17.5 C
Kocaeli
Pazar, Temmuz 12, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 693

Niyeti Okunanın, Hamlesi Boşa Çıkar

Sürdürülemez hasımlığın caydırıcılığı mümkün müdür sizce ya da riyakâr hısımlıklara güvenip strateji belirlemek ne kadar akıllıcadır dersiniz…

Güçlerinin sınırlarının üzerinde hayaller kuranların, bu hayalleri kurdukları anda gerçekleşebilir sanmaları, delilik alameti sayılabilir mi acep…

Mahremiyet adına, sınırlarının üzerinde hayalleri olanların ketum, çalışkan, sabırlı ve kararlı olması gerekmez mi…

Hasılı; hayallerine sadık olamayanların rüyalarının gerçekleştiğini görebilmesi veya gerçekleşebilirliğini koruyabilmesi sizce ne kadar mümkündür…

Öykünmenin ifşası; niyetin deşifresi ve hayallerin mahremiyetine helâl getirilmesi demek değil midir…

Elli yıl sonra yapabileceği bir hamleyi elli yıl önceden açık edenlerin hamlesi, yüzyıl gecikmiş olmaz mı acep…

Yoksa siz niyet okumada usta olanların, “okumakta zorlanacağı niyetlere” sahip olamadığınızda akıbetinizi belirleyebileceklerini öngöremiyor musunuz?

Medeniyet“in tek dişli canavar olduğunu sananlar “implant” teknolojisinden bihaber midir acep…

Aklı keskin, sezgileri ve öngörüleri güçlü olmayan insanların niyetlerinin hayrı, onları akıbetlerinin şerrinden sizce ne kadar koruyabilir…

Dinle efendi!

Niyeti okunanın, hamlesi boşa çıkar bilesin…

 

 

Bayrampaşa’dan Bir Meral Hanım Geçti!

16 Nisan’da yapılacak referandum ile ilgili inanılmaz baskılara, imkânsızlıklara, zorbalıklara rağmen “hayır” demeye çalışan insanların çalışmaları, halkın giderek artan büyük desteğiyle sürüyor.

Bunlardan biri de Meral Akşener!

Başınızı bir kaldırın ve etrafa bakın, bugünden bile yarın ne ile karşılaşacağımızı çok net görebilirsiniz…

O da, türlü engellemelere rağmen çalışmalarını adeta nefes almadan sürdürüyor ve toplumun her kesimine seslenerek, demokrasiye ve parlamenter sisteme sahip çıkılmasını istiyor.

Bu kapsamda son toplantısı, İstanbul’un Bayrampaşa ilçesindeydi. Yine yoğun ilgiden salon doldu taştı. İnsanlarımızın ilgisi ve heyecanı her türlü engellemeğe, yaratılan korkuya ve baskıya rağmen mükemmeldi.

Çünkü toplantıdan önce salon sahibinin gözü korkutulmuş ve salonun sözleşmesi iptal edilmek istenmişti. O yetmemiş toplantı öncesi salonun ve etrafını duvarları tehtid ve hakaret dolu yazılarla kirletilmiş, benim toplantıya dakikalar kala aldığım telefonlarda bile toplantının kimliği meçhul kişilerce basılacağı fısıltısı etrafa yayılmıştı… İşte mücadeleye yüreğini koyan insanlar bu tablo ile karşı karşıya olmalarına rağmen, cesur Türk kadını Meral Akşener’i dinlemek için salonu doldurdu ve onu yalnız bırakmadı.

Akşener, konuşmasında çok önemli bir vurgu yaptı. Muhataplarına, “siz değilmiydiniz bana başbakan yardımcılığı teklif eden?”bugün Fetöcü ithamını kast ederek “eğer teklifinizi kabul etseydim ( Tuğrul Türkeş kabul etti) bu gün bana yine aynı şeyleri söyleyecekmiydiniz?” diye sordu. İkiyüzlü iktidarın elbette buna vereceği bir cevap yok!

Meral Akşener, müthiş temposunu 23 Mart’ta Beykoz, 24 Mart Adana’da Halk Tv Uğur Dündar’ın programı, 25 Mart Sakarya, 26 Mart İzmir, 28 Mart Bostancı Gösteri Merkezi, 29 Mart Kahramanmaraş programları ile sürdürüyor.

Türk Milleti için yola düşmüş günümüzün Şerife Bacısı, Nene Hatunu, Kara Fatması, Onbaşı Halidesi olan bu hanımefendiye destek olmak benim için bir vatandaşlık görevi. Dilerim siz de, bu çalışmaya bir tuz katarsınız!

16 Nisan’da “hayır”lısı olması duasıyla, en kalbi selamlarımı ve saygılarımı arz ederim.

 

 

Türk Toprağı Bize Yasaklanamaz! Burası Niğde.

Devlet bizim devletimiz, valiler ise hükümetin valileri! Biz Türkiye’de demokrasi yaşasın istiyoruz, onlar ise herhalde parti devleti ve tek adam saltanatı oluşsun diyorlar. Ancak Türk Milleti yaklaşık iki yüzyıllık kazanımlarını valiler yasak koyuyor diye terk edecek değil.

Ülkemizi 16 Nisan’da bir badireden kurtarmak için halkın arasında kendiliğinden doğan bir “hayır” kampanyası var. Arkasında parti yok, sermaye yok, medya yok, uluslararası destek yok; sadece Türk halkının yılmaz azim ve iradesi var.

Bu kapsamda Niğde Valiliği Meral Akşener’in gideceği toplantıyı yasakladı. Yasak ilk önce 7 gündü sonra bir kara mizah örneği gibi sadece Meral Akşener’in Niğde’ye gideceği güne indirgendi. Sanki Niğde Valisini Hollanda atamıştı!

Meral Akşener bütün bunlara rağmen Niğde’ye gideceğini ve demokrasiye sahip çıkacağını ilan etti…

Biz de onun bu duruşu karşısında kalktık yanında bulunmak için Niğde’ye gittik. Ne görelim, binlerce vatandaş demokrasiye sahip çıkmak ve “hayır” demek için meydanı doldurmuş…

Hele size anlatmadan geçemeyeceğim, bir kadın ve oğlu var ki, otogarda kendilerine nereden geldiğini sordum ve Ankara cevabını aldım. Peki neden geldiniz diye devam ettim, Türkiye’ye sahip çıkmak ve yasaklara karşı durmak için geldik dedi. Meral Akşener’in sırf bu nedenle yalnız bırakılmayacağını düşündüğünü ekledi.

Niğde’nin korkusuz, cesur, milliyetsever ve vatansever insanlarını görünce, yarınlardan ümidimiz daha da arttı.

Buradan muhataplarına seslenmek isterim ki, siz siz olun Türk Milletinin evlatlarına Türk topraklarında yasak koymaya kalkmayın, çünkü onlar “ya devlet başa ya kuzgun leşe” demenin ne anlama geldiğini çok iyi bilir!

Ben Niğde’yi size anlattım, siz de etrafınıza anlatın. Tek gücümüz halkımızın kendi varlığına ve ülkesine sahip çıkması iradesidir.

İnşallah 16 Nisan’da “hayır”lısı olacak!

Selam ve saygılarımla.

 

 

16 Nisan Referandumuna Doğru

Çağdaş Dünyamızda en iyi yönetim şekli olarak “Demokratik” sistem, genel kabul görmüş durumdadır. Bazı ülkelerde biraz şekli değiştirilmiş olsa bile, bazı hırslı ve amacı farklı olabilen yöneticilerin elinde uygulama dejenerasyonuna uğramış olsa bile, günümüzde bundan daha iyi bir yönetim şekli bulunmamaktadır.

Demokratik sistemin en önemli özelliği, o ülkede yaşayan seçme yaşına gelmiş insanların hür ve bağımsız oyları ile yapılan seçimlerdir. Yani, ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözünde olduğu gibi

“Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir”.

Anayasa ve ilgili yasalara göre belirli süre ve zamanlarda yapılan, her çeşit seçimlerde seçme yeteneğine sahip ülkenin tüm insanları kapalı bir mekânda kendi hür iradesiyle, kimseyle paylaşmadan gizli bir şekilde oyunu kullanır. Oy kullanma zamanı gelinceye kadar hiç kimsenin kimseyi oy kullanma konusunda rahatsız etmesi ve zor kullanması doğru değildir.

