28.1 C
Kocaeli
Salı, Ağustos 18, 2026
Ana SayfaÖne ÇıkanlarBırakın Artık Şu Kıbrıs’ın Peşini…

Bırakın Artık Şu Kıbrıs’ın Peşini…

Her günlük haberin içinde Kıbrıs konusu ile ilgili bir haber olur mu?

Evet olur!

Çünkü Hıristiyan toplumuna göre bu adada Türk varlığı olduğu müddetçe Kıbrıs adası her zaman gündemde olacaktır…

Bu haberlerin kaynağı haber yapıcıları kimlerdir?

Tabii ki, öncelikle Rumlar, sonrada adadaki menfaatlerinin peşinde koşan bilinen ülkeler ile uluslararası kuruluşlar.

ABD, İngiltere, İsrail, Fransa, BM, AB…

Gün geçmez ki Kıbrıs müzakereleri başladı, başlayacak denmesin.

Gün geçmez ki, Rum kesiminden 1974’de terk ettikleri topraklara dönecekleri yönünde bir haber üretilmesin!

Gün geçmez ki, Rum Ortodoks Kilisesi Başpapazı Türkler aleyhine bir açıklama yapmasın.

Tabii ki, bu haberler üzerine KKTC’de yaşayan kimi boş tenekeler, barakacılar, Rum seviciler hep bir ağızdan ‘’Bağımsız, Birleşik Kıbrıs’’ isteriz diye bağırmaya başlarlar. Bir avuç kalmış olsalar da her ne hikmetse bayağı da ses çıkarırlar. Ama kendileri bağırır, kendileri duyarlar.

Artık milyon kez söylendi. Adada bir daha eski günlere dönülmeyecek. 20 Temmuz 1974’te her şey değişti. Adada artık iki devlet var. Birisi kuzeyde diğeri güneyde…

1960 da kurulan bağımsız Kıbrıs Cumhuriyetinin tekrar kurulmasını Rum tarafı nasıl isteyebilir? Bu devleti darmadağın eden, devletin diğer kurucu ortağını, Kıbrıs Türk tarafını bu ortaklıktan atıp, top yekûn ortadan kaldırmak isteyen Rum tarafı değil mi?

Şimdi hangi hakla böylesi bir yapıya dönelim diyebiliyorlar?

Geçti o günler tam 52 yıl geride kaldı. O günlerin anıları ile avunun yok artık ‘’Bağımsız Kıbrıs’’ rüyalarınızda kaldı.

KKTC devletini görmezden gelmeye daha ne kadar devam edeceksiniz?

Yakın zamanda başlayacağı söylenen Kıbrıs müzakeresinden de (Tüm tarafların katılacağı 5+1 görüşme) bir şey beklemeyin. Çünkü sonuç çıkmaz.

Bre kafadan bacaklılar:

Hem Kıbrıs Türk’üne azınlıktır diyeceksiniz. Hem Türk askeri adayı terk etsin diye direteceksiniz, hem de Türkiye’nin garantörlük hakkı olamaz diye her Allah’ın günü demeç vereceksiniz. Sonra da müzakere masasında görüşmeye geleceksiniz!

Ne görüşeceksiniz?

Sizin taleplerinize evet diyecek hiçbir Türk yetkili çıkmaz. Siz ancak Lefkoşa Türk kesiminde para vererek bağırttığınız barakalılardan, boş tenekelerden, Rum sevicilerinden evet cevabını alırsınız.

Artık çekin elinizi Kıbrıs’tan, bırakın Kıbrıs’ın peşini!

Nedeni ise çok belli değil mi?

Her iki devlette yaşayan halktan böyle bir talep var mı?

Her iki devlette yaşayan halk gelin çözüm adına müzakere masasına oturun diyor mu?

Her iki halkın geçim mücadelesinden başka bir uğraşısı var mı?

Her iki halk iç içe yaşamayı çok özledik diyor mu?

Özellikle Rum kesimi yönetimi ile görüşme masası kurmaya meraklı BM, AB temsilcilerine sesleniyorum:

Kendinize güveniyorsanız, hem Rum tarafında hem de Türk tarafında iki devlette de eş zamanlı bir referandum talebinde bulunun bakalım, yukarıda sıraladığım soruları her iki halka da sorsunlar. Bakalım ne cevap çıkacak.

Şundan hiç şüpheniz olmasın her iki halk da yaşadıkları bölgelerden, mevcut yapılardan memnun olduğunu söyleyecektir.

Tabii politikacılar ne diyecektir bilemem!

Sizler Kıbrıs adasında illa ki, bu iki halkı bir araya getirerek aynı devlet çatısı altında yaşatacağız diyen AB ve özellikle de BM yetkilileri:

Bırakın artık Kıbrıs’ın peşini, düşün artık her iki halkın da yakasından.

Ama özellikle de Kıbrıs Türk tarafının yakasından düşün. Her defasında isteğiniz başka bir taviz artık usanç verdi. Ne size ne de sırtını sıvazladığınız Rum tarafına, Kıbrıs Türk Halkının vereceği bir taviz yok.

KKTC’de yaşayan halkımızın ezici çoğunluğu anavatan Türkiye’nin desteği ile egemenliğin verdiği güç ile aydınlık geleceğe doğru hızla yol alıyor.

52 yıl önceki Kıbrıs Türk’ü çok geride kaldı.

Öncelikle Kıbrıs Türk’ünün bir devleti var. Göndere çekilen ay yıldızlı bayraklarımız altında özgürce yaşıyorlar. Her geçen gün biraz daha gelişip, geleceğe daha güzel bakıyorlar.

