23.8 C
Kocaeli
Pazartesi, Haziran 22, 2026
Ana SayfaÖne Çıkanlarİktidarın Hukukçuları Neden Susar?

İktidarın Hukukçuları Neden Susar?

Geçtiğimiz günlerde Elif Çakır, Karar Gazetesindeki köşesinde çok haklı bir soru sordu: AK Parti Meclis grubunda tam 63 hukukçu milletvekili var. Peki, göz göre göre yaşanan hukuksuzluklar, Anayasa ihlalleri ve adalet krizleri karşısında bu isimler neden suskun?

Bu soruyu bir adım daha ileri taşıyalım. Sadece Meclis sıralarında oturan 63 milletvekili mi? Adalet Bakanlığı’nın tepe noktalarındaki Bakan, Bakan Yardımcısı, hâkim/savcı kökenli bürokratlar, HSK üyeleri, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin koridorlarını dolduran başdanışmanlar, hukuk kurulları üyeleri… Hepsi hukuk fakültesi mezunu, hepsi kuvvetler ayrılığını ve evrensel hukuk ilkelerini iyi biliyorlar.

Öncelikle şu tespiti yapalım: Meclisteki milletvekilleri seçimle gelirler. Ancak adaylıkları ve seçilebilecek sıralara konulmaları Genel Başkanın iradesine bağlıdır. Bu yüzden “atanmış kişilerdir” diyebiliriz.

Gücü elinde tutan siyasi iradenin, siyasi veya idari makamlara “atadığı” hukukçulardan beklentisi adaletin tesisi değildir.

Peki, ne oluyor da bağımsızlığın sembolü olan o “iliksiz cübbelere”, siyaset terzisi ilik açıyor, düğme dikiyor, cübbeler birer itaat üniformasına dönüşüyor?

Bu suskunluğun siyaset bilimi ve psikolojinin kavramlarıyla izah edilmesi gerekir.

**********************************

Hukukun Üstünlüğü Değil Hukuki Mühendislik İsteniyor

İktidarın bütün hukukçu siyasetçi ve bürokratlardan beklentisi “Hukukun Üstünlüğü” değildir. Alınan kararlara ve yaratılan fiili durumlara “hukuki kılıf” uyduracak “hukuki mühendislik” yapmalarıdır.

Onlardan beklenen, evrensel hukuku savunan birer bariyer olmaları değil, alınan tartışmalı kararların altına “hukukçu” sıfatıyla imza atarak, siyasi faturayı meşrulaştırmalarıdır.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Hukuk Politikaları Kurulu’ndaki Başkanvekili Mehmet Uçum’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yolunu açıcı beyanları bunlardandır.

Mehmet Uçum’a göre, “Türkiye’nin bir kez daha Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ihtiyacı vardır.”

Ancak Anayasaya göre Erdoğan’ın bir kere daha aday olması ancak TBMM kararıyla seçimin erken yapılmasıyla mümkün olabiliyor.

Uçum, “normal seçim günü olan 7 Mayıs 2028‘den önce uygun bir zamanda (mesela 16 Nisan 2028’de) TBMM seçimlerin yenilenmesi kararı alması halinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan son kez aday olma hakkına sahip olur” diyerek bu görevini yaptı. Seçimin 3 hafta öncesine alınmasıyla Erdoğan’a adaylık yolunun açılacağını savunmak eskilerin tabiriyle bir “hile-i şer’iyye” olsa gerek.

Hile-i şer’iyye”, şekil olarak dinî ve hukuki kurallara uygun gibi görünen işlemler aracılığıyla, aslında yasaklanmış olan bir sonuca ulaşmak veya zorunlu bir yükümlülükten kurtulmak için başvurulan yöntemdir.

İktidarın atadığı hukukçularda beklediği bu gibi “hile-i şer’iyye” yöntemleri uydurmalarıdır.

****

Mehmet Y. Yılmaz’a göre, Mehmet Uçum ne kadar haklı değil.

Türkiye “Uluslararası Yolsuzluk Endeksinde’ (182 ülke arasında124. sırada) ve ‘Hukukun Üstünlüğü’ endeksinde (143 ülke arasında 118. sırada) çok gerilerde. ‘Enflasyon liginde ilk 5’te.

Bunlar ve diğer verilere bakınca, “Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğinden bu yana iyiye giden hiçbir gösterge yok. Onun için Türkiye’nin Erdoğan’a bir dönem daha ihtiyacı hiç yok.”

**********************************

Hukukçular Hukuksuzluklara Neden İtiraz Etmez?

İktidarlar, evrensel anlamda “Hukukun Üstünlüğü”nü (Rule of Law) değil, siyasi hedeflerine ulaşmak için “Hukuk Yoluyla Yönetmeyi” (Rule by Law) tercih eder.

İktidarın atadığı hukukçu siyasetçi ve bürokratlar vicdanı ve mesleki formasyonu ile siyasi talimatlar arasına sıkıştığında neden itiraz etmez?

Bu tavrı açıklayan birkaç başlık aklıma geliyor:

Atanmış hukukçular genellikle (istisnaları vardır) “homo economicus” yani “ekonomik insan” gibi davranır. Karar verirken meslek ilkelerinden, duygularından, önyargılarından veya alışkanlıklarından etkilenmeden yalnızca kendi maddi ve kişisel kazancını en üst düzeye çıkarmaya odaklanır.

