24.4 C
Kocaeli
Pazar, Mayıs 10, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 271

Vatan Sevgisi

0

         “Herkesî kû
dur mand ez asl-ı hîş,

           Bâz cûyed
rûzgâr-i vasl-ı hîş.”

 

          (Aslından,
vatanından uzaklaşmış olan kimse,

            Orada
geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.)

 

     Bir kimseye nereli
olduğu sorulunca, kendisi nerede doğmuş olursa olsun ve hatta nerede yaşıyorsa
yaşasın; vereceği cevap, babasının memleketini söylemek olacaktır.

     Bütün babaları
aradan çıkarırsak; anlarız ki, tüm insanların babası Hz. Âdemdir.

     Hz. Âdem’in vatanı
cennettir. Dünya ise, cennetin gurbetidir. İnsan dünyaya cennete lâyık bir kul
olmayı kazansın ve hak etsin diye gönderilmiştir. Tıpkı çocuğun okula
gönderilmesinin sebebi; okul sonrasında iyi ve güzel hayat şartlarını edinsin
diyedir.

     Nitekim, Avrupa’da
senelerce çalışıp da, Türkiye’ye parasız pulsuz, yani eli boş dönenin yüzüne
tükürülür ve ayıplanır.

     x

     İşte asıl vatan
olan cennet; bu dünyada kazanıldığı için, dünya o kadar önemli ve değerlidir
ki, uğrunda gazi olur, gerekirse şehit düşer. Böylece en büyük gayeye erişmiş
bulunuruz.

     Çünkü:

 

   “Hubbü’l-vatan,
mine’l-iman.”

   “Vatan sevgisi,
imandandır.”

x

          Şimdiki
hâlden uzanıp geriye doğru,

          Anıyoruz, iyi
kötü, o eski günleri.

          Hiç gitmiyor
ki, hâlleri gözümüzde dupduru.

          Olmuşuz o
günlerin, çoktan beri sürgünü!

 

          İçimize değil
mi ki, konmuş bu hüzün;

          Unutturmuyor
kendisini, ne yaz ne güzün.

          Olmasaydı
kavuşma, duymazdık bu hasreti,

          Elbette var
gelecekte, bunun meserreti.

x

          İnsanın asıl
vatanı cenneti.

          Dünya ise
onun gurbeti.

          En âlâsından
yese de eti,

          Dünyaya yenik
düşer metaneti.

 

        “Hubbü’l-vatan,
mine’l-iman.”

          Severiz
cenneti, bu yüzden candan.

          Nasılsa,
gidilecek bu handan!

          Cennete
nazaran dünya, zindan!

x

    “İnsan-ı kâmil de
böyledir. Neyistan-ı ezelden, yani (A’yân-ı sâbite) âleminden, daha açığı
âlem-i  İlâhîdeki mevkiinden kader
sevkiyle şu dünya’ya getirilmiş, beşeriyet kaydına ve anâsır-ı tabiat bendine
vurulmuş, ayrılık ateşiyle bağrı şerha şerha olmuş, makam-ı kadîmindeki
feyizden mahrum kalmış; kalbini nefsin heveslerinden, zihnini (Hestî-i mevhûm)
yani, şu vehimden ibaret varlıktan tahliye etmiş, kendisini Allah’ın kudret ve
düzenine terketmiş,…” (Tahirü’l-Mevlevî) olarak kendisini ebedî âleme
hazırlamak için, dünyada bulunduğunun farkındadır.

“Nato Mermer, Nato Kafa”

0

Ben yıllardır eğitim sistemini ve eğitim yöneticiliğini
eleştirip, yapılması ve yapılmaması mutlak elzem olanlar üzerinde durdum. Ne
yazık ki, yanlışlarıyla bu kadar çok övünen kişilere artık nasıl yaklaşıp,
neler söylemem gerektiğini kestiremiyorum.

Sayın Bakan siz hâlâ öğretmenlerin kariyer sınavlarına gösterdiği ilginin sığ
sevincini medyada paylaşmayı sürdürüyorsunuz.

Bir başka konu da öğretmenlere hâlâ zorunlu değil, mecburi hizmetiçi eğitim
projeleri… Bu projeyi hazırlayan kukla yöneticiler, kendilerinde hangi
eksikliği görüyorlarsa, öğretmenlerde de aynı eksikliğin olacağı düşüncesiyle,
öğretmeni hizmetiçi eğitime tâbi tutuyorlar. Anlama ve dinleme özürlü olan
varlıkların tavsiye ve kararlarıyla hareket edenlere uygun bir sıfat
bulamıyorum.

Okullarda devamsızlık takip projesini hayata geçirmeyi övgüyle anlatan bakana
bakan biri olarak nasıl bir tavır belirleyeceğimi de kestiremiyorum.

Yanlışlarla dolu bir sistem… İçeriği yanlışlarla dolu ders kitapları… Saplantı
hâline dönüşmüş çoktan seçmeli ölçme ve değerlendirme soruları ki, aynı tip
sorularla yapılan öğretmen kariyer basamakları sınavı… Çoktan seçmeli sınav
sisteminin en kötü yanı, sınava girenin değil, sınavı hazırlayan ve yaptıranın
zekâsının ölçülebildiği bir sınav sistemi… Bu felaketler zincirine bağlı
olması istenen ve beklenen öğrencilerin devamsızlık takip sistemiyle okulda
tutulmaya çalışılma projesi… Ve sayın bakanın olağanüstü bir şey
başarmışçasına medyaya bunlardan gururla bahsetmesi… Buyurun cenaze namazına.

Binali Yıldırım’ın meclis konuşmalarının birinde, bir milletvekilini
eleştirerek verdiği örnek çok güzeldi. Aynı örneği ben de sayın bakan için
verip konuyu kapatacağım. Mealen yazdığımda hatalı bilgi olursa okuyucudan ve
hak sahiplerinden peşinen özür diliyorum.

Adamın biri “Hz. Davut bir köprü yapmak için (köprü olduğundan emin
değilim, sözün gelişi diyelim) Allah’tan kendisine bir kız çocuğu vermesini
istemiş. Allah dileğini kabul ederse, kızı kurban edeceğini vaat etmiş. Allah kız
çocuğunu vermiş. Hz. Davut kızının adını Ayşe koymuş. Köprü yapılmış. Davut,
Ayşe’yi Allah’a kurban etmek için yatırmış, tam kurban edeceği zaman Azrail
gökten bir keçi getirmiş ve bu keçinin kurban edilmesini istemiş.” diye
anlatıyor.

Hikâyeyi dinleyenlerden biri hikâyede yanlışlık olduğunu söylemiş. Kendisinden
yanlışı düzeltmesi istenmiş.

Adam, “Ben bu hikâyenin neresini düzelteyim? Hz. Davut değil, İbrahim.
Çocuk kız değil oğlan, adı Ayşe değil İsmail. Yapılan köprü değil Kâbe. Kurbanı
getiren Azrail değil, Cebrail. Kurban keçi değil, koç.”

Şimdi Sayın Bakan ben bunun neresini düzelteyim. Dökülen hangi yaprak toplanıp
da dalına konabilmiş. Allah aşkına ne olur, akla ve mantığa uygun tek bir şey
yapın, alkışlamazsam proje sahipleri gibi olayım.

12 Aralık 22
Erzurum

 

 

 

 

Eğitim Bir Sen’den Deniz Kabuğu Süslemesi

Eğitim Bir Sen öğretmen maaşlarıyla ilgili süslü bir tablo yayınlıyor.
Yayınladığı tablonun altına yaptığı açıklamaya bakar mısınız?

“Söz konusu yukardaki tabloya göre yeni başlayan bir sözleşmeli öğretmen
13.471,62 TL maaş alırken, yine yeni başlayan sözleşmeli branş öğretmeni
13.533,49 lira maaş alıyor.” diyor ve arkasından il milli eğitim
müdürlerinin şube müdürlerinden, şube müdürlerinin okul müdürlerinden, okul
müdürlerinin de öğretmenlerden daha az maaş aldıklarını iddia ediyor.

Ben yirmi sekizinci yılı çalışan bir uzman öğretmenim, e devlet Kasım ayı
bordrosunu aynen veriyorum; Net Ödenen: 11912.97 TL ve ek dersle birlikte
toplam ödenen net gelir: Toplam Ödenen: 13716.55 TL.

