Dr. AYNUR GAZANFERKIZI Hazar Üniversitesi
Ali Şamil durmadan Türk halklarının kültürünü, edbiyatını, târihini ve bağımsızlık
savaşlarını genç nesle aktarıyor. O’nun ‘Uygur,
Gagauz, Kuzey Kafas Türklerinin Folkloru ve Edebiyatı’, ‘Colan Türkmenleri’, ‘Kırım Sevgisi’, ‘Türkçülüğün Kurbanları (Kazakistan)’ kitapları sözlerimizi doğrular
niteliktedir. Yazdığı kitaplar genelde tekyönlü değildir. Birden fazla amacı
kapsamaktadır. Meselâ: Türk Milleti hakkında okuduğumuz kitaplar bize sâdece
Nogay veya Kumuklar hakkında bilgi vermekle kalmıyor, bir şekilde umûmî Türk
kültürü, târihi hakkında bilgi edinmiş oluyoruz. Bu da bâzen kitabın gençlik
üzerindeki pozitif etkisini tahmin etmemize yardımcı olabiliyor.
Yazarın bu tarz kitaplarından
biri de ‘Kaşkaylar ve Onların Folkloru’
isimli kitabıdır. Azerbaycan Millî
Bilimler Akademisi Folklor Enstitüsü Bilim Kurulunca ‘İlim ve Tahsil’ Yayınevi’ tarafından 2020 yılında yayınlanmış kitaba;
Kaşkaylar hakkında ilk izlenimler, Kaşkay aydınları, Şiraz şehri, Kaşkay börkü,
târihi, kültürü hakkında çokca makaleler dâhil edilmiştir.
Kitapta ilk dikkat çeken daha
ilk sayfada Kaşkayların istiklal marşına dönüşmüş Ersalan Mirzayi’nin ‘Bir Türkek bir Gaşgyayiyek’ şiirinin
olması… Şiirin daha ilk satırlarından Kaşkayların dil bakımından bize ne
kadar yakın olduğunu anlamaktayız. Bize bu kadar yakın dilde ve coğrafyada
yaşayan Türkler hakkında niçin bu kadar az bilgi sâhibiyiz ki? Sorunun cevabını
yazar sonraki sayfalarda vermektedir. Kaşkayların kültürü, siyâsî târihi,
günlük yaşama şekilleri, inançları, masal ve bilmeceleri hakkında bilgi vererek,
neden gözlerden uzak tutulduğunu da açıklamakta. Aslında Kaşkaylar târihe çok
önemli şahsiyetler bahşetmiş ve fakat onların millî kimliği pek ilgi
çekmemiştir. Ali Şamil’in kitabı bu bakımdan da çok önemlidir.
Kitabın editörü bütün hayatını
Azerbaycan ve Türklük ideolojisine adamış, devlet yıkıp devlet kurmuş takımın
ideologu Ârif Rahimoğludur. Ârif Hoca Türkler hakkında oldukça geniş ve derin
bilgi sâhibidir. Türk psikolojisini, târihini, kültürünü tam mânâsıyla
benimsemiş bir ilim adamının, bir politikacınının editörlük yapması kitabın
ilmî değerini önemli ölçüde artırmıştır. Projeye sâhiplik edenin de Prof. Dr.
Muhtar Kâzımoğlu olması tesâdüf değildir. Zira Muhtar Hoca da folklor ilmine
değerli eserler vermiş, teorik ve uygulama yönünden bir çok araştırmalara
önayak olacak eserler yazmıştır.
Böyle bir şahsın proje rehberi olması da
eserin ilmî değerini üç katına çıkarmıştır. Fakat kitapta danışmanların Kaşkay
Türklerinden olması, yazarın bilgileri nasıl bir hassasiyet ve titizlikle
hazırladığını ortaya koymaktadır Zira, kitabın daha ilk sayfalarında yazarın kâh
Kaşkayların yazım kurallarına, kâh davranış biçimlerine dikkat çekmesi Kaşkaylar
hakkında yeterince bilgi sâhibi olduğunu göstermektedir. Meselâ kitabın 10.
sayfasında şöyle yazıyor: ‘Kelimenin
başında önünde h kullanılması, o sesinin u sesine, ö sesinin e sesine, ü sesinin
i sesine, ı sesinin i sesine, ikinci ve sonuncu hecelerde i sesinin e sesine
dönüşmesi, şimdiki zaman ekinin …yor
şeklinde olması, bulmak ve etmek gibi fiilerin aktifliği İran Türkleri
içerisinde en fazla Kaşkaylarda ve Halaç Türklerinde yaygındır’. Buradan
açıkca görülmektedir ki, yazar Kaşkayların orfografik ve orfoepik kurallarına
hâkimdir.