Hak ve adalet ilkeleri içerisinde oylar dürüstçe sayılır ve sonuçlar ilan edildikten sonra, sonuç ne çıkarsa çıksın. O ülkede yaşayan herkes, nereye ve nasıl oy verirse versin, kim seçimi kazanırsa kazansın, referandum sonucu da, ister evet, isterse hayır çıksın, ülke insanının tamamı çıkan sonuca selam durmalıdır. Zira demokrasi ayna zamanda tahammül ve sabır demektir.

Artık tartışma biter, herkes görevinin başına döner ve ülke, vatan ve millet için çalışmaya kaldığı yerden devam eder. Bildiğim kadarıyla oy kullanma yaşı 18 dir. Yani reşit olup evlenme rüştünü kazanan, ebeveynlerinden bağımsızlık hakkını kazanan, üniversite tahsili yapma yaşına gelen, hak kullanma ehliyetine sahip en genç kişiler de oy kullanmaktadır.

Herkesin kendine yetecek kadar aklı ve fikri vardır. Kimsenin kimseyi şuraya buraya oy ver diye zorlamaya asla hakkı yoktur. Size birisi gelir de bir soru sorarsa cevabını verirsiniz. Hele hele şuraya şöyle oy verirseniz vatan haini olursunuz, teröristlerle aynı kefeye girersiniz, vb. Cinsinden sözler söylemek,  söyleyenlerin kalitesini paramparça etmekten başka hiçbir işe yaramaz.

Bu türden söylemler üstü kapalı bir tehdittir. Zira vatan haini ve teröristlerin yakalanıp, yargılanıp cezalandırılması esastır. Demokrasinin en güzel uygulama yeri olan hür seçimleri ve kullanılacak oyların rengini etkilemek için demokrasi, ahlak, edeb dışı söylemlerle aba altından sopa göstermek demokratik ve medeni hiçbir insana yakışmaz.

Bu güzel Vatan’a ve necip yüce Türk Milleti’ne mensup olduğumuz için ne kadar şükretsek azdır. Rengimiz ve görüşümüz ne olursa olsun, son kalemiz Türkiye Cumhuriyetimizde hür ve bağımsız olarak, başı dik karnı tok yaşamak, en önemli amacımız olmalıdır.

Farklılıklarımız zenginliklerimizdir. Asla ayrıştırıcı, kavgaya, hakarete, kine, intikama, öfkeye, hırsa, sadistliğe, meydan verilmemelidir. Aksini yapanlar kendilerini insanlık, anlayış, demokrasi, tahammül, sevgi, saygı, paylaşma, açılarından tekrar gözden geçirmelidirler.

Her seçim sonrası her birey yaşadığı kentte yaşamaya devam edecek. İşi neyse aynı işini daha da geliştirerek yapmaya devam edecek. Aynı sosyal mekânları paylaşmaya devam edecek. Sohbete muhabbete devam edecek.

Türkiye Cumhuriyetinin bütün insanları büyükçe bir ailedir. Aile fertleri hiçbir zaman birbirini kırmaz, incitmez, bir oy uğruna küsmez, onu azarlamaz, hor görmez, ötekileştirmez.

Bu vatanda yaşayan herkesin mutlak sorumlulukları ve görevleri vardır. Bu görev ve sorumlulukların en başında ülkemizin, vatanımızın gelişmesi ve muasır medeniyetler seviyesine ulaşması için canla başla durmaksızın çalışmak gelmektedir.

Her türlü kavga, döğüş, kin ve intikam hırsları, benim gibi düşünmeyenleri yok etme veya aşağılama mantığı, en basit tabirle, ülkemizin ve vatanımızın ayağına kurşun sıkmaktır.

Her bir bireyin huzurumuz, mutluluğumuz, gelişmemiz ve dünya ülkeleri arasında en güzel yerlerde olabilmemiz için, gayret sarf etme görev ve sorumluluğu vardır. Her kim bu kutsal görev ve sorumluluğu basit siyasi çekişmelere, kavgalara, kin ve intikam duygularına ve öfkelerine feda ederse, hem maddi hem de manevi olarak, iki cihanda altından kalkamayacağı bir yükün altına girmiş demektir.

Milliyetçi Hareket Partisinden bir dönem milletvekilliği yapmış, bir öğretim üyesi olarak, özellikle ülküdaşlarıma ve tüm vatandaşlarımıza yüreğimin hançeresinden seslenmek istiyorum.

Lütfen, kimse kimseyi kırmasın, incitmesin, kırılan kalplerin tamiri zaman alır. Böyle bir lüksümüz yok. Güzelim ülkemizden başka gidecek yerimiz yok. Kargaşalık çıkınca sarılacak komşumuz yok. Mülteci olacak (Allah korusun) halimiz yok.

Seçimle veya referandumla ilgili vazifeleri olanlar yasalar, ahlak ve edep çerçevesi içerisinde çalışsınlar, vazifelerini yapsınlar. Bizler de zamanı gelince içimizden bir türkü veya şarkı mırıldanarak gidip oylarımızı hiçbir kimseden etkilenmeden hür irademizle kullanalım.

Sonuç ne çıkarsa çıksın demokrasinin güzellikleri işlesin. Yeni görev alanlar veya alacaklara başarılar dileyelim. Asla ve asla bizim istediğimiz sonuç çıkmadığı zaman sinekten yağ çıkarmaya çalışmayalım. Sağa sola çamur atmaya devam etmeyelim, gerginlik çıkarmayalım.

Güzelim ülkemizin sorumlu, haysiyetli, gururlu, başarılı, onurlu bir bireyi olmak kazanılması çok zor bir şereftir. Gelin hep birlikte bu şerefe ve gurura sahip olalım ve hem kendimizin hem de kutsal vatanımız ve milletimizin şanına zerre-i miskal zarar getirmeyelim.

Selam, sevgi ve dualarımla, Allah’a (cc) emanet olunuz.

 

 

Edward Said ve Eserleri

Kendisini ‘Yersiz Yurtsuz Edwvard‘ olarak tarif eden İngiliz Edebiyatı Profesörü Edward William Said, 1935 yılında, varlıklı bir Hıristiyan ailenin çocuğu olarak Batı Kudüs’te doğdu. Aile, 1947 yılında Filistin’den Mısır’a göç ederek Kahire’ye yerleşti. İlk ve ortaokulu Kahire’de, liseyi Londra’da okudu. Princeton Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Harward Üniversitesi’nde İngiliz edebiyatı dalında Yüksek Lisans ve doktora çalışması yaptı. Columbia Üniversitesi’nde 1965’te asistan, 1968’de doçent ve 1970’te profesör oldu. Üniversite öğretim üyeliği döneminde; mukayeseli edebiyat, edebiyat sistemleri ve edebî tenkit mevzularında dersler verdi.

Aynı zamanda usta bir piyanist olan Edward Said, adından dolayı Müslüman olduğu zannedilmiştir. O, Filistin’de Hıristiyan bir Arap, İngiltere’de ve ABD’de Ortadoğulu bir göçmen sıfatıyla yazdıkları-söyledikleriyle marjinal bir entelektüeldi. Kendisinden çekiniliyor, sevilmiyor, buna rağmen dikkatle okunuyordu. Tarih, antropoloji, sosyoloji ve karşılaştırmalı din mevzuundaki kitapları 26 dile çevrildi.

Lösemi hastalığına yakalandı. Uzun ve acılı bir tedavi döneminden sonra 2003 yılında 68 yaşında iken New York’ta öldü.

