22.7 C
Kocaeli
Pazartesi, Ağustos 10, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 1063

İstanbul Gibi Diyar

Lâciverdin en canlı koyusu, boğazda serilmiş denize
Martılar pike yapıyor, bu eşsiz, yavaşça kabaran yüze

 

Böyle aydınlık bir Boğaz, acabâ, Dünya’da varm’ola?

Mavi yüzey, pırlanta gökte, veriyor Martılar mola

 

Süslenmiş kıyılar, kırmızı kiremitli estetik evlerle

Sanki Boğazın kenarında, onu bekleyen mûnis devlerle

 

Az çok, ben de gördüm sayılır, kısmen Avrupayı

Yeryüzünde bu güzellikle; bizim  Aslan payı

 

İstanbul’u gördükçe iç geçiren Batı, hazırlıyor yasa

Âh diyorlar  “İstanbul güzel ama, bir de Türklerin olmasa!”

 

Montrö Anlaşması’nı dile dolamaları, bunun emâresi

Kılıf hazırlıyor şimdiden, çalınacak câminin minâresi

 

Banliyö trenlerinin var seyrinde, ap ayrı bir safâ

Şehir Hatları’nda, değme keyfime der, vatandaş Mustafâ

 

Çamlıca, küçüğüyle büyüğüyle yarışıyor birbiriyle

Zarâfette yok diyorlar üstümüze, her biri kibiriyle

 

“Bir semtini sevmek bile”  ömürde, olursa ömre bedel

İnsân, İstanbul’u ister, emînim ki, olsa da müptezel

 

Topkapı Sarayı, alır da götürür, târihe seni

Ferâhlatır içini, râhatlatır kafanda eseni

 

Eğer olsaydı İstanbul ve Mavi Boğaz, İngilizlerin

Seyircisi olurdunuz siz o zaman sayısız izlerin

 

İğne atsanız,bulamazdınız yer, bırakın karayı denizde bile!

Elimizdeki Emsalsiz İnci’nin, değiliz farkında, bilmem ki niye?

 

İngiliz Milleti, pireyi deve yapmakta çok mâhir

İnci İstanbul’a dökerdi dünyâyı, inanın âhir

 

İngiltereyi bu denli tanıtan İngilizi, sorbir bilene

Ya İstanbul elinde olsaydı, ne yapmazdı ki, bir düşünsene

 

2074

Varken elde, “Dünyâ Cenneti” , “Dünyâ Başkenti” sayılan İstanbul

Böyleyken, İnci’nin değerini anlayacak adamı gel de bul

 

Türkler, ne kadar bahtiyâr, İstanbul’a olmakla sâhip

Sanki İstanbul, mutlu görünmüyor pek öyle, ne garîp

 

Batılılar, âh diyor iç geçirerek, İstanbul gibi bir diyâr

Kıymet bilmez elde hebâ oluyor, ân be ân sanki harâbe-zâr

 

Bu boş veriş, imkân veriyor nicelerin kurdukları  ağına

Hele Patrik denen aç canavarın, ağzı varıyor kulağına

 

Sessiz ve derinden, sinsi bir faâliyet var Fener’de

Vatikan Devleti’nin, bir benzeri var şimdilik serde

 

Hâlâ hazmetmedi, Ayasofya’nın câmi oluşunu, bir türlü Batı!

Nasıl eski hâline getirtebilirim diye, kurduruyor sâati

 

Ey Türkler, su uyur ama, düşman uyumaz bilirsiniz!

O hâlde niçin, bu gerçeklere tersten eğilirsiniz?

 

Gelin kendinize, bilin artık İstanbul’un değerini

Bir başka Fâtih Sultan Mehmet yok, düzeltecek eğerini

 

İstanbul gibi diyâr, olmaz öyle her millete nasîb

Türklere bunu kul değil, Yüce Allah kılmış münâsib

 

2075 – 2076

Tanıdığım Altan Deliorman

 

Ülkemizin çok değerli fikir ve düşünce adamlarından birini daha kaybettik. Vefatından bir hafta önce kendisiyle telefon görüşmesi yaparak, Aydınlar Ocağı tarafından yapılacak Bayramlaşmaya davet ettim. Ancak, çok rahatsız olduğunu belirterek bütün arkadaşlara selamlarını söylememi  istemişti. Üzüntümüz çok büyüktür. Fakat, üzüntümüz ne kadar büyük olursa olsun kaybımız ondan daha büyüktür. Türk Milliyetçiliğinin temel direklerinden biri yıkılmıştır.

Fikir ve düşünce adamlarının kaybı, arkada yeri doldurulamayacak büyük boşluklar bırakır. İşte Altan Deliorman, yeri doldurulamayacak fikir ve düşünce adamlarından biridir. Çalışkanlığı, dürüstlüğü, fedakarlığı hafızalarımızdan hiçbir zaman silinmeyecektir.

Altan Deliorman,  gençlik yıllarından beri, kendisini Türklük meselelerine adamış bir fikir ve düşünce adamıydı. Durmadan, dinlenmeden, zor şartlar altında çalışarak, Türklüğe ve Türk Kültürüne hizmet etmiş ve o heyecan kendisinde hiç bitmemişti. Çok sakin bir tabiatı vardı. Fakat kültür sahasında Türklüğe karşı yapılmış bir yanlış, bir karalama, bir haksızlık ve bir saldırı karşısında şaşılacak derecede tepki gösterir ve bu konularda makaleler yazardı. Büyük bir vatanseverdi. Türklüğe, kimsenin kolay kolay yapamayacağı şekilde sessiz ve derinden hizmet ederdi.  Prensiplerine bağlı ve gösterişi hiç sevmezdi. Kimseyi incitmez ve kırmazdı.

Ben, kendisini 1974 Yılında Aydınlar Ocağı’nda tanıdım ve uzun yıllar birlikte görev yaptık. O tarihten itibaren görüşmelerimiz vefatına kadar devam etti. Ramazan Ayı’ndan önce kendisini Aydınlar Ocağı heyeti olarak bürosunda ziyaret edip ülke meseleleri hakkında hasbihalde bulunduk.

Altan Deliorman, 1935 tarihinde İstanbul da dünyaya geldi. Babası Gazeteci-Yazar Necmettin Deliorman’dır. Haydarpaşa Lisesinden mezun olmuş ve bir müddet İ.Ü. Hukuk Fakültesinde öğrenimini sürdürmüştür. Daha sonra İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümüne girerek buradan mezun oldu.

