâret şirketlerine
dayandırdığı Türkiye iddiası ‘Rus petrol
tankerleri Boğazlara yığıldı
!’ haberi gündeme damgasını vurdu.

 Haberde İstanbul ve Çanakkale boğazlarından
geçiş için 19 petrol tankerinin Türk sularında beklediği belirtiliyordu.

Habere göre dört petrol şirketi
yöneticisi, tankerlerin yükümlülük sigortasının geçiş sırasında geçerli
olduğunu gösteren yeni bir belgenin Türk makamlar tarafından talep edildiğini
belirttiler.

Batı’nın o uygulamaya geçtiği
tavan fiyat uygulamasına göre, Batılı sigorta şirketleri Rus petrolü taşıyan
gemileri ancak petrolün satış fiyatı varil başına 60 doların altında olduğu
zaman sigortalayabilecekler.

Haberde tankerlerin İstanbul ve
Çanakkale boğazları açıklarında beklediği belirtildi.

Çetinoğlu: Siz bu haberleri nasıl
yorumluyorsunuz?

Suver:  Batı ile Rusya
arasındaki bitmeyen satranç oyunu yeniden başladı!

Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim
Efendim!

 

MÜJGÂN SUVER: Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları
Platformu Başkanı

Münih Ludwid
Maximilien Üniversitesi’nde yüksek tahsilini tamamlayan pedagog Müjgân Suver,
Münih Devlet Pedagoji ve Âile Araştırmaları Enstitüsü’nde çalıştı. Bavyera’da
yabancı statüsünde çalışanların ve onların çocuklarının Alman toplumuna
entegrasyonunu sağlayacak eğitim modellerinin oluşturulmasında ve
uygulanmasında faaliyetler yürüttü. Münih Kent-Pedagoji Enstitüsü’nde, ‘iki
dilde, iki kültürde eğitim modelleri’ konusunda eğitimcilerin eğitilmesinde,
uzman akademisyen olarak görev aldı… Göç ve göçmenler, entegrasyon
problemleri, yabancı hakları konularında danışmanlıklar verdi. Münih’te çalışan
yabancıların ‘güvenilir kişisi
seçilerek şehir meclisinde danışman üye olarak yer aldı.

2000 yılından beri
Marmara Grubu Vakfı AB ve İnsan Hakları Platformu başkanlığını yürütüyor.
Avrupa Birliği, demokrasi, sürdürülebilir kalkınma, teşkilâtlı sosyal
sorumluluk, kadın liderler, kadınların ekonomiye kazandırılması, sosyal
cinsiyet eşitsizliği, eşitlik ve uzlaşma kültürünün geliştirilmesi konularında
projeler yürüten Müjgân Suver, aynı konularda çalışan Sivil Toplum Kuruluşları,
platformlar ve çalışma gruplarıyla da ortak savunuculuk faaliyetleri
yürütmektedir. KAGİDER’in kurucu üyesi, TÜSİAD – Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
Çalışma Grubu uzman üyesi, Eşitlik, Adalet ve Kadın Platformu Organizasyon
Komitesi üyesi, Yanındayız Derneği Danışma Kurulu Üyesi, Denge Denetleme Ağı
Koordinasyon Grubu Sözcüsü olan Müjgan Suver, İzmir GÖZLEM Gazetesi
yazarlarındandır.

Müjgan Suver’in;
Almanya’da ‘Okullarda İki Dilde İki
Kültürde Eğitim
’, ‘Alman Çocukları
İçin Almanca
’, ‘Trafik Ve Çocuk’,
Türkiye’de farklı yılları kapsayan ‘Ulusal
Kadın Politikaları – Eylem Planı
’ isimli iki kitabı, issiz kadınları
istihdama kazandırma hedefinde hazırlanmış ‘Arıcılık
ve Organik Bal Üretimi
’, ‘Temel
İşletme ve Pazarlama
’ konulu iki kitabi, dergi ve gazetelerde yayınlanmış
birçok makalesi bulunmaktadır.

 

AÇIKLAMALAR: (Oğuz Çetinoğlu)

1OPEC+: OPEC (Petrol İhraç
eden Ülkeler Teşkilâtı, 14 Eylül1962’de kurulmuştu. Kurucu 5 üye: Irak, İran,
Kuveyt, Suudi Arabistan, Venezuella. Üye 8 ülke: Angola, Birleşik Arap
Emirlikleri,  Cezâyir, Ekvator Ginesi,
Gabon, Kongo Cumhuriyeti,  Libya,  Nijerya. Daha sonra Gabon ayrıldı, Katar ve
Endonezya dâhil oldu. Hâlen OPEC’in 14 üyesi var.

OPEC+ ise; OPEC üyesi olan ve Rusya
önderliğindeki OPEC dışı petrol üreticisi Azerbaycan, Bahreyn, Brunei, Güney
Sudan, Kazakistan, Malezya, Meksika, Rusya, Sudan ve Umman’ın ştirâkiyle 24 üye
tarafından 2016 yılının sonlarına doğru kuruldu.


2Brent
ham petrol:
Kuzey
Denizi’nden çıkarılan tatlı petrol türüdür. Dünya petrol piyasasına yön verir.
İşlenmesi daha kolaydır.


3petrol
ihraç eden 23 ülke:
Yıllar
itibariyle ihracat miktarı değiştiğinden her yıl yeniden belirlenir. ‘OPEC+ teşkilâtının üyeleri’ ifâdesi de
kullanılabilir.


4Küresel
Güney:
Daha
önce ‘üçüncü dünya ülkeleri’, ‘gelişmekte olan ülkeler’ gibi ifâdelerle
anılan Afrika, Lâtin Amerika, Asya, Orta Doğu gibi yerlerdeki sosyoekonomik
açıdan kuzey yarı küreye kıyasla daha az gelişmiş bölgelere verilen isim. 

Türkiye’nin Genetik Haritası Kimlerin Elinde?

0

1990’ların televizyon izleyicileri bir an için hafızalarınızı
yoklayınız lütfen!

                Yıl:
1999…TV sunucusu Ali Kırca, O günlerin ünlü yıldızı Hülya Avşar’la birlikte Lösemi
hastası!!! Beyin Cerrahı Oktar Babuna için kan bağışı ve ilik nakli kampanyası
sürdürüyorlar. Demek oluyordu ki, bu işin senaryosunu yazanlar: “cehenneme
giden iyi niyet yollarının taşlarını” bu iki ünlüyü kullanarak döşüyorlardı.

                Kampanya
kısa sürede çok mesafe aldı, Abdi İpekçi spor salonunun kapısında kan bağışında
bulunmak için gelen insanlar yüzlerce metre kuyruk oluşturuyordu.

