Cımbız Siyaseti

53

Taşları bağlayanlar, itleri de bağlasınlar,
Analar elemden değil, sevinçten ağlasınlar,
Yetkililer; Bölücülere, vatan hainlerine inat,
Birliği, iriliği, kardeşliği sağlasınlar.

Keser bu, kimin elindeyse ona göre yontuyor.

Her gündem, her politikacıya göre farklı yorumlanıyor, herkesin elinde cımbız, kendine menfaat sağlayacak kıymık koparma peşinde.

Öğle üzülüyorum ki;

Siyaset, bir çok değerimizin üstünde önem kazanmış, siyasi partilerimize, siyasi liderlerimize çok dar bir açıdan bakar olmuşuz. Herkes kendi partisine/partilisine/siyasi liderine toz kondurmuyor.

Bir zamanlar ben de siyasetle uğraştım ama benimkisi böyle değildi sanki…

“Benim partim hata yapmaz” demedim. “Benim siyasi liderim hata yapmaz” demedim.

Partili partisiz bir çok kişinin kalbinde taht kurmuş merhum Muhsin Yazıcıoğlu ile aynı partide çalışırken, belkide en az eleştirilmesi gereken o zatı muhteremi zaman zaman eleştirmekten geri durmazdım.

Zaten O’da “ne pahasına” desteği istemezdi ki.

Biz Türk Milleti olarak neden eğriye eğri, doğruya doğru demeyi öğrenemedik bilemiyorum.

“Benim liderim diyorsa bir bildiği vardır” safsatasından kendimizi bir türlü kurtaramadık.

Ben mesela merhum Yazıcıoğlu’nu Rauf Denktaş konusunda hep eleştirirdim.

Ben Türkiye’de Demirel ne ise, Kıbrısta Denktaş aynı şey diye düşünürken, (yani bu zatların ikisinin de ülkelerinin zaman kaybına sebep olduklarına inanıyorum) O, Sayın Denktaş’ı çok sever ve çok takdir ederdi.

Halbuki benim nazarımda Sayın Denktaş, Kıbrıs’ın dünyanın kumar merkezlerinden biri olarak anılmasına imza atmış, milletine milli ve manevi bir şey kazandıramamış, Kıbrıs’ı ve Kıbrıslıyı uzun süre oyalamış, uzun bir saltanatın ardından makamı oğluna teslim için elinden geleni yapmış bir liderdir.

Benim şahsi düşüncem tabi bu.

Bu düşüncemden dolayı da, Sayın Genel Başkanımla aynı şeyi düşünmeme konusunda irade kullanacak durumdaydık.

Halbuki bazı partililerin durumuna bakıyorum, yazdıklarına, çizdiklerine bakıyorum;

Liderleri Zembille inmiş, Partileri Hint Kumaşı.

Bir partiye bakıyoruz, Atatürk’le başlayıp, Atatürk’le bitiriyorlar.

Neredeyse yemeğin tuzu fazla kaçsa, Atatürk ilkeleriyle bağdaşmadığını haykıracaklar.

Tutunacak başka bir dalları da yok gibi.

Kanunlarımızda Atatürk ile ilgili o kadar madde var ki, hatta Atatürk’ü koruma kanunu balşı başına bir anayasa; Ancak ne hikmetse Atatürk’ü istismar konusunda hovardalık diz boyu.

Siyasi çıkmaza giren Atatürk’e sarılıyor,

Dini istismarı politik hedef seçenler Atatürk’e sarılıyor,

Bir mevkiye ihtiyacı olanlar, “Nasılsa bütün kapılar açılır” saflığı ile Atatürk’e sarılıyor.

Mevkiye susayan, başı ağrıyan, takımı mağlup olan bağırıyor tüm avazı ile; “Atam izindeyiz”.

(Allah’ım şu yüce milleti virgül olmaktan sen muhafaza et)

Atatürk dirilecek olsa; “Bu iz benim izim değil” diyeceğinden hiç kuşkum yok.

Dersim İsyanını savunanlar Atatürk’cü, İsyanın karşısında olanlar Atatürk’cü, Laikler Atatürk’cü, Laiklik karşıtları Atatürk’cü…

Atatürk büyük bir toplumun ortak paydası olabilir. Ama bir ortak payda da devamlı silah olarak kullanılmaz ki.

Demokrasi deyimi de, eziyet gören kelimelerden biri.