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi’nin kurucuları arasında yer aldı. Aydınlar Ocağı’nda müdürlük, muhasip üyelik, veznedarlık, genel sekreterlik ve yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Uzun yıllar Boğaziçi Yayınları’nın müdürlüğünü yaptı. Daha sonra Bayrak Basın Yayın Şirketi’ni kurarak bir takım kültür ağırlıklı kitaplar neşretti. Orkun Vakfı’nı bazı arkadaşlarıyla birlikte kurarak başkanlığını yaptı. 2008 Yılında, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından basın mesleğinde 50. yılını doldurması dolayısıyla ‘Basın Şeref Ödülü’ verildi. Büyük Türkçü, tarihçi Nihal Atsız’ın talebeleri arasında yerini aldı.

Tercüman Gazetesi’nin Avrupa baskılarında köşe yazarlığı, Tan, Akşam, Ekonomi, Son Havadis, Ortadoğu Gazetelerinde muhabirlik, yazı işleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. Ayrıca Kopuz, Ocak, Toprak, Milli Yol, Boğaziçi, Türk Edebiyatı, Bayrak, Orkun Dergilerinde yazıları yayınlandı. Çok çeşitli sahalarda kitapları, araştırmaları, hatıraları neşredildi. Rahmetli Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu ile birlikte tarih kitapları(lise 1,2,3) hazırlayarak, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından liselerde ders kitabı olarak okutuldu. Daha akla gelmeyen pek çok çalışmanın ve hizmetin altına imzasını atmıştır.

Altan Deliorman, her zaman dostları, arkadaşları ve sevenleri tarafından aranacaktır. Kendisine Allah’tan rahmet diliyorum. Mezarında Nur içinde yat Altan Ağabey.

 

 

Gir Ağla Çık Ağla

 

Deh! Hele çekmezse atın.

Bir içim su vermezse evladın.

Birde huzursuzluk yaparsa avradın.

Ölüye ne gerek,

Gir ağla, çık ağla.

Yat ağla, kalk ağla.

Anonim

Tüm şehitlerimize Allah(cc) dan rahmet

Yakınlarına baş sağlığı diliyorum.

Anlamakta zorluk çekenler için izah edelim.

Deh! Hele çekmezse atın

Önceleri Anadolu’da ulaşım at arabalarıyla olurdu

Atın çekmemesi işlerin iyi gitmediğinin alametidir

Dünyevi işler sıkıntılı

Bir içim su vermezse evladın

Evlat hayırsız çıkmış

Allah herkesin evladını hayırlı eylesin

Aksilikler üst üste

Birde huzursuzluk yaparsa avradın.

Emanet edilmeyen üç şey “at ,avrat ,silah”

Tabiri vardır ya

Anadolu’da eş yâda hanım yerine kullanılan ifade biraz kaba olsa da “avrat” kelimesidir.

Bütün bu olumsuzlukların üzerine evde avrat da huzur vermiyorsa

Ağlaman için evden ölü çıkmasına gerek yok

Ölü için bir gün bilemedin iki yâda üç gün ağlarsın

Sonra ölenle ölünmez dersin hayat normale döner

Evde hanım huzur vermiyorsa

Bir gün üç gün değil

Her gün ağlarsın

Gir ağla çık ağla

Yat ağla kalk ağla

Allah herkese her şeyin hayırlısını nasip etsin

Özelliklede eşinin (hanımın) hayırlısını nasip etsin

Günümüzün hastalıkları içerisinde en yaygın olanı ailevi huzursuzluklardır.

Ailevi huzursuzluk sadece geçim sıkıntısından kaynaklanan bir hadise değildir.

Maddi durumu gayet iyi olan insanların birçoğunun evinde malum sıkıntılar vardır.

Boşanmalar genellikle ailevi huzursuzluklardan kaynaklanıyor

Biz çok mutluyuz

Mutluluktan canımız sıkıldı

Öyleyse boşanalım diyene pek rastlanılmaz

İstisnalar ve dost hayatı yaşayanlar müstesna

Boşananların bir çoğu da gelir düzeyi yüksek olan insanlardır.

İstisnalar hariç dostane ayrılmakta mümkün değildir.

Ailevi huzur için erkeğe düşen görev ve sorumluluklar elbette vardır.

Fakat hanımlara daha fazla görev ve sorumluluk düşmektedir.

Eşler (hanınlar) annedir.

Sevgi, şefkat ve merhametin kaynağıdır

Bu sevgi şefkat ve merhametini beyinden de esirgememelidir

Bir hanımın hoş sohbeti güler yüzü ve tatlı dili

Erkekteki her türlü negatif enerjiyi alır.

O’nu pamuk gibi yapar

İnanmazsanız bir deneyiniz

Doğru olduğunu göreceksiniz

Hanımlar işyerlerinde, çay pasta sohbetlerinde

Yâda çarşıda pazarda rastladığınız arkadaşlarınıza

Nasıl nazik ve kibar davranıyorsa

Evde beylerine de aynı şekilde nazik ve kibar davransalar

Huzursuzluğun yüzde sekseni ortadan kalkmış olur.

Bir hanım komşuya çarşıya pazara çıkarken süslendiğinin yarısını

Evde beyine karşı süslense

Arkadaşlarına gösterdiği nezaketin yarısını evde beyine karşı gösterse

Ne kaybeder

Aksine huzur olur mutluluk olur sevgi saygı olur.

Bu tutumu hanzo olan erkeği bile medenileştirir.

Böylece eşine değer veren bir hanım

Beyini kendine ve evine bağlar

Huzuru da sağlar

Huzuru ve mutluluğu evinde ve eşinde bulan bir erkeğin gözü dışarıda olmaz

Bir an önce eve gitmek için sabırsızlanır

Ailedeki huzursuzluğun giderilmesi için anne şefkatiyle ilk adımı atmak

Hanımlara daha çok yakışır.

Son sözüm beylere olsun

Eşinize karşı kızmak küsmek bağırıp çağırmak yerine oturup sakin sakin konuşmayı deneseniz.

Şeytanın bacağını kırar istediğiniz huzuru bulabilirsiniz.

Atalarımız boşuna mı demiş

İnsanlar konuşa konuşa anlaşır.