                Zaman
zaman Oktar Babuna’da TV Deki kampanyaya katılıyor, kendine acındırıyor, duygu
sömürüsü yapıp milleti gaza getirmek için: “15 günlük ömrünün kaldığını” anlatıyordu. Hâlbuki yıllar sonra Adnan
Oktar ve kedicikleriyle birlikte örgüt kurma davasından o da tutuklandı ve hâlâ
yaşıyor.

                Kampanya
süresince toplamda 160 bin kişiden kan örneği alınmıştı. Türkiye
hastanelerindeki laboratuvarlar bu kadar fazla kanı tahlil etmek için yeterli
değildi.

                Olaylar
bu şekilde hızla gelişirken zamanın Sağlık bakanı merhum Osman Durmuş devreye giriyor:
” Devlet olarak bu örnekleri, milli
servetimiz ve geleceğimizin umudu olarak devletin arşivlerine alacağız. ABD’ye
gönderirsek genetik şifremizi çalarlar
”.

                Fakat
Atı çalan Üsküdar’ı çoktan geçmişti. Alınan kan örneklerinin bir kısmı
Almanya’ya çoğunluğu ise ABD’ye gönderilmişti. Hatta bir kısmının da İsrail’e
gönderildiği söyleniyor.

                Sağlık
Bakanı Osman Durmuş başka bir konuşmasında: “Burnuma pis kokular geliyor. Kanlarımız
Amerika’ya gönderiliyor. Genetik şifrelerimizi çözecekler. Bu bilgileri de
Türkiye’ye karşı, kimyasal silahlar şeklinde kullanacaklar
!” ifadelerini
kullanıyor ve olaya dâhil olanlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını
açıklıyordu.

                Ortada
büyük oyunların döndüğü belli oluyordu. 2002 erken genel seçimlerinde Ecevit
Hükümetinin hezimete uğrayıp, yeni kurulan AKP’nin büyük başarı sağlayarak
paldır küldür iktidara gelmesi olacak şey değildi.

                Yeniçağ
Gazetesinin araştırmacı yazarlarından Arslan Bulut, AKP’nin kuruluşunun daha
ilk günlerinde: “AKP bir ABD projesidir.”
Diyerek Türk Milletinin dikkatini çekmiştir ama gerek geçmiş hükümetin ekonomi
yönünden halka bırakmış olduğu kötü miras, gerekse yeni gelen hükümetin
vaatleri, Avrupa Birliğinin sahte gülücüklü desteği Türk Milletinin başını
döndürmeğe yetmişti.

                Arslan
Bulut, 13 Haziran 2013 tarihli Güncel Meydan gazetesindeki “AKP, ABD Projesidir” başlıklı yazısında
iddiasını sürdürerek şunları kaydediyordu: “AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan, İstanbul Kazlıçeşme’deki
mitingde, önemli bir itirafta bulundu ve: “Türk Baharı”nın 2002’deki AKP
iktidarı ile başladığını söyleyerek, Türkiye’de yaşanan iktidar değişikliğinin
de tıpkı Arap Baharı’nda olduğu gibi bir ABD projesi olduğunu zımnen ifade
etmiş oldu. Tayyip Erdoğan’ın “Türk Baharı” dediği olaylar zinciri, aslında
Tayyip Erdoğan’ın daha Refah Partisi Beyoğlu İlçe Başkanı iken, ABD Büyükelçisi
Morton Abramowitz ile görüşmesi ve CIA’nın önemli şeflerinden Graham Fuller ile
temasa geçmesi ile başlamıştı. Tayyip Erdoğan, Amerika’nın Adana Konsolosu
Elizabeth Shelton, ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Caroline Hagins, ABD
Büyükelçilik Müsteşarı Silwer Lawrens ve CIA görevlisi Kenny Bob ile de
görüşüyordu!”

                Bu
proje siyasal ve toplum mühendisliği oyunlarıyla o kadar güzel uygulanıyordu
ki, Hanedanlık ve Krallıklar hariç, seçimle işbaşına gelmiş hiçbir demokrasi
ülkesinde Recep Tayyip Erdoğan dışında 20 yıl süreli iktidarda kalan başka bir
lider yoktur.

                Şeytanın
avukatlığını biraz da biz yapalım isterseniz: Oktar Babuna adına 160 Bin
kişiden alınan (120 Bin tanesi kayıp) kan numunelerinin Türk insanının genetik
haritasını çıkarılması için mi kullanıldı sorusu ister istemez insanın aklına
geliyor da. Yoksa 20 yıl aralıksız iktidarda kalmak, Demokrasi Tarihinde
görülmüş şey değil.

                Ancak Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel taşlarını o kadar fazla oynattılar ki, bu gün dışarıdan
bakıldığında; Krallık deseniz Krallık değil, Padişahlık deseniz Padişahlık
değil, Demokrasi, adalet, liyakat evlere şenlik. Kendi hayallerinin
Cumhuriyetini kurdular ama geldiğimiz noktada onlar da anladılar ki artık bu
gemi her yerinden su alıyor.

                AKP,
Türkiye’ye 20 yılını kaybettirmiş olsa da Türk Milleti 18 Mart 2019 Yerel
seçimleriyle işin farkına varmış ve muhalefet, büyük şehirlerin kahir
ekseriyetini kazanarak tünelin ucundaki ışığı görmüştür. Yeni hedef: 18 Haziran
2023 hayırlı olur inşallah. #azkaldı

                Sağlıklı
kalın.

Adalet Devletin Nesi İdi?

Başlığı okuyunca hemen “böyle basit soru mu olur? Elbette
Adalet devletin temelidir”
diyeceksiniz. Bu sözü yüzlerce yıldır
belleklerimize kazıyan bir kültür mirasımız var. Mahkemelerimizde, adalet
saraylarımızda kocaman harflerle bu çok değerli söz yazılıdır.

Peki, adalet sistemine siyasi müdahalelerin olması, evrensel hukuk
kurallarının en temel ilkelerinden uzaklaşılarak yapılan bir yargılama ve toplum
vicdanına bu kadar aykırı bir mahkeme kararı neyin nesi?

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun bir
soru üzerine söylediği “31 Mart’ta seçimi iptal edenler ahmaktır” sözü
üzerinden saçma bir suçlama yapıldı. Ceza Davasında yerel mahkeme 2 yıl 7 ay
hapis cezası ve siyasi haklardan yasaklanması kararı verdi.

Bir hukukçu olarak çok açık söylüyorum, akıl alır gibi değil.

Neden “bu karar hukukidir” diyen hiçbir ciddi hukukçu yok?

