Türkiye’nin AB ilişkilerinin en yoğun olduğu dönemde Kıbrıs’ta çözüm için BM genel sekreterinin adını taşıyan bir plan 24 Nisan 2004 tarihinde halkın onayına sunulmuş ‘’Annan Planı’’ adı verilen bu plan yapılan referandum da Türk tarafının evet, Rum tarafının hayır demesi sonucunda uygulanamadan rafa kalkmıştı.
Ancak taraflardan birinin hayır demesi halinde sonuçsuz kalacak olan bu planın önemli bir sonucu olmuş, Rum tarafı AB’ye üye yapılmıştı…
İşte o dönemde bu planı destekleyen, Rumlarla iç, içe yaşamak isteyen ‘’Birleşik Kıbrıs’’ Hayalperestleri’’ ellerinde ne idüğü belirsiz paçavralarla, AB Bayraklarıyla, KKTC sokaklarında dolaşmış, konvoylarla gösteri yaparken ‘’YES BE ANNEM’’ sloganları atmışlardı. Ama sonuçta Rumlar AB vatandaşı olmuş, Türkler ise boş vaatlerle kandırılmıştı.
Şimdi de Rum basınına düşen haberlerde Annan Planına benzer yeni bir plandan söz edilmekte, BM’in Kıbrıs özel temsilcisi tarafından hazırlandığı iddia edilen bu planın Temmuz ayı içerisinde yapılması düşünülen Kıbrıs görüşmelerinde ele alınacağı söylenmektedir.
Şu hususun altını kalın çizgilerle çizmek gerekirse, bugüne değin Kıbrıs konusu ile ilgili olarak böylesi haberler nedense hep Rum basınında çıkmakta; öncelikle her iki taraf kamuoyunun tepkisi ölçülmekte sonra da konunun detayları ortaya çıkmaktadır…
İçeriğine ‘’gevşetilmiş çözüm modeli’’ denen bu tuzak planında Annan planından bir farkı yoktur. Çünkü bu planın temeli; Türk tarafının toprak tavizine, Türk askerinin adayı terk etmesine, Türkiye’nin garantörlük hakkının yok edilmesine dayanmaktadır.
Anlaşılan o ki! Birleşik Kıbrıs Hayalperestleri ellerinde AB bayraklarıyla, ne idüğü belirsiz kimi paçavralarla KKTC sokaklarında bu yeni plan içinde ‘’Yes Be Annem’’ sloganları atacaklardır…
Pekiyi bu planın içeriğinde neler vardır?
Rum basınının açıkladığına göre:
- KKTC’nin Güzelyurt bölgesi (adanın narenciye ambarı), Kapalı Maraş Bölgesi (bizr zamanlar adanın en gözde turizm bölgesi), Meserya Bölgesi (adanın tahıl ambarı) Rumlara verilecek.
- Türk tarafı AB’ye katılacak
- Doğrudan ticaret, doğrudan temas, doğrudan uçuş sağlanacak
- Akdeniz’deki doğal gaz ortak kullanılacak.
- Adanın güvenliği NATO’nun şemsiyesi altında olacak.
- Ülke yönetimini federal başkan, federal konsey üstlenecek…
İşte BM Kıbrıs özel temsilcisinin hazırladığı söylenen ‘’BM’nin 2’nci Tuzak Planının’’ ana maddeleri bunlardır.
Ne kadar kolay değil mi? Kan ve can bedeli ödenerek alınan, 52 yıldır üzerinde ay yıldızlı bayraklarımızın dalgalandığı toprakları ver. Karşılığında ambargolardan kurtul, AB’ye üye ol (hem de daha Türkiye üye olmamışken!)
Bu aklı evvel gevşek federasyoncular ne kadar akıllı değil mi? Her şey onların istediği gibi olacak, tüm tavizleri Kıbrıs Türk tarafı verecek. Nasıl olsa Rumlar AB üyesi, onların kaybedeceği hiçbir şey yok. Ama kazanacakları çok şey var. Hem de rahatları hiç bozulmadan…
Ya Türkler?
Yarım asırdan beri evim, toprağım, vatanım diye belledikleri Güzelyurt’tan, Meserya ovasındaki yerleşim yerlerinden koparılıp nereye gidecekleri belli olmayan yüzbinlerce yurttaşımız ne yapacak? Sanki 1963 hadiseleri yeni baştan yaşanıyor gibi! Evlerinden, topraklarından, yurtlarından koparılmış; yeniden göç yollarına düşmüş gibi…
Böylesi bir teslimiyete kim, hangi siyasetçimiz evet diyebilir?
Bu planın ortaya çıkmasıyla birlikte, hem Türkiye, hem de KKTC yetkililerince gereken açıklamalar yapılmış. Böylesi bir planın asla kabul edilmeyeceği belirtilmiştir.
Türkiye MSB’dan yapılan açıklamada:
‘’Adada kalıcı adil ve sürdürülebilir bir çözüm ancak Kıbrıs Türk Halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsünün teyit edilmesine dayanan iki devletli çözüm temelinde mümkündür’’ denilmiştir.
Kıbrıs’ta gerçeği yansıtan bu açıklama temelinde bir gelişme olmadıkça ne Türkiye, ne de KKTC yetkilileri adada kazanılmış hak ve hukukumuzu yok edecek hiçbir tuzak plana evet demeyecektir.
Şu husus unutulmamalıdır:
Yıllar boyunca Rum mezalimi altında yaşayan, hala insanlık dışı Rum ambargoları ile yaşam mücadelesi veren Kıbrıs Türk Halkı her şeyin farkında, her gelişmenin takibindedir. Bu nedenledir ki, KKTC sokaklarında 22 yıl önce duyulan ‘’YES BE ANNEM’’ sloganları bir kez daha duyulmayacaktır.


