Bütün dünya ile birlikte ülkemizde de büyük tahribata yol
açan Covid-19 salgını en büyük zararı eğitimimize verdi. 23 Marttan bu yana okullarımızda yüz yüze
eğitim yapılmıyor. Yapılan uzaktan eğitim tam verimli olamadı. Bu eğitimi
başarılı uygulayan öğretmenler olduğu gibi, kısmen uygulayan veya hiç
uygulayamayan öğretmenler oldu. Öğrencilerin de bir kısmı bu eğitimden tam
olarak yararlanmayı başarırken, bir kısmı denetlenemediği için doğru dürüst
takip etmediler. Bir kısmı ise (tahminen üçte biri) internet ve bilgisayar imkânı
olmadığı için dersleri takip edemediler.
Bundan daha önemlisi, bu süreçte hem öğretmenler, hem
öğrenciler eğitimden koptular, uzaklaştılar, soğudular. Her iki kesim de
çalışma disiplininden uzaklaştı. Boşlukta kaldıkları için zaman yönetimi
kavramını da kaybettiler.
Eğer salgının yaygınlığı düşerse 21 Eylülde kısmen de olsa
yüz yüze eğitime başlanacak. Bu durumda ne yapmak lazım?
Milli Eğitim Bakanlığına düşen görev, öncelikle öğretmenlere
iyi yönlü psikolojik destek verilmesidir. Bakanlık öğretmenlerimizi 21 Eylüle
kadar pedagog, psikolog ve psikiyatristlerle bir araya getirmesi gerekir.
Öğretmenleri önce içine düştükleri pisikolojik dağınıklıktan kurtaracak, motive
edecek ve yeni döneme uyumlarını sağlayacak bir eğitim verilmelidir. Öğretmenlere verilecek ikinci eğitim,
motivasyonu ve düzeni bozulan öğrencilerin yeniden eğitim ortamına uyumlarını
nasıl sağlayacakları, onlara karşı nasıl davranacakları konularında olmalıdır.
2020-2021 Öğretim yılının öğrencilerimizin kayıp yılı olmaması
için başta Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı olmak üzere eğitim
yöneticilerimiz öğretmenlerimizin bir an önce sağlıklı bir ortamına uyumunu
sağlamak için her türlü çabayı göstermelidirler. Çünkü eğitimin temeli
öğretmendir. Ruh sağlığı ve çalışma disiplini bozulan öğretmenin öğrencisine
vereceği bir şey yoktur.