Neden herkes “bu dava ve karar
siyasidir” inancında?

Başta R. Tayyip Erdoğan olmak üzere siyasi parti liderleri, siyasi
parti temsilcileri, başta Süleyman Soylu olmak üzere siyasi bir makamda
olmamasına rağmen çok sayıda kamu görevlisinin söylediği hakaret ve iftira
nitelikli sözlerini sıralamaya kalsak kalın bir kitap olur.

Bu karara AKP’li Bülent Arınç bile tepki gösterdi: “Bugün
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu için, Türkiye’nin en
değerli ceza hukukçularından Prof. Dr. Adem Sözüer, Prof. Dr. Ahmet Gökçen ile
Prof. Dr. İzzet Özgenç’in hazırladığı ve bir ceza avukatı olarak şahsen benim
de katıldığım mütalaaya rağmen, mahkemeden çıkan mahkûmiyet kararı Türk
yargısı adına utanç verici ve umut kırıcıdır”
dedi.

Bu uzmanların “hakaret anlamı yoktur” şeklinde hemen
duruşma öncesinde verdiği raporu Mahkemenin hiç dikkate almaması da ilginç bulundu.

Esasen karar sonrasında yorumcular “AKP veya RTE kendisine
zararlı olabileceğini bilmesi gerektiği halde neden böyle bir karar alındı?”

“Bu karar siyaseten kime yarar?” “Bu kararın verilmesinde kim etkili olmuştur?”
gibi soruların cevabını arıyordu.

Neden hiç kimse “bu bağımsız ve tarafsız
bir yargı
kararıdır. Mahkeme, kararın kime yaradığına bakmaz. Ortada
işlenmiş bir suç var ve cezası verilmiştir” diyemiyor?

Neden herkes “bu kurguyu yapan siyasi akıldan” bahsediyor?

Neden Bülent Arınç bile “Dirayetli
ve feraset sahibi
SİYASİLERİN bu durumu göz önünde bulunduracağına ve bu
yanlışa izin vermeyeceğine
inanıyorum” demek zorunda kalıyor?

Çünkü özellikle FETÖ’cülerin yargıya hâkim olduğu dönemde
yoğunlaşan bir uygulama var: Siyaseti yargı yoluyla tanzim etmek. Aynı
yöntemin bu defa AKP yargısı oluşturularak devam ettirildiği kanaati yaygın.

O zaman devletin temelini yıkma anlamına gelecek adaletsiz eylemlerin
kimin işine yaradığı hesabı yanlış.

Devletin enkaza dönüşmesiyle altında kalacak olan sadece bazı
siyasiler değil, koca bir millet olur.

*******************************

Beni de Yargı Yoluyla Susturmak İstiyorlar

Ekrem İmamoğlu yalnız değil. Ben de benzer bir siyasi dava ile
muhatabım.
Dün İmamoğlu’nun ceza kararı açıklanırken, ben de hakkımda
açılmış bir ceza davasının tebligatını aldım.

Yurtdışında bulunan Sedat Peker, henüz susturulmadığı dönemde,
Ağustos 2022 de çok ciddi iddialarda bulunmuştu. Peker’in
İDDİASINA GÖRE, devlet içinde bir
 rüşvet mekanizması vardı. İçinde Sermaye Piyasası Kurulu’nun Eski
Başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ile Cumhurbaşkanı danışmanı
bazı isimler yer alıyordu. Peker, SPK Eski Başkanı Ali
Fuat Taşkesenlioğlu’nun arkasındaki gücün Serhat Albayrak olduğunu

söylüyordu.

Serhat Albayrak bildiğiniz gibi, eski Enerji/ Maliye ve Hazine Bakanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın abisi.
Ve Sabah/ATV ‘nin de içinde bulunduğu Turkuvaz Medyayı yöneten kişi.

Yazımın konusu ve öznesi Serhat Albayrak değildi. Sedat Peker’in, Serhat Albayrak hakkındaki İDDİALARI üzerinden, ucu
Cumhurbaşkanına varabilecek cümleler kurmasının amacını ve siyasi hedefini
anlamaya ve sorgulamaya çalıştım.

Serhat Albayrak hakkında tarafımdan
isnat edilmiş bir suç söz konusu değildi.
Peker’in İDDİALARININ doğru veya
yanlış olduğunu söylemeden siyasi bir analiz yaptım.

“Suç örgütü yöneticisi” bir kişinin
yüzbinlerce kişinin okuduğu, ülkedeki bütün büyük ve küçük ölçekli yazılı ve
görsel basında haberleştirilen, TV’lerde, gazetelerde yorumcu ve yazarlar ile
sosyal medyada onbinlerce kişinin yorumladığı İDDİALARI bütün demokratik
ülkelerde önemli bir haberdir.

Bu İDDİALARIN ciddi sonuçları oldu. Bazı ünlü
medya mensupları, iki Cumhurbaşkanı danışmanı istifa etti. Böyle bir
haberin yorumlanması basının sadece hakkı değil, aynı zamanda
görevidir.

Böyle bir basın faaliyetinden,
Türkiye’nin en büyük medya patronlarından birinin şikayetçi olmasını anlamak
mümkün değil.

Üstelik kendisinin yönettiği gazete ve
televizyonlarda o kadar çok kişi hakkında hakaret ve iftira suçu teşkil
edebilecek haber ve yorumlar
yer alıyor.

15 yıllık köşe yazarlığımda ilk defa bu yazım
hakkında Noterden tekzip metni gönderildi. Serhat
Albayrak vekilinin tekzibi ve cevaplarım gazetedeki köşemde
yayınlandı.
Yetmedi şikayetçinin talebiyle Gazetenin internet sitesinde
yayınlanan yazıya “erişim yasağı” getirildi.

Anlaşılan o ki bu da
yetmemiş. Şikayetçi Serhat Albayrak’ın suç duyurusunu ciddiye alan C. Savcısı düzenlediği
iddianamede, hakkımda “Hakaret ve İftira suçu” işlediğim gerekçesiyle
hapis cezası ve bunun sonucu olarak (seçme ve seçilme hakkı ve mesleğimi icra
etmek gibi) belli haklardan yoksun bırakılma cezası verilmesini talep etmiş.

Demokratik ülkelerde,
özellikle medya gibi bir gücü elinde bulunduranlar, hakkındaki iddialara karşı
cevap vererek kamu vicdanında aklanmayı tercih eder. Bizde ise iddiaların haber
olmasını, yorumlanmasını engellemek yolu tercih ediliyor.

Bunlar şahsen can sıkıcı.
Fakat ülkem ve milletim açısından utanç verici şeyler.

