16.4 C
Kocaeli
Perşembe, Ağustos 20, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 1269

Ermenistan, İsrail, ABD ve Kürt Konusu !

 

“Kürt konusu için İçişleri Bakanımız… konuya tam bir açıklık getirmek için,.. başta Ahmet Türk ve Emine Ayna olmak üzere, Demokratik Toplum Partisi’nin diğer ileri gelenlerini yanına alarak doğru Ermenistan’a gitmeli. Kürt isteklerini birer birer açıkladıktan sonra onlara sormalı:

-‘Sizin bu konuda geleceğe ait düşünceleriniz nedir?’

“Ermenistan Başbakanı, Cumhurbaşkanı diyeceklerdir ki:

-‘Bu konuda, bizim gizlimiz – saklımız yoktur. Biz, bütün dünya milletleri önünde, görüşlerimizi çok kesin cümlelerle ortaya koyuyoruz. Öyle yuvarlak cümlelerle değil açık açık ortaya koyuyoruz:

‘Doğu ve Güneydoğu Anadolu, işgal edilmiş Ermeni toprağıdır. Büyük Ermenistan, Türkiye işgalindeki 15 şehrin kurtarılmasından, Ermenistan’a katılmasından sonra kurulacaktır!’

-‘Bahsettiğiniz bu 15 şehri isim isim sayar mısınız?’

-‘Elbette: Ağrı – Kars – Van – Hakkari – Siirt – Mardin – Urfa – Muş – Bitlis – Diyarbakır – Erzurum – Elazığ – Malatya – Sivas – Batman…

‘Bu şehirler, bizim topraklarımız üzerindedir. Kürtler, boşuna heveslenmesinler. O şehirleri kimselere bırakmayız!

-‘Nüfusumuz  4 milyon, doğru. Ama bizim arkamızda koskoca bir Rusya var. Biz elli bin kişilik Rus ordusuyla birlikte, sekiz milyonluk Azerbaycan topraklarının  % 20’sini vurup almadık mı? Biz, Kürtlerle karşı karşıya kaldığımız zaman görürsünüz neticeyi!..’     “Heyetimiz Ermenistan’dan ayrılıp, doğru İsrail’e gitmeli ve yetkililere sormalı:

-‘Siz bu Kürt meselesi için ne düşünüyorsunuz?’

-‘Bu konuda ne düşündüğümüzü, İsrail devletinin resmi bayrağıyla bütün dünya milletlerine ilan ettik. İşte, beyaz zeminli bayrağımızda iki mavi şerit var. Üstteki mavi şerit Fırat Nehri’ni, alttaki ise, Nil Nehri’ni temsil ediyor. Kürtler de, Ermeniler de boşuna heveslenmesinler. Çünkü Fırat’tan Nil Nehri’ne kadar olan topraklar, Tevrat’la bize vaat edilmiştir. Bizim Arz-ı Mev’ut davamız dolayısiyle, Fırat’tan Nil’e kadar uzayan topraklar bizim müstakbel (gelecekteki) ülkemizdir. Oraları kimselere vermeyiz. Yahudi ırkından başka, oralarda kimseyi yaşatmayız!’

“Heyetimiz İsrail’den ayrılıp, doğru ABD’ye uçmalı.

“Adamlar bize mutlaka şöyle cevap vereceklerdir:

-‘Yahu! Siz ne garip adamlarsınız? Bizim Büyük Ortadoğu Projemizi bilmiyor musunuz? (BOP).

‘Haydi sağır kulaklarınıza bir daha bağıralım: Bizim gelecekteki Büyük Orta Doğu projemizde, ne Kürdistan, ne Ermenistan vardır. Biz orada sadece büyük İsrail devletini düşünüyoruz, İsrail’i, İsrail’i! Anladınız mı?’ ”  (Yavuz Bülent Bakiler, Türkiye, 30 Ağustos 2009)

(Paris’te, Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası (yetkili komisyonu) reisi Boğos Nubar Paşa arasında, Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir itilaf (uyuşma, antlaşma) akdedildiği (imzalandığı)nın; gazetelerde yazılması üzerine:)”Boğos Nubar (Paşa) ile Şerif Paşa arasında akdedilen mukaveleye en müskit (susturucu) ve beliğ cevap, Vilayat-ı Şarkiye’de (Doğu Vilayet ve şehirlerinde) Kürt aşairi rüesası (aşiret  reisleri) tarafından çekilen telgraflardır. Kürtler camia-i İslamiye’den (İslam toplumundan) ayrılmaya asla tahammül edemezler. Bunun aksini iddia edenler, mutlaka makasıd-ı mahsusa (özel maksatlar) tahtında (altında) hareket eden ve Kürtlük namına söz söylemeye salahiyettar (yetkili) olmayan beş-on kişiden ibarettir.

“Kürtler, İslamiyet nam ve şerefini i’la (yükseltmek) için beş yüz bin kişi feda etmişler ve makam-ı hilafete (hilafet makamına) olan sadakatlerini isar ettikleri (akıttıkları) kan ile bir kat daha teyit eylemiş (doğrulamış)lardır. Mahut muhtıra (malum bildirge)nin esbab-ı tanzimi (düzenleme sebepleri)ne gelince:

“Ermeniler Vilayat-ı Şarkiye’de ekall-i kalil (küçük bir azınlık) derecesinde bulundukları için, asla bir ekseriyet (çoğunluk) teminine  -ve ne kemiyeten (sayıca), ne de keyfiyeten (nitelik ve özellik bakımından) Şarki Anadolu’da iddia-i temellüke (mülk sahibi olma iddiasına)-   muvaffak olamayacaklarını son zamanlarda anladılar. Maksatlarına, Kürtler namına hareket ettiğini iddia eden Şerif Paşa’yı alet etmeyi müsait (uygun) ve muvafık buldular. Bu suretle, Kürt ve Ermeni davası ortada kalmayacak ve Şarki Anadolu’daki iftirak amali (ayrılık emelleri) mevki-i fiile çıkmış (gerçekleşmek üzere harekete geçilmiş) olacaktı. İşte bu gaye ile o mahut (bilinen) beyanname (bildiri ve tebliğ) müştereken (ortaklaşa) imzalandı ve konferansa takdim olundu (sunuldu).

“Ermenilerin maksadı, Kürtleri aldatmaktan başka bir şey olamaz. Çünkü, ileride, Kürtlerin kemiyeten (sayıca) hal-i ekseriyette (çoğunlukta) bulunduklarını inkar edemeseler bile, keyfiyeten, yani ilmen, irfanen kendilerinden dun (aşağı) oldukları bahanesiyle, Kürtleri bir millet-i tabia (tabi olan millet) haline getirecekleri muhakkaktır. Buna ise, aklı başında olan hiçbir Kürt taraftar değildir. Zaten, Kürtler bu beyannameye yalnız sözle değil, bilfiil (fiilen, harekete geçerek) muhalif olduklarını ispat ediyorlar.

“Kürtlük davası pek manasız bir iddiadır. Çünkü, her şeyden evvel Müslümandırlar, hem de salabet-i diniyeyi (dinlerinde sağlam durmayı) taassup derecesine isal eden (vardıran) hakiki Müslümanlardan. Binaenaleyh Ermenilerle aynı ırktan bulunup bulunmadıkları meselesi onları bir dakika bile işgal (ve meşgul) etmez.