Dikkat ediniz

Bağıra bağıra yâda küse küse değil

Konuşa konuşa

Evlerimizin huzur, mutluluk ve bereket dolması temennisiyle…

 

 

Denizler Herkesin

 

Sayın Başkan, denizden her vatandaşın istifade edebilmesi için; mutaassıp ailelerin hanımları da denizden istifade edebilsin diye çok önemli bir insani görevi ifa etmiş ve Kocaeli’nin Karamürsel İlçesi’nin Ereğli Beldesi’nde bir plaj yaptırmıştır.

Kaç gündür televizyonlarda gazetelerde kıyamet koparılıyor. “Vay efendim! utanç duvarı!, halkı ikiye bölüyorlar!” gibi saçma sapan beyanlar, değerlendirmeler…

Türkiye’de çıplaklar kampı açıldığında; bu malum televizyonlar ve gazeteler hiç bu kadar tepki göstermemişlerdi.

Türkiye ‘de denizler sadece bikinililere ve onlar gibi düşünenlere mi aittir?

% 95 ‘i Müslüman olan bir ülkede inançları gereği örtünmüş olan ve herkese ait plajlarda denize girmek istemeyen hanımefendilere, ayrı bir plaj yapmak mı utanç duvarı oluyor? Onlar da bu ülkenin insanları ve onlar da bu ülkede vergi veriyorlar.

Hiç kimsenin, ama hiç kimsenin bu yapılanı kınamaya hakkı yoktur. Bugüne kadar, çıplaklar kampına veya bikinileriyle yüzen bayanlara karşı bir tavır koyan oldu mu? Sizin, bu şekilde yüzmeye ne kadar hakkınız varsa, onların da böyle bir plaj istemeye hakları vardır.

Bu bakımdan bu plaja “utanç duvarı” diyenler, Türkiye’nin üzerine utanç duvarı çekmek isteyenlerdir.

Allah’a şükür Türkiye bunları çoktan aşmıştır. Herkesin birbirine saygı duyması gerekir. “Herkes, kendi hürriyetinin bittiği yerde, başkasının hürriyetinin başladığını bilmelidir” diyorum ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı’nı içtenlikle kutluyorum.
Allah yar ve yardımcısı olsun.

Büyük Türk Milleti’nin, arkasında olduğunu unutmasın…

 

 

Meral-Tuncer AKŞENER’lerin Oğlu Fatih’ in Nikahı Hakkında

 

01 Eylül saat 19.00′ da Üsküdar-Beylerbeyi Sarayında yapılması planlanan ve davetli olduğumuz Nikah’a gidiş için, çok değerli arkadaşım ve dost insan Ahsen Okyar’ın başkanlığında, organize ettiği arkadaş grubu ile sorunsuz  olarak neşe ve huzur içerisinde anılan yere ulaştık.

Bu çerçevede, bir Osmanlı eseri ve yapısı olan, Beylerbeyi Sarayı muhteşem görünümü ile karşımızda durmakta idi. Saray bahçesi çok kalabalıktı. Ülkemizin  Fikir dünyasına, Fikir üreten / fikir adamları ile tüm siyasi partilerin üst yönetim kadroları MHP Genel Başkanı, Başbakan, Cumhurbaşkanı Vekili ve TBMM Başkanı, İş dünyasının duayenleri  ve Meral kardeşimin ahde vefayı  unutmadığının delili olarak  onun bu makamlara gelmesinde emeği geçen tüm dostları hep orada idi.

Bir çoğunu yakinen tanırım,  bu vesile ile değerli dostlarla ikili görüşme imkanı da buldum. Diğer çoğunluğu ise; şahsi dostluğum olmamasına rağmen, yazılı ve görsel medyadan tanırım.  Mübalağa yapmıyorum büyük bir kısmı orada idi.  Meral kardeşim, Bizleri çok iyi bir şekilde karşıladı ve ağırladı. Herkesle yakından ilgilendi. Doğduğu yerleri, yaşadığı toplumu unutmadığını kanıtladı.

Hiç bir büyüklük kompleksine kapılmadan yaşlısı, genci  her kesimle çok iyi diyaloğu olduğunu biliyordum ancak Ülke insanımızın fikir ve düşünce üreten kesimi tarafından bu kadar çok kabul gördüğünü inanın bende bilmiyordum. Kendisi ve Enişte ile bir kere daha gurur duydum.

Kimler yoktu ki,  Ünlü Modacı ve Uluslararası sosyete kadın Terzisi (dayım)  Hayri Akduman, Rukiye Halam, E. Milletvekili İsmail Kalkandelen, Sefer Ekşi, DYP e. İl Başkanı Metin Gürsoy, Cengiz Özdemir, Üniversite Rektörü Prof. Dr. Sezer Komsuoğlu, Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı Av. Ruhittin Sönmez başkanlığında tam kadro, Kocaeli Fikir dünyasının emekçisi, üreteni, gece gündüz sosyal yaşamın içerisinde pozitif katkılar sunan değerli dost Ahsen Okyar  iki otobüs dolusu dostu ile, Kocaeli camiasının yazılı ve görsel basını, Süleyman Pekin kardeşim,  Siyasi partilerin yönetim kadroları ile STK’larının yönetici kadroları ve bir çok Kocaelili hemşehrim.

Ayrıca Çok değerli hemşehrim büyük fikir adamı Av. Özcan Pehlivanoğlu, eski Bakanlardan Prof. Dr. Ahad Andican, bakanlar kurulunun  3′ te biri, TBMMeclisinde geçmişte görev almış bu gün hala görev yapan çoğu parlamenter, sanat çevresinin bir çoğu, iş dünyasının üst yönetim ve sahipleri, Sendika aleminin bir çoğu, Devletimizi geçmişte yönetmiş ve şu an yöneten üst düzey bir çok bürokrat ve de en önemlisi… Milliyetçi camianın hemen hemen tümü(parti gözetmeksizin), Gündoğdu’nun çoğu, daha ismini buraya sığdıramayacağım çok büyük bir insan topluluğu orada idi.

Boğaz kenarında ve Boğaziçi köprü ayağının bitişiğinde bulunan, Beylerbeyi Saray bahçesinin ne kadar büyük olduğunu hatırlayanlar bilir, iğne atsan yere düşmez misali dob dolu idi, yemek servisi mükemmel 20 çeşit’in üzerinde olup, limitsiz idi.

Sonuç olarak bir çok düğün ve nikah davetine icap ettim (bir çok saray ve sosyete düğünü dahil) Bu kadar mükemmel  organizasyon görmedim. Her şeyi ile muhteşem idi. Yüce Allah Meral kardeşimin biricik oğlu Fatih’e tekrar mutlu, huzur dolu bir evlilik geçirmesini ve dolu dolu yaşamasını temenni ediyorum.