Kitabın devamında Ali Şamil’in
Kaşkay Türkleri hakkında ilk bilgiyi, daha 1970’li yıllarda kütüphâne çalışanı
Muhammedali Müseddig’den aldığını belirtmesi O’nun Kaşkaylara olan ilgisinin daha
genç yaşlarında başladığını ortaya koymaktadır. Ali Şamil oldukça samîmi bir
şekilde Sovyet dönemi zamanı İran’la sınırların açılması haberinin boşa
çıkmasından duyduğu perişanlığı, daha sonra sınırların açılmasını anlatması
yazarın içindeki hasretin ne kadar ağır geldiğini göstermektedir.
Yazar kitabında Sovyet
döneminin sonlarına doğru Güney ile sınırlarımızın açılmasını teferruatı ile
anlatırken her iki taraf insanlarının kışın soğuğunda Aras nehrini geçerek öteki
tarafta bir hafta parasız, yersiz yurtsuz nasıl yaşadığına Sovyet memurlarının
şaşırmış olması, Onların bizi hiç tanımadıklarını belirtir. Nitekim Ali Şamil
de bu olaya dikkati çekmştir. Yine kitapdan anlıyoruz ki, sınırlar açıldığı
zaman Güney’e ilk gidenlerden biri de tabi ki, Ali Hoca olmuştur ve daha ilk
gidişinde sâdece oradaki Azerbaycan Türkleri ile değil, Kaşkaylar ile de sıcak
temas hâlinde olmuş, onlarla arkadaşlık kurmuş ve hatta Kaşkaylı Muhammedali’yi
Bakü’ye getirebilmiştir. Ali Hoca’nın Pervin Behmeni ile görüşmesi, konuşması,
oradaki âşıkların mezarlıkta fâtiha okuyan değil de profesyonelce kendi
işlerini yapmaları için önayak olmasından anlıyoruz ki, yazar sâdece sıkı
arkadaşlıklar kurmakla kalmamış, hem de millî kültürel etki etmeyi de başarmış.
biz bunu Ali Şamil örneğinde görmekteyiz.
Kitabın devamında Ali Hoca Kaşkayların
Şiraz şehri hakkında geniş bilgi vermekle kalmamış, giyim kuşam, şehrin
girişleri ve târihî kültürel mirâsı hakkında da okucuyu bilgilendirmiştir.
Okucusu yazarının gittiği şehir hakkında nasıl derinlemesine bilgi sâhibi
olabilir, bir şehri ziyâret ederken aslında neleri dikkatte tutmak lâzım,
bunları öğretmektedir. Yazdığı her satır, her söz Kaşkayları daha fazla nasıl
tanıtabilirim, sevdirebilirim düşüncesi ve hassasiyeti üzerine hesaplanmış gibidir.
Söylediğimize örnek olarak kitabın 32. Sayfasında Kaşkay hanlarının sarayının
tasvirini gösterebiliriz.
Ali Şamil bölge ve bölgedeki
günümüz aydınları hakkında da bilgi verdikten sonra târihte ün salmış Kaşkaylar
hakkında bilgi vermeyi de ihmal etmiyor.
Kitabın tam yarısı, Kaşkay halk bilimi
metinlerine tahsis edilmiştir. Folklor uzmanı yazar gezi için çıktığı seyahatlerinde folklor
metinlerini de toplamayı ihmal etmemiş ve Türk halkiyat ilmine olan hayranlığını
ortaya koymuştur.