Şimdi size soruyorum; yukarıda verdikleri rakamları yeni başlayan bir
sözleşmeli öğretmen nasıl alıyor? Bu rakamları bu sendika hangi kurumdan ya da
nereden bulduğunu merak ediyorum. Hükümet sözcüsü gibi çıkıp saçma sapan
açıklamalar yaparak, toplumun kafasında “öğretmen dünyanın parasını
alıyor” dedirtmek mi maksatları acaba, diye soruyorum?

Ben şu an toplumda her kimle konuşsam, dünyanın parasını alıp bir de
ağladığımızdan söz ediyorlar. Beni temsil ettiğini söyleyen bir sendika ipe
sapa gelmez bu tür açıklamalarla alınmamış bir hakkın alındığını söyleyerek,
mevcut hükümet gibi kendisine sanal bir itibar yaratmaya mı çabalıyor? Bunun
adı toplum içinde “kaşarlanmışlıktır”

Eğitim Bir Sen AKP iktidar olduğundan bu yana sendikacılık değil, AKP’nin bir
alt birimi olarak çalışmasını sürdürdüğünü bilmek için ermiş olmaya gerek yok.

Şimdi yaptıkları bu açıklamada da Eğitim Bir Sen temsilcileri, şube müdürünün
okul müdüründen, okul müdürünün öğretmenden az maaş aldığını öne sürerken,
anladığım kadarıyla dertleri okul müdürü, şube müdürü, il ve ilçe eğitim
müdürlerinin haklarını savunmak değil, her zaman yaptıkları gibi üye sayısını
sabit tutacak birim amirlerinin desteğine muhtaç olduklarından onların
gönüllerini hoş tutmak.

Bu anlatılan masallara ancak AKP’nin kronik seçmeni ya da Eğitim Bir Sen’den
makam ve mevki bekleyen biatçı zihniyet inanır. Yarın bu iktidar gittiğinde bu
kişiler kapılara kilit vurup hangi sendikaya üye olmanın derdinde olacaklar,
merak ediyorum?

Allah bunlara akıl fikir, bize de zulme karşı direnme gücü versin.

Ali Polat’tan Muhteşem İki Kitap: Yeniden Doğuş Ve Sağlığın Başucu Kitabı

0

Ali Polat
eskilerin tâbiriyle ‘Nev’i şahsına
münhasır
’ bir insan. Bu tâbir, günümüz Türkçesiyle; ‘Kişiliğiyle herkesten ayrılan, kendine özgü tutum ve davranışı olan
kimse
’ şeklinde ifâde edilebilir. Frenkler ise ‘sui jeneris / sui generis’ diyor.

Yahya Kemal
Beyatlı ve Süleyman Nazif birer mısra yazarak oluşturdukları beyitte; İbrülemin
Mahmud Kemal İnal’ı

Hezâr
gıbta o devr-i kadîm efendisine

Ne
kendi kimseye benzer ne kimse kendisine’

ifâdesiyle
târif etmişlerdi.  Bu beyit, Ali Polat’ı
anlatmak için de rahatlıkla kullanılabilir.

Başarılı bir
iş adamı, velût bir yazar, donanımlı bir konferansçı, mükrim bir ev sâhibi,
candan bir dosttur, Güler yüzlüdür sohbeti tatlıdır. Hepsinden önemlisi,
popüler anlatımı ile çevresine ‘pozitif
enerji
’ dağıtır.

İyi düşünür,
güzel konuşur. Derin, mânâlı ve isâbetli özdeyişleri vardır: ‘Akıllı evlâda baba malı gerekmez. Akılsıza
baba malı yetmez
’, ‘Kimisi yaşadıkça ölür,
kimisi öldükten sonra da yaşa
r’, ‘Mücâdeleden
kaçıp pes edenler, kaybeder; mücâdeleye devam edenler kazanırlar
’, ‘Kuvvetli irâde en büyük güçtür.’ Ve daha
onlarcası… Bunlar kendi fikrî ürünlerinden bir kaçıdır. Alıntılayıp
söylediklerinin sayısını bilmek mümkün değil…

Sağlığın Başucu Kitabı

2022 yılında
8. baskısı yapılan eser 17 x 23 santim ölçülerinde kuşe kâğıda basılı, tamamı
renkli 270 sayfadır. Kapaktan verilen bilgilere göre 1. Bölümde ‘Beden Sağlığı’ konusu işleniyor ve ‘327 Sağlık Anahtarı’, ‘27 Karşılaştırmalı Tavsiye’; 2. Bölümde ‘Ruhî, Zihnî ve Mânevi Sağlık’ başlığı
altında ‘89 Sağlık Anahtarı’, ‘23 Karşılaştırmalı Tavsiye’ sunuluyor. ‘Toplum Sağlığı’ ile ‘Kâinat ve İnsan İlişkisi’ konularının
ele alındığı 3. ve 4. Bölümde okuyucuya 29’ar adet ‘Sağlık Anahtarı’ armağan ediliyor.

Toplam 474 adet sağlık anahtarından
bâzıları:

*Yeterli ve
dengeli beslenme. *Mevsime göre beslenme. *Daha az kimyevî yiyecek. *Bedenimizin
ihtiyaç duyduğu günlük gıdalar. *Tercih edilecek ve uzak durulacak yağlar.
*Vitaminler ve D vitamini. *Günlük alınması gereken en önemli 14 mineral. *Az
ve çok tüketilecek gıdalar. *Siyah üzüm, zerdeçal, çörek otu, keten tohumu
ezmesi  *Sabah aç karnına ve akşam
uyumadan önce, (kaynar olmamak şartıyla) sıcak su, kefir. *Günde 24 dakika
dans. *Temiz hava. *Derin nefes. *Nem oranı. *Erken yatıp erken kalkmak. *Göz
egzersizleri. *Sabah kahvaltısı. *Lifli gıdalar. *Gül suyu. *Kemiklere ve
kaslara iyi gelen besinler. *Aşılar.*Evde bulunması faydalı olan tıbbî âletler.
 

Bu
anahtarların hangi kilitleri açacağı ve nasıl kullanılacağı, sayfalar boyunca
anlatılıyor.

 

102 adet tavsiyeden bâzıları:

*Uykudan
önceki üç saat içinde yemek yemeyiniz. *1 litresinde 10 mg’dan fazla nitrat
olan sulardan içmeyiniz. *Faydalı çaylar. *Vücut sıcaklığına yakın olan
sıcaklıktaki yiyecek ve içecekleri tüketiniz. *Mikrodalga fırınlarının doğru
kullanımı hakkında… *Stresten kurtulmanın yolları… *Tabiatın programına
karışmayınız. *Huzurlu hayat için iç temizliği gereklidir. *Durumu müsâit
olanlar kan bağışında bulunmalı. *Beyin sağlığınızı korumak için… *Zekânızı
geliştirebilirsiniz.  *Şahsiyetinize,
haysiyetinizden daha çok önem veriniz. Haysiyet diğer insanların size verdiği
önemdir. Şahsiyet, sizin içinizdedir. *Keyif yerine mutluluğa öncelik veriniz.
*Sevilmek ve sevindirmek için… *Diploma ve meslek arasında tercih rehberi… *Ses
tonu ve konuşma âdâbı hakkında. *Yaradana teşekkür borcunuzu unutmayınız.
*Çakralar hakkında…  

***

Hüküm: Dünyâda
umûmî olarak sağlık konularını bu kitaptaki ölçüde toplayan başka bir kitap
bulmak, imkânsızlık ölçüsünde zordur.  

 

Yeniden Doğuş / Ergenlik – Ergenlik Dönemi
İle Baş Etme Rehberi

16,5 X 13,5
santim ölçülerinde, kuşe kâğıda basılı tamamı renkli 192 sayfalık eser, Uzman
Klinik Psikolog Eyyüp Durmaz’ın katkılarıyla hazırlanmış, Temmuz 2022’de
yayınlanmıştır.

Çocukluktan
sonra, kızların ve erkeklerin bedenlerinde fizikî, sosyal ve zihnî mânâda büyük
değişikliklerin meydana geldiği zaman dilimi, ‘ergenlik dönemi’ olarak adlandırılır. Bu dönem, şahsın beslenme ve yaşadığı
bölgenin iklim şartlarına göre değişiklikler gösterir.