 

 

İzmitliler ünlü modacı ve uluslararası sosyete kadın Terzisi Hayri Akduman ile birlikte

İzmitliler ünlü modacı ve uluslararası sosyete kadın Terzisi Hayri Akduman ile birlikte

style=”background:#F6F6F6; border:1px solid #DDDDDD; margin:10px 0; padding:5px; text-align:left;”> Hasan Yılman dayısı ünlü modacı ve uluslararası sosyete kadın Terzisi Hayri Akduman ile birlikte

Hasan Yılman dayısı ünlü modacı ve uluslararası sosyete kadın Terzisi Hayri Akduman ile birlikte

Zaferlerin Değerini Bilelim

 

Ağustos ayı Türk’ün zaferler ayıdır. Ancak dün de bugün de ihanetler ve Türkiye’yi kuşatma hareketleri devam etmektedir. Zaferler ayı olan Ağustos’ta Malazgirt zaferi kazanılmış, Anadolu’nun Türk’ün vatanı olması yolunda kapılar açılmıştır.

Aslında Malazgirt iki farklı kültür ve medeniyetin karşılaşmasıdır. Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması sadece bu savaş ile de gerçekleşmemiştir. Türkler hem göçebe, hem de yerleşik bir kültüre sahiptir. Türk kültürü coğrafyayı vatanlaştırıp Anadolu’ya mührünü vurmuştur. Kültürün maddi ve manevi boyutu coğrafyada somutlaşmıştır. Türk kültürü hâkim kültür olma özelliğini sadece savaşla kazanmamıştır. Türk kültürü Anadolu’da hâkim kültür özelliği taşıdığı için Bizans üzerinde baskın olmuş ve varlığını sürdürmüştür. Eğer aksi olmuş olsaydı; belki bir asır içinde Anadolu’da karşılaştığı Bizans kültürü karşısında eriyip giderdi.

Zaferler ayı Ağustos’ta Sevr Anlaşması da imzalanmış, Osmanlı’nın boynuna adeta idam fermanı geçirilmiştir.

Türlü engellemelere ve ülke üzerindeki oyunlara rağmen, 30 Ağustos Meydan ve Başkomutanlık Savaşı’nı kutluyoruz. 30 Ağustos’ları gerçekleştiren, milli bağımsızlığı, bugün vazgeçilmek istenen ve açık arttırmaya çıkarılmaya çalışılan milli devleti yaratan, her türlü esareti ve mandacı zihniyeti parçalayıp atan, onu Cumhuriyet ile taçlandıran milli şuurun önünde saygıyla eğiliriz. O şuuru kaybedenler, Cumhuriyet Türkiye’sinin kuruluş felsefesi ile yabancılaşanlar, neden bayramların kutlandığının da farkına varamazlar. Bunlar gelenekler ile oynarlar ve ülke çıkarlarını da koruyamazlar ama muhafazakârlığa da sığınırlar.

Türk Milleti ile beraber Milli Mücadeleyi başaran, Milli Mücadelenin Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Anadolu’nun her karış toprağını kanlarıyla vatan yapan nice isimli ve isimsiz mücahidi saygı ve rahmetle anıyoruz. Bugünkü gelişmeler karşısında milli bağımsızlığın ve milli devletin ne kadar önemli ve hayati olduğunu daha iyi anlıyoruz.

Dün Milli Mücadeleyi başarısız kılmak için Batının yanaşmalarını, beslemelerini bugün de görüyoruz. Damat Feritler, Ali Kemaller bugün de vardır. Anadolu’da Türk’e tahammül edemeyenler, her dönem kendilerine hizmet edecek uşakları bulacaklardır. Bugün de etnik ırkçılık küreselleştirmenin bir silahı olarak ideolojilerin yerine kullanılmaktadır.

30 Ağustos’lar, 29 Ekim’ler, 23 Nisan ve 19 Mayıs’lar Türk Milleti var oldukça yaşayacak ve yaşatılacaktır. Şahıslar ve iktidarlar gelir geçer; ama işgalciler, emperyalistler önünde eğilmeyen, bükülmeyen Mustafa Kemal’ler ve Alparslan’lar unutturulamaz.

Etnik ırkçılık güdümündeki federal yapı ve Sevr özentileri, Yerel Yönetim Yasa Tasarıları, Türkiye’yi etnik parsellemeye dönük yeni anayasa tuzakları parçalanıp yok edilmeye mahkumdur. Onun bunun kucağında Türkiye’ye karşı ırkçı terörü yönetenler ve kullanılanlar, Hilal’e karşı Haç’ın malzemesi olanlar, dün olduğu gibi yarın da lanetle anılacaklardır.

İşin enteresan tarafı bayramlık ağızlarda birlik ve beraberlik mesajı veren bazı siyasiler, hemen bayram ertesi birlik ve beraberliği dinamitleyici bir politika izlemeyi, milli kimliği dışlamayı marifet ve demokratikleşme sayarlar. Onlara göre; Türkiye sadece Türklerin değildir. Bu çelişki Anadolu’yu işgal eden güçlere adeta beyaz bayrak sallamak ve onları tekrar tahrik etmektir.

Geçenlerde ayin yapılmasına müsait olmayan Sümela Manastırına, Patrik İstanbul’dan gider, Trabzon’da dini tören yapılır. İşin düşündürücü olan tarafı, Patriği Trabzon’da kemençeler çalarak sevinçle karşılayan bazı ahmakların ortaya koydukları çirkin davranıştır. Bunların evlerinde Türk bayrağı yerine Yunan veya ABD bayrağı mı var bilemem. Bildiğim bir şey varsa milli bayramlarda evlere gerektiği ölçüde bayrak asılmamaktadır. İnsanlarımıza belirli ölçüde milli hassasiyetleri kaybettirilmiştir. Bir Türk evinde şanlı bayrağımız ve Kur’an-ı Kerim öncelikle bulunmalı ve değerlendirilmelidir. Ne bayrak, ne de Kur’an tozlanmaya terk edilen birer biblo değillerdir.

Milli ve dini bayramlar bizi düşünmeye sevk etmeli, kaybettiklerimizi tekrar kazanma ve elde etme yolunda harekete geçirmelidir.  İstikballerini, değerlerini ve kaynaklarını başkalarına teslim edenler, başkalarının taşeronu olanlar sömürge ve uşak olmaktan ileri gidemezler. Türkiye üzerindeki oyunları görelim ve öncelikle milli mutabakatlarda birleşelim.