Adam (Sendika başkanıymış!) tren seferlerini engelliyor, binlerce kişiyi, çocuğu, yaşlıyı, hastayı mağdur ediyor. Ne yapıyorsun? “Demokratik hakkımızı kullanıyoruz” “Grev hakkı istiyoruz”

Grev hakkın yok bu zulüm’ü yapıyorsun, grev hakkın olsa kim bilir neler yaparsın.

Yani istismarcı bir toplum olup çıktık vesselam.

Bir başka partiye bakıyoruz; Bırakın alternatif düşünceyi, alternatif genel başkan adayına bile tahammül yok.

Aday adayları Kongre salonuna bile sokulmuyor, ardından Demokrasiden dem vuruluyor, Hak’tan hukuktan bahsediliyor.

Politika ne hallere düştü ve ülkeyi yönetmeye talip olanlarin halleri içler acısı.

Bu memleket ne zaman basiretli adamlar tarafından, adam gibi yönetilecek, “ben” yerini “biz” demeyi ne zaman öğreneceğiz çok merak ediyorum.

Gündeme bakıyoruz; Bir Açılım, bir Domuz Gribi, bir Dinleme

Gönül isterdi ki yüze-göze bulaştırmadan gerekli Açılım sağlanaydı da, Her hizmet herkese gitseydi, her kes her hizmeti yapsaydı.

En sosyete gibi her haşamalı da denizden aynı ölçüde faydalansaydı, Mağaraların (!) en ücra uçlarına en sosyeteler bile gidebilseydi, gezip göre bilseydi.

Ülkenin bir bölümüne Parti liderleri bile gidemezken, bölücülerin gidemediği yer yok!

Sokaklar adeta bölücülerin şov arenası!

Yakıyorlar, yıkıyorlar dokunulmuyor, üç-beş ay sonra birkaçı lütfen bulunup sorgulanıyor(!).

Taşları bağlayanlar, itleri de bağlasınlar,
Analar elemden değil, sevinçten ağlasınlar,
Yetkililer; Bölücülere, vatan hainlerine inat,
Birliği, iriliği, kardeşliği sağlasınlar.

Şu Domuz Gribi meselesi gerçekten muamma;

Dünyanın benim diyen birçok ülkesi aşı bulamıyor, bizde ganimet, Sağlık Bakanlığımız şiddetle teşvik ediyor. Hakkari’nin korunmasız, buz gibi köşelerindeki vatandaş grip olmuyor, Sayın Sağlık Bakanının çocukları Domuz Gribi oluyorlar! (Allah şifalar versin).

Sayın Bakanım bilmediğimiz bir tehdit mi var acaba?

Dinlenme meselesine gelince;

Benim yetkim olsaydı, niye yalan söyliyim Sayın Moğoltay’ın tayin ettiği hukukçuları dinlemek isterdim. Çünkü o kadar şaibeli bir tayin furyasıydı ki, kafaların karışmaması mümkün değil.

Yani politik düşüncelerden sıyrılmış kişilerden teşkil olması gereken o zemin, boğazlara kadar politize edildi ve hem de kasten…

Doğrusu o tayin rezaletinden sonra o makamlara “tarafsızdır” demek içimden gelmiyor.

Zaten onlar da basbas bağırıyorlar her halleriyle.

Bir Hukukçu düşünün; Eski Cumhurbaşkanı Sezer’e hakaret içeren laf sarfeden bir yazar için “şiddetle cezalandırılmalı” diyor, Başbakan Erdoğan’a daha ağır hakaretler savuran bir sanatçı için; “Sanatını icra etmiş” diyor…

Dinleme var mı, yok mu bilmiyorum, ancak çifte standartlı hukukçulara dikkat edilmesi gerektiğine gönülden inanıyorum.

Ve şunu da biliyorum; Özellikle Sol’un rahatsızlığı, iktidarlıklarına yavaş yavaş halel gelmesindendir. Çünkü Türkiye’de sağın hükümet olma yüzdesi hep yüksek olmuştur, ancak iktidar; malum kuruluşlardaki kadrolaşmadan dolayı hep sol’un kontrolünde olmuştur. Son birkaç yıldan beri bu noktalarda güç kaybeden sol, müthiş biçimde rahatsızdır. Biribirlerine düşmelerinin altında da bu hakikat yatmaktadır inancındayım.