Çocukluktan
ergenliğe uzanan bu yolda, çözümlenmesi gereken birçok problemlerle
karşılaşılır. Ergenlik döneminde başarılması gereken en önemli görev, kimlik
şuuru oluşturmaktır. Ergen çocuklar, kim olduklarını belirlemek için kendi
kimliklerini pekiştiren veya yansıtan gruplar bulmaya çalışırlar. Gruplar,
ergenlere ‘diğerlerinden farklı’ oldukları
duygusunu verir. Hayatın önceki dönemlerinde sorulamayacak olan ‘Ben kimim?’ sorusunun cevabı aranır.

Ergenlik
döneminin başlangıcı için kesin bir zaman vermek güçtür. Ergenlik, her çocukta
farklılık gösterebilen bir zaman dilimidir. Bedenle alâkalı değişimlerin,
kızlarda 10-12 yaşları arasında, erkeklerde ise 12-14 yaşları arasında ortaya
çıktığı belirlenmektedir. Kızlar, erkek çocuklara göre genellikle bu döneme 1-2
yıl daha erken girerler. Her çocuk bu döneme diğerlerinden farklı, daha erken
ya da geç girebilir.

Ergenliğin en
önemli belirtisi, kısa zamanda dikkati çekecek bir biçimde çok yönlü olarak
büyümektir. Buna büyüme atılımı adı verilir. Kızlarda ergenlik önce
başladığından 10-12 yaşlarında kızlar, erkeklerden daha uzun olurlar. Boy
uzaması giderek yavaşlar ve kızlarda 16 ile 18, erkeklerde 18 ile 20 yaşları
arasında durur.

Büyümenin
ergenlikten sonra da devam ettiği, 18 ile 30 yaşları arasında çok küçük
miktarda bir artış görüldüğü söylenebilir. Boy uzamasının yanında kızlarda ve
erkeklerde kilo artışı ve yağlanma da gözlenir. Kızlarda bu dönemde yaklaşık
16, erkeklerde ise 20 kiloluk bir artış olabilir. Bu dönemde baş kemiklerinde
de büyüme görülür. Yüz kemikleri büyür, çene uzar ve kalınlaşır, burun büyür.
Bu farklılaşma ilk başta yüzde simetrik olmayan bir görüntü oluştursa da
baştaki bütün organların büyümesi tamamlandığında bu asimetri ortadan kalkar.

Ali Polat
ergenlik dönemini; Erken ergenlik (12-14 yaş arası), Orta ergenlik (15-18 yaş
arası), geç ergenlik (18-20 yaş arası) olarak 3 grupta inceliyor. Ergenlik
döneminde, kızlarda ve erkeklerde meydana gelen değişiklikleri, karşılaşılabilecek
problemler ve çözüm yolları hakkında ebeveynlere tavsiyelerde bulunuyor.

Ergenlik
dönemindeki bedenî ve zihnî değişimler çocuklarda hassasiyeti artırır. Sinirli
ve hırçın olurlar. Karakterleri, şahsiyetleri de bu dönemde şekillenir. Bu
sebeple ebeveynlere lâzım olacak bilgiler, kitabın ana konusunu teşkil ediyor.
Önemli olan şudur: Var olan durumun tersine gitmek yerine, olanla barışık olmak
gerekir. Onu değiştirebilme şansı yoktur. Ailenin bu durumda kendi egosunu
yenmesi tek yoktur.

Çok mühim tavsiyeler:

Eğer çocuk cinsiyet
belirsizliğine meyilliyse erken dönemde yapılması gerekenler:

Daha önceden bu durum
psikiyatrik hastalık olarak nitelendirilirken son yıllarda hastalık
kategorisinden çıkarılmıştır. Öncelikle ilk aşamada hormon testlerinin
yapılması, o testin sonucuna göre sağlık açısından tedâvi edilmesi gerekir.
Eğer tıbbî bir problem yoksa çocuğu olduğu gibi kabul edip hayatına devam
etmesi için yardımcı olmak gerekir.

Çözüm kesinlikle
‘eğitim’dir. Eğitim, toplum normlarının geliştirilmesinde rol oynadığı için,
cinsiyet eşitliği anlayışının geliştirilmesinde temel araçtır. Cinsiyet temelli
şiddetle mücâdele edilmesi ve cinsiyet eşitliğinin geliştirilmesi, eğitime ve
toplumun her katmanından insanın aktif ilgisine ihtiyaç duyar.  (s : 56)

Diğer
konuların başlıklarından birkaç örnek:

*Engelli
ergenler ve problemleri. *Ergenlerde ekran bağımlılığı ve internetin yeri. *Ergenlerde
obezite problemi. *Ergen intiharlarındak uyarı işâretleri. *İstismara uğrayan
bir ergen için neler yapılabilir? *Ergenlikte imtihan endişesi. *Ergenlik
döneminde beslenme, *Ergenlik döneminde diyabetten nasıl korunulur?

ALİ POLAT:                                                                                                                                                     Taksim
Caddesi Nu: 65, Kat: 2-3 Taksim, Beyoğlu – İstanbul. Telefon: 0.212-256 84 90,                                   Belgegeçer:
0.212- 237 88 27 e-posta: ali.polat@hazar.gen.tr  www.hazar.gen.tr 

 

ALİ POLAT

12 Eylül 1944
târihinde Tebriz’de doğdu. Erzurum’da büyüdü. Eğitimini Erzurum Atatürk
Üniversitesi Ziraat Fakültesi Ekonomi Bölümünde yüksek mühendis olarak
tamamladı. 2004 yılında Azerbaycan Milletlerarası Üniversitesi’nden fahri
profesörlük, 2009 yılında Azerbaycan Ticâret Üniversitesi’nden fahrî doktora
unvanı aldı.

Türkiye Yazarlar Birliği
ve Azerbaycan Yazarlar Birliği’nin şeref üyesidir.

1968’de iş hayatına
atılmış ve o tarihten 1982 yılına kadar yaptığı et ve et ürünleri ihracatı
yoluyla Doğu Anadolu Bölgesi’nin kalkınmasında aktif rol almıştır.

1983-1991 yılları
arasında Türkiye’nin turizm hamlesini başlatan öncü firmalarından birinin
ortağı olarak, Antalya, Fethiye ve Kapadokya’da toplam üç tatil köyü ve bir
otel kurmuştur.

Azerbaycan’ın
istiklalini tâkip eden 1991 yılından günümüze kadar olan dönemde, Azerbaycan
halkının yaşantısını iyileştirmeye yardımcı olmak amacıyla ticâret ve
yatırımların yanı sıra çeşitli eğitim ve kültür faaliyetlerinde bulunmuş,
radyo ve televizyonlarda programlara katılmıştır.

Aynı zaman zarfında
Türkiye’de Su Arıtma ve Telekomünikasyon sektörlerinde ticârî faaliyetlerini
devam ettirmiştir.

TSİAD (Türk-İran
Sanayicileri ve İş Adamları Demeği)nin kurucularındandır ve ömür boyu fahrî
başkamdır.

Hayat felsefesi;
üretken olmak, dostluk ve barış üzerine kurulu fikir adamı Ali Polat,
zamanının büyük kısmını araştırma ve kitap yazmaya adamıştır.

Ali Polat kültür
birikimlerinin ürünü olarak ve katkılarıyla yayınlanmasını sağladığı 100’den
fazla kitabı toplum yararına sunmuş, bütün çalışmalarını dünyânın çeşitli
yerlerinden isteyen herkese bedelsiz olarak göndermiştir. Meselâ ‘Üçbin Yıllık Birikim’ isimli kitabının
ilk baskısının büyük bölümünü hapishânelere ve daha sonraki baskılarını da
çeşitli kamu ve özel kuruluşlara göndermiştir. 