“(Nitekim Hadis der:) ‘El-İslamiyyetü cebbeti’l-asabiyyete’l-cahiliyyete.’ / ‘İslam, uhuvvet-i İslamiyeye (İslam kardeşliğine) münafi (zıt ve aykırı) olan kavmiyet davasını meneder (yasaklar).’

“Esasen, bu tarihe ait bir şeydir. Kürtlerin asıl ve nesepleri ne olursa olsun, İslam’dan iftiraka (ayrılmaya) vicdan-ı millileri (milli vicdanları) asla müsait (uygun) değildir. Bununla beraber, Kürtlerin, Arap kavm-i necibi (asil soyu) ile ırken alakadar bulunduğu hakaik-ı tarihiye (tarihsel hakikatler)dendir.

“İslamiyet, herhangi bir ırkın diğer bir unsur-i İslam (İslam kavmi) aleyhine olarak menfi (olumsuz bir) surette intibah (uyanıklık) hasıl etmesini kabul edemez. Binaenaleyh, Kürtleri Müslümanlıktan ayırmak isteyenler, esasat-ı İslamiyeye (İslam esaslarına) muhalif (aykırı) hareket ediyorlar. Fakat bunlar da kimlerdir? Bir – iki kulüpte toplanan beş – on kişiden ibaret. Hakiki Kürtler, kimseyi kendilerine vekil-i müdafi (kendilerini savunacak vekil) olarak kabul etmiyorlar. Onların vekili ve Kürtlük namına söz söyleyecek, ancak Meclis-i Mebusan-ı Osmaniyedeki (Osmanlı mebuslar meclisindeki) mebuslar (milletvekilleri) olabilir.     “Kürdistan’a verilecek muhtariyet (ve özerklik)ten bahsediliyor. Kürtler ecnebi (yabancı) himayesinde bir muhtariyeti kabul etmektense ölümü tercih ederler. Eğer, Kürtlerin serbestiyet-i inkişafını (serbestçe kalkınma ve gelişmesini) düşünmek lazım gelirse bunu Boğos Nubar’la Şerif Paşa değil, Devlet-i Aliye (Yüce Osmanlı Devleti) düşünür.

“Hülasa (özetle): Kürtler bu hususta kimsenin tavassut (aracı olmasına) ve müdahalesine (kendilerine karışmasına) muhtaç değildirler.”

(Bediüzzaman, Sebilürreşad, 17 Mart 1920)

Prof. Dr. Yalçıntaş ve Delikanlı Arkadaşları

03.04.2010 Tarihinde Kocaeli Aydınlar Ocağı tarafından tertip edilen “Prof. Dr. Nevzat YALÇINTAŞ’ a Vefa Toplantısı” davetlilerinden, Sayın YALÇIN TAŞ’IN 70’lik Delikanlı arkadaşlarının bize hatırlattıkları, unutulmaya yüz tutmuş bazı meziyetlerimiz, eminim benim gibi çok kimseyi de utandırmıştır.

Her anı büyük bir dikkat ve heyecanla takip edilen Programın bir bölümünde değerli bir Akademisyenimizin, dört adet 70’lik delikanlıyı bir masa etrafında topladı ve bu dört kıymetli delikanlı, Sayın YALÇINTAŞ ile ilgili geçmişe bir yolculuk yaptılar.

Masa etrafındaki Sayın Recai KUTAN, Ali COŞKUN, Necati ÇETİNKAYA ve Ahmet TAN tarafından anlatılanlar gösterdi ki, günümüzde arkadaşlık büyük ölçüde erozyona uğramış, biri birlerine nazı geçenlerimizin sayısı azalmış, egomuz samimiyetimizin, hatır menfaatimizin, önüne geçmiş, hayır işlerimiz cüzdanımıza sıkışmış, daha neler neler…

Şartlar mı bizi değiştirdi, özellikle görsel basın mı farklı bir çizgiye getirdi, batılılaşacağız diye batının soğukluğu mu ruhumuzu sardı bilmem, ancak bildiğim şu ki, Sayın YALÇINTAŞ ve arkadaşları arasında yaşanan yarenlikler/şakalar günümüzde yaşan(a)maz olmuş.

Günümüzde yapılan şakalar, karşı tarafta karizma endişesine sebep oluyor ki, ya soğuk karşılanıyor ya da gereksiz bir tepki ile şaka yapanı bin pişman ediyor.

Hele gittikçe yaygınlaşan önemli mevkilere getirilen layık olmayan kişilerin tavırları; bu güzelim hasletlerin kültürümüzden, hayatımızdan silinmesini daha da hızlandırmaktadır maalesef.

İnsanı ayakta tutan en büyük güç, inançtır, huzurdur, samimiyettir, dayanışmadır, moraldir.

Sayın YALÇINTAŞ’IN geçmişinde gördüğümüz en önemli ders; çok önemli, çok ciddi işleri bile eğlenceli hale getirmesi, dolayısı ile içinden çıkılmaz duruma sokmak yerine, dava arkadaşları arasında kurduğu eğlenceli diyalog ile işleri kolay hale getirmesidir.

Herkesin etrafında mutlaka ciddiyetiyle meşhur kimseler vardır. Bu kişilerin bulunduğu toplumda zaman, oldukça sıkıcı geçer. Buna şahit olmayanın olduğunu sanmıyorum.

O kişinin etrafında, moda tabirle Negatif Elektrik hakim olur.

Sıkıcılık, sıkıntı, stres diz boyu olur ki buna da suni stres denir.

Sayın YALÇINTAŞ hocamız da bunu keşfetmiş olmalı ki, yüzünden tebessüm eksik olmuyor, yaydığı Pozitif Elektrik, civarındakilere de tebessüm ettiriyor.

Rakamları yanlış hatırlamıyorsam, somurtan bir yüzde 56 adet kas gerilirken, gülen bir yüzde gerilen kas sayısı 17’dir.

Sayın Hocamızın ilerlemiş yaşına rağmen yüzündeki sağlıklı görünümün sebebi de büyük ölçüde gülen bir yüze sahip olmasından olmalı…

Kastım elbette ciddiyetsizlik değil ama, abartıya kaçıp, yüksek dozda ve karizma yapacağız diye gereksiz ciddiyete bağlı tatsızlıklardan uzak diyaloglar temennisi ile, sayın hocamıza hayırlı ve uzun ömürler temenni ediyor, bizlere de; bize ait tüm güzel meziyetleri yaşatma konusunda gayret ve muvaffakiyetler niyaz ediyorum.

Allah ülkemizi, Sayın Hocamız ve benzerlerinden mahrum etmesin, sayılarını ziyade etsin.

Bu arada Kocaeli Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu üyesi, yani ev sahibi olarak, etkinliğimize katılma nezaketinde bulunan tüm misafirlerimize şükranlarımı sunuyorum.

Yumurtalarda İşletme ve Kümes Numarası Damgalanacak

0

Yumurtalar özelliklerine göre A ve B sınıfı olmak üzere iki ye ayrılır.

A Sınıfı Yumurta: Gallus Gallus var. domesticus cinsi tavuklardan elde edilen ve doğrudan insan tüketimine sunulan kabuklu yumurtadır.

B Sınıfı Yumurta: Gallus Gallus var. domesticus cinsi tavuklardan elde edilen A Sınıfı yumurtanın özelliklerini karşılayamayan ve yumurta ürünlerinin hazırlanmasına uygun kabuklu yumurtadır.

