Türk Milleti Ve O Meşhur Kurbağa

25

Hemen herkes hayatında bir defa dinlemiştir o hikayeyi. Bir kurbağayı sıcak bir suyun içine atarsan canı yanar ve hemen dışarıya sıçrar. Fakat soğuk suyun içine koyar da suyu yavaş yavaş ısıtırsanız kurbağa bunu anlamaz ve su kaynadığında kurbağa çoktan ölmüş olur.

Toplumlar da aslında deneydeki kurbağaya benzer bir tepki verirler. Türk Milleti örneğinde olduğu gibi. Mesele çok basittir. Bir şeyi yavaşça değiştirirseniz kimse bunu fark etmez. Millet olarak soğuk bir suyun içine atıldık ve su ısınıyor.

Hatırlayın mesela, şu gençlik dizileri çıktığında ‘lise öğrencisi’ rolü oynayan oyuncuların kravat takma şekli çoğu anne babayı rahatsız etmişti. Fakat yavaşça bir seyirle bu normal olarak kabul gördü.

Zenginleşiyoruz, refahımız artıyor ve bu kredi ile oluyor herkes borçlanıyor fakat mutluyuz. Önceleri ‘ya hu faiz haram’ diyenler banka sıralarında, eskiden hastane kuyruğu için erkenden gitme alışkanlığından ve tecrübesinden olsa gerek erken gidip en önde durmaya başladılar. E bu devirde artık normal diyorlar sorunca.

Şapka kanunu kadar konuşulmadı bu ülkede yolsuzluk, hırsızlık, haram, faiz, lüks, israf. Eğer şapka kanunu çıkmasaydı da bu yavaş yavaş gerçekleştirilseydi emin olun ki o da konuşulmazdı.

Başörtüsü kavgası veren ümmet, başına başörtüsü takıyor ama ‘örtün’ emrini yerine getirmiyor artık. Zaten tesettür modası denen ameliyatla başörtüsü önce türban oldu sonra moda. Yani mânâ gitti elimizde madde kaldı. Ama artık bu devirde normal deniliyor.

Ülkede bitmek bilmeyen bir terör var her gün şehit veriliyor fakat bu normalmiş gibi davranılıyor. Ne zaman ki aynı anda yüksek sayıda şehit gelirse Millet olarak ‘ne oluyor’ diyoruz. 3-5-7 falan kimsede bir tepki olmuyor. Mesela 7 Haziran’dan sonra 300 civarında şehidimiz var fakat kimse umursamıyor. Konuşan da e olacak o kadar diyor.

Çözüm süreci boyunca anlatılan güzel masallar da o soğuk suydu işte! Ne güzel dinlendi onlar. Analar ağlamayacaktı, yaylalar çiçek açmıştı, hayvanlar bile anlamıştı, güzel şeyler olacaktı, birilerinin içi umutla doluyordu, ekonomik olarak teröre harcanan para cepte kalacaktı vs. Bu sırada infaz edilen korucular hiç umursanmadı, her yere mayın döşendi, evlere yığınak yapıldı ses çıkmadı terörist neredeyse kışlaya gelip çay içecekti.

Şimdi ise görüyoruz ki; aslında hiç de iyi şeyler olmamış. Millet hala daha hamasi söylevlerle uyutuluyor ve bunun da hala farkında değil. Hiçbir şey birden olmuyor çünkü her şey yavaş yavaş gerçekleşiyor. Şimdi desek ki Güneydoğu’dan çekiliyoruz. Büyük bir çoğunluk, buna kahvehanelerde devlet meselesi konuşanlar da dâhil ‘hayırdır kime bırakıyoruz’ diye sokağa dökülme ihtimali çok yüksek. Ama bu iş böyle her şey normalmiş gibi ilerlerse, ancak ‘başkan bizi çayla’ diye bağırır biri.

Böyle hayatımızdan örnekler vererek çeşitlendirmek mümkün. Lazım olan şey, Milli birinin suyun altındaki ateşi birden artırıp, canımızın yanmasına sebep olarak bizim sudan sıçramamıza sebep olması. E Türk azapta gerek!

Ne diyordu meşhur replik; uyursan ölürsün!