Türkiye’de yayınlanan eserleri: (Kitap ve CD

*Üç bin Yıllık
Birikim – 7 baskı – 13.500 adet. *Ya Ali: (Hz. Ali’nin hayatı, Felsefesi ve
1555 Veciz Sözü) 2 baskı – 4500 Adet *… Ve Biz – Kitap – 2 baskı – 4.000
Adet. *Ömer Hayyam ve Rubâileri. *Bir Damla Su 4 cilt. *Medeniyetlerin Buluştuğu
Tebriz ve Çevresi. 1.000 adet. *Sağlığın Başucu Kitabı. *Yeniden Doğuş –
Ergenlik.*Bedenimizi Tanıyalım (12 kitaplık set), Sağlıklı Yaşamak ve Yaş
Almak İçin 12 Temel İhtiyaç (12 Kitap.), Sağlıklı Yaşamak ve Yaş Almak İçin
Ruhsan, Sosyal ve Mânevî Sağlığın Önemi ve Terapiler (12 Kitap), Koruyucu ve
Tamamlayıcı Tıpta Kitaplar (3 Kitap), Su ve İnsan Sağlığı (8 Kitap), 41
Konuda Kurân-ı Kerîm Âyetlerinde İnsan Hakları (2 Cilt), Tatlı Düşmanla Başa
Çıkma Yolları, Yeniden Doğuş (Ergenlik), Sağlığın Başucu Kitabı.

2023 yılında
yayınlanacak kitaplar: Nitrat ve Nitritin İnsan Sağlığındaki Önemi, Doğal
Antibiyotikleri Tanıyalım ve Kullanalım, Havada-Suda-ve Toprakta İnsan
Sağlığını Etkileyen Virüsler ve Bakterilerden Korunmalın Yolları,
Mutlu-Huzurlu Ortak Yaşam ve Cinsellik (2 Cilt)

Madd3i ve Mânevi
Destek Olduğu Diğer Kitaplar: Azirbaycan Dilinde Sözlük (5 Cilt), İran
Türkleri, Güney Azerbaycan, İİran Coğrafyasında Türkler, Azerbaycan Üzerine
Genel Kaynaklar.  

Azerbaycan ’da yayınlanan eserleri: (Kitap ve CD)

*Üç Min İlin
Hikmeti. 3 baskı. 6000 adet.  *Hazreti
Ali. 2 baskı – 4000 adet. *Ezab Yüklü Eşşek. 1 Baskı. 2000 adet. *Ömer Hayyam
ve Rubaileri. 1 Baskı. 1250 adet. *Mirza Ali Mö’cüz / Şiirleri (Azerbaycan ve
Arap Alfabeleri ile) 2 Baskı  4000
adet. *Bir damlı su (2 Kitap) *Tebrizli bayatılar

Iran ’da Farsça yayınlanan eserleri:

*Rubâiyat-ı Hekim
Ömer Hayyam. *Ve…ma. *Şinasname Tebriz ve Piramun.

İran’da Azerbaycan Ağzı (Türkçe) yayınlanan eserleri: (Kitap ve CD)

*Ömer Hayyam ve
Rubailer, *Tebriz Bayatıları (Dörtlükleri)

Rusça: (Kitap ve CD)

*Ömer Hayyame
Rubaileri. 1 Baskı 1100 adet

Ali Polat ayrıca 15
adet poster hazırlamıştır.

İngilizce kitap:

*Tabriz and The
Region Around (İngiltere’deki müzelerde bulunan târihî Azerbaycan kültür
eserlerinin tanıtıldığı 30 dakikalık bir dokümanter filmin çekilmesini
sağlamıştır.)

Türkiye’de sözde
Ermeni Soykırımı ile ilgili 90 dakikalık 3 bölümden oluşan ‘Hakîkatin Özü’ isimli dokümanterin
yapımcılığını ve sponsorluğunu üstlenmiştir. Bu eser de Türkçe dışında
Azerbaycan Türkçesi, Ermenice, Rusça ve İngilizceye çevrilmiştir.

Ali Polat kendi
eserlerinin yanında Doç. Dr. Ali Kafkasyalı’nın hazırlamış olduğu ‘İran Türkleri’ adlı kitabın
yayınlanmasında da aktif rol oynamıştır.

Bu eserlerle
birlikte genç nesillere faydalı olabilmek maksadıyla özlü sözler ve öğretiler
içeren Türkçe ve Azerbaycan Türkçesiyle çeşitli çalışmaları vardır. Bunlar:
Kainat Havayolları, Beyin Dalgaları ve Etkileri, Çocukların Geleceği, Güzel
Kokalım, Hz. Ali’nin Huzurlu Hayat İçin Tavsiyeleri, Gülmenin ve Kahkahanın
Fizikî ve Ruhî Etkileri, Evlatlara Miras, Ticârette Başarının 30 Altın
Anahtarı, Beş Bin Senelik Öğüt, İş Fırsatları, Sağlıklı Mutfakların Besin
Pramidi, Hayat Çarkımızı Her 6 Ayda Kontrol Edelim, Egzersiz İlaçtır, Nevruz
için TSİAD demeği adına özel Nevruz sikkesi bastırmıştır ve Nevruz
kutlamalarına katılanlara hediye etmiştir.

Ali Polat NAB
Holding ile birlikte 2009 senesinde başlattığı Tebriz’in ilk alışveriş
merkezi ve 2014 yılında başlattığı 5 yıldızlı otel işletmeye açılmıştır..

*Ali Polat’ın
yaptığı ticârî faaliyetlerde elde edilen gelirin büyük bölümü, kültür ve
eğitim faaliyetlerinin devamını sağlamak için kullanılmaktadır.

*Her sene zeki ve
başarılı gençlere imkân dâhilinde burs vermektedir.

Ali Polat, 5 ülkede
100’den fazla eserle topluma faydalı olmaya çalışan, Türk dünyâsına faydalı
olabilecek tarzda 10 kitaba maddî ve mânevi destek olmuştur.

Hz. Mevlânâ

0

     17 Aralık 1273,
Mevlânâ Celaleddin-i Rumî’nin ölüm günüdür. Damla denizden haber verir
hükmünce, O’ndan bir nebze bahsetmeye çalışacağım.

   “Bu atom devrinde
insan; maddî imkânlar elde etmiş, zenginleşmiş, âdeta makineleşmiş, kendisini
birçok hususlarda rahata kavuşturmuştur. Fakat mânâ yönünden fakir düşmüştür.
Eski insanın sabrını, ilim aşkını, mânevî gücünü kaybetmiştir. Çünkü bitmez,
tükenmez ihtiyaçlarının ve sonsuz isteklerinin esiri olarak çırpınıp durmakta
ve dolayısıyla hayatı kendine zehir etmektedir. Böyle bir insan okumak için
fazla bir zaman (maalesef ayıramamakta, başta Mevlâna Hazretleri gibi büyük
zâtların aydınlatıcı eserlerinden uzak kalmaktadır).” (Şefik Can)

     İşte bu üzücü
durum karşısında tesellî bulmak isteyenler; Mevlânâ gibi ulu bir zatın kapısını
çalabilirler. Çünkü: 

   “Mevlânâ’da hakikî
Müslümanlık; belâgatin (güzel söz söyleme san’atının) en yüksek derecesi ile
ifade edilmiştir. Ve bu Müslümanlık (üstelik) şeklin değil, mânânın
müslümanlığıdır.

   “Basar basîreti açık
olanlar (hem bakan hem de görenler, Mevlânâ’da) sadece yaradılışın başlı başına
bir mûcize olduğunu ayan beyan (apaçık) görürler.

    “Arzın ve dağların
yüklenemediği büyük irfan emanetini parmağının ucunda oynatan bahtiyarlardan
biri (olarak da)…Mevlânâ(yı fark edebilirler. Gerçi)

    “Türbesine âşıklar
kalesi adı verilen Mevlânâ; peygamber değildir, fakat kitabı (Mesnevîsi)
vardır. (Kaldı ki:)

    “Garb (Batı bile)
Mevlânâ’yı hakikaten anlamaya çalışıyor. Ve buna ihtiyaç hissediyor. Ve ona
yaklaşanlar, hidâyete eriyor (İslâm’a giriyor).” (Prof. Dr. Ali Nihad Tarlan)

     Nitekim ABD’de,
son zamanlarda en çok satılan tercüme kitaplar arasında, Mesnevî başta geliyor.
Çünkü:

   
“Mesnevî’ye…Kur’an’ın içi ve özü derler. Eğer böyle bir teşbihe
(benzetmeye) cevaz (izin) verilirse Kur’an, bir gül bahçesi, Mesnevî ise gül
yağıdır. Gül yağında gülün şekli, zerafeti, harikulâde tenasüp ve âhengi
yoktur. Fakat onun ruhu vardır. Birincisi Tanrı, ikincisi kul işidir. Gül,
şekil ile ruhtur. Gülyağı yalnız ruhtur. Birkaç damla gülyağında bir gülistan
(gülbahçesi) mucizesini görebilecek gözler, onun üzerine eğilebilirler.” (Prof.
Dr. Ali Nihad Tarlan)

     x

    “ ‘(İnsanları)
Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle dâvet et.’ (Nahl:125)

    “Din büyüklerinden,
hem de şeriat (din) ve tarikatin en büyüklerinden olan (Hazret-i Mevlânâ) da
,…şeriat (İlahî yol ve yordamı gösteren) hükümlerini ve tarikat âdâbını halka
öğretmek için (Mesnevî)yi nazmetmiş (nazım olarak sıralı bir şekilde tertip
etmiş)tir. (Fakat:)

    “Söz, dinleyenin
anlayışına göre söylenir. Muhatab (dinleyen) ne kadar anlayışlı olursa, konuşan
da o nisbette yüksek söz söyler.