A Sınıfı Yumurtanın Özellikleri:

a. A sınıfı yumurtaların özellikleri Ek-1 e uygun olacaktır.

b. A sınıfı yumurtalar yıkanarak veya başka bir yöntemle temizlenemez ve yağlama işlemine tabi tutulamaz.

c. A Sınıfı yumurtalar ağırlıklarına göre sınıflandırılırlar. Ve ağırlık sınıfları Ek-2 ye uygun olur.

B Sınıfı yumurtalar gıda sanayinde kullanılır. Ek-1 de yer alan özelliklerini kaybetmiş A sınıfı yumurtalar B sınıfına alınabilir.

Ambalajlama Etiketleme ve İşaretleme Kuralları:

Tebliğ kapsamındaki ürünler, Türk Gıda Kodeksi-Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme kuralları Tebliği’nde yer alan hükümlere uygun olacaktır. Bu kurallara ek olarak;

a.A sınıfı yumurtalarda işletme ve kümes numarası, kolayca görülebilir, okunaklı ve en
az 2 mm yükseklikte olacak şekilde yumurta kabuğu üzerine damgalanır.

b.A sınıfı yumurtaların ağırlık ve özellik sınıfları, etikette ürün adı ile aynı yüzde belirtilir. Özellik sınıfı belirtilirken “A sınıfı” ifadesi veya “A” harfi kullanılır. A sınıfı yumurtaların ağırlık sınıflarını simgeleyen harfler en az 2 mm yükseklikte olmak ve çerçevesinde en az 12 mm çapında bir çember bulunmak koşuluyla yumurta kabuğu üzerine damgalanır.

c. A sınıfı yumurtaların ağırlıkları EK-2 de verilen harflerle veya bunlara karşılık gelen ifadelerle veya her ikisiyle belirtilir. Ayrıca ilgili ağırlıklarda verilebilir. Ek-2 de verilen ağırlık sınıfları farklı renk, sembol ticari marka veya başka bir gösterim şekliyle alt sınıflara bölünemez.

ç. A sınıfı yumurtaların etiketinde son tüketim tarihi “…..tarihine kadar tüketilmelidir.”

veya “……..tarihinden önce tüketilmelidir.”ifadeleri kullanılarak yazılır.Yumurtaların etiketinde üretim tarihide yazılabilir.

d. A sınıfı yumurtalar yumurtlama tarihinden itibaren 21 gün içerisinde tüketiciye ulaşır. A sınıfı yumurtaların son tüketim tarihi yumurtlama tarihinden itibaren 28 günden fazla olamaz eğer yumurtlama tarihi farklı olan yumurtalar aynı paket içerisinde satışa sunuluyorsa, son tüketim tarihi belirlenirken ilk yumurtlama tarihi dikkate alınır.

e.Paketlendiği tarihte hava boşluğu 4 mm veya daha düşük olan A sınıfı yumurtalar yumurtlama tarihinden itibaren dokuz günü geçmeyen güne kadar “Ekstra taze”(paketlendiği tarihte hava boşluğu 4 mm veya daha düşük olan, raf ömrü üretim tarihinden itibaren dokuz günü geçmeyen A sınıfı yumurta) olarak tanımlanabilir. Bu ifade kullanıldığında “…….tarihine kadar Ekstra taze” şeklinde belirtilir ve “………”yerine yumurta tarihinden sonraki dokuzuncu günün tarihi yazılır. Ayrıca “Ekstra taze ” olarak nitelendirilen yumurtaların etiketi üzerinde yumurtlama tarihi yer alır.

f. B sınıfı yumurtaların ambalajı üzerinde “B”harfi yer alır. B sınıfı yumurtaların sınıfını simgeleyen harf, yüksekliği en az 5 mm olmak ve çevresinde en az 12 mm çapında bir çember bulunmak koşulu ile yumurta damgalanabilir.

g. B sınıfı yumurtaların ambalajı üzerine son kullanma tarihi ile birlikte paketleme tarihide yazılır

ğ. B sınıfı yumurtaların ambalajı üzerine, en az 2 cm yükseklikte büyük harflerle “GIDA SANAYİ İÇİNDİR” yazısı yer alır.

h.yumurtaların üretim tarihi yumurtlama tarihiyle aynı olur.

ı. Yumurta ambalajın üzerinde net olarak görülebilecek biçimde “Satın alındıktan sonra buzdolabında/soğukta muhafaza ediniz” ifadesi yer alır.

i.yumurtalar ambalajsız olarak mübadele yapılamaz.

Yumurtaların Dağıtım Ambalajlarının Üzerinde Bulunacak Bilgiler:

1. Üreticinin ve paketleyicinin adı ve adresi.

2. İşletme numarası

3. Üretim izni tarih ve sayısı

4. Yumurtaların sayısı ve/veya ağırlığı

5. Üretim tarihi veya periyodu

6. Sevk tarihi

Taşıma ve Depolama:

Yumurta ve yumurta ürünlerinin taşınması ve depolanması sırasında Türk Gıda Kodeksi yönetmenliğinin Gıdaların Taşınması ve Depolanması bölümündeki kurallara uyulur.

A Sınıfı Yumurtaların Ağırlık Sınıfları (Ek-2)

Ağırlık sınıfı XL Çok büyük Ağırlığı 73 gr.dan büyük

Ağırlık sınıfı L Büyük Ağırlığı 63-72 gr.

Ağırlık sınıfı M Orta Ağırlığı 53-62 gr.

Ağırlık sınıfı  S Küçük ağırlığı 52 gr dan daha küçük.

Yumurtlar üretildiği yerde ve tüketiciye ulaştırılana kadarki tüm aşamalarda temiz ve kuru yerlerde ve yabancı kokulardan arı biçimde depolanır. Darbelerden, doğrudan güneş ışığından ve büyük sıcaklık dalgalanmalarından korunur.

A Sınıfı Yumurtaların Özellikleri (Ek-1)

1. Yumurtaların kabuğu: normal temiz ve hasarsız olur.

2. Hava boşluğu : “ekstra taze” olarak satışa sunulan yumurtalarda 4 mm diğerlerinde 6 mm den yüksek olamaz.

3. Yumurta akı: berrak saydam ve jel kıvamında olur. Yabancı madde içermez.

 

 

Çatlatmayan Elastikiyet

Osmanlı İmparatorluğu çok dinli, çok dilli olmasına ve birden fazla etnisiteyi barındırmasına rağmen bir Türk devletiydi.
Fransız İhtilali ile Avrupa da başlayan milliyetçilik akımları farklı milletleri içinde barındıran Osmanlı İmparatorluğu’nu da etkilemiştir.

Osmanlı Devleti’nin tebaası olan bu milletler Osmanlıyı tarihe gömmek üzere plan yapanlar tarafından daima Osmanlı’nın aleyhine kullanılmıştır.

Bunu gören dönemin devlet idarecileri isyan eden grupları ya da eşrafın önde gelenlerini menfaat temin etmek suretiyle ödüllendirmiş ve onları bu yolla etkisizleştirmek istemiştir.

Örneğin yabancılara maşa olarak isyan eden kürt aşiretlerinin önde gelenleri İstanbul’a getirilmiş ve devlet memuriyetinde önemli görevlere atanmış, çocukları da tahsil için devlet tarafından Avrupa’ya yollanmıştır.