Türkiye’yi Ortadoğu’da yalnızlaştırmak ve etkisizleştirmek isteyenler, Suriye örneğinde olduğu gibi, bizi yalnızlığı itmişler, BM dâhil süper güçler Türkiye’yi öne sürmüşler, ama kendileri gerekeni yapmamışlardır.

 

 

Meral Akşener’ler Kolay Yetişmiyor

İzmit’e çalışmak üzere geldiğim tarih, 12 Eylül 1980 ihtilalinden 25 gün sonra idi. Birkaç gün sonra da Meral Akşener’in ağabeyi Nihat Gürer’i tanıdım. Demek ki Gürer ve Akşener ailelerini ile tanışmamın üzerinden 32 yıl geçmiş.

Nihat Gürer ihtilal öncesinin MHP il başkanı ve aynı zamanda faal bir sendikacı idi. Nihat Bey kolay iletişim kuran, kendini iyi yetiştirmiş, kültürlü, olayları analiz ve sentezleme kabiliyeti yüksek, lider vasıflı bir insan. Türkiye’de milliyetçi camia tarafından yakından tanınır, çok geniş bir çevreye sahiptir.

İhtilal sonrası milliyetçi kesim ağır darbe almış, özellikle MHP yöneticileri ve Ülkücü camia yargılamalar, mahkûmiyetler, işkencelerle ağır bedeller ödemekte. Üstüne siyasi yasaklar gelmiş. Camia devlete ve ülkeye sahip çıkmanın böyle ağır bir cezalandırmaya uğramasından şaşkın, kırgın, dargın. Siyasete küsmüş halde idi.

Nihat Gürer ve çevresindeki bir avuç idealist insan “her dönemde vatan için, millet için yapacak bir şey vardır” düşüncesiyle arayışa girdiler. Kuruluş çalışmalarından beri içinde bulunduğum ve halen başkanlığını yapmaktan gurur duyduğum Kocaeli Aydınlar Ocağı, 1985 yılında bu düşünce ile partiler üstü bir anlayışla faaliyet göstermek üzere kuruldu. Bugüne kadar yaptığı hizmetlerle de, sadece Kocaeli’nin en önemli STK’larından biri olmakla kalmadı, Türkiye’deki Aydınlar Ocakları arasında çok itibarlı bir yer edindi.

Kocaeli Aydınlar Ocağı, özellikle Nihat Gürer, Ahsen Okyar ve H. İbrahim Kahraman‘ın başkanlık dönemlerinde geniş ufuklu düşünen, stratejik hedeflere uygun faaliyetlerin yapıldığı bir STK oldu. Bu dönemlerde de Yönetim Kurulu Üyesi, Başkan Vekili, İlim İstişare Kurulu üyeliği gibi görevleri üstlenerek bu güzel camia içinde hizmet etmenin zevkini ve gururunu yaşadım.

İlk yıllarda özellikle İstanbul’dan getirdiğimiz konuşmacılarla bir yandan Kocaeli halkının ufkunu açmaya çalışırken, bir yandan da kendi bilgi ve kültürümüze artırıyorduk. Yüzlerce bilim, siyaset, sanat, devlet ve iş adamlarından dinlediğimiz seminer ve konferanslardan edindiğimiz bilgiler muhtemelen bir üniversite öğrencisinin fakültesinden mezun oluncaya kadar öğrendiklerinden fazladır.

Sadece dışarıdan getirilen uzmanları dinlemek yetmezdi. İçimizden arkadaşlarımızın konferanslar vermesi, en azından programların arasında 5-10 dakikalık konuşmalar yaparak toplum içinde konuşmaya hazırlanmasının uygun olacağı düşünüldü. Bu uygulamalarla ileride siyasette aktif rol alan, bürokraside önemli makamlarda görev alan ve STK’larda faaliyette bulunan arkadaşlarımıza ciddi bir alt yapı hazırlandı.

Bu arkadaş grubumuzun içinde en çok temayüz eden isimlerin başında Meral Akşener geliyordu. Tarih hocası olmanın ve siyasetle iç içe bir aileden gelmenin verdiği avantajla iyi bir konuşmacı olmanın pratiğini yapmaya başlamıştı. Bazen İstanbul’dan gelecek konuşmacının programında aksama olursa yedek konuşmacı olarak Meral Akşener hazır olurdu.

Kalabalık aile toplantılarımızda dostane ilişkilerimizin gelişmesi sağlanırdı. Bu toplantılarda dedikodu tarzı sohbet yerine, fikri yapımızı geliştirmek için seçilmiş belli konularda müzakereler yapardık. Bu konular terör, ekonomi, dış siyaset, dini konular, sanat (şiir, şarkı) da olabiliyordu.

(Benden sadece iki gün büyük olduğu halde, senelerce ısrarla kendisine abla dedirtmeye çalışan) Meral Akşener çeşitli konuşmalarında Kocaeli Aydınlar Ocağı‘nın bu faaliyetlerinin kendisine kattığı değerleri anlatmıştır.

Bahsettiğim aile toplantılarından biri Akşener çiftinin İstanbul’daki evlerinde idi. Yıl 1994 Kocaeli’de SHP ve Sefa Sirmen‘in siyasete hâkim olduğu yıllar. DYP İl teşkilatında bir karmaşa var. Büyükşehir Belediye Başkanlığı için iddiaları pek yok. Ama Sefa Sirmen’i zorlamak niyetinde olanlar aday arayışına girince Meral Akşener ismi de gündeme geliyor.

Ev toplantımıza biraz gecikmeli gelen Meral Hanım ve Ahsen Okyar epeyce heyecanlı idi. Ahsen Bey, Meral Hanım’a Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı teklifi olduğunu söyleyerek bunu tartışmaya açtı. Meral Hanım’ın eşi Tuncer Bey ve ağabeyi Nihat Gürer Bey pek istekli değildi ve tereddütleri vardı. Buna rağmen toplantıya katılanlar arasında Ahsen Bey’in “Mevcut partiler içinde Meral Hanım için en uygun siyaset alanı bugünün şartlarında DYP’dir. Bu fırsat değerlendirilmeli” tezi genel kabul gördü.