Ben her zaman olduğu gibi hukuk,
ahlak ve gazetecilik etik kurallarına uygun olarak inandığım doğruları,
bilgilerimi, yorumlarımı yazmaya ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim.

Görelim Mevla’m neyler…
Neylerse güzel eyler…

Mesnevî’den Bir Demet

0

    “Hepsi anlaşılmasa
bile, hepsi terkedilmez.” (Arapça bir söz)

    “Mesnevî, vüsûl
(vâsıl oluş, eriş) ve yakîn (kesin biliş) sırlarının keşf ve izahı
(açıklanması)nda,

     Dînin asıllarının
asıllarının asıllarından bahseder.

    “Mesnevî; Allah’ın
fıkh-ı ekberi (en büyük fıkhı / ilmi),

      Allah’ın şer’-i
ezheri (En açık ve seçik kanunu),

      Allah’ın bürhan-ı
ezheri (en açık delili)dir.

    “Mesnevî’nin mevzûu
(konusu) ise, ilm-i hakîkat (hakîkat ve gerçek bilgisi) olduğu için,

    “Mesnevî:
Sabahlardan daha nurlu ve daha nurlandırıcı (aydınlatıcı)dır.

     Çünkü sabah,
gecenin karanlığını aydınlatır.

     Mesnevî ise,
okuyanın ve dinleyenin kalbindeki sıkıntı ve karanlıkları giderip aydınlatır.

    “Nebiyy-i Ekrem:
‘Cennet bahçelerinden istifade ediniz (yararlanınız)’ buyurdu.

    ‘Şu dünyamızda
cennet bahçeleri nedir?’ sualine (sorusuna) da:

    ‘İlim
meclisleridir’ cevabını verdi…

    (Zira) ‘Bir âlime
rastgelince, cennet ağaçlarından birine tesadüf etmiş olursunuz.’

    (Hz. Muhammed)                                                                                                                                              
    

    “Mânevî Cennet olan
Mesnevî’de de..Selsebil tabir edilen bir feyz (ilim-irfan) çeşmesi vardır.

    (Evet, Mesnevî;
asıl Cennet olan Kur’an ve Mânâ Cenneti’nden haber verir.

     Çünkü bir âyetinin
anlamı gerçek mânâda anlaşıldığı takdirde, alınacak lezzet;

     Cennetin tüm bağ
ve bostanlarından ve hurilerinden alınacak bütün lezzetlerden kat kat
fazladır.)

    “Mesnevî,
Mısır’daki Nil nehri gibidir.

     Sabır ve mücahede
(mânevî cihad) erbabına âb-ı hayat (hayat suyu)dur.

     Fir’avn ve etbâı
(mensupları) gibi küfür ve dalâlet (sapık ve yanlış yol) ashâbına

    (Yoldaşlarına) da
ayn-i hasret (hasretin ta kendisi)dir.

    “ ‘Allah O’nunla
(Kur’an ile) birçoğunu şaşırtır, yine onunla birçoğunu yola getirir.’

    (Bakara: 26)

     Kur’an öyle olduğu
gibi, Mesnevî de öyledir.

     Nitekim Sâhib-i
Ârifi de:

   ‘Kur’an gibi bizim
Mesnevî de bâzılarını hidayete,

     Bâzılarını dalâlete sevkeder.’ diyor.

    “ ‘Mesnevî
kalblerdeki maraz (hastalık)ların şifası,

     Dünyanın varına,
yoğuna ehemmiyet vermekten ileri gelen hüzünlerin cilâsı,

     Kur’an-ı Kerim’in
de zâhirî (görünen) ve bâtınî

    (İlk nazarda görünmeyen
hikmet ve işaretlerinin) ap-açık mânâsıdır.’

    “ ‘Mesnevî,
rızıkların genişlemesine ahlâkın da iyileşmesine sebebdir.’

    “ ‘Mesnevî,
Rabbü’l-Âleminden ilham olunmuş bir kitabdır.’

    “ ‘Mesnevî’nin
birtakım lâkabları daha vardır ki,

     Onlar da Allah
tarafından ihsan buyurulmuştur.’ ”

    (Mesnevî’nin
Dibacesi’nden)

x

     Mesnevî, okuyanı
manevî huzurun doyumsuz iklimlerinde gezdirir. Çünkü:

   “Huzur, doyulmayan
bir sevdâdır. Göze muhtaç olmadan görmedir;

     Uzuvlardan
müstağnî (uzak) bir yaşayıştır.

     Huzur, Allah’ın
huzurudur. Ondaki varlıkları ve manzaraları anlatmak,

     Dışarıdan
imkânsızdır.

     O, içsel keşifler
yapma hâlidir.

     Büyük dost ile
sohbet hâlidir.

     Onda, varlığına
esir insanın hiç bilmediği lütuflar, âlemler ve muradlar saklıdır.”

     (Nureddin Topçu)

Masterchief Türkiye

0

Mehmet
Şef – Sevgili seyirciler Masterchief Türkiye’de bir eleme gecesine daha hoş
geldiniz. Bu akşam eleme potasında üç yarışmacımız kalmak için mücadele
veriyorlar. Süleyman, Derya ve Fahrettin.

 

Danilo
– Yevet, abijim bu akşam bir kişi gidecek aranizdan iki kişi kalijak. Süreniz
tami tamina 45 dakika. Üç, iki, bir, başla!

 

***

 

Somer
– Jürideki arkadaşlarımızla aramızda değerlendirmemizi tamamladık ve gerçekten
zorlanarak en kötü tabağı kimin yaptığı konusunda oy birliğiyle bir karar
vardık.

 

Mehmet
Şef – Zorlandık çünkü üçünüzün tabağı da birbirinden kötüydü. ‘Ben şef
adayıyım’ diye buraya gelen arkadaşlardan böyle kötü tabaklar görmek beni
gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Türk mutfağının bu ellerde olmasını ben
bir şef olarak kabullenemiyorum.

 

Danilo
– Şimdi yarişmacilarimizi öne alalim. Gelin abijim öne doğru.

 

Somer
– Aranızda bu üç kötü tabak içinde en az kötü tabak hazırlayan isim…..
Fahrettin sensin.

 

Danilo
– Senin tabağinda öne çikan tek şey daha sağlikli bir tabak olmasi. Yoksa
lezzet yok, ustalik yok! Hijyenden kurtardin.

 

Mehmet
Şef – Senin bir sağlıkçı olman, bir hekim olman bu akşam için seni kurtardı.
Ama şunu açık söyleyim böyle tabak yapmaya devam edersen Materchief Türkiye
maceran kısa sürer. Bunu da bir sarı kart olarak kabul et!