Ülkeler, şehirler, okullar, diller ve kültürler arasında mekik dokurken yaşadığı yüzyılın en önemli mütefekkirlerinden biri olmayı başardı. Hastalığı teşhis edildiğinde ölümünün yakın olduğunu anladı ve ‘Yersiz Yurtsuz‘ adını verdiği kitapta hatıralarını yazdı. Yurtsuzluk, insanları aidiyetsiz bir sahaya hapsederse de Said; yaşadığı farklı muhitler, çok dilli, çok kültürlü hayat sebebiyle entelektüel bir kimlik kazandı. Bir İngiliz gibi düşünmek ve yaşamak üzere yetiştirildi ise de hiçbir zaman İngiliz veya Avrupalı olmadı. ‘Arap‘ denilerek aşağılandı ise de ‘Filistinli’ olmaktan rahatsızlık duymadı ve Filistinlilerin haklarını müdafaa etti. Kültür emperyalizminin adaletsizlik ve zulüm olduğunu yazıp söylemekten çekinmedi. Mültecilerin, göçe zorlananların problemleriyle ilgilendi; Hümanizmi, Marksizmi, inancı reddeden felsefecileri inceledi. Buna rağmen hiçbirinin cazibesine kapılmadı.

Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanlar için ‘mukaddes şehir’ olan Kudüs’ün, Müslümanların yaşadığı doğu bölgesi, 1948 yılında İsrail tarafından işgal edilince Edward Said, bu vahşeti kınayan yazılar yazdı, beyanlarda bulundu.

Eserleri:

Oryantalizm: Başarılı bir öğretim üyesi idi. Fakat asıl şöhretini yazdığı bu eserle elde etti.

Kitap; 1978 yılında New York’ta, 1999 yılında Türkiye’de, ‘Şarkiyatçılık / Batının Şark Anlayışları‘ adı altında Berna Ülner’in tercümesi ile yayımlandı. 2016 yılında kitabın 9. Baskısı yapıldı.

Said eserinde; çok geniş bir çerçevede, girift bir kültürel meseleyi, kolay anlaşılır bir tarzda ele alıyor.

Kitabın önde gelen hususiyeti; doğu-batı bölünmesinin meydana getirdiği karşılıklı etkileşimi anlatırken, oryantalist çalışmalarla Ortadoğu’daki emperyalist menfaatler arasındaki bağlantıyı göstermeye çalışıyor.  İngiltere tarafından başlatılan, Fransa ve ABD tarafından devam ettirilen çalışmalarla asıl maksadın Ortadoğu ülkelerini sömürmek olduğunu belirtiyor.

Oryantalizm; batı çevrelerinde tepki, doğuda ise memnuniyetle karşılandı.

METİS KİTAP: İpek Sokağı Nu: 5 Beyoğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-245 46 96 Belgegeçer:

0.212-245 45 19 e-posta: bilgi@metiskitap.com www.metiskitap.com

MEDYADA İSLAM: Eser, 1981 yılında ABD’de, 2010 yılında 206 sayfa olarak Deniz Keskin’in tercümesiyle, Türkiye’de yayımlandı.

 

Edward Said’in akademik ve siyâsî fikirlerini ihtiva etmektedir. Ele aldığı mevzulardan bâzıları şunlardır: ‘Dünyevilik‘, ‘amatörlük‘, ‘seküler eleştiri‘, ‘dikkatli ve tekrar okuma‘, ‘bilgi, iktidar ve ‘öteki’, ‘kültür ve emperyalizm arasındaki bağlantılar‘, ‘sürgün, kimlik meseleleri ve Filistin meselesi

Bu kitapta dikkat çeken husus: Doğuda yâni İslam âleminde cereyan etiği iddia edilen her nâhoş hâdisenin; sorgulanmadan ve hattâ abartılarak haber bültenlerinde yer aldığı ifadesidir. Eserin bir bölümünde, 1979 İran ihtilâlinin batıdaki yorumlarını yansıtıyor.

SİTARE YAYINLARI:

Akpınar Mahallesi 826. Sokak Nu: 30 Dikmen, Çankaya, Ankara. Telefon: 0.312-475 40 37                          Belgegeçer: 0.312-476 40 28, e-posta: elipskitap@elipskitap.com.tr www.elipskitap.com.tr

YERSİZ YURTSUZ:

Edward Said’in çocukluk ve ilk gençlik yıllarına dair hatıralarını anlattığı samîmi bir otobiyografidir. Said’in küçüklüğünde yaşadığı bazı tenakuzların, otoriter babasıyla ve hem çok sevdiği hem de içerlediği annesiyle ilişkilerinin onda bıraktığı izleri görmek mümkündür.

Hayatının ilk yıllarında yaşadığı kimlik kargaşasının, kendi deyişiyle ‘budalalık derecesinde’ İngilizvari bir adla Araplığı su götürmez bir soyadına sahip olmanın, Hıristiyan bir Amerikan vatandaşı olarak Filistin, Lübnan ve Mısır’da, ardından bir Arap olarak Amerika’da yaşamanın Said’in kimlik ve aidiyet konusundaki görüşlerini nasıl biçimlendirdiğini görmek de mümkün.

Hepsinden önemlisi, yazdıkları: Said’in ‘ülkeden ülkeye, şehirden şehre, evden eve, dilden dile, ortamdan ortama sürüklenişler’ neticesinde gelişen ‘yersiz yurtsuz hâliyle barışıp, mezhepleri ve ülkeleri aşan entelektüel aidiyetini bulmasının hikâyesidir.

Aylin Ülçer’in tercümesiyle, 2014 yılında 2. baskısı 408 sayfa olarak yayımlandı.

METİS KİTAP: İpek Sokağı Nu: 5 Beyoğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-245 46 96 Belgegeçer:

0.212-245 45 19 e-posta: bilgi@metiskitap.com www.metiskitap.com

KÜLTÜR VE DİRENİŞ: Türkiye’de 2009 yılında 217 sayfa olarak yayınlandı. Eserinin bir bölümünde şunları yazıyor:

Biz târihimizin önemli bir kısmında kapalı bir toplum olarak bırakıldık. Biz hikâyemizi anlatmakta, bilinmesini sağlamakta pek başarılı olamıyoruz. Bu yüzden bizim asıl ihtiyacımız, teşkilatlı bir kampanya yürütmek. Henüz harekete geçirilmemiş durumda, oldukça geniş bir Filistinli diaspora topluluğumuz var. Filistin’de, Arap dünyasında henüz devreye sokulmamış pek çok kaynak söz konusu.

Filistinlilerin (Filistinli entelektüellerin yanı sıra, sıradan Filistinli yurttaşların ve diğer Arapların da) omuzlarında, barışçıl yaklaşımı bırakmamayı gerektiren büyük bir sorumluluk duruyor. Filistinliler İsraillilere şöyle seslenmek durumundalar: ‘Biz buradayız, siz de buradasınız. Bu gerçeği inkâr edemezsiniz, bizi de ebediyen baskı altında tutamazsınız. Kendi geçmişinizdeki, bizim geçmişimizdeki gerçeklerden kaçamazsınız.’

AGORA KİTAPLIĞI: Kuloğlu Mahallesi, Çukurcuma Turnacıbaşı Caddesi Nu: 54, Beyoğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-243 96 26, Belgegeçer: 0.212-243 96 28 e-posta: agora@agorakitapligi.com www.agorakitapligi.com

 

KÜLTÜR VE EMPERYALİZM: Yazarın, ‘Oryantalizm‘ isimli eserinin devamı mâhiyetindedir.  1994 yılında ABD’de, 2016 yılında Necmiye Alpay’ın tercümesiyle 472 sayfa olarak Türkiye’de yayınlandı.

Yazar, eserini şu cümlelerle tanıtıyor:  ‘Ortadoğu ile sınırlı tuttuğum Oryantalizm’de ortaya koyduğum tezler önemli sayıda antropoloji, târih ve alan araştırması ile geliştirilmiştir. Dolayısıyla ben burada, ilk kitaptaki tezleri genişleterek modern batı metropolitleriyle bu metropolitlerin deniz aşırı toprakları arasındaki ilişkilerin şekillenişini daha umûmî planda tespit etmeye çalıştım.’