    “Hz.
Mevlânâ…’Cenab-ı Hak, dinleyenlerin himmetleri kadar vaizlerin lisanına
hikmet telkîn eder.’ ‘Dinleyenler ne kadar dikkatli dinlerlerse, vaizler de o
kadar hikmetli söylerler.’ sözünü şerheylemiş (açıklamış)tır.”
(Tahirü’l-Mevlevî)

x

    “Mesnevî’de
birtakım hikâyeler vardır. Fakat onların dercedilmesi (içine alınması), masal
söylemiş olmak için değil, o kıssalardan hisse alınmak düşüncesiyledir. Çünkü
yüksek bahisler ve derin hikmetler, böyle misallerle bir dereceye kadar
anlaşılabilir.” (Tahirü’l- Mevlevî)

     Hikâyeler avam /
halk, mânâlar havas / aydınlar içindir. Çünkü halk çocuk hükmündedir. Çocuk
gibi gördüğüne daha kolay ve daha çabuk inanır. Havassa / aydınlara mücerret /
soyut anlatışla yetinilse bile, halka müşahhas / somut anlatışlar gerek.

    “Mesnevî’de bâzı
hezlâmîz (alaycı-açık) fıkralar (da) vardır. Bunlar, yalnız zâhiri / dışı
görenler nazarında nezih (uygun) görülmese bile, basîret sahipleri (içi
görenler) nezdinde (yanında) hâl ve makâma münasip oldukları için, fasîh ve
beliğ (açık ve güzel) sayılırlar.” (Tahirü’l-Mevlevî)

     Zira halk
duyduğundan ziyade, gördüğüne daha çok ve daha çabuk inanır.

Alçak Bile Değil Çukur Bunlar

Çok zor bir yazı bu benim için. Zor çünkü içimizin kaldıramayacağı
iğrençlikleri yapan, insanlık suçunu işleyen ve dinimizi kendi
sapıklıklarına meşruiyet aracı yapmaya çalışan
herif-i naşeriflerin
(şerefsiz heriflerin)
hikayesini yazmak kolay değil.

·        
6 yaşındaki iken
evlendirilen bir kız çocuğu.

·        
Bu yaştaki çocukla evlendikten
sonra yıllarca cinsel istismarda bulunan 29 yaşındaki mürit. (Kadir
İstekli) Bu yaratık halen vaazlar verip “halkı irşat etmekte” imiş.

·        
6 yaşındaki kendi kızını müridine
veren ve kızının yıllarca zincirleme cinsel istismarına göz yuman bir
cemaat lideri. (İsmailağa Cemaati’ne bağlı
Hiranur Vakfı’nın başkanı Yusuf Ziya Gümüşel.)

·        
Olay ortaya çıktığında çocuğun doğum
kayıtlarına bakacağı yerde kemik yaşı tespiti isteyen savcı. Mağdure 14
yaşında iken yapılan kemik yaşı tespitine O’nun yerine 21 yaşında başka birinin
götürülmesi.

Bu yaratıklardan bahsederken ağzını bozmadan yazmak kolay değil.
Bugüne kadar ağzından küfür ve sövgü ifadesi çıkmamış biri olduğum için
alışkanlığım yok. Aslında bu yaratıklar çok daha fazlasını hak ediyorlar.

****

Neler Oldu?

·        
6 yaşında evlendirilen (şimdi 24
yaşında olan) H.K.G. adlı kız çocuğunu uyandıran olay radyodan çocuk
evliliklerine dair dinlediği bir konuşma olmuş. Yaşadıklarının bir cinsel
istismar olduğunu böyle fark edebilmiş. Daha sonra gittiği bir doktor da
H.K.G.’ye, evlendirildiği kişinin yaptığının tecavüz olduğunu anlatmasıyla şikâyet
süreci başlamış.

·        
İddianameye göre, 2012’de H.K.G.
14 yaşında iken hamilelik şüphesiyle hastaneye gittiğinde doktor yaşı küçük olduğu
için polise bildirdi. İlk soruşturma yapıldı.

·        
H.K.G. nüfus kayıtlarına göre 14
yaşında olmasına rağmen; kendisine öğretildiği şekilde verdiği ifadesinde “17
yaşında olduğunu ve kendi isteğiyle evlendiğini, şikâyetçi olmadığını” söyledi.

·        
Ancak iddianameyi hazırlayan
savcıya göre, H.K.G.’nin doğum raporu alınması gerekirken kemik yaşının tespiti
için hastaneye sevk edildi. Yerine başka biri muayene ettirildi. Kemik yaşının
21 olduğuna dair rapor verilince savcı soruşturmayı kapattı. Oysaki özel bir
hastanede doğan H.K.G.’nin doğum kaydı 1998 tarihli idi.

·        
İddianameye göre, müşteki H.K.G.
30 Kasım 2020’de (22 yaşında iken) savcılığa başvurdu ve başına gelenleri
anlatarak şikâyetçi oldu. Anlattıklarına delil olarak ses kaydı ve fotoğraflar
sundu. H.K.G.’nin iddianamedeki ifadesine göre, babasının talebesi olan Kadir
İstekli ile 6 yaşında “dini nikâhla evlendirildi.” Nikâhı da babası kıydı. O
sırada Çengelköy’de, Kadir İstekli ile aynı binada karşı dairelerde
oturuyorlardı.

·        
İddianame hazır, deliller
toplanmış ama ilk duruşmanın 22 Mayıs’ta yapılmasına karar verildi.

·        
HSK “kovuşturmaya yer
olmadığı” yönünde karar veren savcı hakkında inceleme başlattı.

·        
Evlendirilen “koca”
Kadir İstekli için 67 yıl 10 ay, anne ve baba için 22 yıl 6 ay hapis cezası
istendi. Ama tutuklama yapılmadı.

*******************************

Herkesin Bildiği Sır

6 yaşında evlendirilen H.K.G.’nın durumunu yakın çevresi ve
tarikat mensupları elbette ki biliyordu.
Ama bu insanlık suçunu işleyen
bizzat cemaatin lideri (Hiranur Vakfının kurucusu) idi. Cemaat ve tarikatlarda
şeyhin yaptığını sorgulamak mümkün değildir.

Şeyhine aklını, iradesini ve vicdanını devreden müritlerin anlayışına göre şeyhin yaptığı şeyler bir nevi dinin gereğidir. Bu
mensuplar 6 yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesini helal sanıyorlar.  Bu yüzden cemaat mensuplarının bu konuda
şikayetçi olması mümkün olamazdı.

Bu olayı bizler C. Savcısının hazırladığı iddianameye ulaşan
Gazeteci Timur Soykan’ın haberleştirmesi ve Halk TV’de açıklamasıyla öğrendik.

Toplumun haber alma hakkına hizmet eden, gazeteciliğin yüz akı, Timur
Soykan
’a teşekkür edileceği yerde “#TimurSoykanTutuklansın” “#HalkTVKapatılsın”
etiketiyle sosyal medyada linç kampanyası başlatıldı. Misvak isimli
sitede “İslam’a saldıran Timur Soykan Tutuklansın” diye yazıldı.

Bu zihniyettekilerin de bir şikâyeti söz konusu olamazdı. Çünkü
bunlar içinden daha önce “6 yaşında çocukla evlenilebilir” diye fetva
veren sözde hocalar da vardı.