 

Danilo
– Yevet! Şimdi sira geldi gejenin kaybedeni ile Masterchief Turkiye’ye devam
edicek isimleri açiklamaya!

 

(48
Dakikalık Reklam Arasından Sonra)

 

Somer
– Reklamlardan önce de söylediğimiz gibi birbirinden kötü tabaklar geldi
önümüze ve karar vermekte gerçekten zorlandık. Ama içinizden birinin tabağı
sadece görsellik yönünden diğerinden daha iyi olduğu için bu gecenin kazananı
oldu.

 

Danilo
– Yevet! Masterchief Turkiye’ye en az bir hafta dağa devam edecek kişi…..
Derya sensin.

 

Mehmet
Şef – Süleyman az sonra senin tabağını da değerlendireceğiz ama önce Derya’ya
bir çift sözüm olacak. Derya sen aileden ve çocuklardan sorumlu bir kişisin.
Senin sorumluluğun altında 6 yaşında bir çocuğun başına neler geldiğini hepimiz
gördük. Ama bu olay gerçekleşme tarihi nedeniyle doğrudan doğruya senin
tabağına eksi puan katmaması gerekir diye biz jüri olarak bir karara vardık ve
bu da senin Masterchief Türkiye maceranın bir hafta daha devam etmesini
sağladı.

 

Somer
– Evet Süleyman şimdi yapacağım değerlendirme sadece senin tabağınla alakalı
değil, Masterchief Türkiye’deki genel başarınla alakalı. İlk zamanlar sende bir
ışık olduğu ve şef olarak bir gelecek vaad ettiğin düşüncesindeydik ama
yaptığın her tabakla ama istisnasız her tabakla bizi yanılttın. Sende bir şef
ışığı olmadığı ve mutfağı artık ömür boyu bırakmanın hem sana hem de senin
hazırladığın tabaklardan yemek yeme şanssızlığını yaşayan insanlara daha faydalı
olacağını düşünüyorum. Bence senin bir daha mutfağa girmemen lazım. Sen özel
hayatında sigortacısın, bundan sonra mutfak seslerinden ziyade poliçe kesen
yazıcının cırt cırt sesiyle hayatını geçirmen senin için daha faydalı olur.

 

Danilo
– Yani ben geldi Turkiye, Turkiye şok guzel, İstanbul şok guzel, raki şok guzel
ama ben anlamiyor bu kadar guzellik içinde nasil oluyor bu kadar guvenliksiz
bir ortam sen yapabiliyor? Gerçekten merak ediyor ben. Mutfak ustalik
gerektiren bir alan ve özellikle Türk mutfaği o harika yemekleri yapabilmek
için ustalik lazım ama sende o ustalik yok. Bir şey daha ekleyim sen diğer
yarişmacilara karşı da centilmen değil yani. Hem mutfakta beceri yok hem
centilmen değil böyle olmaz yani.

 

Mehmet
Şef – Süleyman sana öncelikle şunu söyleyeyim, senin her şeyden önce mutfakta
güvenliği sağlaman lazımdı ama maalesef sen mutfaktayken mutfak güvenli değil.
Bir diğer şey ona buna bağıracağım, laf yetiştireceğim diye asıl yapman gereken
işi yapmıyorsun. Bu hiç sağlıklı bir durum değil. Sana bir ağabey tavsiyesi
vereyim, mutfakta da çalışacak olsan sigortacılık da yapacak olsan senin önce
yaptığın işe ve iş yaptığın ortamdaki insanlara saygılı olman lazım. Ne
meslektaşlarına saygın var ne de senin hazırladığın tabağı para verip yiyen
müşterilerine. Bu seni bir yere kadar götürür ama şunu bil hele ki
müşterilerine saygısızlık yapmaya ve onların önüne kötü tabaklar çıkarmaya
devam edersen o müşteri seni bitirir. Bir diğer şey ismin sürekli şaibeli
kişilerle birlikte anılıyor, kendi iyiliğin için buna bir son vermen lazım.
Sende şef mayası yok, onu zaten jüri arkadaşlarım da söyledi bence de sen
bundan sonraki hayatında bir daha mutfağa girme! Şimdi senin görüşlerini
alalım?

 

Süleyman
– Hepiniz Amerikan’ın çocuklarısınız! Sen de! Sen de! Sen de!

Somer
– Güvenlik, at şunu dışarı! At abicim hadi!

Fikir, Kuduz Muamelesi Görmemeli

Yazı yazarak, resim yaparak,
fotoğraf çekerek, şarkı besteleyerek vs geçimini temin eden fikir emekçisi
sayısı Türkiye’de çok az. Ya siyasi iradenin himayesine girecek veya bir
cemaata mensup olacak, ya da zengin olup bu işi hobi olarak gerçekleştireceksiniz.
O vakit pek sorun yaşamıyorsunuz. Vicdanınızın sesini dinleyerek, özgür şekilde
bir sorunu gündeme taşıdığınız roman, hikaye, şiir, düz yazı, beste, tablo,
veya araştırma güçlü birilerinin hoşuna gitmeyince adliye koridorlarında
dolaşıp durursunuz. Benim hayatım neredeyse çoğu zaman böyle geçmiştir, ya
okuduğum ya yazdığım kitaptan veyahut sorumlu olduğum medyanın müdürlüğünden 15
yaşımdan, en son 73 yaşına kadar mahkemelerde görüşümü savundum, sonunda da berat
ettim, aklandım. Yargılanmanızı kurucusu olduğunuz veyahut üyesi bulunduğunuz
meslek kuruluşları da bile pek umursamıyor!. Bu kuruluşlar sadece liderlerine
çalışır. Böyle bir zaman dilimindeyiz.

 

Galiba Bir Şeyler Olacak

 

Ülkemizdeki fikri fukaralığın
sebeplerinden en önemlisi bu olsa gerek.

Çünkü yıllarca önce eleştirel
görüşten uzaklaştırıldık. Analtik düşünceyi dışladık. Birkaç sene önce “Demokrasimizin
Perde Arkası, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’ın Yürüyüş Yolu-Yazılmayan Anılar”
adlı kitabımdan dolayı merhum hocam ile birlikte İstanbul Çağlayan Adliyesinde
yargılandık ve aklandık. Bir zamanlar böylesi davalara hukukçularımız daha
haberi duyar duymaz gönüllü olarak sizi arar bulur ve mahkemelere avukatınız
olarak savunurlardı. Artık yeni dönemde paranız varsa avukat tutabiliyorsunuz.
Bu süreçte Telif Hakları Derneği Genel Başkanı Sosyolog ve Yazar Cafer Vayni ve
danışman olarak Avukat Mehmet Cangir ilgilendi sadece. Mahkemeye sunulmak üzere
bilgi ve belgeler verdiler, dosyamı incelediler sağ olsunlar. Minnettarım.