Hiç mi sıkıntıları yok? Tabii ki var, ama her sıkıntıyı aşacak azimleri de var, güçleri de var.

Bitsin artık müzakereymiş, çözümmüş, şuymuş, buymuş.

Olan olmuş, biten bitmiş, olanla biteni yeniden yaşatmak niye?

Tarihe not düşülmüş bir kere değişmez.

Türk bayrağının vatan bellediği yerler Türk’ündür geri verilmez.

Atilla Çilingir
Atilla Çilingirhttp://www.atillacilingir.com/
1967 yılında Teğmen rütbesiyle T.S.K da göreve başladığı zaman, Kıbrıs olayları adada tüm hızıyla devam ediyor, Yunanistan’ın da desteğini alan Rum’lar; adada yaşayan Kıbrıs Türk’üne her türlü mezalimi yapıyor, gerçekleştirdikleri toplu katliamlar, uyguladıkları ekonomik ambargolarla Kıbrıs Türk Halkını adadan göçe zorluyorlardı… O dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin 1960 yılında imzalamış olduğu, BM’ler tarafından da onaylanmış garantörlük anlaşması gereğince, ada da bulunan ‘Şanlı Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayında’ görev almak için defalarca dilekçe veren Teğmen Çilingir; 1974 yılının 20 Temmuz Cumartesi sabahı kendisini Kıbrıs’ta savaşın içinde buldu. Bölük komutanı olarak Kıbrıs Savaşlarının her iki safhasında da bu görevini başarıyla sürdürdü, ‘Gazi‘ unvanı ile onurlandırılarak Türkiye’ye döndü. 1974–1975, 1985–1987 yıllarında Kıbrıs’ta görevli olduğu yıllardan sonra da, adada yaşanan olayları yakinen takip eden Çilingir; 2004-2011 yılları arasında Kıbrıs Türk Kültür Derneğinin İstanbul Şubesi yönetim kurulunda da görev yaptı. Bu uzun süreçte ’mili davamız’ olarak bilinen Kıbrıs konusuna sahip çıkarak, Kıbrıs Türk Halkının kazanılmış tarihsel ve hukuksal haklarını savunmak adına değişik platformlarda görev aldı. Sempozyumlara, panellere, televizyon programlarına konuşmacı olarak katıldı, makaleler yayınladı. Yakinen takip ettiği Kıbrıs konusu başta olmak üzere, ülke meseleleriyle ilgili güncel yazılarına, konferanslarına devam etmektedir. T.S.K.’dan 1990 yılında, kendi isteği ile emekli olduktan sonra; Kıbrıs konusuyla ilgili kaleme almış olduğu; ’’Özgürlük Nefesi (K.K.T.C Cumhurbaşkanlığı yayını 1995)’’, ‘’Girne’den Doğan Güneş (1997)‘’, ‘’Unutanlar Unutturulanlar ya da Hatırlayamadıklarımız (2004)’’, ‘’Elveda Kıbrıs Ama Bir Gün Mutlaka (2006)’’, ‘’Andımız Olsun ki Bu Topraklar Bizim (2007)‘’,’’Tarihten Gelen Çığlık (2010)’’, Kıbrıs ‘’Yes Be Annem’’ 2002-2016 (Eylül-2016) isimli kitaplarıyla; Ülkemizin son 65 yılında öne çıkan, yaşanmış önemli olayları anlatan: ‘’10’ların İzleriyle Türkiye (2014)’’,’’Kırılmadık Ne Kaldı?-Zaman Asla Kaybolmaz (2015)’’, ‘’Önce Vatan (Eylül 2017) isimli kitapları da bulunmaktadır… Sivil iş hayatına ‘Türkiye Sigorta Sektöründe’’başlayan Atilla Çilingir Koç YKS bünyesinde uzun yıllar görev yaptıktan sonra, halen dünyanın 18 ülkesinde hizmet veren, sağlık bilişim şirketlerinden birisi olarak ülkemizde de faaliyet gösteren; ‘’CompuGroup Medical Bilgi Sistemleri A.Ş’’ bünyesinde, görevine devam etmektedir. Pek çok üniversitenin ‘Bankacılık-Sigortacılık Fakültelerinde, Yüksek Okullarında, vermiş olduğu seminerler, konferanslar ile sektöre bu yönde de hizmet vermeye devam eden Çilingir’in: Sigorta sektöründe 27 yıldan beri vermiş olduğu hizmetlerini anlatan; ‘’Sigortalı Hayatın Gerçekleri’’ (2012) isimli bir kitabı daha bulunmaktadır. Atilla Çilingir; bugüne değin kitaplarından elde etmiş olduğu telif gelirleriyle; Sosyal sorumluluk projeleri kapsamında: 2010 yılında ‘K.K.T.C Lefkoşa Şehit Aileleri ve Malul Gazileri Derneğine’ ‘Tarihten Gelen Çığlık’ isimli kitabının telif gelirini bağışlamış, 19 Şubat 2012’de Van’da yaşanan büyük depremden sonra Van’ın Muradiye İlçesi Akbulak Köyü İ.M.K.B. (İstanbul Menkul Kıymetler Borsası) Yatılı Bölge İlk Öğretim Okulunda içinde 20 adet bilgisayarı bulunan ve kendi adını taşıyan bir BT (bilgi teknolojisi) sınıfı açmış. 02 Haziran 2017 tarihinde de Samsun’un Tekkeköy ilçesi Büyüklü İlköğretim okulunda da adını taşıyan, içinde 2500 kitabı, 2 adet bilgisayarı bulunan bir kütüphanenin açılışını sağlamıştır.

Seçtiklerimiz

spot_img