İnsanı fikren hak ve hakikatten gafil kılan sebeplerden biri: Ülfet ve alışkanlığı ilim kabul etmesidir. Yani, alıştığı şeyleri kendince malûm ve bildik şeyler sanmasıdır.
Hatta ülfet ve alışkanlığından dolayı, sıradan şeyler zannedip onlara önem vermez!
Oysa, ülfet ve alışkanlığından ötürü, bildik zannettiği o bayağı şeyler; harika ve olağanüstü olup, birer Kudret mucizesi olan şeylerdir.
İnsan,ülfet sebebiyle onları, inceden inceye düşünmeye değer görmüyor, dikkate almıyor!
Bu yüzden onların üstünde olan görüntü ve tecellilere, dikkatli bir şekilde düşünerek, inceden inceye tetkik edip bakamıyor!
Buna: Deniz kenarında durup, denizin içindeki farklı, garip, tuhaf ve hayret verici canlıların durumlarına bakmayarak; sadece rüzgârla meydana gelen dalgalara ve güneşin; şua ve ışınlarından meydana gelen ve açığa çıkan parıltısına dikkat etmekle yetinerek; denizlerin sahibi olan Allah’ın azamet ve büyüklüğüne, bu şekilde delil ve bürhan getiren adam; misal olarak gösterilebilir.
x
Önünde çok korkunç büyük mes’eleler vardır ki; seni ihtiyata, uzak görüşlü olmaya, geleceği düşünerek tedbirli olmaya ve ihtimama; dikkatli ve hareketlerinde özen göstermeye mecbur ve zorunlu kılmaktadır.
Birisi, ölümdür ki, seni dünyadan ve bütün sevdiklerinden ayırır.
İkincisi, dehşetli, korkulu ebed diyarına yolculuğa çıkmandır.
Üçüncüsü, ömrün az, seferin uzun, yol tedarikin, yolda ihtiyaç duyacakların yok! Kuvvet ve kudretin ise hiç hükmünde! Üstelik acı elemlerele karşılaşman söz konusu!
Bu durumda iken, bu gaflet, nisyan ve unutkanlık neyin nesi? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokuyor, gaflet gözlüğünü takmış bulunuyorsun!
Bu hâli daha ne zamana kadar sürdüreceğini sanıyorsun?
x
Oysa sım sıkı bağlandığın dünya, ahiret âlemine bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede ahiret âleminin, önemli mes’elelerine olan işaretlerden biri, cismanî rızıklardaki lezzet ve alınacak tadlardır. Bu fânî, rezil ve zelil dünyada bu kadar çeşitli, sayısız nimetleri hissettirmek ve feyizlendirmek için insanın bedeninde yaratılan his ve duygular, cihaz ve azalar gibi âlet ve edevatlardan anlaşılır ki, ahiret âleminde de içinden ırmaklar akan köşk ve saraylarda ebediyete lâyık cismanî ve maddî ziyafetler olacaktır.
x
Sen yaratılış ağacının ya bir meyvesi ve güzel sonucu ya da bir çekirdeğisin. Cismin itibariyle küçük, âciz ve zayıf bir parçasın. Lâkin hikmet ve san’atla yaratan Yüce Allah, lütfuyla, lâtif san’atiyle seni küçük bir yaratık olmaktan, maddeten kâinatı, mânen mânevî âlemleri içeren küllî ve çok kapsamlı, azîz bir mevkiye yükseltmiştir.
Cismine verilen hayat sayesinde, geniş duygularınla şahadet ve görünür âlem üzerinde dolaşmakla, zâhiren küçük bağ ve kayıtlardan bütünüyle kurtulmuşsun.
Ayrıca, iman ve islâmiyetin ihsan ve lütfuyla potansiyel bir mahiyet almışsın.
Marifet, derin ve geniş bilgi ve muhabbet gibi, sevgi ve sevme his ve duyguların verilmesi ve onlarla nimetlendirilmiş olmanla, her şeyi ihata edici ve kuşatıcı bir nur olmuşsun.
Bütün bu ihsan ve lütufların verilmiş olmasına rağmen,
Dünyaya ve cismanî lezzetlere meyledersen;
Âciz, zelil bir mahlûk olursun.
Eğer verilen cihaz ve azalarını;
İnsaniyet-i kübra, yani en büyük insanlık denilen
İslâmiyet hesabına sarf edersen,
Dünya ve Ahiretin,
En seçkini olursun.