Avrupa’ya giden bu çocukların büyük bir bölümü bölücülüğün fikri yapısının temelini atmış ve Türk devletine düşmanlığını her platformda sürdürmeye devam etmiştir. Bunların yaşayan nesilleri de aynı yolda yürümektedir.

Osmanlı İmparatorluğu ve onun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana, devlet anlayışımız, kendini bir türlü Türk Milletine mensup görmeyenleri, menfaat birliği yaratarak kazanma politikasını, günümüzde de sürdürmektedir.

Yani devlet kendisini kürt, çerkez, gürcü, arnavut, boşnak gibi farklı sosyolojik gruplara mensup görenlerle gizli ermenicilik yapanları kazanmaya çalışmıştır ve halende kazanmaya çalışmaktadır.

İzlenen bu politika gerçekçi ve doğru bir politikadır. Ancak günümüzde beliren tabloya bakıldığında başarılı olunamadığı ve bu zümrelerce “Ne Mutlu Türküm Diyene” anlayışının benimsenmediği görülmektedir.

Bu politikayı devlet politikası haline getirenlerin geldiğimiz noktayı da önceden öngörmeleri ve tedbir almaları gerekirdi. Yoksa onlarında benim gibi sıradan bir vatandaş olmaktan başka bir farkı kalmaz. Ortada başarısızlığın olduğu bir gerçektir. Aksini iddia etmek Türk Milletini aldatmak olur.

Günümüzde bırakın kendisini Türk olarak kabul etmeyenlerin millet şuuruna bir türlü sahip olamayışlarını, bazı özbeöz Türk olanların kendini farklı hissetmeye başladığı bir süreci yaşıyoruz. Çünkü Türkler yeryüzünde asimilasyona en yatkın milletlerden biridir. Yani kolayca asimile olur. Bunun en büyük sebebi, diğer insan topluluklarına kendine aşırı güvenden dolayı korumasız yaklaşıyor olması ve tarih şuurunun sık sık inkitaya uğramasıdır.

Bu yüzden yaşadığımız zaman diliminde kürtleşen, arnavutlaşan, gürcüleşen hatta ifrada kaçarak ermenileşen Türklere sıkça rastlıyoruz.

Osmanlı İmparatorluğu’nun isyancıları taltif eden anlayışı bugün yine ülkeyi çatlatmama adına sürdürülmektedir. Ama görülen o dur ki bu sorunu çözmeye yetmeyecektir. Bu yöntem geçerliğini yitirmiştir ve Türk düşmanlarını tepemize çıkarmaktan başka bir işe yaramamaktadır.

Çocuk olsun yetişkin olsun devleti taşlayanlara onları kazanmak adına müsamaha göstermek, bölücübaşını İmralı ‘da beslemek, ermeniliğini gizleyenleri bürokraside görevlendirmek, bu gibi düşünüp hareket edenlerin eline ülke sermayesini tutuşturmak, siyasetin burçlarına bunları dikmek ve hülasa Türklüğü içine sindiremeyen gayrı Türk unsura devleti teslim etmek kimse kızmasın ama menfaat birliği yaratarak onları kazanmak sonucuna değil tarihte görüldüğü gibi bizi kaybetmek sonucuna götürür.

Bunlar olurken de gerçeklerden uzak tuttuğunuz, cahil bıraktığınız ve fakirleştirdiğiniz Türk Milletine haksızlık etmiş olursunuz.

Yazdıklarımız somut gerçeklerdir. İsterseniz adlandırırız. Onun için yazdıklarımızı sakın olaki bir komplo teorisi olarak değerlendirmeyiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna büyük katkıları olan Mahmut Esat Bozkurt günümüzde ırkçı ve ayrımcı olarak nitelendirilerek, onu adına verilen ödülün milyonlarca kürtü, lazı, çerkezi, boşnakı, ermeniyi, arnavutu, arabı ve romanı aşağılamak ve hakaret olduğu avukatlarca vurgulanıyor.

Yine Van’ın Özalp ilçesinin BDP’li Belediye Başkanı Murat Durmaz’ın kurtuluş törenlerinde asker geçerken tören alanını terketmesini nasıl yorumluyorsunuz?

İsterseniz buna barları denetleyen Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar’ın uğradığı saldırıları ve silaha sarılışını da ekleyelim.

Bu insanların davranışlarının altında, devletin izlediği “çatlatmayan elastikiyet” politikasının izleri vardır. Görünen o dur ki bu politika derhal sona erdirilmeli ve milli devletin bekası için gereken tedbirler alınmalıdır.

Zaafa uğratılmış Türk Milleti ile kendini Türk görmeyenlerin işgaline uğramış ve geçmişin hesabını görmeye çalışan bir anlayışın kontrolündeki Türk devletinin kamuoyuna yansıyan görüntüsü, çoğunluğu tedirgin etmektedir.

Adalete duyulan güven, yapılan tutuklamalar, serbest kalmalar ve yeniden tutuklamalar nedeniyle zayıflamakta, Anayasa değişiklik tasarıları endişe ile izlenmektedir. Aklımıza takılan ise tarihte Türk adı ile kurulan iki devletten biri olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin sonunun gelip gelmediğidir.

Adıyaman’ın Kahta ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı Yusuf Turanlı’nın  İsmet İnönü’nün adını taşıyan caddenin adını değiştirmesi ve bir parka da Atatürk ve Cumhuriyete karşı isyanlara katılan “Osman Sebri”nin adını vermesi konumuzu delillendiren güncel bir örnektir.

Belediye Başkanı Yusuf Turanlı BDP’li değil, aksine AKP’lidir. Bu sizi şaşırtmasın…

Kendisini Türk Milletine mensup göremeyen bu insanların nerede oldukları değil daima ne yaptıkları önemlidir.

Bunlar İslamcı, bölücü, sosyal demokrat, komünist, Atatürkçü, liberal, cemaatçi, tarikatçı, sendikacı, edebiyatçı, gazeteci, şarkıcı, tiyatrocu  vs. her türlü kılıf altında aynı amaca yönelik olarak hareket eder.

Devlet bunların hepsini bilir ancak çatlatmayan elastikiyet politikası çerçevesinde üç maymunu oynayarak bazen kör, bazen sağır, bazen de dilsiz olur. Aynen Habur’da olduğu gibi!

Çatlatmayan elastikiyet politikasının sahiplerine buradan bir uyarı yapalım: böyle giderse elde çatlayacak bir şey kalmayacak haberiniz ola!..

Baharın İkazı

Yine bahar geldi Allaha hamd olsun. Her bahar, Rabbimizin engin rahmetiyle inen muazzam bir ayettir adeta. Ölümü ve yeniden dirilişi anlatan tabii bir ayet.

Kışın adeta ölmüş olan topraktan, baharla fışkıran yemyeşil bitkiler, renk renk ve ince mimari tasarımlarla açan çiçekler elbette bize Yüce Rabbimizin sonsuz gücünü ve yeniden dirilişin misalini gösteriyor.