Bu gruplarla yakın temasta bulunan siyasetçilerin de oy kaygısıyla bu tür olayları görmezden geldiğine de alıştık.
Daha önce belli cemaatlere ait kurs ve yurtlarda kız ve erkek çocuklara tecavüz
olaylarında da suskun kalmadılar mı?

*******************************

Resmi Nikâh Olmadan Dini Nikah Kıymak

Osmanlı’da, Padişah 2. Mahmut döneminde, yaşanan
olumsuzluklar sebebiyle, din adamlarının dini nikah kıyması yasaklanmıştı.

2015’ten önce resmi evlilik olmadan imam nikâhı kıymak yasaktı.

AKP döneminde, 2004 yılında, evlilik
dışı ilişki (zina) suç olmaktan çıkarıldı.

Bu değişiklik sebebiyle Anayasa Mahkemesi Mayıs 2015’te resmi
evlilik olmadan imam nikahı kıymayı
cezalandıran kanun maddesini iptal
etti.

Yani halen kanunen evlenmeleri yasak olan küçüklere “imam
nikahı” kıymak suç sayılmıyor.

“İstanbul Sözleşmesi’nin 37. Maddesi” taraf devlete çocuğu kasten evliliğe zorlamanın
cezalandırılmasını
temin etmek üzere gerekli yasal ve diğer tedbirleri
alması yönünde sorumluluk yüklemişti.”

Devletin görevi çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi ve
engellenmesine yönelik yaptırımların ve denetimlerin etkinleştirilmesi iken, tam
tersine CB Erdoğan tek imza ile İstanbul Sözleşmesini kaldırdı.

“İstanbul Sözleşmesini kaldırmak çocuk yaşta evlilikleri
meşrulaştırmak anlamına geliyor”
diyenleri
dinlemedi.

Çocuk Hakları aktivisti Ezgi Koman’ın dediği gibi; “Çocuk
evlilikleri bir şiddet türüdür.
Sadece bir cinsel şiddet değil. Çocuklar
evlendirildikleri zaman eğitim hakkından sağlık haklarına, tedaviye erişime,
sosyal gelişimleri açısından birtakım sınırlamalarla
karşı karşıya
kalıyorlar.”

6 yaşında evlendirilen kız çocuğu gibi facia boyutundaki olayların
yaşanmasında, en başta görevinin gereğini yapmayan AKP iktidarı sorumludur.

Bu yüzden AKP’liler ne yapacağını bilemez haldeler. Bir
kanadı çirkin olayı kınarken, bir kısmı da olayı ortaya çıkaranları “dine
saldırı” ile suçlamaya çalışıyor.

Cennet Rüyası (!)

0

Kanallardan birinde Afganistan’la ilgili bir programa
işleniyordu. Afganların içinde bulunduğu perişanlığı anlatıyordu. Milyonlarca
Afgan uyuşturucu bağımlısı olmuş, izbe yerlerde esrar çekiyordu. Onlara yardım
için Türkiye’den giden bir dernek mensubu da başını elleri arasına almış,
hıçkırarak ağlıyordu:

“Allah’ım” diyordu, “biz ne yaptık da bu
kadar zelil olduk?” “Biz” derken bütün İslam dünyasını
kastediyordu.

Evet, bütün İslam dünyası, evrenin sırlarını araştırmak
yerine ömrünü “Ne yaparım da cennete giderim?” kaygısı üzerine kurmuş
Müslümanlar yüzünden bu kadar zelil oldu. Bu dinin tebliğcisi Hz Muhammet’in
doğduğu kendi toplumunda verdiği nitelikli kavganın ne olduğunu kavrayamayan Müslümandan
başka ne beklersiniz?

*

Ey Müslüman, eğer evreni Allah’ın yarattığına inanıyorsan
-ki Müslüman olduğuna göre mutlaka inanıyorsun- evrenin sırlarını araştırmakla
işe başla! “Allah’ın hikmeti” diyerek yan gelip yatma; o hikmetin ne
olduğunu, nasıl olduğunu bulmaya çalış! “Her şey Kur’an’da var”
kolaycılığına da kaçma; “Uzaydaki cisimler nasıl oluyor da birbirinden
uzaklaşıyor, şu kadar gen sarmalından nasıl oluyor da birbirine benzemeyen
milyonlarca tür ortaya çıkıyor; bunlardan nasıl yararlanır da insanlığı ve
bilimi geliştirebilirim?” sorularının cevaplarını aramaya bak!

*

“Ahlaki sefillik içinde” dediğin, “çöküyor,
çökmekte” dediğin Batı bunları yapıyor. Senin araştırmadığın, cennet
kaygısıyla yaşayıp öğrenmeye gerek duymadığın sırları öğrenmeye çalışıyor. Batı
ahlaksız ama hastalandığın zaman onun cihazlarıyla tahliller yaptırıp filmler
çektiriyorsun; onun ilaçlarıyla iyileşip ömrünü uzatmaya çalışıyorsun.

*

Ey milliyetçi ve Müslüman Türk!

Ülkücü kökenli Aziz Sancar Nobel aldı diye övünmekte haklı
olabilirsin. Ama bir kere de düşün; Aziz Sancar nasıl oldu da bu ödülü ABD’deki
çalışmalarıyla aldı? Türkiye’de kalsaydı bu ödülü alabilir miydi? Almanya’daki
Türk bilim adamları Türkiye’de çalışıyor olsalardı o aşıları icat edebilirler
miydi?

*

Öyleyse ey milliyetçi ve Müslüman arkadaş!

“Sömürüyorlar, cihat, ensar” filan demeyi bırak da
Batı böyle bir bilim ortamını nasıl yaratmış, ona bak! Eğer bir Protestan
papazı ve eşi Avustralya’nın, Afrika’nın bilmem hangi kabilesinin içinde
onlarca yıl yaşayarak bir yandan dininin propagandasını yapıp bir yandan da
onların dilleri, kültürleri hakkında ilmî eserler ortaya koyuyorsa o kabileleri
de, dünyayı da idare eder; yönetir ve sömürür.

Elektrik, elektronik, bilgisayar, genetik… Batılı bilim
adamı çalışıyor. Bir yandan kendi ülkesinde bilim adamı yetiştiriyor, bir
yandan da başka ülkelerdeki zekâları ithal ediyor.

Ey Müslüman dünya!

Batı yönetmeye ve sömürmeye devam edecek. Eğer sen cennet
kaygısına kapılıp bilimi bir yana bırakırsan; cihat deyip kafa kesmeyi çare
olarak görmeye devam edersen; mevcut zihniyetini değiştirmezsen bu devran da
böyle sürüp gidecek. Efendilik Batıya, zillet sana!

İki İmam Hakkında!

Öğretmenini seversen öğrettiğini
de seversin der, öğretmen babam.

Hangi alanda öğreteni sevdiysem o
alanda iyi olmuşumdur.

En azından vasatın üstü!

Eminim pek çok insanda da durum
böyledir.

İlkokul öğretmenimi çok
sevdiğimden olsa gerek bir yanım hep Zülali Ulaş gibi uyumlu, mütedeyyin,
yardımsever, merhametli.

Bir yanım da ortaokul da çok
sevdiğim Zülali hocama hiç benzemeyen “haksızlığa hukuksuzluğa gelemeyen öğretmenim”
gibi! Asi!

Yani,

“Bir yanım Mersin bir yanım Konya” İlkay Akkaya’nın şarkısında
olduğu gibi!

***

Öyle olduğundan olsa gerek müzik
kulağım olmamasına ve dikkat eksikliğim olmasına rağmen az çok bağlama
çalabilmem masa tenisi’nde aldığım madalyalar vs…

Hepsi öğretmenlerimin eseri!

***

Dini yönüm mü?

İyiye gidiyorum inşallah, az
kaldı düzelirim!

Umutluyum kendimden

O konuda da sevdiğim iki
öğretmenim var uzun zamandır, nasihatlerinden faydalandığım, hem bende hem de
toplumun her kesiminde karşılığı olan!

Onlar mı?

Onlar Numan Uysal ve Mehmet Ali Karadaşlı,

Bir de onlar ile aynı erdem ve
bilince sahip olanlar!