Bu seçimlerde Meral Hanım kazanamadı ama partisinin oylarını artırarak dikkati çekti. İşte bu safhada kritik bir tercih yaparak Ankara’ya yerleşti. DYP Genel Başkanı ile iyi ilişkileri sonucu Tansu Çillerin kurduğu Zübeyde Hanım Şehit Anaları Vakfı’nın başına getirildi. 1995’te DYP Kadın Kolları Başkanlığına seçildi. 24 Aralık 1995 seçimlerinde İstanbul Milletvekili seçildikten sonra, DYP Genel Başkan Yardımcılığı’na getirildi. Daha sonra Türkiye’nin ilk kadın İçişleri Bakanı olan Meral Hanım, 28 Şubat sürecinde dirayetli ve cesur tavrıyla takdir topladı. Daha sonra yuvaya yani MHP’ye dönen Meral Hanım halen İstanbul Milletvekili, TBMM Başkan vekili.

Bütün bunları anlatmama sebep, 01 Eylül Cumartesi günü oğulları Fatih’i evlendiren Meral Akşener’in davetiyle Beylerbeyi Sarayı‘nda soluduğumuz hava. Türkiye’nin en önemli makamlarından birine geliş macerasına yakından şahit olduğumuz, içimizden birinin mutluluğunu paylaşırken hissettiklerim.

Cumhurbaşkanı Vekili Cemil Çiçek, Başbakan R.Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli‘nin yanında iş ve bilim dünyasının en seçkin isimleri dâhil yaklaşık bin kişinin iştirak ettiği bir nikâh töreni idi.

Törene katılanlar sohbetlerde ülkenin mevcut durumundan çıkması için MHP’nin ideolojik alt yapısını güçlendirerek ve halkla ilişkilerini geliştirerek bir atak yapması gereğine işaret etmekte. Bazıları Türk fikir hayatına katkıda bulunan çok geniş bir kadronun törene katıldığını ifade ederek Meral Akşener’in bu kadroyla yakınlığına dikkat çekmekte.

Çoğu kişi de Meral Akşener’in daha aktif ve önemli görevlerde bulunması temennisini dile getirmekte.

Siyasette tesadüflerin yeri azdır. Meral Akşener’ler kolay yetişmiyor.

Görünen ve dileğimiz o ki Meral Akşener daha uzun süre Türk siyasetinde önemli görevlerde bulunacak. O’nun gelişim macerasını yakından izleyen bizleri gururlandırmaya devam edecek.

Dokunulmazlara Dokunmak

Uzun yıllardır ülkemizde milletvekillerinin dokunulmazlıkları ile ilgili tartışmalar yapılır. Siyasi partiler bu dokunulmazlığın kaldırılması hakkında parti programları ve seçim beyannamelerinde türlü vaadlerde bulunurlar. Ancak bu güne kadar her nedense (!) bir adım mesafe kat etmek mümkün olmamıştır.

Şimdi BDP – PKK buluşmasının gün ışığında fiiliyata dönüşmesi üzerine bir fırsat doğmuş ve MHP, milletvekili dokunulmazlıklarına sınırlama getiren bir Anayasa değişikliği teklifini kamuoyuna açıklamıştır.

MHP’nin tek başına bir Anayasa değişikliği teklif etme şansı, milletvekili sayısı nedeni ile yoktur. Bu sebeple, teklifin AKP ve CHP tarafından yada milletvekillerinin hür iradesi (!) ile desteklenmesi gerekmektedir. Milletvekillerinin hür iradesi, siyasetimizde pek görülen bir şey olmadığı için iş partilere yani AKP ve CHP’ye düşmektedir.

MHP, ağır cezayı gerektiren suç üstü ve terör eylemlerine katılma ve de terörü destekleme halleri ile Anayasa’nın 14. maddesi yeni “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz…” diye devam eden maddeye göre; suç işleyen milletvekilleri hakkında, dokunulmazlığın kaldırılması gerektiğini ve bu suçlara ilişkin zaman aşımının milletvekilleri için işlemeyeceğini teklif ediyor.

MHP, burada doğru bir teklif yapmaktadır. Kimsenin buna bir diyeceği olamaz. Ancak kanaatime göre bu yeterli değildir. Doğrusu, milletvekili dokunulmazlığının kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılmasıdır. Şimdi top, demokrasi havarisi olmakla övünen AKP ve CHP’nin elindedir. Gelin MHP’nin teklifini bir adım daha ileri götürerek, genişletin. Milletvekilliğini, yasa ve mahkeme kararlarından kaçışın veya bir zırha bölünmenin adresi olmaktan çıkartın.

Ancak gördüğüm kadarı ile her zaman olduğu gibi AKP ve CHP bu konuda samimiyetsizdir.

Her geçen gün, PKK ve terör konusunda AKP ve BDP ile aynı çizgiye yaklaşan CHP’nin sözcüsü olarak Haluk Koç; MHP’nin teklifini bir “hamaset” olarak nitelerken, AKP’de gündemi değiştirmek için TBMM Başkanı Cemil Çiçek aracılığıyla “Teröre Karşı Ulusal Mutabakat”ı kamuoyuna açıkladı.

Cemil Çiçek bu mutabakatı açıklarken, Turgut Özal’a da atıfta bulunarak, onun teşhis ve tespitlerinde haklı olduğunu söyledi.

DoğrudurTeröre verilen tavizler ve terörle müzakere yürütme konusunda AKP ve ANAP arasında pek fazla bir fark yoktur. Ancak halkımız bunu bir türlü görememiştir. AKP ve ANAP sorunu hiçbir zaman bir terör ve bölücülük sorunu olarak değil bir “kürt meselesi” olarak görmüştür. Şimdi bu konudaki politikaları iflas etme noktasına gelince, meseleyi Türk Milletinin kucağına “ulusal mutabakat” diye atarak sorumluluktan kaçma yoluna girilmiştir.

Teröre ve bölücülüğe karşı milli bir mutabakat elbette gereklidir ve mesele partiler üstü bir meseledir. Fakat sorun siyasetin vereceği karar ve buna uygun izleyeceği politikalarla çözülecektir. O sebeple Cemil Çiçek’in “Teröre karşı ulusal mutabakat” önerisi, bu konuda AKP’nin acze düşerek iflas ettiğinin bir göstergesi ve MHP’nin teklifini gündemden düşürme çabasıdır.