Cenabı Hakkın Yasin süresinde buyurduğu gibi:

“Ölü toprak, onlar için bir ayettir (delildir). Biz, o (toprağı) diriltir ve ondan taneler çıkarırız da onlardan yerler.” (Yasin, 33)

“O, rüzgârları rahmetinin önünde müjde olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar, ağır bulutları yüklendiği vakit, onları ölü bir belde(yi diriltmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. İşte ölüleri de öyle çıkaracağız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.” A’raf, 57

Fark ettiğiniz gibi Rabbül alemin bu misalleri ölümü ve hesap için tekrar dirilmeyi anlatmak için veriyor. Bu konuyu düşünmemizi istiyor.

Demek ki insan öldükten sonra tekrar diriltilecek ve hesaba çekilecek:

“De ki: Allah sizi yaşatıyor. Sonra sizi öldürecek, sonra da kendisinde şüphe olmayan Kıyamet gününde sizi bir araya getirecek, ama insanların çoğu bilmezler.” (Casiye, 26)

“Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini, yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.” (Hicr, 92-93)

Ölüm; asi, sapık, dinsizler için zillet ve perişanlığın kapısı, iman şerefine ermiş muttakiler için ise, ihsan kapısıdır. İman ile bu kapıdan giren kimseler, kurtuluş ve saadete ereceklerdir. Orada Allah’ın cemalini görme şerefine ereceklerdir.

Peygamber aleyhisselamın buyurduğuna göre “İnsanlar çırılçıplak, yalın ayak, sünnetsiz bir halde haşrolunurlar. (Mahşer meydanında) terlemeleri ağızlarına ve hatta kulak memelerine kadar ulaşır.”

Hadisi rivayet eden Rasulüllahın hanımı Sevde validemiz :

“Ne kötü şey. O zaman insanlar birbirine bakmaz mı?” diye sorunca Rasulüllah a.s :

“İnsanların bununla uğraşacak durumları yoktur.” buyurmuş ve şu ayeti okumuştur:

“O gün her kesin kendine yetip artacak derdi vardır. (Abese,37)” (Taberani, el-Mu’cemul Kebir, 24/91)

O gün insan, dünya hayatında yaptığı zerre kadar iyiliğin ve yine zerre kadar kötülüğün karşılığını görecektir. Hiçbir şey unutulmayacak, yok olmayacak, hasır altı edilemeyecektir.

Mücâhid (rah) der ki: Kul şu dört şeyden hesaba çekilmedikçe rabbinin huzurundan ayrılamaz:

  1. Ömrünü nerede tükettiği,
  2. İlmiyle amel edip etmediği (ettiyse nasıl amel ettiği),
  3. Bedenini nerelerde eskittiği,
  4. Malını nereden kazanıp nereye harcadığı. (Buhari, Tevhid,36…)

Üzerinde Kul Hakkı Olduğu Halde Ölen Kişinin Durumu :

Eğer kişi, kul haklarını ödemeden ölürse, yarın kıyamet günü haklarına iliştiği kimseler onun etrafını sararlar.

Kimisi elinden tutar ve, “Sen bana zulmetmiştin!” der.

Kimisi saçından yakalar ve, “Sen bana sövmüştün!” der.

Kimisi yakasına yapışarak, “Benimle alay etmiştin!” der.

Kimileri, “Gıybetimi yapıp hakkımda kötü şeyler söylemiştin!

Bana komşu olmuştun, ancak komşuluğunla bana eziyet vermiştin!”

Birlikte çalışmıştık, fakat sonra beni aldattın!

Benimle alış-veriş yapmış, ancak ona hile karıştırarak beni aldatmıştın!

Zengindin ve benim fakir biri olduğumu bilmene rağmen bir lokma olsun yardımda bulunmadın!

Ben mazlum biriydim ve sen de benim uğramış olduğum haksızlığı engelleyecek güce sahiptin, anacak bunu yapmadın! diye teker teker alacaklarını sayarlar.

İşte alacaklılar her yandan etrafını kuşatmış ve her biri elini yakana yapıştırmış olduğunda sen onların çokluğundan hayretler içinde kalırsın.

Öyle ki ömrün boyunca kendisiyle bir dirhemlik alış verişte bulunduğun ya da bir mecliste kısa bir zaman için de olsa beraber bulunduğun kişiye varıncaya kadar, haklarını yediğin, gıybetini yaptığın, hıyanette bulunduğun ve hatta küçümseyici gözle baktığın herkes hakkını almak üzere etrafını kuşatır.

Onlara karşı artık direnme gücünün kalmayıp da belki seni kurtarır beklentisiyle umudunu yüce Rabbine bağladığında, kulağına şu ayetlerin sesi gelir:

“Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir. (Mümin,17)” (İhyayı Ulumuddin, Ölüm Bahsi)

Madem ölüm ve ardından yeniden dirilerek hesaba çekilme var. Kurtuluşa Erenlerden Olabilmek İçin:

1. İmanımıza mukayyet olalım. İman ile ruhunu teslim etmeyenin hiçbir şekilde kurtulma şansı yoktur. Ayeti kerimede Rabbül Alemin:

“Allah, inkar edenleri ve zalimleri kesinlikle bağışlamayacaktır, onları içinde temelli kalacakları cehennem yolundan başka bir yola eriştirmeyecektir. Bu Allaha kolaydır.” buyurmaktadır. (Nisa 168-169)

2. Ölümü sık sık hatırlayalım, günlük hayatımızı ve davranışlarımızı ona göre düzenleyelim. Ölümden korkmayalım, ona hazırlıksız olmaktan korkalım ve hazırlanalım.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:

“Lezzetleri yıkıp yok eden ölümü çokça zikredin.” (Tirmizi, Zühd,4)

Yani ölümü zikrederek dünya zevklerini kendinize acılaştırın ki dünyaya olan bağlılığınız kopsun ve bu vesileyle de Allah’a yönelebilesiniz.

3. Salihleri, Allah dostlarını sevelim. Müminlerden bazılarının (hata ve günahları sebebiyle) cehenneme girmeleri kesinleştiği vakit, Allah Teâlâ onlar hakkında, Peygamberlerin, sıddîklerin hatta âlimlerin, salihlerin ve kendi katında kadri kıymeti olan herkesin şefaatini kabul eder.

O halde hiç olmazsa onların şefaatine nail olabilme arzusuyla gayret edelim. Bunu elde edebilmek için de hiçbir insanı hakir görüp aşağılamayalım! Çünkü Allah (c.c), dostlarını, kulları arasında gizlemiştir; olur ki bizim aşağılayıp küçük gördüğümüz kimse, Allaha yakın salih bir kimse olabilir!

Hadisi şerifte “Bir kimse sevdiği bir topluluğun amelini yapmamış olsa bile kıyamet gününde onlarla birlikte mahşer yerine getirilir ve beraberce hesaba  çekilir.” (Kenzul Ummal, IX, 21)

4. Sık sık tevbe edelim. Rabbül aleminin bizden razı olup olmadığını bilmediğimiz için sık sık tevbe etmeliyiz. Peygamber Efendimiz bile günde 70 kereden fazla tevbe ettiğini bildiriyor.

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ey insanlar! Ölmezden önce Allah’a tevbe edin. (Musîbet, hastalık, yaşlılık gibi) ağır meşgûliyetlere düşmezden önce sâlih ameller işlemede acele edin. Çok zikir ederek, gizli ve açık çok sadaka vererek Allah’a karşı üzerinizdeki borcu ödeyin ki bol rızka, ilâhî yardım ve zafere, halinizin ıslâhına mazhar olasınız…” İbn-i Mace, Sünen, Salat,2/78 (I;343)

Biz de sık sık kendimizi hesaba çekip tevbe edelim. Ölümün ne zaman yakalayacağı belli olmaz.