Üyesi olduğum Telif Hakları
Derneği, İstanbul Doğuş Üniversitesiyle ortak Kültür ve Turizm Bakanlığının
katkılarıyla 25-26 Kasım 2022 tarihleri arasında 2. Ulusal Kültür Endüstrisi ve
Telif Hakları Sempozyumu düzenledi. İki gün buraya taşındım. İyi ki de
gitmişim. Bu konudaki son gelişmeleri de öğrenmiş oldum. Başkan Cafer Vayni ve
Rektör Prof. Dr. Turgut Özkan ile Doğuş Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı
Prof. Dr Mustafa Alper Gümüş’ü kutladım. Emeği geçenlere şükranlarımı sundum.
Ayrıca toplantıyı hiç ayrılmayan izleyen ve not alan Kültür ve Turizm Bakanlığı
Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç ve Uluslararası İlişkiler ve
Eğitim Koordinatörü Belgin Aslan’a teşekkür ettim. Böylesi toplantılarda
izleyiciler çok özeldir. Öyle miting alanlarındaki gibi salonlar dolmaz. Sadece
ilgililer ve alakalı olanlar takip ederler. Bu da öyle oldu. Çok güzel ve
donanımlı konuşmalar yapıldı. Görsel malzemelerle takviye edildi. Sorulara
cevap verildi. Sevindim ve istifade ettim.

 

Kâğıt Kitaptan Daha Çok Kazandırıyor

 

Cafer Vayni dostumun verdiği
bilgiye göre; telif hakları hususu Lozan Antlaşmasında (1923) bile yer almış. Cumhuriyet
bunu önemsemiş. Doç. Dr. Cahit Suluk’a göre de; fikri emeğin karşılığı konusunu
yasalara girmeden önce Karl Marks önermiş. Oysa İslam dini bunu çok daha önce
“İşçinin ücretini teri soğumadan veriniz” diye hatırlatıyor. Ama uygulama halen
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. Yılına gireceği günümüzde bile gelişmiş
ülkelerdeki gibi değil. Özellikle muhafazakâr patronlar kul hakkını, alın
terini, göz nurunu pek umursamıyorlar. Tartışılıp duruyor. Öyle ki Türkiye’de
mevcut kültür ve yayıncılık politikası da birkaç ihaleci holding, bazı yabancı
yayın temsilcisi tekel hariç iflasa doğru gidiyor. Bittabi bunda ekonomik
sebepler olduğunu gibi liyakatsizlik, hayat pahalılığı, enflasyon, işsizlik
gibi sebepler de etkiliyor. Beşiktaş’ta bir yayıncı-kitapevi kâğıda gelen
zamlar yüzünden müessesesini kapattı ve “sadece kâğıt alıp satsam daha fazla
para kazanırım” diyerek, mesleğe “Allaha ısmarladık” dedi. Böyle olunca da bir
zamanlar okuyamayan çocuğu için imkânı olan veliler “Sana bir araba alayım da,
hiç olmazsa şoförlük yap, işini gücün olsun, evlenirken lazım olacak”
zihniyeti, bu defa kültüre, yayıncılığa sirayet etti. Koca koca akademisyenler,
ilim adamları, saygın muharrirler eserinin basılması için yeterli tahsili ve
görgüsü olmayanlar karşısında rica ve minnete gidiyor. Çünkü artık üniversitelerin
yayın bütçesi kâfi değil, çok satanlar rağbet görüp kendisinin de imkânı
olmayınca böyle resimlerin sayısı gün geçtikçe artıyor. Biz bunları tartışırken
dijital yayıncılık ve internet zirveye çıkıyor. ABD ve Japonya gibi ülkelerde
kitaplar ve gazete-dergiler hala milyonlarca basılıyor ve bütün dünyaya servis
ediliyor. Bu yayınların görüşleriyle de dünya kamu oyu oluşturuluyor!.

 

Fikir Başlı Başına Bir Dinamiktir

 

Sempozyumdaki notlarıma
bakıyorum tek tek, neler konuşulmuş; Ciddi bir dönüşüm süreci içindeyiz. Kültür
endüstrisi bilgi ve iletişim, elektrik, gaz ve su sektörünün neredeyse iki katı
bir katma değer üretiyor. 2020’deki küresel inovasyon endeksi raporunda 14 sıra
birden yükseldik. Fikri emeğe dayalı üretimler artık daha öne çıktı. Üretilen
fikri eserlerin çoğunun günümüzde düşünsel bağlardan ve zincirlerden kurtulmuş
bir kültür endüstrisi içerisinde sunulması gerekiyor. Eser sahiplerinin hakları
yeniden gözden geçirilmeli, günümüz hukukuna uygun olmalı. Özellikle fikri
mülkiyet hakları güçlendirilmeli, kültür endüstrisi haline gelmelidir. Fikir,
başlı başına bir dinamiktir ve korunmalıdır. İki görüş; Marksizm kültür-fikir
hayatını biçimlendiriyor. 2. yaklaşım da Marksizm değil Ortodoks kültürü
endüstri oluşturuyor ve sanayileşmeye paralel gelişiyor. Günümüzde de giderek
bağımsızlaşıyor. Dolayısıyla kültür sektörü özgür olmalı. Her kültürün bir
manevi yönü vardır. Eğer hatırlanırsa bu önem arz eder. Tüketimi de ihtiyaca
göre gerçekleşmeli. Her ulus kendi kültürünü geliştirmeli ve dijileştirilmeli. Böyle
bir zaman diliminde yatırım, eser, teknoloji, girişim ve ticaret çarkı kültürde
böyle dönüyor. Günümüzde en yüksek telif ödemesi mobilya tasarımlarında
gerçekleşiyor. Yazılım bütün dünyada önde ve Türkiye’de iyi bir yerde
bulunuyor. Lisans almak şart. Yetki belgesi artık aranıyor. Zarar olmadan
tazminat olmaz. Kültür ve fikri gelişmeler karşısında korsan yayıncılık
teknolojinin gerisinde kaldı. Korsan kitap azaldı. Ancak internetle korsan
televizyonculuğun önüne henüz geçilemedi.