Onlar vaaz ederken ve Kuran
okurken bitmesin istiyorum iman tazeliyorum adeta, bende sizdenim, ben de
sizdenim diyesim geliyor!

Amin, amin diyorum aşk ile, Cem
yaparken öğütlendiği gibi!

Sürekli öğreniyorum okuma isteği
çoğalıyor içimde,

Toplumun tüm değerleri ile
barışık her görüşten herkesin saygı duyduğu dini bilgi ve birikimlerinin
yanında entelektüel ve sosyal hayatta karşılığı olan insanlar.

Her mezhepten herkesin hocası
onlar,

Hem iyi hem de faydalı insanlar.

***

Allah onlardan razı olsun,

Allah onlar gibilerden razı
olsun.

Bu şehirde çok kişiye dokundular
keşke gidebilseler başka diyarlara, hani horasan erenleri deriz ya bana göre onlar da Kocaeli Erenleri.

Numan Hocam İle Mehmet Ali Hocam
isterler mi bilemem ama ben Diyanet işleri başkanlığının yerinde olsam yollarım
onları,

İslamlaştırmak gereken uluslara,

Topraklara, topluluklara

Nihayetinde Tebliğ Dini İslam.

Siyaset üretme parti tarikat
cemaat işi değil.

Yeni Müslümanlar lazım dünyaya, Kuran
Müslümanları!

Elbette doğru rehberler eliyle.

***

Yok Atatürk şöyle demiş, yok
Cumhuriyet ve laiklik böyle imiş sağ şöyle sol böyle lak lak ları ile boşa
harcamamak lazım ilmi ve ömrü!

“Allahümme innî e’ûzü bike min ‘ilmin la yenfe’u ve min kalbin lâ
yahşe’u, ve min nefsin lâ teşbe’u ve min da’vetin lâ yüstecâbu leha.”

Da dendiği gibi, sığınmak lazım “Faydasız İlimden” yüce Yaradana!

Bence onların ilimleri faydalı,

Kırıp incitmiyorlar gönülleri,
sevdiriyorlar her kese, hem ilimlerini hem de “kurumlarını”

Keşke gidebilseler İslamla
tanışmamış diyarlara,

Gerçek manada “Din görevlisi”
ikisi de.

İki imam.

Allah ilimlerini arttıra,
sayılarını arttıra ve çokça da razı ola,

Sürç-ü Lisan ettimse de hamd ola.

Türk Milletinin Dinî Duygularına Hitap Edenlerde Çifte Standart

0

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre aile ve toplum yapısını
temelden yıkan zina (gayri meşru ilişki) evli çiftlerin boşanma isteği dışında
suç sayılmamaktadır.

Diğer taraftan TBMM’de Türk toplumunda yıllardır problem olmaktan çıkmış
başörtüsü gündeme getirilmiştir. Hatta iktidar bunu Anayasa’ya koymak
istemektedir.

Anayasa’nın 41. maddesi
“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet,
ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile
planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır,
teşkilatı kurar”.
41.
maddedeki eşler ibaresi yerine “kadın ve erkek” ifadesinin kullanılması
planlanmaktadır.

         Anayasa değişikliği teklifinin
içeriğine yönelik Adalet Bakanı Bekir Bozdağ “24. maddeye de iki fıkra ekleneceğini
ifade etmiştir. Hem başı açık, hem başı örtülü olan herkes için anayasal
teminat getiriyoruz.” diye konuşmuştur. İki fıkra daha eklenecek olan beş
fıkralık 24. madde ise şöyledir:

  • Herkes, vicdan, dini inanç ve
    kanaat hürriyetine sahiptir.
  • 14 üncü madde hükümlerine (Madde 14 – (Değişik: 3/10/2001-4709/3
    md.) Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin
    ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına
    dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan
    faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
    ) aykırı olmamak şartıyla
    ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir.
  • Kimse, ibadete, dini ayin ve
    törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz;
    dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
  • Din ve ahlak eğitim ve öğretimi
    devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak
    öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında
    yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi
    isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
  • Kimse, devletin sosyal,
    ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din
    kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama
    amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince
    kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Gündemi oluşturan bu bilgileri paylaştıktan sonra TBMM’de
gayri meşru ilişki (zina) niçin gündeme getirilmemektedir? Eski Türk Ceza
Kanunun (ETCK) 440. kadınlar ve 441. maddeleri erkekler için zina suçunu
düzenlemiştir. Anayasanın 10. maddesi “ırk, din, dil, cinsiyet gözetmeksizin
kanun önünde herkes eşittir” ilkesi gereği ETCK’nun 1996 yılında 440., 1998
yılında 441. maddeleri Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.

2004
yılında Türk Ceza Kanunu (TCK) reformu sırasında zinayı suç sayan ibare yasa
metninden çıkarılmıştır. 26 Eylül 2004 yılında Meclisten geçirilen kanun 12
Ekim 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak 5237 sayılı 1 Haziran 2005’te
yürürlüğe giren TCK’nun 227. maddesiyle Türkiye’de zina yasalarda suç olmaktan kaldırılmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunun 185. maddesi evlilikte eşler arası
sadakat yükümlülüğünü vurgulamaktadır. Devlet ailenin huzur ve refahı ile annenin
ve çocukların korunmasını sağlar. Türkiye Cumhuriyetini yönetenler neslin
devamı ve korunması hususunda çok önemli olan bu gerçeği ihmal etmemelidir. Madde 161’de  “Eşlerden biri zina ederse,
diğer eş boşanma davası açabilir
. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini
öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl
geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur” hariç y
ıllardır
yasalar önünde zinanın suç olmadığı gündeme getirilmemektedir.

Yine yıllardır problem çözüldüğü halde gündemden düşürülmeyen başörtüsü
hususu Aziz Türk Milletinin dinî duyguları üzerinden siyaset ve toplum mühendisliğinin
konusu olmaktadır. Toplumun dinî duygular üzerinden siyaset yapanlar Kuran-ı
Kerim İsra suresi 32. Ayeti okumuyorlar mı? “Zinaya yaklaşmayın, zira o bir
hayâsızlıktır ve çok kötü bir yoldur
” Siyasetteki farklı standartları Aziz
Türk Milletinin takdirlerine arz ederim.

Kapıdaki Anayasa ve Bazı Sorunlar

Anayasa değişmelerinin gündeme
getirildiği bir zaman dilimine ulaştık. Anayasamız üzerindeki oyunların, geçmiş
acı tecrübelerin herhalde bazılarına çok öğretici olduğunu düşünüyoruz. Dıştan
kumandalı sözde dostlarımızca nasıl bir Türkiye’nin düşünüldüğü de ortaya
çıktı. Ülkenin ufalanarak demokratikleşeceği, hatta daha iyi bütünleşebileceği
sapık iddialara şimdilik şahit olmuyoruz. Ancak ileride nelerin
tartıştırılacağını göreceğiz. Yine milli kimliği etniklik seviyesine indirerek ülkeyi
alt üst edip bize toplumsal intihar mı tavsiye edilecek? Çok seslilikle
karıştırılan çokkültürlülük tuzağına mı düşeceğiz? Anayasa için geçmişte olduğu
gibi 1920 ruhunu mu çağıracağız? Dost düşman bize karşı her yol kullanılıyor.
Yeter ki milli devlet ve üniter yapıdan uzaklaşalım. Bazı ülkelere siyasi
deprem yaşatmış sözde ABD’li uzmanlar ve onların içerdeki iş birlikçileri
görevlerini yapmak için yine çırpınacaklardır. Sözde terörist sevici
dostlarımızın Kemal Derviş’leri de bitmiyor. “İktidarı değiştireceğiz;
muhalefeti destekleyip onu iktidara getireceğiz” sözleri bizzat Biden’in
ağzından çıkmadı mı? Ana muhalefet liderimizin ABD gezisi anlaşılan çok verimli
geçmiştir! İktidara gelirlerse ekonomik sorunları ABD’li Soros takımından bir
yabancı ekonomi komiseri ile aşacağız! Kendisini hemen transfer ediverdik.