5. Hiçbir günahı küçük görüp küçümsemeyelim! Çünkü Allah, gazabını ve öfkesini günahlarda gizlemiştir ve senin hafife aldığın o günah, azap görmene sebep olabilir!

Hiçbir ibadeti de hafife almayalım! Çünkü Allah rızasını ve hoşnutluğunu da, ibadet ve taatlerde gizlemiştir. Belki yüce Allah’ın rızası, o hafife aldığımız taatte saklıdır! Bu taat, güzel bir çift söz, sadaka olarak verilen bir lokma ekmek veya güzel bir niyet dahi olabilir!

Baharla ölü toprağı canlandıran Rabbimiz, bize hesap gününü düşünecek feraset versin, öldükten sonra yeniden dirilttiğinde, büyük kurtuluşa erenlerden eylesin. Amin.

İmanifesto

İnsanoğlu benliğinden fırlamış oktur
Yürekte imandan öte yanardağ yoktur

Bu toprağın aşkla imtihanıdır namus
Kuzeyden karayel, keşişlemeden kâbus

İhaneti kanıksadık kande gönül ağrımız
İsyanın akorduyla ritim bulur bağrımız

Tarih ile coğrafya sırtımızda üniforma
Mimsiz medeniyetler için kendini yorma

Yankısını yitirmiş çığlık gibiyiz nicedir
Yarabbi! Bu ak zûlmet kaç yüzyıllık gecedir?

Ruhunu arayan adam! Rüzgâr yakışmış tenine
Her inişin çıkış olsun gönül merdivenine

Aşktan ve adanmışlıktan geride ne varsa at:
Tek yaşasın hakikat, yaşasın tek hakikat!

Aydınlar Ocağı’ndan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş’a Vefa

Kocaeli Aydınlar Ocağı 03 Nisan Cumartesi akşamı çok önemli bir toplantıyı gerçekleştirdi. “Ülkemizin güzide İlim, Fikir ve Hizmet Adamı” Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş için bir “vefa toplantısı” tertip edildi. İştirak eden seçkin misafir ve katılımcılarla zenginleşen toplantıda, bu müstesna şahsiyeti anmak ve bir kere daha dinlemek için gelen yüksek seviyeli dinleyiciler hoş bir gece yaşadılar.

Katılanların hepsi -protokoldekiler de dâhil- Hoca’nın ilminden, fikirlerinden veya hizmetlerinden bir şekilde istifade etmiş ve/veya Türkiye’ye, Türk ve İslam Dünyasına hizmetlerinden dolayı şükran duyguları içinde olan kimselerdi.

Bu kadar seçkin zevatı bir araya toplayan ve Hoca’ya sevgi ve saygılarını sunma heyecanı içine iten ne idi? Kalıcı izler bırakan bütün önemli şahsiyetlerin ortak vasfıadanmışlıktır.” Bir dava veya yüksek ülküler için kendini adayanlar bütün maddi makam, mevki, şöhret ve servet sahiplerinden daha kalıcı olmuşlardır.

Nevzat Hoca da daha sağlığında bu itibara sahip olmuşsa öncelikle bu vasfından dolayıdır. Türkiye’de milli ve manevi değerlerine bağlı bir nesil yetiştirmek, nerede bir Türk varsa oraya yetişmek, ortak manevi bağlarımız olan İslam Devletleri ile iyi münasebetler kurmak konularına adanmış bir ömür. 77 yaşında bir genç adam. Hala enerjisi ile gençlere taş çıkaran Hoca önemli gördüğü milli meselelerin çözümü içim sadece İstanbul- Ankara arası mekik dokumakla kalmıyor. Türk ve İslam Dünyasında uzun yıllar içinde edindiği dostları ile devam eden münasebetlerini kesmeden, Onlara rehberlik ediyor ve Onlar aracılığıyla milletimize, soydaş ve dindaşlarımıza hizmete devam ediyor.

Yurtdışındaki soydaş ve dindaşlarımızın her önemli meselede akil adam/ aksakallı/ bilge kişi olarak akıllarına gelen ilk isimlerden biri Nevzat Yalçıntaş olmaktadır.

Nitekim Rusya Parlamentosu Duma’da Danışman olan Malik Kerimov kendisini Rusya’da siyasete teşvik eden ve her kademede destekleyerek milletvekili seçilmesine rehberlik eden Nevzat Hoca’ya saygılarını sunmak için gelmişti. Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Kocaeli Şubesi heyeti de, Başkan İbrahim Aracı öncülüğünde Kırım Türklerine yaptıkları hizmetlerden, Kırım’da, komünizm döneminde 70 yıl namaz kılınamayan camide ilk defa ezan okutup, imam olarak namaz kıldırması olayını da hatırlatarak şükranlarını sundular.

Milletvekilliği döneminde Türkiye- Rusya Parlamentolar arası Dostluk Grubu Başkanı olan Nevzat Hoca ile aynı grupta çalışan ve halen Başbakan Yardımcısı olan Cemil Çiçek ile Demokratik Sol gelenekten gelen (halen Bağımsız) İstanbul Milletvekili Ahmet Tan bu çalışmalar esnasında Hoca’dan öğrendiklerinin bazılarını anlattılar.

Cemil Çiçek, Hoca’yı İlim ve irfan’ı bir arada bulunduran nadir şahsiyetlerden biri olarak tanımladı. Ahmet Tan’a göre ise, Hoca tam bir sentez adamıdır. Doğu ile Batı’yı, geçmiş ile geleceği, gelenekle modernliği, nezaket ve zarafetle dirayet ve cesareti sentezlemiş bir adamdır.

Bu iki siyasetçiye ilaveten Hoca’nın en eski dostlarından Sanayi eski Bakanı Ali Coşkun ve Elazığ Milletvekili Necati Çetinkaya Hoca’nın vasıflarını anlatırken O’nun karakterini yansıtan ve dostlarınca çok iyi bilinen 3T (Temkin – Tedbir – Teenni) ilkesinin çeşitli örneklerini anlattılar.

Bu dava adamının beşer olarak günlük hayatından ve önemli devlet görevleri yapılırken arka planda yaşanan özel olaylara dair aktarılan nükteli hatıralar salonda hoş bir hava estirdi. (Görevli olarak gidilen bir Irak seyahatinde Ali Coşkun’un cami çıkışında Nevzat Hoca’nın ayakkabısının birini saklaması. Bu olaydan iki sene sonra da Bakan Ali Coşkun’un Suudi Arabistan’da otelde ayakkabısı çalındığı için, yapılan bir anlaşmanın imza törenine terlikle çıkmak zorunda kalması, imza töreni boyunca bu ülkenin Maliye Bakanı ve heyetine terlikleri göstermeme çabaları gibi.)

Kocaeli Valisi Gökhan Sözer yaptığı kısa ve fakat veciz konuşmasında ilim ile irfan arasındaki farkları anlatarak Nevzat Hoca’nın sadece ilmiyle, yetiştirdiği talebeleri, kitapları ve konferansları ile yaptığı öğreticiliği ile değil, irfan kavramının kültür, inanç, ideal ve diğer boyutlarıyla da rehber olduğunu vurguladı.

Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu ise öğrenciliği yıllarında Hoca’nın Milli Türk Talebe Birliği (MTTB)nde konferanslarından ve daha sonra da kitapları ve sohbetlerinden yaralandığını anlatarak, kendisini Hoca’nın öğrencisi saydığını söyledi.

Nevzat Hoca’nın en eski dostlarından Saadet Partisi eski Genel Başkanı Recai Kutan‘ın, kendisinin ve Nevzat Yalçıntaş’ın da bulunduğu 50’li yılların kuşağı olan çok küçük bir aydınlar grubunun, bugünün milli ve manevi değerlere bağlı neslin yetişmesindeki rolü ve çekilen sıkıntılara dair anlattıkları ilgi ile takip edildi.

İ.Ü.İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Murat, Gazeteci-Yazar Mustafa Yazgan, Prof. Dr. Recep Tarı, Kocaeli Büyükşehir Genel Sekreteri Ersin Yazıcı ile Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın iki eski Başkanı Nihat Gürer ve Dr. İbrahim Kahraman özlü ve özenli seçilmiş cümlelerle Nevzat Hoca’nın kişilik ve hizmetlerine dair bilgi ve duygularını paylaştılar.

Benim için en hoş sürprizi de Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Ahsen Okyar‘ın açılış konuşmasında, geçen sene yazdığım  Hocaların Hocası Nevzat Yalçıntaş başlıklı yazımdan alıntılar yapmasıydı. Ahsen Okyar ve Yönetim Kurulu üyeleri birlikte, gerçekten çok zor bir organizasyonu büyük bir başarı ile gerçekleştirdiler. Bu kadar seçkin katılımcıların olduğu bir toplantı, çevre vilayetlerden (İstanbul, Bursa, Tekirdağ, İnegöl, M.Kemalpaşa, Bandırma) gelen Aydınlar Ocakları heyetleri ve Kocaeli’den gelen dinleyiciler aksaksız, düzenli bir organizasyona şahit oldular. Tek sıkıntı salonun dar gelmesi ve bir kısım izleyicinin koltuklarda yer bulamaması oldu.

Ancak gelenler hem bir vazifeyi yapmanın huzuru ve hem de içimizden Nevzat Yalçıntaş gibi bir değerin yetişmiş olmasının gururunu yaşayarak ayrıldılar. Kocaeli Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu, hem artık çok aranan bir haslet olan bir vefa örneği programa imza attıkları için ve hem de programın yürütülüşündeki başarıları için teşekkürü fazlasıyla hak ettiler.

Nevzat Hoca’ya uzun, sağlıklı ve verimli bir ömür, Kocaeli Aydınlar Ocağı’na başarılı hizmetlerinin devamını diliyorum.

Selam, Barıştır; Selamlaşınız

İnsanız; yemek, içmek, yatmakla bitmiyor ihtiyaçlarımız. Konuşma, ifade etme, iletişim; kendini insan kabul etme ve ettirmenin temel unsurları. Kendini anlatamamak, insanlarla iletişim kurma hakkından yoksun olmak; ne büyük sıkıntı. İnsan, bu yönüyle, kaynayan kazan. “Kaynayan kazan, kapak tutmaz.” demiş atalarımız.

Selamla başlar, iletişim. Selam; seni önemsiyorum, demektir bir bakıma. Selam; emniyette ol, benden sana zarar gelmez, bana güvenebilirsin, demektir. Gel konuşalım, tanışalım, bilişelim; demektir, selam. Varsa aramızda bir düşmanlık, varsa yabanilik, varsa güvensizlik; bunu gel kaldıralım, demektir selam. Ağız yoluyla seslendirilen; ancak gönülden gönle kurulan soyut bir köprüdür selam. Sana kendimi açıyorum, sen de kendini bana aç; demektir, o. Gönül bahçesinin meyvesidir, selam. Gönlü kararmış, kurumuş, daralmış bahçelerde yetişmez selam meyvesi.

Bizden hiçbir bedel istemeyen, bize yük getirmeyen selamlaşma eylemini azaltıyoruz, unutuyoruz. Yoğunlaşan hayat şartları, insanlara menfaatçi yaklaşım anlayışı, selamlaşmayı köreltiyor. “Benim onunla ne işim olur?” düşüncesi, bizi selamsız bir yaşama mahkum ediyor. “Gönüllerin sığdığı yere bedenler de sığar.” der halkımız; eskiden gönüller geniş olduğu için daracık evler gece yatmalı misafir kabulüne engel değildi. Evlerimiz genişlediği halde gönüllerimiz küçüldüğü için misafir kabulünde nasıl zorlanıyorsak, selam vermekte de zorlanıyoruz. Küçülen gönüllere, selam sevgisi ağır geliyor.

Selam, potansiyel bir elektrik enerjisidir yüreklerde üretilen. Bu enerji, karşılığını bulduğu kişiyi aydınlatır, bulamadığı kişiyi de yakar, eritir. Bir kaybı olmaz, bu enerjiye sahip olanın. Kaybedenler, bu enerjiye cevap veremeyenlerdir. Her gönül üretemez bu enerjiyi. Sevgidir, aşktır, hoşgörüdür, dünyacı değerleri ayaklarının altına alabilmektir bu enerjinin yakıtı. Önce gönül ocağına bu yakıtları taşımak gerek.

Belirlenmiş bir sözcük veya cümle kullanmak zorunda değilsiniz selamlaşmak için. Diliniz, kültürünüz, çevreniz, kendisine selam verdiğiniz kişi ve inancınız nasıl söylemenizi gerektiriyorsa öyle söyleyiniz. Yeter ki selamlaşınız. “Merhaba”, “Günaydın”, “Selamünaleyküm”; sizin tercihiniz olsun. İdeolojik bir gösterge olarak da kullanmayınız selam sözcüklerini. Kişinin yüzüne vurur gibi, küfreder gibi söylemeyiniz selam ifadelerini. Karşındakini ezme, kendini kabul ettirme aracı değildir selam sözcüğü, O, bir barış meyvesidir. Meyveleri, taş gibi kullanmak ve fırlatmak, meyveye haksızlıktır.

Bizim inancımızda selam, bir duadır; başka inançlarda bir temennidir. İçeriği ne olursa olsun selam, insan olmanın vazgeçilmez parolasıdır, gereğidir. Bu, bir değerdir. Bu değeri önemsememek, pek çok kapıyı kapatır, diğer değerlerin yok olmasına yol açar. Selamın yaşatılması, pek çok kapıyı açar, duvarı yıkar, zorluğu kolaylaştırır. Selam vermekle, hareket alanımızı genişletiriz; vermemekle dünyamızı küçültürüz. Selam, bir yönüyle, özgürlüğün anahtarıdır.

Özgür olmak, insan olduğumuzun farkına varmak ve bunun hazzını duymak istiyorsak selam vermeyi yayalım, bize verilen selamları alalım.

Siz, bugün kilitli kaç kapıyı, selam anahtarı ile açtınız?

Bulut Teknolojisi üzerine(2)

Baş döndürücü  “değişim” ve “gelişim” aslında IT (İnformation Teknoloji) Bilgi Teknolojilerinde daha fazla gözlenmektedir. Bu tip gelişmeler ister istemez Bilişim sektöründe de yeni yapılanmalara gidileceğinin bir göstergesi. Bu sektörde her saniye binlerce yenilik ortaya çıkıyor. Dünyanın her yerinde farklı üretimler yapılıyor. Bu üretimleri forum sitelerinde veya kişilerin kendi sitelerinde yer veriyorlar. Yeni olayların bazen kapalı guruplarla, bazen de, herkesle paylaşıyorlar.