HİL YAYINLARI:

İstiklal Caddesi, Büyükparmakkapı Sokağı Nu: 3/A Beyoğlu İstanbul Telefon: 0.212-230 09 62, Belgegeçer:0.212-219 42 92 e-posta: hilyayinlari@hilyayinlari.com www.hilyayinları.com

SÜRGÜN ÜZERİNE DÜŞÜNCELER: Çocukluk, ilk gençlik hâtırâları ile birlikte, Ortadoğu siyâsî atmosferini de çıplak bir bakışla anlatıyor. Edebî lezzeti de olan denemeler kitabı. Önsözde dillerle olan bağlantısını hatırlattıktan sonra coğrafyanın ehemmiyetinden bahsediyor: ‘Dille baş başa giden bir diğer unsur da o yıllara ait hâtırâlarımın merkezinde yer alan bölgeler; ayrılışlardan, varışlardan, vedâlardan, sürgünden, sıladan, ait olma ve yolculuk kavramlarından oluşan bir coğrafya idi.’

KABALCI YAYINEVİ:

Gülbahar Mahallesi, Cemal Sâhir Sokağı Nu: 16 Çelik İş Merkezi D Blok Mecidiyeköy, İstanbul. 0.212-34754 51 Belgegeçer: 0.212-347 54 64 e-posta: yayinevi@kabalci.com.tr www.kabalci.com.tr

 

MÜZİKAL NAKIŞLAR: Bir müzik dergisinde yayınlanan müzik tenkitlerini bir araya getiren kitap, New York’ta 1991 yılında, Gül Çağalı tarafından Türkçeye çevrilerek 160 sayfa olarak, 2016 yılında Türkiye’de yayınlandı.

AGORA KİTAPLIĞI: Kuloğlu Mahallesi, Çukurcuma Turnacıbaşı Caddesi Nu: 54, Beyoğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-243 96 26, Belgegeçer: 0.212-243 96 28 e-posta: agora@agorakitapligi.com www.agorakitapligi.com

FİLİSTİN SORUNU: Müellifin, bâzı Amerikalı entelektüellerin Arapları terörizmle alakalı göstermeye meyilli yaklaşımlarını mercek altına alarak Filistin meselesinin Amerika kamuoyunda nasıl yorumlandığını inceliyor. Alev Alatlı’nın tercümesiyle 1985 yılında yayınlandı.

PINAR YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi, Çatalçeşme Sokağı Nu: 27, Defne Han Oda: 15 Cağaloğlu, Fatih, İstanbul. Telefon: 0.212-520 98 90 Belgegeçer: 0.212-527 06 77  e-posta: bilgi@pinaryayinlari.com www.pinaryayinlari.com

Edward Said’in diğer eserleri: *Geç Dönem Üslûbu, *Kış Ruhu, *Paralellikler ve Paradokslar, *Josehp Conrad ve Otobiyografide Kurmaca, *Başlangıçlar, Niyet ve Yöntem, *Entelektüel ve Oryantalizm Tenkitleri, *Yeni Bin Yılda Filistin, *Freud ve Avrupalı Olmayan, *Oslo’dan ırak’a Yol Haritası.

 

DERKENAR:

F KLAVYE!

 

Klavye benim için mühim. Zira eşimden dostumdan, aynada kendi suratımdan, camdan görünen manzaradan, hatta televizyondan çok klavyeye bakıyorum her gün.

 

19 yaşında dergide çalışırken F klavyeler vardı. Öyle başladım. Sonra Amerika’ya gittim, mecburen Q’ya geçtim.

 

Türkiye’ye dönünce yine işyerinde F, akşam evde ise Amerika’dan getirdiğim Q klavye dizüstü bilgisayarı kullandım.

 

Derken Q klavyeler baskın çıkmaya başladı. Bilgisayar aldığımda klavyeleri değiştirtmeye, harf etiketleriyle F haline getirtmek mecburiyetinde kaldım.

 

Artık piyasada F klavye bilgisayar satılmıyor. Türk markalarında bile yok!

 

Hem Q, hem F klavyeyi hızlı kullanabilen biri olarak söylüyorum: F klavye, Türkçeye en uygun klavyedir. Hele bütün gün Türkçe yazan biriyseniz aradaki dramatik farkı hemen anlarsınız.

 

Onun için, artık devlet dairelerinde F klavye kullanılacak haberini sevinç ve destekle karşıladım! Yerli bilgisayar üreticilerine de sırıtarak bakıyorum. Hadi bakalım güzellerim! Çeşit çeşit yapın ki, bana da gün doğsun.

 

Gülse Birsel. F Klavyenin Zaferi: Hürriyet Gazetesi, İstanbul 28 Aralık 2016, s: 7

 

 

 

 

KUŞBAKIŞI:

TÜRK HALK HUKUKU:

İnsanoğlunun bir arada yaşama tecrübesi, toplum hayatına uyum sağlama ve sosyalleşme süreçlerinin belirli kaideler çerçevesinde düzenlenmesini gerektirmiştir. Bu kaideler; yazılı hukuk metinlerinden önce, gündelik hayatta işlerliği olan, şahıslar arası sınırları ve sosyal konuların çözümlerini belirleyen sözlü hukuk kaideleridir. Toplumların genel yapısına göre belirlenip gelişen bu kaideler; toplumda düzen ve güvenliği sağlar.

Toplumun ortak değer, inanış ve kabulleriyle şekillenen örf ve âdetler, modern hukukun kaynaklarından biridir. Hukuk, sosyal düzen işlevini yerine getirirken toplumun pozitif hukuka aykırı olmayan uygulamalarını da dikkate almaktadır. Yazılı bir kaynağı olmamasına rağmen halk hukukuna ait hükümler; sözlü kültür anlatıları, halk edebiyatı ürünleri ile söz ve davranış kalıpları aracılığıyla nesilden nesile aktarılırlar.

Aysun Dursun’un titiz bir çalışmayla kaleme aldığı Türk Halk Hukuku isimli kitabında; halk hukukunun, Türk kültür târihindeki etkisi, bu etkinin halk edebiyatı örneklerinde ve gündelik hayatın içindeki uygulamalarda günümüz toplum hayatına ne şekilde yansıdığı örnekler verilerek ve modern hukuk kaidelerinin tasnifi dikkate alınarak açıklanmıştır. (Arka kayak yazısı)

ÖTÜKEN NEŞRİYAT:

İstiklal Caddesi Ankara Han Nu: 65/3 Beyoğlu 34433 İstanbul.  Telefon: 0.212-251 03 50  Belgegeçer: 0.212-251 00 12 www.otuken.com.tr e-posta: otuken@otuken.com.tr

 

 

ERTUĞRUL GAZİ / KURULUŞ

Ertuğrul Gazi, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi’nin babasıdır. Söğütte yurt tuttu ve bu yurttan bir devlet ortaya çıktı. Tek sülâlenin yönettiği 622 yıl hüküm süren bir cihan devleti…

400 çadırdan çıkmış bir imparatorluğun arkasında Anadolu Selçuklu Türk Beylikleri, oradan daha geride Büyük Selçuklu Devleti Orta Asya’dan yayılan bir Türk varlığı var. O 400 çadır gökten inmedi… Bir büyük ailenin parçası idi…

Osmanlı Cihan Devleti’nin kuruluşunda bilinmeyen çok nokta var.  Birçok tarihi hâdise efsaneye bürünmüştür. Bunu da tabiî karşılamak gerekir. Milletler efsaneleriyle büyür.

Dr. Cengiz Zengin 13,5 X 21 santim ölçülerinde 288 sayfalık eserinde Osmanlı Devleti’nin kurucusunun babası hakkında bulunabilen bütün bilgileri ve son araştırmalar ışığında işlenen Osmanlı’nın beylikten devlete geçiş safhalarını hakîkat ve efsâneleriyle anlatıyor.

Eserin 2. Baskısı Eylül 2016 da okuyucuya sunuldu.

BİLGEOĞUZ YAYINLARI:

Alemdar Mahallesi Molla Fenarî Sokağı Nu: 35/B Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-527 33 65 Belgegeçer: 0.212-527 33 64  e-posta: bilgi@bilgeoguz.com.tr www.bilgeoguz.com.tr

TÜRKİYE SÖZLÜ BASIN TARİHİ:

1910-1944 yılları arasında doğan 54 gazeteciyle yapılmış görüşmelere dayanan ve İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü tarafından hazırlanan kitap, Suat Gezgin, Veli Polat ve H. Esra Arcan imzâsını taşıyor.