 

Youtube Saatte 25 Bin Ürün Ekliyor

 

Yasaklanmış cihaz ve
programlar hala mevcut. Cezası ise 6 ay ile iki yıl arasında değişiyor. Zaman
ayımı ise 8 yıl. İnternet suçu yasal düzenlemesi (2007) yapıldı. Ama hala
manevi, mali ve bağlantılı hak ihlalleri yapılıyor. 5846 sayılı kanun en çok
internet suçlarına uygulanıyor. Youtube saatte 35 bin ürün ekleniyor. Uyar
kaldır, uyar engelle sistemi getirilmeli. Google’un bütçesi bazı devlet
bütçelerinden daha fazladır. ABD’de telife konu kültür endüstrisi 1.6 milyar
$’dır. Yani Türkiye’nin gayri safi hasılasının iki katı.

 

Son Sözü Kralın Silahları Söylememeli

Her konuda telif süresi 70
yıl. Türkiye’de telif hakları konusunda resmi 9 meslek birliği var, sivillerle
birlikte bu sayı 27 oluyor. Sinemada sansür hala aşılamadı. Telif hakları
konusunda Kemal Sunal Ailesinin Gülşah Filme açtığı dava hala devam ediyor.
Basılı eser sayısı her geçen gün azalıyor. Bandrol yazarın hakkını koruyor.
İnternet suçları ise giderek artıyor. Dolayısıyla paylaştıklarımızın hala
farkında değiliz. Platformlarda bilgilendirme yapılır ve kolektiftir. Sorumlu
ise sahibi değildir. Uzlaşma ve şikâyetten vazgeçme hususları birbirinden
farklı şeylerdir. Esinlenme, kopyalama ve ayırt edicilikte haksız yararlanma
ifade özgürlüğü ve mülkiyet hakkı arasında bir denge kurulmalıdır. Fikri
mülkiyette kamu yararı aranmalıdır. Fransız ata sözü; Son sözü kralın silahları
söyler? Ne dersiniz? Toplantıda ünlü marka versace ve döviz getiren Türk filmi
Muhteşem Yüzyıl da konu edildi.

Sempozyum genelde iyi ve
geçer not aldı. Prof. Dr. Süleyman Doğan, Prof. Dr. Kadir Canatan, Prof.Dr.
Mehmet Genç, Dr. İhsan Baştürk, Avukat Teknail Özderyol, Fatma Sonan Dolunay,
Habibe Aslan gibi genelde katılımcılar iyi hazırlanmıştı.

Tebrik ettiğim, kutladığım,
mensubu olduğum Telif Hakları Derneği’nin genel kurulu ise saat 14.00’te
nisaplı 17, nisapsız 24 Aralık 2022 tarihinde Küçük Ayasofya Mahallesi 6/101
Sultanahmet İstanbul adresinde gerçekleştirilecek. Dilerim fikir hayatımız için
bir ufuk olur, münevverlerimizin ürettiği eserlerin yaygınlaşmasının önü
açılır.  

“Gelir Günü Gelir Günü”

Türk’ün
Çağı görülecek

Hak
mazluma verilecek

Gök
Çadırı gerilecek

 “Gelir Günü Gelir Günü”

 

Türk
Milleti uyanırsın

Hak
katında boyanırsın

Zorluklara
dayanırsın

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

 


ve açık kalmayacak

İnsan
haram almayacak

Gül
yanaklar solmayacak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk’ü
özler Baba Gürgür (Kerkük’te)

Gök
yarılır namert korkar

Tuba
dalı yere sarkar

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Kaşgar
Atan ses verecek

Sözlük
sözlük harf derecek

Türkçe
Kutba yol serecek

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk
Milleti tanı kendin

Yaratıldın
nefsin yendin

Cennetteki
Âdem sendin

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Mazlumları
hep kayırdın

Zalimlere
hep bayırdın

Doğru
eğri hep ayırdın

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Yesevi’den
gelen ırmak

Yakışır
mı sana durmak

Hac-ı
Bektaş otağ kurmak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Yedi
iklim barış dolsun

Bin
bir cihet insan olsun

Halktan
Hakka nice yolsun

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Çakıl
taşı kum elene

Akıl
gönül bir bilene

Göğü
kökle bak delene

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Kurt
ve kuzu konuşacak

Taş
ağaca danışacak

Birlik
bayram olunacak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

İnsan
nasıl olunurmuş?

Sorgu
sual kılınırmış?

Kızıl
Elma alınırmış?

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk
ulusu aç gözünü

Gök
neslinin saç özünü

İnsanlığa
son sözünü

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Anadolu
Anadolu

Sana
sözüm dolu dolu

Göğe
çıksın Türk’ün yolu

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Kapıları
kapatma aç

Cömertliği
arşlara saç

TURAN
sana altın bir taç

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türkler
diri bir olacak

Dikenleri
hep yolacak

Ebediyen
Türk kalacak

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türkiye’miz
nakış nakış

Türk
gençliği sırlı bakış

Seyhun
Ceyhun bize akış

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Dağda
taşta varsa bir diz

Gökyüzünde
çizmişiz bir iz

Türkistan’da
Kafkas’da biz

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

İnsanlığa
beşik olduk

Kâhi
Uygur Kırgız dolduk

Gökyüzünden
yere yolduk

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Türk
Gençliği Umut sensin

Türk
vatanı Türk’ün densin

Sıcak
yemek tasta yensin

“Gelir
Günü Gelir Günü”

 

Yunus
Türkçe öz anlatır

Pir
Sultan’ım göz anlatır

Özden
hilmi söz anlatır

“Gelir
Günü Gelir Günü”

En Büyük Engel Sevgisizliktir-II

“Güzellikleri
yalnız engelsizler için değil, engelliler için de isteyin.”

          
“Aşamadığımız engellimiz, engelimizi aşmaktır.”

 

 “Engelli
olmak bir hastalık değil bir insanlık halidir.” Demiştik.  Toplumsal faktörlerin etkisiyle engellilerin
yeterince istihdama katılamadığını, toplumsal yaşamın dışında kaldığını
vurgulamıştık.

Çoğumuz
istemeden de olsa bu özel grupla olan etkileşimimizde hatalar yapmaktayız.
Bazen onları topluma kazandırmak için yaptığımız iyi niyetli girişimlerden
ötürü onları toplumdan uzaklaştırabiliyoruz.

Bu
hassas konuyla ilgili doğru bilgeye sahip olmak ve bu bilgileri uygulamak
meslek, statü gözetmeksizin toplumun her bir bireyinin sorumluluğudur.

Size
nasıl davranılması gerektiğini düşünüyorsanız engellilere öyle davranın.
Karşınızdaki kişinin engelini değil, kişiyi düşünerek hareket edin. Engeli olan
insanlara karşı utangaç yaklaşmayın. Sakin olun ve her zaman olduğu gibi,
kendinize ve diğer insanlara davrandığınız gibi davranın.