Sisteme itiraz etmenin bedeli ağırdır; makamdan olmak, siyasi ve ekonomik gücü kaybetmek, hatta “hain” ilan edilerek dışlanmak. Buna karşılık, uyum sağlamanın getirisi statü, güç ve refahtır. Birey, bu ikilemde “gemisini kurtaran kaptan” olmayı tercih eder.

Bir kısmı “diyet borcu” hissi ile davranır. Siyasette ve bürokraside bu tür sadakat duygusunun tarihi örneklerine rastlamak mümkündür. Millî Mücadelede Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından Rauf Orbay’ın saltanatın ve halifeliğin kaldırılmasına “benim babam padişahın ekmeğiyle yetişmiştir, o ekmek benim de kanımdadır. Bu yüzden hanedana ihanet edemem” sözüyle itiraz etmesi bu hissin eseridir.

Vekilliği veya bürokratik koltuğu liyakatine değil, liderin lütfuna borçlu olan kişinin, o lütfu verene karşı hukuku savunması eşyanın tabiatına aykırıdır.

Diğer bir kısmı “Ben yapmasam başkası yapacak” tesellisi ile sorumluluğu dağıtmanın yolunu bulur. Mesleki doğrularını bastırarak grubun ortak kararına biat eder.

**********************************

Yapısal Reformlar

Cübbesini ilikleyen hukukçuları kınamak kolaydır, zor olan bu sistemi değiştirecek yapısal adımları atmaktır. Hukuku siyasetin vesayetinden kurtarmak adımlarının atılması için önce niyet gereklidir.

Sonra Siyasal Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, HSK Kanununda değişiklikler yapılması gerekecek. Yapılacak düzenlemelerin “demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü” ilkeleri üzerine inşa edilen Venedik Komisyonu standartlarıyla uyumlu olması önemli olacak.

Ne yazık ki, bunların yapılabilmesi için siyasi parti liderlerinin iradesi şarttır. Fakat iktidarı ve muhalefetiyle bütün siyasi parti genel başkanları mevcut sistemin kendilerine verdiği yetkilerden mutludur. Bu yüzden sistemi değiştirmek yakın zamanda mümkün görünmüyor.

Sistem değişmese de iktidarın şu temel ilkeleri unutmaması dileğimizdir:

Hukuk, siyaseti dizayn etme veya siyasi rövanş alma aracı değildir; siyasetin ve devletin sınırlarını çizen ana oyun kurucudur.

Makamlar, unvanlar ve iktidarlar geçicidir; “adalet bir gün herkese lazım olur.”

Adalet, susanların değil; makamını kaybetme pahasına cübbesini iliksiz tutabilenlerin omuzlarında yükselecektir.

Ruhittin sönmez
Ruhittin sönmez
Ruhittin Sönmez 1956 Bucak/ Burdur doğumludur. 1980’den itibaren Kocaeli’de yaşamaktadır. EĞİTİM: İlkokul, orta okul ve lise eğitimlerini Bucak’ta yaptı. 1973’te İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi - Kimya Yüksek Mühendisliğinden ve 1995 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldu. İŞ HAYATI: 1978-1980 Akyazı/Sakarya Yonca Süt Fabrikası İşletme ve Laboratuvar Şefi 1980-1995 Petkim A.Ş. Yarımca Kompleksi (İşletme Mühendisi, İşletme Şefi, Başmühendis.) 1995-2001 Satış Müdür Muavini 2001’de 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı Kauçuk Ürünleri Sanayii Özel İhtisas Komisyonu Başkanlığı yaptı. 2001-2004 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdür Yrd. 2004 - 01.02.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi Ticaret Müdürü. 01.02.2007 - 30.09.2007 Tüpraş Körfez Petrokimya ve Rafinerisi İnsan Kaynakları Müdürü. 01.01.2008 - 30.10.2008 Yantaş Yavuzlar Plastik A.Ş. Genel Müdür Yardımcısı. 03.03.2010’den itibaren Serbest Avukat 2018’den itibaren Arabulucu Sosyal Faaliyetler: Yaklaşık 16 yıl Türk Sanat Müziği korolarında korist olarak çalıştı. (İstanbul Üniversitesi Korosu, Kubbealtı Musiki Cemiyeti ve Tüpraş Türk Sanat Müziği Grubu) 250 Mühendis üyesi bulunan Petkim Mühendisler Derneği'nde 4 yıl başkanlık yaptı. Kocaeli Aydınlar Ocağı'nda Başkan Yardımcısı, Yönetim Kurulu Üyesi ve 7 yıl Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yaptı. 2001-2002 yıllarında Kocaeli TV' de "Geniş Açı" adlı siyasi, sosyal, kültürel tartışmaların yapıldığı programın yapımcılığı ve sunuculuğunu yaptı. Ocak 2023’ten itibaren aynı programı noktaTV’de devam ettirmektedir. Halen Kocaeli Gazetesinde haftada 2 gün köşe yazısı yayınlanmaktadır. Bu yazıların tamamı kocaeliaydinlarocagi.org.tr sitesinde yer almaktadır.

Seçtiklerimiz

spot_img