15 X 25 santim ölçüsündeki kitapların 1. Cildi: 552, 2. Cildi: 628, 3. Cildi 808 sayfadır.

Eserde kendileriyle görüşülen gazeteciler:

1.Cilt: Taha Toros, Selami Akpınar, Bedii Faik Akın, Yıldız Sertel, Ali İhsan Göğüş, Hıfzı Topuz, Oktay Akbal, Vasfiye Özkoçak, Sadun Tanju, Altemur Kılıç, Sami Karaören, Kahraman Bapçum, İhlan Selçuk, Haldun Simavi, Fikret Otyam.

2.Cilt: Betül Mardin, İlhan Banguoğlu, Naci Yener, Oktay Verel, Orhan Birgit, Necmi Tanyolaç, Ara Güler, İzzet Sedes, Leyla Umar, Sami Kohen, Metin Erksan, Hasan Yılmaer, Necati Zincirkıran, Özcan Ergüder, Orhan Koloğlu, Orhan Karaveli, Erol Simavi.

3.Cilt: Nail Güreli, Altan Öymen, Ziya Nebioğlu, Hasan Pulur, Oktay Ekşi, Nevzat Ünlü, Halil Doğan Katırcıoğlu, Doğan Uluç, Alaeddin Bilgi, Orhan Erinç, Seraceddin Zıddıoğlu, Doğan Heper, Erol Gönenç, Doğan Hızlan, Erol Akıncılar, Ali Gevgilili, Ünal Sakman, Rahmi Turan, Suavi Kaptan, Alpay Kabacalı, Engin Köklüçınar, Kenan Akın.

TÜRKİYE İŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI:

İstiklal Caddesi Meşelik Sokağı Nu: 2 Kat: 4 Beyoğlu, İstanbul (T. İş Bankası Parmakkapı Şubesi üzeri)

Telefon: 0-212 252 39 91 Belgegeçer: 0.212-252 39 95 www.iskultur.com.tr e-posta: info@iskultur.com.tr

 

 

KISA KISA…  KISA KISA…

1-EDEBİYAT TÂRİHİ YAZILARI: İsmail Erünsl / Dergâh Yayınları.

2-KARANLIK ÇÖKTÜĞÜNDE: Fehim Taştekin / Doğan Kitap.

3-İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI: John Keegan-Samet Öksüz / Say Yayınları.

4-DÜNYA TÂRİHİNDE AFRİKA: Erik Gilbert ve Jonathan T. Reynolds -Mehmet demirkaya / Küre Yayınları.

5-TÂRİH-İ SEYYAH: Judasz Tadeusz Krunski – Recep Demir / Grafirer Yayınları.

 

 

 

Tarihten Niye Ders Alamıyoruz?

Çünkü ânı yaşamayı seviyoruz. Anı yaşamak için anlık tecrübe sahibi olmak yeterli. Hatta o deneyimin bir kısmı da fıtratımıza yaşayakalmak bâbında dercedilmiş.

Tarihi anlamak içinse temel bir bilgi ve bu bilginin gevişi sayılabilecek bilinç gerekli. O da bizim işimize gelmez. Zira cesuruz ama tembeliz. Merhametliyiz ama vurdumduymazız. Şanslıyız ama istikrarsızız.

Kurduğumuz devletleri kendimiz yıkmışız. Göçlerle geldiğimiz coğrafyaların şeklini almışız. Yokluktan mucizevî bir devlet çıkarmışız ama kıymetini takdir edememişiz. Daralan zamanlarımıza kılavuzluk eden kurdolojik liderlerimizin sonuncusunu ve yaptıklarını anlamaya çapımız yetmiyor. Zaten öyle bir hesabımız da yok. Düştüğümüz kuyudan bizi çıkarmayı çalışanları ayaklarından asılıp aşağı çekmeye çalışmak nerdeyse millî hasletimiz olmakta.

90 küsur yıllık Cumhuriyet algımız hafızamızda Osmanlı esatiri kadar var mı; şüpheliyim. Şurda daha 40 küsur yıl önce yaşadığımız Kıbrıs travması ve Barış Zaferi zihnimizden sabun köpüğü gibi kayıp gitmese 35 yaşında ikinci bir devlete sahip bizim millet ne diye bir ‘gâvur’ devletle birleşmeye çalışsın.

Irak‘ı, Suriye‘yi, Libya‘yı, Yemen‘i bölmeye alışanlar Kıbrıs’ın bıçaklanmış derisini niçin bize diktirmeye çalışıyorlar? Anavatan veya Yavruvatan; 30-40 yaş altındakiler için tarih bilinci aynı filmin aynı sahnede aynı acılarla tekrarlanmasıyla ancak kazanılacak. Ve 2 kuşak sonra bir daha. Game over / film tekrarı.

Sağ & Sol olaylarının yasının artık kırk’ı çıktı. Az daha gayret etsek Evet & Hayır‘dan bile benzer bir yarık, derin ayrılık çıkarabiliriz meselâ. O dönemin liderleri konuşabilme ortamı bulabilselerdi anlaşmaları muhtemeldi. Bu yüzden “Vurun, söyletmen!” politikası uygulandı.

Ya şimdilerde ne uygulanıyor? İlle dediklerimizin doğrulanması için üzerinden birkaç yıl ve bolca belâ geçmesi mi gerekiyor?! 7 yıl önceki Referandumda İsrafil‘den rol çalarak ölüleri mezardan ‘evet’ dedirtmek için çıkartmaya çalışanların sonrasında niye patladığını nasıl unuttuk?!

15 Temmuz yaşanmasaydı bile aklın ve sorgulamanın olmadığı bir yapıdan FETÖ çıkması mukadderdi. Ya şimdi ne var; sorgulayan mı var?

Bizdeki Halk Oylaması için Avrupalılarla kapışmak neyin nesi? Bütün bunlar tarih olarak yazılmıyor mu? 18 maddeye bakıp altı – üstü bir “he” yada “ha’a” diyeceğiz de bu savaş havası, bu kavga kokusu da ne?!

Lider gördükleri insanların emriyle gözünü bile kırpmadan harekete geçenler Fethullah Gülen‘in tek talimatıyla harekete geçen üniformalılara niye saldırıyor o zaman; ya yarın kendi yaptıkları da hukuken patlarsa?

Saldırırız, savaşırız, silahlanırız” sözleri Türkçe sözlüklerde var da Türklerle mi savaşacaksınız merak konusu. Haç ile Hilâl‘in kavgası diyorsunuz da Türkiye‘nin yarısı Haçka’lı mı?

Müslümanlığımız, milliyetçiliğimiz, demokrasi alışkanlığımız, kurallara – kanunlara riayetimiz hep yüzeysel. Mış gibi yapmakta üstümüze yok. Ki sonra acı demetlerinden harman olacağımızı tahmin ettiğimiz halde.

Bindiğimiz at nereye giderse kısmetimiz kabul ediyorsak kader de bize eyer vurmuş biniyor demektir. Ne demiş Bayan Müslüm sıfatlı merhum Bergen:

“Kader diyemezsin, sen kendin ettin.”

 

 

Teşekkürler Meral Akşener, Teşekkürler Kocaeli

Cumartesi günü Kocaeli’de esen Meral Akşener rüzgârı Türkiye gündeminde de önemli bir yer tuttu. Hemşerileriyle buluşan Meral Akşener’in bir mitinge dönüşen toplantısı Pazar günü havuz medyası hariç bütün medyada, özellikle Kocaeli gazetelerinde çok geniş şekilde aktarıldı, yorumlandı.

Halk TV’den canlı yayımlanan, diğer yaygın medya kanallarında da haberlerde değerlendirilen bu toplantıya Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı sıfatıyla ev sahipliği yapmış olmaktan mutluyum.

Bir salon toplantısı planlamıştık. Mütevazı duyuru imkânlarımızla herkese tam olarak duyuramadığımız, salonu dolduramama endişesi olmadığı için kitleleri davet için kendimizi zorlamadığımız bir toplantı idi.

