18.8 C
Kocaeli
Salı, Mayıs 19, 2026
Ana SayfaGüncel19 Mayıs ve Bağımsızlık Ruhu

19 Mayıs ve Bağımsızlık Ruhu

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Ordusu terhis edilmiş, silahlarına el konulmuş ve stratejik noktalar İtilaf Devletlerince işgale başlanmıştır. 15 Mayıs 1919’da İzmir Yunanlar tarafından işgal edilmiştir.

Bu arada 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da bazı bölgelerde bozulan asayişi sağlamak üzere görevlendirilmiştir. Mustafa Kemal İstanbul’dan ayrılmadan önce (14 Mayıs), Genelkurmay Başkanı Cevat (Çobanlı) Paşa ile Sadrazam Damat Ferit Paşa’yı ziyaret ederek görev hakkında bilgi verirler, Sadrazamın endişelerini gidermeye çalışırlar.

Çıkışta Cevat Paşa samimi bir lisanla: “Bir şey mi yapacaksınız Kemal?” diye sorar. “Evet Paşam, bir şey yapacağım” der. Cevat Paşa; “Allah muvaffak etsin!” Mustafa Kemal “Mutlak muvaffak olacağız.” diyerek birbirinden ayrılırlar.

****

O dönem kurtuluş çaresi olarak İngiliz himayesini istemek, Amerikan mandasını talep etmek tartışılmaktadır.

Oysaki Mustafa Kemal Paşa’nın yapacağım dediği o “şey” Milli egemenliğe dayalı kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk devleti kurmaktır.

Samsun’a çıktıktan sonra, Havza Genelgesi, Amasya Tamimi, Erzurum ve Sivas Kongrelerinde “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” inancı vurgulanırken milli iradeye dayalı bir sistemin temelleri atılmaya başlanmıştı.

Bağımsızlık savaşı, padişahı veya hilafeti kurtarmak için değil, doğrudan milletin kendi geleceğine el koyması için verilmiştir. Bu durum, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla ete kemiğe bürünmüştür.

****

Bağımsızlık tercihinin tabandan, bir kısım Türk gençliğinden gelen bir irade olduğunu gösteren örnekler de vardır:

Turgut Özakman, devletin kuruluş felsefesinde “mandacılığın” nasıl reddedildiğini Sivas Kongresi’ndeki efsanevi bir diyalogla anlatır. Kongreye Askeri tıp öğrencileri harçlıklarını birleştirip aralarından bir kişiyi temsilci olarak göndermiştir. Amerikan mandasını savunan koca koca devlet adamlarına karşı, Tıbbiyeli Hikmet Mustafa Kemal’e dönerek şu sözleri haykırır:

“Paşam, temsilcisi olduğum tıbbiyeliler beni buraya istiklal davamız için gönderdiler; mandayı kabul edemeyiz! Eğer kabul edecek olanlar varsa, bunlar her kim olurlarsa olsunlar şiddetle red ve telin ederiz. Farz-ı muhal, manda fikrini siz kabul ederseniz, sizi de reddederiz, Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil, vatan batırıcısı olarak adlandırır ve lanet okuruz!”

Bunun üzerine Mustafa Kemal, takdir ettiği genci “Ya istiklal ya ölüm!” diyerek alnından öper.

****************************************

Tam Bağımsızlık Anlayışı

Atatürkçü tam bağımsızlık anlayışı, “siyasi bağımsızlığın mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel bağımsızlıkla tamamlanması” esasına dayanır. Herhangi birinde eksiklik, tam bağımsızlığın felç olması demektir.

Başka bir devletin güdümüne girmeyi reddeden bu duruş, devletin dış politikada “tam bağımsız” ve eşit bir aktör olarak kurulmasını sağlamıştır.

Aynı bağımsızlık ruhu sayesinde yüzyıllardır Osmanlı’yı yarı-sömürge yapan adli ve mali imtiyazlara (kapitülasyonlar) son verilmiştir. Yerli sanayi, Kabotaj Kanunu (denizlerde bağımsızlık) ve Düyun-u Umumiye borçlarının tasfiyesiyle ekonomik egemenlik kurulmuştur.

Eğitimde -eğitim birliği sağlanmasıyla- yabancı misyoner okullarının etkisinden kurtarılmış, Hukuk alanında tüm vatandaşların aynı kurallara tabi olması sağlanmıştır.