Sıradan vatandaşlarımız yıllardır bu milletvekili dokunulmazlıklarından şikayet edip durur. Alın size bir fırsat… MHP ve Bahçeli’nin bu teklifini iyi değerlendirin. AKP ve CHP’ye baskı yaparak kamuoyu oluşturun ve milletvekili dokunulmazlıkları kalksın. Demokrasi hakkını aramaktan ve hakkını arayanı desteklemekten geçer. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması hakkında nasıl bir demokrasi sınavı ve terör ile siyasetin kucaklaşmasına ne cevap vereceğimizi, doğrusu ben de merak ediyorum.

 

 

Öyle Bir Yazı Ki! . .

Yıllar önce öyle bir yazı yazmışız ki; bu gün hala güncelliğini koruyor.
Hatırlayacaksınız, “ANADOLU FARKI, Ya da ÇORUM FARKI” adıyla bu sütunlara geçmişti.

Yıllar, yıllar önce; Japon Dostlara sitem etmiştik;        

  • – NEDEN TÜRKİYE İLGİNİZ ZAYIF KALIYOR ? dedik. Onlar da bize;
  • – Türkiye İstikrarlı değil, TERÖR var, şimdi de FANDAMANTALİZM Tehlikesi belirdi.. İşte bu yüzen Türkiye ilgimiz ihtiyatlı şekilde devam etmek zorundadır.. Demişlerdi.

Oturduk sayfalarla yazı yazdık ve özetle dedik ki;

Birincisi; en çok iki seçim sonrası bir parti TEK BAŞINA İktidara gelir ve İSTİKRAR olur.  İkincisi; TÜRKİYE KOMŞULARI ile DOST olur, Aslında bu çok gereklidir. Hem Türkiye için hem de komşuları için çok gereklidir. İşte o zaman TERÖR de biter. Fandamantalizm tehlikesine gelince; Türkiye’de bu olmaz.. Türkiye ne İran olur, Ne de Cezayir veya Suudi Arabistan.. Laiklik TÜRKİYE’nin genlerinde vardır. Hem öyle bile olsa bundan size ne? Siz Suudi Arabistan’la, İran’la iş yapmıyor musunuz?  Bize gelince mi; DİN Sizi rahatsız ediyor?

Ve yine hatırlayınız, onlar ne demişlerdi.               

  • – Doğan biz sana inanıyoruz, Ülkenizi seviyoruz ve tanıyoruz..
  • – Eee ne oluyor peki?
  • – Masanızda gazete var mı?
  • – Var tabii?
  • – Açar mısınız, birinci sayfada kaç tane TERÖR ve CİNAYET Haberi var? Ve üçüncü sayfada kaç tane var? Ayrıca, Trafik Kazası, Yangın, Soygun haberlerine bakar mısınız?
  • – Evet var ne olacak?
  • – İŞTE BİZLER YABANCILAR, SİZİN ÜLKENİZİ BURALARDAN ÖĞRENİYORUZ.. Yani biz kişisel olarak, elbette Türkiye’nin bu kadar kötü olmadığını biliyoruz. Ama bu haksız tanıtım, abartılı haksızlık.. SİZİ; ÜLKENİZİ dışarıya böyle tanıtıyor.. Şimdi böyle bir Ülkeye siz gider misiniz? Siz orada yatırım yapar mısınız? Turist olarak gider misiniz?
  • – Evet, haklısınız AMA..
  • – Bu tablo ile yine de iyi geliyorlar.. Ne dersiniz?

Bunları söyleyenler, Japonya Büyükelçilik Müsteşarı Akira MOTOYAMA ve Mitsui Genel Müdürü MORİNAGA Beylerdi. .. Bu konuşma yaklaşık 20 yıl önce geçmişti.

Biz de bunun üzerine;       

“ANADOLU FARKI, Ya da ÇORUM FARKI”  başlıklı yazımızla olayı sizlere aktarmış; İstanbul basınını kınamıştık.

Allahtan o zamanlar TEK Kanal televizyonumuz vardı ve bu rezalet dünyaya anında duyurulamıyordu. İnternet yoktu, kontrolsüz bilgi aktarımı olamayabilirdi. 

Şimdi ise çokca kanal ULUSAL televizyonumuz var.  Yüzlerce YEREL TV. Haberleşme geçekten çağ atladı. İnternette anında ve görüntülü olarak UZAY’a bile ulaşırsınız.. 

Ve bütün haberleşme, iletişim kanallarında eskisinde çok daha fazla DİZ BOYU Rezalet..

  • Gazeteler baştan sona, cinayet, dolandırıcılık, kaza haberlerim ile dolu,
  • Televizyonlarda her akşam aynı kötü haber ve görüntüler. 
  • İnternette zaten binlerce maksatlı yayın ve çirkinlik..

Hani burada yaşıyor olmasak kendi ülkemizi, kendi yaşadığımız şehri tanıyamayacağız.  Biz mi bu çirkinliklerin orasındayız.  Hiç mi güzel olay yok, hiç mi güzellik  yok..

Rahmetli annem her görüşmemizde ağlar ve; ORALAR ÇOK KÖTÜ SİZE BİR ŞEY OLMASIN derdi.     

BBC’den yabancı yayınlardan da ders almıyorlar, onlar TERÖR olayını cinayeti sonuna kadar asla vermezler.  Ya hiç vermezler ya da çok kısa, çok satıhta geçerler..

Zaten TERÖR’ün amacı O… Dikkat çekmek sansasyon yaratmak, halkı korkutmak, halkı sindirmek, yabancıya karşı kötü tanıtmak.    

Ve biz de, yani sizler de buna alet oluyoruz.  Yazıklar olsun..

Biraz, biraz güzel şeyler oluyor ya, bunları karalamak lazım. Çirkin şeyler dururken, güzellikler bizim neyimize..  Çirkinliklere devam…

Bir muhalefete bakınız, muhalefet olmak, MUTLAKA KÖTÜLEMEK midir?  Alternatif sunulamaz mı? Daha güzelleri olabileceği anlatılamaz mı?

Her şeyin aksini, her şeyin tersini söylemek, illa ki yıkıcı bir tenkit yapmak şart mıdır?.  

İŞTE  BU YÜZDEN İKTİDARA GELEMEDİKLERİNİN farkında bile değiller..

ÖZAL’ı görmüyorlar. Ne dedi?  DÖRT TEMAYÜLÜ Birleştireceğim dedi. Dostluk ve BİRLİK Mesajları verdi ve SIFIRDAN İKTİDARA yükseldi.. Kendisi bile şaşırdı.

Devam edin devam edin, sevgili muhalefet devam edin bu yüzden iktidara gelemiyorsunuz.