Beklentilerimizin çok üzerinde, gazetelerde yer alan tahminlere göre 3.500-7.000 kişi arasında (bana göre en az 5-6 bin kişilik) çok canlı bir katılım oldu.

Toplantı birden bir miting havasına dönüşüverdi.

İzmit Fuar İçindeki Çağlayan Düğün Salonu’nun oturma düzeni ile 1.200 kişi civarında bir kapasitesi var. Fakat daha toplantı saatinden bir saat önce içerisi doldu, dışarıda birikim başladı. Meral Hanım geldiğinde içeridekilerin en az dört katı bir kalabalık dışarıda kaldığı için toplantı dışarıya taşınmak zorunda kalındı.

Bizi esas mutlu eden de, Meral Akşener’i dinlemek için kendi imkânlarıyla salona gelen insanlardaki heyecan ve dinamizm idi. Başkalarının yaptığı diğer mitinglerde gördüğümüz gibi otobüslerle veya başka araçlarla taşıma yapılmamıştı.

Özellikle kadınların sayısının fazlalığı ve erkeklere nazaran daha heyecanlı olmaları dikkat çekici idi.

Meral Akşener bundan sonra İzmit’te biraz daha kapsamlı, biraz daha masraflı bir çalışma ile rahatlıkla Perşembe Pazarını dolduran bir miting yapabileceğini gösterdi.

Zaten daha önce, İzmit Perşembe Pazarından çok daha büyük bir alan olan,  İzmir Gündoğdu meydanında yaptığı muhteşem mitingin başarısı, İzmit’te benzer bir mitingi yapmanın Akşener için hiç de zor olmadığını göstermekte.

Partilerin bile zorlandığı böyle bir organizasyon gücü, kitleleri hareketlendirme yeteneği kolay elde edilecek bir şey değil. Özellikle de sadece taraftarlarının fedakârlıklarına dayanan bir siyasetçi için. Bunu başarabilmek için geniş kitlelerin umudu olabilmek gerek.

Yıllardır sürdürülen “alternatif yok” propagandasının sonu gelmiş gibi. Beklenen alternatif liderin Meral Akşener olduğu görülmekte.

Bu yüzden O’nun parti içi mücadelesinin, hukukun katledilmesi suretiyle engellenmesi tesadüf değil.

***

“Açılış, temel atma törenleri” adı altında yapılan “evet” mitinglerinin bütün masrafları devletten, daha doğrusu bütün milletin,“evet” ve “hayır” diyenlerin hepsinin, cebinden ödeniyor.

Oysaki Meral Akşener mitinglerinde devlet gücü ve imkânlarının kullanılması söz konusu değil.

O, devletin ve Belediyelerin sınırsız imkânları, çalışan personelin, öğrencilerin, devlete iş yapan müteahhit şirketlerin işçilerinin mitinglere aileleriyle birlikte katılıma zorlanması, büyük kitlelerin taşınabilmesi, ikramlar vs ile dinleyici toplamıyor.

Her şey gönüllülük esasına göre yürüyor.

Meral Akşener toplantısına koşup gelenler bu kadar ağır eşitsizlik ve adaletsizliğe karşı, mağdurun yanında yer alıyorlar.

***

Getirilmek istenen partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde, “tek adam kendisine verilen bu kadar ağır yetkileri kötüye kullanırsa ne olacak?” sorusuna AKP’lilerin verdiği cevap, “millet çoğunluğu yanılmaz, millet böyle bir adamı Cumhurbaşkanı seçmez” şeklinde oluyor.

Bu önerme ancak şu şartlarda doğrudur: Adil ve dürüst seçimler varsa, millet çoğunluğu yanılmaz.

Diktatörlerin çoğu adil ve dürüst olmayan seçimlerle gelmiştir.

Kocaeli Aydınlar Ocağı olarak, bu ağır adaletsizliğe karşı, mağdur ve mazlum tarafa bir imkân açtık.

Meral Hanım’ın programı öncesi ve sonrasında, tanıdım tanımadığım o kadar çok insan, programı yaptığımız için, duygusal sözlerle minnet ve şükran duygularını ifade etti ki…

Meral Akşener’in Kocaeli’nde milletle buluşmasına aracılık etmekle ne kadar doğru bir iş yaptığımızı çok iyi anladım.

Teşekkürler Meral Akşener… Onurlu mücadelenle milletimizin önüne alternatif lider olarak ortaya çıktığın için…

Teşekkürler Kocaeli… Farklılıkları bir yana bırakıp, “söz konusu vatansa gerisi teferruattır” deyip Meral Akşener’e destek verdiğin için…

**********************************************

Üç Başyazarın Kaleminden

Akşener ve Kocaeli Aydınlar Ocağı

Araştırmalara göre, Kocaeli’de toplumda kanaat oluşturmada en yüksek etken yerel gazetelerdir. Kocaeli gazetelerinde çok kaliteli yazarlar var.

Şimdi Meral Akşener ve O’nun Kocaelililerle buluşmasını sağlayan Kocaeli Aydınlar Ocağı hakkında yorum yapan üç başyazarın yazılarından alıntılar yapacağım. Bu üç başyazar uzun yıllardır Kocaeli kamuoyunu oluşturan en etkin isimlerdendir.

Farklı görüş, karakter ve üslupta olan üç başyazar bakalım neler yazmış?

TANZER ÜNAL:

Madem Türkiye’nin yeni bir lidere ihtiyacı var…

Madem bu lider arayışında Meral Akşener ismi ön plana çıkıyor…

Madem Meral Akşener İzmitli, bizden biri, kardeşimiz, ablamız, bacımız…

Meral Hanım’a kent olarak sahip çıkmalıyız.

İşte bugünkü toplantı bunun için önemli….

Bu arada Kocaeli Aydınlar Ocağı’nı kutlamak istiyorum.

Kendi aralarından yetişen Meral Akşener’e sahip çıktılar, bugünkü organizasyonu üstlendiler.

Herkesin köşe bucak kaçtığı bir dönemde, Aydınlar Ocağı’nın böyle bir organizasyonu üstlenmesi “yürek işi”!

Tanıyorum, başta Başkan Ruhittin Sönmez olmak üzere tüm Aydınlar Ocağı üyelerinde bu yürek var.

***

İSMET ÇİĞİT:

Şimdi gerçek bir muhalefet, gerçek manada Ak Parti iktidarına karşı alternatif siyasi kadro arayışı var. Böyle bir muhalefetin liderliği için, kim ne derse desin, en fazla öne çıkan isim de İzmit Gündoğdulu Meral Akşener’dir.

İzmit’te yapılacak bu toplantı Türkiye siyasetinin 16 Nisan sonrasındaki dönemi için sonderece önemlidir. Meral Abla’nın yarın İzmit’te söyleyeceklerinden çok, bu toplantının havası, heyecanı, katılım düzeyi ön planda değerlendirilecektir.

Yarın Fuar’daki Çağlayan Restaurant’ta düzenlenecek toplantının çok önemli bir özelliği var. Bu toplantıyı “Akşener’i sevenler derneği” veya  “MHP teşkilatı içindeki muhalifler” düzenlemiyor. Meral Akşener’in katılacağı toplantının arkasında, organizasyonunda Kocaeli Aydınlar Ocağı var.

Aydınlar Ocağı, Türkiye’deki “Milliyetçi muhafazakâr” siyasetin, en aklı başında, en iyi eğitimi almış, toplum içinde en saygın yerlerde bulunan isimlerini aynı çatı altında toplayan çok önemli bir sivil toplum örgütüdür.

Şimdi Kocaeli Aydınlar Ocağı Türkiye siyasetinde yeni muhalefet olma hedefindeki en öne çıkan siyasi ismin İzmit toplantısını organize ediyor.

***

GÜNGÖR ARSLAN:

Meral Akşener siyasette bu kentin bir değeridir.

O zaman önce İzmit sonra da Kocaeli hemşerimize, kızımıza, bacımıza, ablamıza sahip çıkmalı ve ona her türlü desteği vermelidir.

Meral Akşener de sahip çıkılacak, desteklenecek bir kişiliktir.