Folklor metinlerine göz atarken aslında
aramızdaki yakınlığı, dilimizdeki müthiş benzerliği, anlaşılırlığı gördükçe neden
acaba Kaşkaylar hakkında bunları bilmiyorduk diye düşünmeden edemiyoruz. Sanki
görünmez bir el bizden bir parçayı alıp koparmış ve çok uzaklara atmış gibi.
Oysaki, Kaşkaylar tam yanıbaşımızda, otobüs yolculuğu ile bir kaç saatlik mesâfededir.
Ali Hoca’nın dili, üslûbu zâten çok akıcı
revandır. Fakat Kaşkay metinlerini okudukça aynı tatlı, revan akıcılığın devam ettiğini
gördükçe bugüne kadar bize bukadar yakın, aynı milletten olduğumuz Kaşkayların hakkında
az bilgi sâhibi olmaktan ne kadar utandığımı anlatamam.
Kitap ister halkiyatçı, ister kültür
araştırmacısı, ister sosyolog, ister etnograf ve târihçiler için çok mükemmel
bir ana kaynaktır. Her başlıkta ayrıca bir konu işlenmiş her konu enine boyuna araştırılmıştır.
Okucusunu fazla yormadığı gibi, Kaşkayların târihi, en yakından en uzağa,
meşhur insanları, aydınları hakkında genişçe bilgi alınıyor. Okucu kendisini sanki
bizzat geziye çıkmış gibi hissediyor. Son olarak belirtelim ki, yazar eserinde
sâdece Kaşkaylarla alâkalı bilgi vermekle yetinmemiş, Kaşkaylar hakkında eser
veya yazı yazmış bir çok aydın ve onların araştırmaları hakkında da bilgi
vermiştir. Böylece Kaşkaylar hakkında araştırma yapmak isteyenlerin işini kolaylaştırmıştır.
Kitap için yazara sonsuz teşekkür eder,
okuyucu olarak bu tür kitapların devamının gelmesini dilerim.
aynurqezenferqizi@yahoo.com // (055) 651 36 33
264 sayfalık kitap,
Azerbaycan’dan temin edilebilmektedir.
|
Dr. ALİ ŞÂMİL:
1948 yılında Göyçé İlçesi’nin İnékdağ (şimdiki
Ermenistan Cumhuriyetine bağlı Vardenis rayonunun Teretuk) köyünde doğdu.
1973’de Bakü’de Azerbaycan Devlet
Üniversitesi’nin Gazetecilik Fakültesi’nden mezun oldu. 1973-1993’de Nahçıvan
Özerk Cumhuriyetindeki ‘Şark Kapısı’,
1990-1993’de Azerbaycan Halk Cephesi’nin ‘Azadlık’ gazetelerinde çalıştı.
1993-2004’de Azerbaycan Millî Ansiklopedisi’nde ‘Türk halklarının Meşhur İnsanları’ Ansiklopedi gurubunun
başkanlığını, 1996-2007 yıllarında Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor
Enstitüsünde ‘Türk Halklarının Folkloru’
bölümünde ilmî araştırmalar yaptı. 2007 yılından bu yana,
Azerbaycan Millî İlimler Akademisi Folklor Enstitüsü Milletlerarası İlişkiler
Bölümü Başkanı olarak görev yapmaktadır.
Ali Şâmil’in yayınlanmış 10 kitabı, 150’ye yakın ilmî incelemesi, 500’den çok
makalesi vardır. 10 ülkede düzenlenen 35 Milletlerarası Sempozyuma, 16 Millî
Sempozyuma katılmış, bildiri sunmuştur.
Kitaplarından bâzıları:
1- Kuzey Kıbrıs: (2001), Azerbaycan Millî
Ansiklopedisi Neşriyatı, Bakü. 2- Burulğandan (*) Çıkmak Mümkün
müdür?: (2001), Azerbaycan Millî Ansiklopedisi Neşriyatı, Bakü. 3-
Dastanlaşmış Ömürler: (2000), Seda Neşriyat, Bakü. 4- Âşık İsgender Ağbabalı:
(2006), Seda Neşriyat, Bakü. 5- Uygur, Gagauz, Küzey Kafkas Türklerinin Edebiyatı
Tarihi: (2008) Seda Neşriyat, Bakü.