            Küresel
etkilerle ahlaki ve sosyal dokudaki bozulmalarla Türk Milletine mensubiyet
şuurunu zayıflattık. Etniklik, mezhepçilik, hemşehrilik, bölgecilik öne çıktı. Bencillik,
magazin konular, eğlence ve tatili düşünen, örf ve adetlere yabancılaştırılmış
insanlarımız huzur içinde hiç değil. Kütüphanesiz evlerimiz, dedelerinin
İstiklal Madalyasını internetten satışa çıkaran torunlarımızın olduğu bir ülke
gerçeğimiz var. Salgın hastalık ve şekilci muhafazakârlık, yanlış mesajlar
gençlerde tepki doğurup onları maalesef deizme, ateizme itiyor. İlgililer ve
sorunlara eğilecek kalitede ilahiyatçılarımız sanki yok gibi… Onlar konuşup
faydalı olamıyorlar. Konuşmaları da sınırlı, emir ve talimatla…   

            Milli ve manevi
değerlerimize, Atatürk’e, Ordumuza, Türk milletine ağıza alınmayacak hakaretler
ve suçlamalar yapılıyor. Anlı şanlı dernek ve vakıflardan ses bile çıkmıyor. Allah’a
şükür ki Aydınlar Ocağımız var. Hiç olmazsa imkanlar ölçüsünde tepki veriyor. Savcılıklara
suç duyurusunda bulunuyor.

            Seçimler
yaklaşırken vatandaşları bölüp birbirine ötekileştirme çabaları sürüyor. Bilhassa
ötekileştirme hızlanıyor. Hazır bıçaklı, tabancalı, sopalı birbirini dahi
tanımayan vatandaşlarımız trafikte kavga için bahane arıyor. Malum eski tüfek militanların
elinde suç işleyen, iftira atan Türk Tabipler Birliği gibi bazı STK’ların ismindeki
“Türk” kelimesi anlaşılmaz şekilde çıkarılıyor. Sanki kuruluşun ismindeki Türk
suçlu… Eski tüfek yaşlanmış militan idareci ve devrimciler hala uyanmış değil.
1960’ları yaşıyorlar. İzinsiz devrim yapılamayacağını hala öğrenemeyenler var. Kadınlara
yönelen çirkin öldürme ve yaralama olayları sürüyor. Çocuklarımız uyuşturucu
terörü ile tanışalı epey oluyor. Genç nesillerimiz üzerinde oyunlar sürüyor. Altı
yaşındaki kız çocukları yetmişliklerle evlendiriliyor.

            Bütün bu
üzüntü veren gerçekleri artırmak mümkündür. Bütün bunlara rağmen, olumlu bazı
gelişmelerin de olduğu bir gerçektir. Ancak maalesef Türk Türk’ü tanımıyor. Türk
Dünyası ile ilgili birçoğumuz yeterli bilgiye sahip değiliz. Orta öğretimde
Türk Dünyası ile ilgili bir dersin müfredata konmasında büyük fayda vardır. Türk
dünyası ile ilişkilerimizi daha da geliştirmek ve dış politikamızda süper iki
gücün menfaat çatışmalarında günümüzdeki akılcı ve barışçı tavrı sürdürerek
siyasi etkinlik sağlamak zorundayız. 

Savaş

0

     Savaş; istenen,
arzu edilen bir şey değil. Fakat gerektiğinde kaçınılmayan ve kaçınılmaz olan
bir eylem! Taarruz / saldırı, zabt / ele geçiriş ve baskın gibi aktivite /
etkinlikler; hoş, güzel, faydalı aksiyon ve hareketler değil. Üstelik acı,
keder, kayıplar, elden çıkarma gibi nice maddî – manevi zararlara giriftar /
esir eden; aslında insana yakışmayan davranış özellikleri.

     Madalyonun bir
tarafı böyle acımasızlıklarla dolu iken, diğer yanı nefsi müdafaa / kendini
savunma, vatanı koruma, şeref ve haysiyetini muhafaza gibi ulvî / yüce, manevî
hasletlerin kendini gösterdiği bir manzara olarak karşımıza çıkmakta.

     Savaşı irdeler ve
incelerken şu hususları da dikkate almak lâzım: Evet bazı savaşların zahiren /
görünüşte; zabt, tecavüz / saldırı, baskın, kuşatma gibi görüntü verişlerinin
altında; bir milletin nefsini müdafaa / kendini savunma gibi çok ulvî / çok
yüce, çok elzem / çok gerekli / vazgeçilmez; yerinde bir anlayış, bakış ve
yorumlar da bulunmaktadır.

     Evet, bazen
savunma, korunma, kendini emniyete alma durumu; saldırı, fetih, zabt, baskın
şeklinde tecellî ederek kendini gösterir. Dışı sert kabuklu, sık dikenli fakat
içi tatlı meyva gibi. Düşmana fırsat vermemek, kazanabileceği ümidinden onu
uzak tutmak için.

    “Hazır ol cenge,
eğer istersen sulh u salâh.”

      Sulh ve salâh /
barış istiyorsan, savaşa hazır ol.

      Güvencesine
sarılmak lâzım. Yani caydırıcı olmak icap eder.

      Türkler Asya’dan,
Moğol saldırı ve tacizlerinden kurtulmak için, Anadolu’ya geldikleri gibi,
Osmanlı Devleti de, Anadolu’da rahat bırakılışını; Balkanlara doğru yayılmakta,
İtalya’ya doğru sarkmakta, Viyana kapılarına dayanmakta görmüştü. Çünkü en iyi
müdafaa taarruzdur. Düşmanın harekete geçmesine fırsat vermeden gerekeni
yapmaktır.

     Aslında
Osmanlı’nın Batı ve ileriye doğru akınları; halkın geride rahat yaşamasının bir
gerekçesiydi. Çünkü Batı, Türkleri değil Balkanlardan; Anadolu’dan da atmak,
kovmak ve yok etmenin devamlı arayış ve fırsat kollayışları içinde olmuş. Bunun
için hazırlandıkça hazırlanmıştır.

     Maalesef bugün de,
vaziyet dünden farksız değil. Çok müteyakkız / uyanık olmak zorundayız.

     Nitekim Osmanlı
Devleti de, bu gidişe dur demek, düşmanı; topraklarımıza zarar vermekten
alıkoymak için ileri,  hep ileri gitmeyi;
halkın ve çoluk çocuğun zarar görmemesi için şiar / âdet edinmişti.

     Bundan dolayı
“Balkanlarda ne işimiz vardı?” “Osmanlı niye fetih üstüne fetihlerde
bulundu?”  gibi, haklı sanılan yorum
tarzları yanlış ve yersiz olup, tarihimize bakışta, gaflet ifadesinden başka
bir şey değildir.

x

     Müşahhas / somut
olarak tarihî bir misal / örnek verecek olursak:

     Meselâ Mekke’nin
fethi; Medine’de sulh ve selâmet içinde, tehditlerden uzak, rahat bir yaşayış
için, yapılması zaruri / zorunlu bir teşebbüsten başka bir şey olmayan, elzem
bir fetih hareketiydi.

     Çünkü Hz. Muhammed
ve Müslümanlar; Mekkelilerin tehdidi altındaydılar. Her an yapabilecekleri bir
baskın ve saldırı endişesi içinde; evlerinde rahat uyuyamaz, rahatsız edici bir
ruh hâli içindeydiler. Kılıçları ellerinde, yani her an tetikte olarak
sabahlıyorlardı!

     Elbette Hz.
Muhammed ve Mekke’den Medine’ye hicret etmiş / göçmüş olan Müslümanlar;
çocukluklarının geçmiş olduğu Mekke’yi özlüyor ve onun hasretiyle yanıp
tutuşuyorlardı. Durum bu merkezde olmasına rağmen, Mekke’nin fethine onları
Mekkeliler icbar etmişler, mecbur bırakmışlardı.

     Çünkü Medine’de
huzur içinde yaşamaları; Mekke’nin fethinden geçiyordu.

     Evet Mekke’nin
fethi, hayatî bir zaruretin icbariyle gerçekleşmiş.

     Müslümanların
kendilerini müdafaa ve savunmalarının bir gereği olarak zuhur etmiştir.

x

    İslâm’da fetih
hareketlerinin; yukarıdaki gerekçeler dışında, ayrıca insanlığa hak ve hukuku
götürmek, Hak Din ile insanları buluşturmak gibi, bir de insanî ve dinsel yönü
vardır ki, bu ayrı bir yazı konusudur.