Ne arsızlığını gördük ne hırsızlığını ne de yüz kızartıcı bir olayını.

O zaman ona sahip çıkmayacağız da kime sahip çıkacağız.

Kaldı ki ister kabul edin ister etmeyin Meral Akşener siyasetin yükselen yıldızıdır ve yürekli, pes etmeyen bir kadındır.

O halde destek vermek için ne bekliyorsunuz.

**

Bahçeli çok ama çok korkuyor Meral Akşener’den. Hem de öyle böyle değil.

Ve siyasi irade de korkuyor.

Devlet Bahçeli’nin korktuğundan daha çok korkuyor. Bunu dün gözlerimle gördüm.

Meral Akşener’in toplumda karşılığı var. Hem de çevresinde çok iyi bir ekip olmadığı halde.

Tek başına Meral Hanım. Buna rağmen bir güç olmuş.

**

Çevremiz OMURGASIZ insan ve kurumlarla kaynıyor. Herkes güce tapıyor, gücün karşısında boyun eğiyor.

Eğmeyenlerde var.

İşte bunlardan birisi de Kocaeli Aydınlar Ocağı.

İşte bu dernek yani Kocaeli Aydınlar Ocağı benim son günlerde en çok takdir ettiğim bir sivil toplum kuruluşu oldu.

Düşüncelerinin ne olduğu beni ilgilendirmiyor.

Beni ilgilendiren tek şey DURUŞU.

Adam gibi bir duruş sergiliyor.

Herkesin korkup kaçtığı bir dönemde DİK duruyor.

Ve Meral Akşener’e destek veriyor.

Onu konuşmacı olarak davet edip organizasyon düzenliyor.

Hedef olmaktan korkmuyor, bedel ödemekten çekinmiyor.

Bana da bu derneği ve tüm yöneticilerini ayakta alkışlamak kalıyor.

Helal olsun DİK duranlara, OMURGALI olanlara.

Selam olsun eğilip bükülmeyenlere..!

 

 

İç Politikadaki Yanlışlar Dış Politikaya Taşınmamalı

 

Hollanda ve Almanya ile ortaya çıkan kriz hala tırmanmaktadır. Hollanda ve Almanya dâhil diğer bazı Avrupa ülkeleri de Türkiye’ye karşı haksızlıklar yapmışlar; terörü destekleyici tavır sergilemişlerdir. Bölücü ve ırkçı PKK terörüne karşı çıkmayıp onu destekleyenlerin demokrasiden bahsetmeleri bir çelişkidir. Bizim de iç politikadaki yanlışlarımızı, kötü alışkanlıklarımızı dış politikaya referandum öncesi yansıtmış olmamız da kabul edilemez.

Hollanda, Almanya ve diğer ülkelerde farklı siyasi eğilimler vardır. Bu eğilimlerin hepsini Türkiye karşıtı olarak görmek bir metod hatasıdır. Ancak Nazilik gibi suçlamalar ve yanlış üslup Türkiye’ye karşı ortak bir cephe yaratmıştır. Daima genellemelerden kaçınmak gerekir.

Hollanda’da 15 Mart 2017 tarihinde yapılan genel seçimlerde seçmen ırkçılığa hayır demiş ve AB’den çıkmayı da reddetmiştir. Başbakanın partisi olan Liberal Parti en çok rey almasına rağmen, milletvekili sayısı 41’den 31’e düşmüştür. Aslında başbakanın partisi Türkiye ile olan krizden karlı çıkmıştır. Ancak kamuoyu yoklamalarında 22’ye düşen milletvekili sayısını 31’e çıkarmıştır. İslam düşmanı Vilders’in milletvekili sayısı da 15’ten 19’a yükselmiştir. Büyük iddialara rağmen, bu da bir bakıma başarı sayılabilir. Seçimden asıl zaferle çıkan milletvekili sayısını 4’ten 14’e çıkaran Yeşil Sol parti olmuştur. Milletvekili sayısını 13’ten 19’a çıkaran Hristiyan Demokrat parti de başarılı olmuştur.

Yabancı ve İslam düşmanlığına karşı mücadele eden DENK Partisinin milletvekili sayısı 2’den 3’e çıkmıştır. Genelde yabancı kaynaklı nüfusun ırkçılığa karşı gösterdiği tepki burada dikkat çekmiştir. Ancak unutulmamalıdır ki, eğer ırkçılık zafer kazansaydı; gerek Vilders ve gerek ırkçılığı kullanan başbakanın partisinin çok daha yüksek oy alması gerekecekti. DENK Partisinde bütünleşen dışlanma ve ötekileştirilmeye karşı yabancıların ve Müslümanların ortak tavrı, iç dayanışmayıgüçlendirmiştir.

Hollanda’da seçmen sağduyu ile hareket etmiş; ırkçı ve İslam düşmanlığına belki duygusal olarak hoşlansa da prim vermemiştir.

Avrupa’daki siyasiler Hollanda ve Almanya’daki eylemlerin Türkiye’nin iç politikasına yansıtılarak evet oylarının çoğalması ve mağduriyet kurgusu için yapıldığına inanmaktadırlar. Bu bir bakıma yanlış değildir, ancak izinsiz ülkeye girmeye çalışan Sayın Başbakan’la teması zayıf olduğu anlaşılan hanım bakana ve haklı tepki gösteren vatandaşlarımıza karşı uygulanan atlı ve köpekli saldırılar Hollanda’nın yüz karası olmuştur. Milletlerarası hukuk çiğnenmiştir.

Türkiye ile ilgili politikada ne Hollanda’nın, ne de Almanya’nın geri adım atacakları beklenmemelidir. Bizim açımızdan yanlışlarına ortak olduğumuz gelişmeler itibar kırıcı olmuş; o ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızı hedef tahtasına oturtmuştur. Anlaşılan turizm ve ekonomik hayat, yabancı sermaye girişleri bundan fazlasıyla etkilenecektir. Yabancı sermaye kaçışlarını da gözardı edemeyiz.

Hollanda artık “tansiyon düşürülmeli” beyanlarına sığınmaktadır. Ancak onların seçim öncesi bu krize ihtiyaçları vardı; aynen bizim referandum öncesi olan ihtiyacımız gibi… Yapamayacağımız ve aleyhimize olan sözlerden kaçınmalıyız. Dış politika hamaset ve hırçınlıkla sürdürülemez. Diplomatik ilişkilerin diplomatik de dili vardır. Bu herkes için geçerlidir. Nitekim Hollanda’ya karşı tedbir olarak ileri sürdüklerimiz, gösterdiğimiz hırçınlık ile paralel değildir.

Biga hayvan üreticileri kuruluşunun 40 Hollanda ineğini yurt dışına çıkarma teşebbüsleri de tek kelimeyle gülünçtür. Anlaşılan bu üreticilerin durumu oldukça iyidir.

Dikkatten kaçmaması gereken bir gelişme de AB eski yetkilisi ve kıdemli diplomat Verhaugen’in bir TV programında yapmış olduğu konuşmadır. Bu açık oturumda Türkiye’yi sürekli suçlayan ve Almanya’ya kaçan bir gazeteci de yer almıştır. Verhaugen herkesi akıl, mantık ve diplomasi çizgisine davet etmiştir. O’na göre; ne Batı’da faşistler, ne de Türkiye’de diktatörler yönetimde bulunmaktadır.

Sayın Başbakan’ın TV’de yaptığı bir söyleşide ifade ettiklerinin aksine Hollanda’ya giriş yapmak sonu belli bir macera idi. Her ne kadar Başbakanlık Yeni Anayasada kaldırılıp yetkileri Cumhurbaşkanına devredilecek ise de; 1982 Anayasası hala geçerlidir.

 

 

Ne Yaparsanız Yapın “Hayır”lısı Olacak!