(*) Burulğan: girdap, su çevrintisi, hortum, rüzgâr çevrintisi, anafor.
Ali Şâmil hakkında daha fazla bilgi edinmek
isteyenler aşağıda adresi verilen internet sitesine başvurabilirler:
http://ali-shamil.tr.gg/Ana-s%26%23601%3Bhif%26%23601%3B.htm
|
KUŞBAKIŞI
OSMANLI İMPARATORLUĞU VE AVRUPA
Osmanlı Devleti resmî kayıtlarında devlet için ‘imparatorluk’, pâdişahlar için ‘imparator’
kelimesini kullanmamıştır. Buna rağmen batılı yazarların hemen hepsi, Türk
yazarlardan da hassasiyet zaafına uğrayanlar, ‘Osmanlı İmparatorluğu’ isimlendirmesini kullanmaktan çekinmemişlerdir.
Bu alışkanlık ister istemez kendilerini, yapmacık sevgi gösterisi etiketli ‘Fatma’ya ‘Fatoş’, ‘Emine’ye ‘Emoş’ diye hitap etmenin basitliğinden
kurtaramayanları hatırladıyor.
Fransız yazar Jean-François
Solnon, 15,5 X 23 santim ölçülerindeki 700 sayfalık eseri için tercih ettiği
ismi, uzun yıllar Fransa’da yaşadığı için olmalı, eseri Türkçeye tercüme eden, Ali
Berktay değiştirmek lüzumunu hissetmemiş.
Osmanlı ile Avrupa devletleri arasındaki altı yüz yıllık ilişkilerin
târihi düşünüldüğünde, akla önce savaşlar, fetihler, toprak kayıpları, kısacası
bitmez tükenmez bir çatışma ve bunun yarattığı ruh halleri gelir.
Solnon, eserinde söz konusu ruh halleri ile birlikte, kültür
ilişkilerine de yer veriyor. Bu iç içe
geçişin, ‘çatışma ve karşılıklı
hayranlığın’ zengin târihini ele alıyor.
TÜRKİYE İŞ BANKASI
KÜLTÜR YAYINLARI:
İstiklal Caddesi Meşelik Sokağı Nu: 2 Kat: 4
Beyoğlu, İstanbul. Telefon: 0.212 252 39 91
Belgegeçer:
0.212-243 56 00 bilgi@iskultur.com.tr İnternet: www.iskultur.com.tr
İTTİHAT
VE TERAKKİ
Nasıl Doğdu,
Nasıl Yaşadı, Nasıl Öldü?
İttihat ve Terakki
Partisi, 21 Mayıs 1889 târihinde, Sultan İkinci Abdülhâmid Han’ın tahttan
indirilmesinin, Osmanlı Devleti’nin kurtuluşu için tek yol olduğunu düşünenler
tarafından, İttihad-ı Osmânî adıyla gizli bir dernek olarak kuruldu. Derneğin
kurucuları; İshak Sükûti, İbrahim Temo, Abdullah Cevdet, Çerkez Mehmed Reşid
adındaki dört talebe ile ve sonradan onlara katılan Hüseyinzade Ali Bey,
Konyalı Hikmet Emin Bey, Cevdet Osman, Kerim Sebatî, Mekkeli Sabri Bey,
Selanikli Nâzım Bey, Şerâfettin Mağmumi, Giritli Şefik idi.
Daha sonra İttihat
ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan teşkilât, aynı devirde kurulmuş irili
ufaklı diğer pek dernekle birleşerek Osmanlı coğrafyasının en güçlü teşkilatı
hâline geldi. Cemiyet çalışmalarını 1894’ten sonra yurt dışında yürüttü. 23
Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilân edilince Türkiye’de teşkilatlandı ve kısa
zamanda hükümetin üzerinde bir konuma sâhip oldu. Parti hâline geldi, Osmanlı
Devleti’nin yönetimine hâkim oldu, Devleti Birinci Dünya Savaşı’na soktu. Savaş
kaybedilince yöneticileri yurt dışına kaçtı.