Kültürel ve sosyal alanda, Cemaat/Tarikat faaliyetlerine son verilmesi ile bireyin aklının ve vicdanının özgürleşmesi hedeflenmiştir. Çünkü aklını, iradesini ve vicdanını birilerine teslim etmemiş, kula kul olmayan, özgür iradeleriyle karar veren bireylerin oluşturduğu bir toplum inşa edilmeden Cumhuriyet “ilelebet payidar” olamazdı.

Bağımsız birey, imtiyazsız toplum düzeninde var olabilir. Bu yüzden “Ağa, Paşa, Efendi, Bey” vb unvanların kaldırılması ile “kanun önünde eşitlik ilkesi” pekiştirildi.

“Türk vatandaşı, yalnız kendi vicdanına, kendi aklına ve milletin meclisinin çıkardığı kanunlara hesap vermeliydi.”

Atatürk’ün hedefi açıktı: “Yeni Türkiye, düşünen ve üreten özgür insanlar memleketi olacaktır.”

**************************************

Azınlık ve Yabancı Misyoner Okulları

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemindeki eğitim kurumları kelimenin tam anlamıyla “çok başlı” ve kaotik bir yapıya sahipti. Devletin eğitim üzerinde tam bir kontrolü yoktu.

Din ve Vakıf Bakanlığına bağlı geleneksel dini eğitim veren dini okullar yanında, Tanzimat’tan sonra batı tarzında açılan, Maarif Bakanlığına bağlı, Rüştiye (ortaokul), İdadi (lise) ve Sultaniler vardı.

Ama bunların yanında çok daha etkin ve yaygın yabancı okulları vardı:

  • Osmanlı tebaası olan Rum, Ermeni ve Musevi cemaatlerinin kendi vakıfları eliyle açtığı AZINLIK OKULLARI. Bunlar Özellikle Islahat Fermanı’ndan (1856) sonra devlet denetiminden neredeyse tamamen çıktılar.
  • Fransa, Amerika, İngiltere, İtalya ve Almanya gibi devletlerin, dini örgütler (misyoner cemiyetleri) eliyle Osmanlı topraklarında açtığı YABANCI (MİSYONER) OKULLARI.

Kapitülasyonların sağladığı hukuki dokunulmazlık zırhına güvenen yabancı okullar, Osmanlı Devleti’nin denetimini kesinlikle kabul etmiyordu. Müfredatlarını kendi ülkelerinin çıkarlarına göre belirliyor, kendi dillerinde eğitim veriyor ve derslerde açıkça Osmanlı karşıtı propaganda yapabiliyorlardı. Örneğin; Merzifon Amerikan Koleji, Anadolu’daki ayrılıkçı Ermeni hareketlerinin; bazı Rum okulları ise Megali İdea (Büyük Yunanistan) fikrinin adeta lojistik ve entelektüel üssü haline gelmişti.

1894 raporlarına göre, Osmanlı topraklarında gayrimüslimlere ve yabancılara ait okul sayısı 6.437 civarındaydı. Sadece Amerikalıların 20. yüzyılın başında Anadolu genelinde (ilkokul, ortaokul ve kolej düzeyinde) 400’den fazla okulu bulunuyordu.

Buna karşılık Osmanlı Devleti’nin açtığı modern mekteplerin sayısı toplamda birkaç yüzü geçmiyordu. Bunlar sadece büyük şehir merkezlerinde (İstanbul, Selanik, İzmir gibi) sıkışıp kalıyordu.

Devlet, kendi topraklarında yaşayan çocukların eğitimini ve zihinsel gelişimini adeta yabancı devletlerin ve kontrolsüz cemaatlerin insafına terk etmiş durumdaydı.

3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Eğitim Birliği) Kanunu, tüm eğitim kurumlarını Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlayarak medreseleri kapatmış, yabancı ve azınlık okullarını sıkı bir devlet denetimine almıştır. Bu kanun, kültürel, siyasi ve zihni bir bağımsızlık hamlesidir.

****

Şimdi, günümüz uygulamalarına bakarak, “bağımsızlık ruhu”nu koruyup korumadığımızı sorgulamamız gerekiyor.

19 Mayıs vesilesiyle; yabancılara devredilen stratejik limanlar ve maden sahaları, yüksek dış borç yükü, vakıf üniversiteleri ve yabancı okulların artışı, Heybeliada Ruhban Okulunun açılması, cemaat ve tarikat yapılarının eğitimdeki etkinliği ve hukuk sistemine yönelik iç ve dış siyasi müdahale girişimlerini yeniden, tam bağımsızlık anlayışı perspektifinden değerlendirmek zorundayız.

Bağımsızlık her kuşakta yeniden savunulması gereken bir görevdir.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img