Türkiye ve Türk Milleti, korku ve tehdit dolu bir baskı altında. Yoldan, sokaktan, köprüden geçerken ya da binalara bakarken “evet” baskısını iliklerinize kadar hissediyorsunuz! Sanki birileri sizin adınıza karar vermiş gibi…

Hem bu baskı, hepimizin verdiği vergilerden alınan paralarla yapılıyor. Ne tezat! Ben inanmadığım bir sistemin propagandasını kendi vergilerimle yapıyorum. Benim vergilerimle propagandalarını yapanlar ise hiç utanmıyor, sıkılmıyor ve büyük bir yüzsüzlük içindeler…

Buna karşılık “hayır” dedikleri için terörist ilan edilen insanlar; onca baskıya, zulme ve tehdit’e karşın yılmadan mücadele ediyorlar.

Salon verilmiyor, izinler hukuksuz bir şekilde iptal ediliyor, insanlar işten çıkarılıyor, ekmek parası ile tehdit ediliyor yetmedi çok ağır bir şekilde mahalle baskısı uygulanıyor!

Bizde “Eyüp Milli Dayanışma ve Demokrasi Platformu” olarak Meral Akşener’i dinlediğimiz toplantıyı bu şartlarda yaptık. Onca hakaret ve baskıya maruz kalan davetlilere en son sosyal medyadan toplantı iptal edildi haberi yapıldı. Ancak bütün bunlara rağmen çok güzel bir toplantı oldu ve insanların umutsuz olmadığı görüldü.

Meral Akşener “birlikte başaracağız” mesajını çok net verdi.

Biz Meral Akşener’le Eyüp’te güzel bir toplantı yapmadan önceki gece Tuzla’da idik. Sonra bu gece de Büyükçekmece’deki toplantıya katıldık. İstanbul gibi bir yerde 36 saat içinde üç değişik ilçede binlerce insanla bir araya gelmek ve onları etkileyip peşine takmak her siyasetçinin harcı değil ama Meral Akşener bunu başarıyor. Yarın Kocaeli’nde, Pazar günü de Mersin’e gidiyor…

Bir de Niğde örneğinde olduğu gibi toplantılar yasaklanıyor. Ancak o Niğde’ye gideceğim dedi. Bize de, onu Niğde’de yalnız bırakmak yakışmaz.

Dediği gibi “birlikte başaracağız”.

Hollanda ve Almanya’yı yaptıklarından dolayı hep birlikte telin ettik. Ya bizim ülkemizde iktidarın kendisi gibi düşünmeyenlere yaptığı zulmü kim telin edecek?

Merak etmeyin Allah var, gam yok! Elbette mazlum ve mağdurları Rabbim yalnız bırakmaz…

Selam ve saygılarımla…

 

 

Emrühüm Şûrâ Beynehüm (10)

“İşlerini aralarında danışarak yürütürler.”

Şûrâ: …kökü mastar olarak “işaret etmek, göstermek, süzmek, fikir sormak, danışmak” manalarına geliyor. Peteğinden balı çıkarmak, bal süzmek (şıyâr), hayvanı teşhir için pazarlık yürütmek (şivar), develerin güzel ve semiz olması (şâretü’l-cimal), bal süzmek (iştâr), arı kovanı, bal alınan kovan (el-meşâru), işaret etmek, sinyal vermek, göstermek (işâret), DANIŞMAK, fikir sormak (teşâvür, müşâvere, istişare), işaret, marka, belirti, dış görünüş, rozet (şâret), danışma meclisi, danışma kurulu (şûrâ), danışman (müsteşâr, müşâvir), fikir sorma, danışma (meşveret), konsültasyon (müşâvere-i tıbbiye), prizma (mevşûr), bal gümeci (şevrat), çorba (şeriyye) kelimeleri bu köktendir. Görüldüğü gibi, Arap muhayyilesinde; “şura” kökünden türetilen kelimelerin nerelerde kullanıldığına baktığımızda, kavramın özünde neyin yattığını çıkarmamız mümkündür. Çünkü Kur’an; Arab’ın gündelik dilinde kullandığı bu sözcüğü ıstılah haline getirmiştir. Arap, petekten bal süzme işine şiyâr, deveyi teşhir için pazara çıkarmaya şivâr, arı kovanına meşâr demektedir. Bunların hepsi ŞÛRÂ sözcüğü ile aynı köktendir. Anlaşılan şûrâ sözcüğü Arab’ın muhayyilesinde insan, arı ve devenin bazı hareketlerini ifade için kullanılmaktadır. Bu anlamda insanın meşveret yapması, tıpkı “satıcının devesini teşhir için pazara çıkarması” veya “arının bal yapmak için çiçeklere konması ve onlardan aldıklarını süzüp çıkarması” gibi bir şeydir. Demek ki insan da yapacağını tıpkı deve satıcısı gibi açığa çıkarıp göstermeli, teşhir etmeli, tıpkı arının her çiçeğe konup oradan aldıkları ile bal üretmesi gibi, insanların fikrini sorarak onlardan ortak bir görüş süzüp çıkarmalıdır. İşte meşveret budur. Şu hâlde meşveret kavramının özünde “açığa çıkarma, katma ve süzme” fiilleri bulunmaktadır. Bir sosyo-politik kavram olarak meşveret bu durumda açıklık, şeffaflık, katılımcılık dediğimiz şey olur…(Yaşayan KUR’AN, Türkçe Meal / Tefsir, R. İhsan Eliaçık Şura: 38)

“İşlerinde onlarla istişare et. İstişare ile karar verip azmettiğinde ise Allah’a güven ve O’na tevekkül et.”

Ayet-i kerime, şartlarına uygun olarak ve ehli ile yapılan istişareden pişmanlık duymanın ve varılan kararı yerine getirmek hususunda tereddüde düşüp gevşeklik göstermenin, doğru olmadığını bildirmektedir. İstişare, hakkında açık bir dinî hüküm bulunmayan hususlarda ve o meseleye ehil olan kimselerle yapılır. İstişarenin gayesi de, o mesele hakkında, Allah’ın razı olacağı hâl çaresini bulmaktır. Ekseriyet; bir hâl çâresi üzerinde birleştikten sonra, ne yönde fikir beyan etmiş olursa olsun; herkese düşen, varılmış olan kararı benimseyerek tereddütsüzce tatbik etmektir. Nitekim Resulullah da Uhud Harbi ile ilgili istişarede; kendi fikrini terk ederek, çoğunluğun fikrine uymuştu. Savaş mağlubiyetle neticelenmiş olduğu halde, Cenab-ı Hakk’ın Peygamberine istişareyi terk etmeyi değil, bilâkis istişareye devam etmeyi emretmesi, başa gelen kötü neticelerin sebebinin istişarede olmadığını ortaya koymakta, İslâmın istişareye verdiği ehemmiyeti, pek açık şekilde göstermektedir. (Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali, Yeni Asya Neşriyat Araştırma Merkezi, Âl-i İmran: 159)

“Zaman-ı meşrutiyetin (şimdi demokrasinin) zembereği, ruhu, kuvveti, hâkimi, ağası hak’tır, akıldır, marifet’tir, kanun’dur, efkâr-ı amme’dir.” (Münazarat, s. 217)

Demokrasi’nin işleyişi, çalıştıran zenbereği, ruhu, kuvveti, hükümranı haktır, akıldır, bilgidir, ilimdir, hukuktur, kanundur ve kamuoyudur…

“Meşrutiyet’in (bugün demokrasinin) sırrı, kuvvet kanundadır, şahıs hiçtir. İstibdadın esası, kuvvet şahısta olur, kanunu kendi keyfine tâbi edebilir, hak kuvvetin mağlubu (olur).” (Münazarat, s. 221)

Meşrutiyetin / Demokrasinin sırrı; kuvvet, güç kanundadır. Herkesin işi kanunla belirlenmiştir, hukuk çerçevesindedir. Kuvvetler ayrılığı prensibi işler…

İstibdadın, baskının, diktanın temeli, dayandığı nokta, güç; şahıstır. Bu durumda şahıs da kanunu keyfine tabi eder. Hak kuvvet, kanun karşısında mağlup olur.

Hz. Ali bir Yahudi ile, Selahaddin-i Eyyubî bir Hristiyan ile, Fatih Sultan Mehmed bir Rum Hristiyan ile mahkeme edildiğinde, “güçlü olan haklı değil; haklı olan güçlüdür” esası geçerli idi. (Ali Ferşadoğlu, Yeni Asya, 16 Mart 2017)