Ve sevgili İstanbul basını ve Ulusal TV’ler devam edin bu yüzden okuyucunuz ve seyirciniz artmıyor.

DİZİ’lerin revaç bulması bile bizim tezimizi destekliyor..

İnsanlar güzel şeyler arıyor, güzel şeyler istiyor.  O nedenle de içi boş bile olsa işte diziler revaçta.. 

Bu yüzden tirajlar artmıyor.

 Bu yüzden halkın sempatisini kazanamıyorsunuz.        

Bunlar kendinize yaptığınız kötülükler… Ya Ülkeye yaptıklarınız!..

Kimse onların hesabını sormuyor, kimse onlar için sizi cezalandırmıyor.

Ama bu cezayı sessiz, sessiz millet veriyor ve vermeye de devam edecektir.

Çirkinliklerin yerini güzelliklerin almasını diliyor, herkese selam sevgi ve saygılar sunuyorum.

 

                                                                                               

 

  

Gençlere Uyuşturucu Tuzağı

Hiç araştırıp merak ettiniz mi? Geleceğimizin teminatı, ülkemizin en değerli varlığı gençlerimiz üzerinde ne tür oyunlar oynanıyor. Gençlerimizi hedef alan sinsi ve gizli planlarla ilgili araştırma yapıyor muyuz? Gençlerimizi tehdit eden olaylara karşı ne tür önlemler alıyoruz ve gençlerimizin bugünkü durumu nedir hiç merak ediyor muyuz?

Yeni eğitim ve öğretim yılı hazırlıkları başladı. Gazetemizde daha önce gündeme getirdiğimiz eğitimde ki Kocaeli’nin başarı durumu Vali Ercan Topaca’nın başarısız okul müdürlerine yönelik tavrı, Milli Eğitim İl müdürü Nevzat İspirli’nin yaptığı özel açıklamalar, Gebze bölgesinin eğitimde ki başarı grafiğiyle ilgili ayrıntılı yazdığımız haber ve yazılar büyük ilgi uyandırmıştı.

Gençlerimizin eğik-timde başarılı olmalarını yolu sadece okulda ki çalışmaları değil, aile ortamı, arkadaşları ve okullarda ki çalışmaları birlikte değerlendirildiğinde başarı elde ediliyor. Başarısızlığı sadece öğretmen camiasına ve eğitim sistemine yüklemek haksızlık olur. Aileler olarak bizlere de büyük sorumluluk düşüyor.
GEBZE’DE YÜZLERCE MADDE BAĞIMLISI GEÇ VAR
Gazete olarak kısa bir araştırma yaptık. Acaba Gebze, Darıca, Dilovası ve Çayırova’da uyuşturucu ve alkol bağımlısı kaç gencimiz var. Şu an resmi tespitlere göre yaşları 25-35 ardasında değişen 500’e yakın insanımız madde bağımlısı. Gayri resmi rakamlar dikkate alındığında bu sayı binlerle ifade edilebilir. Durum gerçekten vahim. Her geçen gün de büyük artış var.  Devletin ilgili ve yetkili birimleri bu noktada ciddi çalışmalar yapıyorlar. Ancak madde bağımlısı olan bir çok insan tedavi olmak istemiyor. Bu durum gençlerimizi perişan ediyor, ülkemizin geleceğini karartıyor.
Madde bağımlılığına giden yol sigaradan başlıyor. Ardından alkol ve uyuşturucuya doğru hızla devam ediyor. Yasak olmasına rağmen halen okul çevrelerinde tek tek sigara satan, kaçak içki satan yerler var. Eğitim ve öğretim yılı başlamadan bu noktada ciddi önlem ve tedbirler alınmalı, bu tür kurumlar tespit edilerek en ağır cezalara çarptırılmalı.

Gebze, Darıca, Çayırova ve Dilovası bölgesinden her yıl 10 binden fazla bebek dünyaya geliyor. Türkiye’nin birçok yerinde aş ve ekmek için insanlar bölgemize geliyor.
UYUŞTURUCU ÇETELERİNE DİKKAT
Okullarımız yeni eğitim yılına  başlayacak. Anne babalar dikkat. Zira uyuşturucu çeteleri her yerde kol geziyor.  Veliler artık çocuklarını birer hafiye gibi takip edip uyuşturucu çetelerinden korumak zorunda. Veliler maddi ihtiyaçtan çok çocuklarına sevgi ve özveri göstererek onları olası tehlikelerden korumalıdır. Çocuklarımızı büyük tehlikeler bekliyor. Bizler bunları göremiyoruz.

Çetelerin kol gezdiği ve hemen her gün olumsuz bir olayla gündeme gelen Gebze, Darıca, Çayırova ve Dilovası  bölgesinde anne babalar çok dikkatli olmalılar. Okul kapılarında çocuklarımıza musallat olan ve onları bekleyen kötülüklerle baş başa bırakmamalıyız. Bölgemizde kol gezen tehlikenin farkına varmalıyız.
VELİLERE TARİHİ GÖREV

Kendimize şu soruları hiç sorduk mu? ” Geleceğimizin teminatı  olan çocuklarımıza ne kadar sahip çıkıyoruz?  Onların iyi yetişmesi için ne kadar zaman ayırıyoruz? En önemlisi devlet, Anayasa teminatı altındaki gençleri kötü alışkanlıklardan ne kadar koruyor?

Evet gençlerimiz büyük bir tehlike altında köşe başları kötü niyetli  kişiler ve çeteler  tarafından  kuşatılmış. Devlet ve hükümet yetkilileri önce gençlere  sahip  çıkıp   yükümlülüğünü  yerine  getirmeli. Ama her şeyi devletten beklemeden de kendi kendimize   sormalıyız? Biz çocuklarımıza ne kadar sahip çıkıyoruz ?
GENÇLERİMİZ  TEHDİT ALTINDA.

Bilimsel verilere göre uyuşturucu  ve kötü alışkanlıkların  önce sigara ile başladığı   bilinmekte .  Yıllar sonra devlet bu gerçeği gördü ve sigaraya karşı  geç de  olsa  amansız bir savaş başlattı.
Veliler olarak  uyanık  olmalıyız. Bölgemizi İstanbul’un  uyuşturucu, çete ve hırsızlık  üssü yaptırmamalı. Bölgemizin adını  çok iyi noktalara çıkarmak hepimizin görevi  polise  her  alanda  destek olup  çocuklarımıza   sahip çıkmalıyız.