Karşınızdaki
kişinin engelinin olması, her zaman yardıma ihtiyaç duyduğu anlamına gelmez.
Yardıma ihtiyaçları olup olmadığını sormadan yardım etmeyin. Sormadan yardım
ettiğiniz zaman kendilerini yetersiz hissedebilirler.

Etiketlemeden
konuşun. Herkes için kırıcı ve saldırgan bir yaklaşımdır etiketlemek.
Aşağılayıcı ve dışlayıcı kelimeler kullanmaktan kaçının.

Acıma
Duygusuyla Yaklaşmayın

Engele
sahip insanlar kurban değildir. Onları kurban psikolojisine sokacak şekilde,
onlara ekstra ilgi göstermeyin. Başlarını okşamaktan, küçümseyen kelimeler
kullanmaktan kaçının. Unutmayın: Onlar kurban değil, toplumun kahramanlarıdır.

Öncelikle,
iletişim kurarken engelli bireylerin yardımcılarıyla, ya da yakınlarıyla
konuşmak yerine, direk bireyin kendisiyle konuşmayı tercih edin. Aksi takdirde
sizin onları birey olarak görmediğinizi hissederler.

-İşitme
engelli bireylerin bir kısmı dudak okuyabilirler ya da belli oranda
duyabilirler. Kimisi de işitme engelli dili ya da teknolojik aletler
aracılığıyla iletişim kurabilirler. Onlara mutlaka hangi yolla iletişim kurmayı
tercih ettiklerini sorun.

–Görme
engelli bireylerle iletişiminizde mutlaka ilk tanıştığınızda kendinizi tanıtın.
Giderken ve iletişiminizi bitirirken mutlaka bunu onlara belirtin. Bu
konuşmanın bittiğini anlamaları için çok önemli. Desteğe ihtiyaçları olduğunda
kolunuz ya da omzunuzdan tutunabileceklerini onlara belirtmeniz büyük bir
inceliktir. Fakat sakın onlara destek olurken onları çekip itmeyin. Rehber
köpekleri varsa köpeklerini beslemeyin ya da köpeğin dikkatini dağıtacak
hareketlerde bulunmayın.

–Tekerlekli
sandalyeli bireylerle iletişim kurarken sandalyelerini itmemeye, sıkıştırmamaya
ve sandalyeyi tutmamaya özen gösterin. Tekerlekli sandalyedeki biriyle
konuşurken onun göz hizasına gelip göz teması kurarak iletişim kurmaya dikkat
edin.

-Zihinsel
engelli bireylerle iletişim kurarken basit, anlaması kolay ve açık cümleler
kurmayı tercih edin. Sabırlı olun ve sizle iletişim kurabilmeleri için onlara
zaman tanıyın.

–Konuşma
güçlüğü olan bireylerle iletişim kurarken ve konuşurken ne kadar zamana
ihtiyaçları varsa onlara o kadar zaman verin. Saygılı olun ve kelimeleri
onların yerine tamamlamaktan kaçının. Kelimeleri kendilerinin tamamlamalarına
izin verin.

 

Engellilerin
eğitim, sağlık, adli, ticari, sosyal, istihdam konularında belirli hakları bulunmaktadır:

Eğitim hakkı: Engelli olup,
normal MEB okullarına gidebilecek olan engelli çocuklar olabileceği gibi,
görme, duyma, ortopedik ve zihnen rahatsızlığı olan çocuklarımız da vardır ki;
bunlar özel eğitime tabidir. 1.,2.,3. dereceden engel durumuna göre, özel
eğitim merkezlerine, kaynaştırma okullarına gidebilirler. Bununla ilgili, Milli
Eğitim İlçe Müdürlükleri, Özel Eğitim Merkezleri’nden bilgi alabilirler. Ayrıca
görme engelli olanlar için sınavlarda yardımcı olması için, refakatçı
verilebilir.

Sağlık hakkı: Her vatandaş bu
hakka sahiptir; çalışmasa da. Eğer gelir durumu düşük ise Aile Çalışma ve
Sosyal Hizmetler İlçe Müdürlüğü Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Bölümünden bilgi
alabilirler. Kişi başı asgari ücretin 1/3 değerinde maaş eline geçen kişiler,
destek alabilirler. Yine engellilerin kalacağı umut evleri, gündüz bakım evleri
ve geçici misafirhane hizmetleri de mevcuttur.

Adli hakkı: İşitme engelli
sanığa, işaret dili tercümanı görevlendirilmesi, adli durumlarda engelli
bireylere engel durumuna uygun iletişim sağlanması, işitme ve konuşma engeli
bulunan bireye müdafii (savunma avukatı) görevlendirilmesi yasal haklarıdır.

Ticari hakkı: Gelir vergisinde,
engelli hizmet erbabı ile bakmakla yükümlü olduğu engelli kişisi bulunan
esnaflar, gelir vergisi indiriminden yararlanabilir. Araçlarda ÖTV, MTV
indirimlerinden yararlanabilirler.

Sosyal: Engelli çocuğu
olan anneler, erken emeklilik hakkından yararlanabilmektedir. Engelli
memurlara, isteği dışında gece nöbeti ve gece vardiyası nöbeti
verilememektedir. Engelli kartı olanlar, toplu taşıma araçlarından, kültürel
noktalardan, park yerlerinden ücretsiz yararlanabilirler.

İstihdam: Emekli gün
sayısında indirim uygulanır. 50 kişi ve üzeri işçi çalıştıran özel şirketlerde
yüzde 3, kamuda ise yüzde 4 engelli istihdam edilmek zorundadır.

            Her şeyden önce engelli bireylerin
de bizden biri olduğunu unutmayın. Herkesin güçlü ve zayıf yanları vardır.
Onların da zayıf oldukları yanların yanı sıra bizden güçlü oldukları yanları da
var.

Engellilere
engel olmak, en büyük engelliliktir. En büyük engel, engellenmektir. Engelli
olmak, engel değildir.  Engelsiz bir
yaşam için onlara engel olmayalım. Engellilerin sabrına ve azmine hayran
olmamak elde değildir. Engelliler de bizim bir parçamızdır, onlara sahip
çıkalım. Engellilere yol değil, sevgi açın. Engelliler sadaka değil, ilgi ve iş
beklemektedirler. Asıl Engelliler Onları Görmeyenlerdir Özel eğitim olmadan
çağdaş eğitim olmaz.

Engelli
yurttaşlarımızın, önündeki eşitsizliklerin ve adaletsizliklerin kalktığı
engelsiz bir yaşam diliyorum.

Sevgiyle
kalın.