Eğer bir konu ile ilgileniyorsanız ilgi alanınızla ilgili uzmanların olduğu forumlar, makaleler, bloglar veya özel bilgilerin verildiği odalar girebilirsiniz. Buda sizin o konu üzerindeki gelişiminizi artıracak. Sizde bu bilgilerden ürettiğiniz bilgiyi, yine aynı yolla tüm dünyaya duyurabilecek ve o konunun hızlı bir şekilde tekamülüne yardımcı olacaksınız. Bu döngü çok hızlı ilerlemektedir.

Küçük orta ve büyük işletmelerin en önemli gider kalemlerine artık Bilgi Teknolojilerine ait. Ekipman, yazılım ve personel ciddi bir şekilde yer almaya başladı. Halka açık şirketler hesap verebilirliği açısından farklı farklı denetçiler tarafından hem mali, hem de Bilgi Sistemleri departmanları denetlenmektedir. Şirkete ait bu bilgiler nasıl korunuyor? Bu bilgiler hangi koşullarda tutuluyor, yedeklilik yapıları nedir? Arşiv durumu nedir v.b konularında ciddi ciddi denetlenmektedirler.

Hem Bilgi işlem operasyonlarının şirketlere daha kolay, daha maliyetsiz, daha güvenli ve daha kullanışlı bir yapıya ulaşmak için “cloud compitingBulut Bilişim inanılmaz fırsatlar sunacak. Şirketler Bilgi Teknolojileri ile ilgili her operasyon için hizmet anlaşmaları yaparak. Daha ucuza bilgi teknoloji operasyonlarını yönetebileceklerdir.

Eskiden Bilgi işlem merkezleri merkezi bir yapıda çalışır. Aptal terminallerle (Dummy terminal) bilgilerin girildiği sadece kısıtlı işlemlerin yapıldığı bir yapıydı. İşletme kuralları neyse o şekilde uygulanabiliniyordu. Farklı, özellikli bilgilere ulaşmak son derece zor olduğu için ya ihmal ediliyor veya bayağı bir zahmetten sonra elde ediliyordu. Sonra PC dünyası ile birlikte Dos işletim sistemine yazılan programlar. Windows işletim sistemi ve ofis yazılımları kullanıcılara çok büyük bir özgürlük kazandırdı. Bu da her kişi kuruma ait işletme bilgisini kişileştirdi. Kendine uygun yeteneğine ve potansiyele göre bilgi üretmeye başladı. Bu durum da bilgi bütünlüğünü ve kurumsal yaklaşıma aykırı bir durum meydana gelmeye başladı. Client-Server(İstemci-Sunucu) mimarisi günümüzde tekrar merkezi bir yapıya doğru kayma eğilimine girdi. Buda günümüzde ileri teknoloji kullanmak gerektiriyor. Bu operasyonu da gerçekleştirmek için iyi donanım, iyi personel, iyi yazılım, iyi yedekleme, arşivleme demektir. O da yetmez riskli durumlarda donanım, network ve diğer birçok şeyin yedeklenmesi kavramları ortaya çıkıyor. Bunlar hep birer maliyet.

Olması  gereken yapıda hem merkezi bir Bilgi İşlem Merkezine ihtiyaç  var  hem de kurumsallığı bozmadan kullanıcı kişiselliğine önem veren bir yapıya ihtiyaç var. Bu yapıda bence “Bulut Bilişim” kavramının içinde yatıyor. Bu kavram dünyada tüm küçük, orta ve büyük işletmelerdeki Bilgi İşlem örgütlenmelerinde değişiklikler yol açacaktır.

Bu konuyu biraz açalım. Orta ve üstü şirketler kendi çaplarına göre ERP (Enterprise Resource Planning) denilen Kurumsal kaynak planlama kavramı içinde eğer tüm süreçlerini yönetmek isterlerse CRM (Customer Relationship Management; Müşteri ilişkileri yönetimi) , SCM (Supply Chain Management; Tedarik zinciri yönetimi), HR(Human Resources Management; – HR İnsan Kaynakları), PAM (Pluggable Authentication Modules; Eklenebilir Kimlik Kanıtlama Modülleri), Project management gibi yazılım kullanırlar . Büyük işletmelere bunlar yeterli olmaz. CMS   (Content Management System:; İçerik Yönetim Sistemi) , B2B (B2B Business to Business “Firmalar arası” e-ticaret) , B2C (Business to Customer; “Firmadan tüketiciye” anlamına gelen bir e-ticaret) , LMS (Learning Management System; eğitim yönetim sistemi), BMP (Business Process Management; İş süreçleri yönetimi), BI (Business Intelligence; iş zekası), Intranet gibi yazılımlar kullanırlar. Bu yazılımların dezavantajı işletmelerde bilgi eşleştirmesi yapmakta zorlanabilirler. Bazı durumlarda da bu eşleştirmeler için emek maliyet performansı ciddi mali boyutlara doğru çıkabilir işletmelerin büyüklüklerine göre.

Bunun için yapılar Portal üzerinde bir yapıya doğru kaymaktadır. Biraz önce bahsettiğim uygulama yazılımları ise Client-Server(İstemci-Sunucu) mimarisi üzerinde çalışır ve operasyonları zordur. Bu yapıda hem maliyet, hem de operasyonel riskler önemli hale gelmeye başlamıştır. İşletmelerin başlarını ağrıtacaktır.

Bilişimciler şu şekilde bir söylemden bahsediyorlar “Virtual Enterprise / Realtime Enterprise” Uluslararası veya yerli bir şirketseniz bile; hem uzak ofis çalışanlarınız, hem normal kullanıcılarınız, hem müşteri ve tedarikçilerin aynı platformda yetkileri nispetinde online olarak işlerini yapma yetisine kolaylıkla sahip olacakları bir yaklaşım.

Sanallaştırma ile birlikte Bilgi İşlem operasyonları hem hız kazandı hem de daha ekonomik hale geldi. Aynı eskilerin tabiri ile ”  Delikli demir çıktı mertlik bozuldu” dedikleri gibi “Sanallaşma” kavramı geliştikçe operasyonlarda kolaylık, hizmette sınırları zorlayan bir yapı oluşmaya başladı..

Bu yapı(Bulut Bilişim); devrim niteliğinde olup, çok parametreleri değiştirecek, her türlü Bilgi İşlem faaliyetleri farklılaşacak ve yönetişim çok hızlı değişimlere uğratacaktır.

Mülteci

hüzün yine,
yine saba makamında rüzgar
yine kulağım ney sesinde
gel..
ferahfeza ile, segah ile
rast ile gel
bir garip ömrün son bestesidir
beklediğim

artık kuş uçmaz
kervan geçmez rüyalarımdan
gelirsen,
sen!
“gelir misin? ”
ben nasılsa bekleyeceğim.
..
yine nisan yağmurlarında
her akşam
ellerin avuçlarımda sanki
sıcaklığın hayalimde
içim ürperiyorken
fasılasız
sen,
bana sığınmayacaksın ya
..
“ben sana iltica edeceğim..”