Yakın târihimizin en
mühim, en canlı, aynı zamanda da en fecî devri, hiç şüphesiz İttihat ve Terakki
devridir. O dönemi yaşayanlar bile İttihat ve Terakki hakkındaki hakîkatleri
tam mânasıyla bilmiyorlardı. Sonraki yıllarda hakkında yazılanların bir
bölümünde yanıltıcı bilgiler vardır.
Târihî romanlarıyla
tanınan araştırmacı gazeteci yazar Ziya Şâkir (1882-1959), 14 X 23 santim ölçülerindeki 3 ciltlik, 2272
sayfalık eserinde, İttihat ve Terakki Partisi’ni bütün detaylarıyla anlatıyor.
AKIL FİKİR YAYINLARI
Alemdar Mahallesi, Alayköşkü Caddesi, Küçük Sokak
Nu: 6/3 Cağaloğlu, Fatih, İstanbul
Telefon: 0.212-514 77 77 e-posta: bilgi@akilfikiryayinlari.com www.akilfikiryayinlari.com
GÖNÜL HANIM
Müftüoğlu Ahmet Hikmet Bey’in ‘Gönül Hanım’ isimli eseri,
Türk edebiyatında Türklerin ana yurdu olan bölgeyi ve Orhun Âbidelerini ilk defa
ele alan tezli bir romandır. Bu sebeple edebiyat târihimizde ayrı bir yere ve
öneme sâhiptir. Millî Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Cumhuriyet
târihimiz boyunca çeşitli adlar altında Türk ve dünya klasiklerini milletimizin
istifâdesine sunmuşlardı. Bu eserler arasında ‘Gönül Hanım’ da vardı.
Gönül Hanım isimli
roman, yazarın hikâyelerini topladığı ‘Çağlayanlar’ı
tamamlayan bir eserdir.
Müftüoğlu Ahmet Hikmet
Bey’in bu eserini okuyanlar 1800 yıl öncesindeki Türk dünyasına yolculuk edecek,
atalarımızın yaşadığı bölgeler hakkında bilgi edineceklerdir.
Müftüoğlu bu
eseriyle bunalımlar içindeki Türk milletine bunalımdan çıkış yolu olarak Türk
ve İslâm köklerinden kopmadan, eğitime önem vererek medenî milletler içinde
yükselmeyi tavsiye etmektedir.
Orhun Âbideleri: ’Türk’ adının, geçtiği ilk Türkçe
metindir. Aynı zamanda ilk Türk târihidir. Türk devlet adamlarının millete
hesap vermesi, milletle hesaplaşması… Devlet ve milletin karşılıklı
vazifeleri dile getirilmektedir.
Türk nizâmının, Türk
töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası olan Orhun
Âbidelerine Türk gençlerinin ilk seyahatini okurken onlarla birlikte yorulacak,
sevinecek ve bir yandan da Birinci Dünya Savaşı sonundaki kayıplarımızın
acısını yaşayacaktır. Her şeye rağmen devam eden hayatta, Tolun Bey ve Gönül
Hanım’ın mutluluğuna da ortak olacaklar.
Eserde; her derdin
çâresine giden yolun eğitimden geçtiğine dair ikâz, tekrar tekrar
hatırlatılmaktadır.
Kur’an, asırları muhtelif çeşitli bütün Enbiya’nın /
Nebîlerin, yani kendilerine kitap verilmeyip, önceki Resullerin kitaplı Peygamberlerin
kitaplarıyla amel eden, onları uygulayan Nebilerin tatbik etmiş / uygulamış
oldukları kitapları, zımnen / dolaylı ve öz olarak içinde barındırır.
Uyguladıkları inançları manen ifade eder. Onlara yer verir. Tatbikten düşmüş,
teferruat ve ayrıntılarını bir kenara bırakarak ruhunu ruhuna derceder, onları
yaşatır.
Şüphesiz önceki
Resullere vahyedilen / indirilen Tevrat, İncil, Zebur ve Suhufların; zamanın
geçmesiyle değişmeyen mânâ ve anlamlarını ihtiva eder / içerir. Böylece Kur’an
okuyan biri; aynı zamanda diğer kutsal kitaplarda olup da zamanla eskimeyen
taraflarını, Kur’an’da mânen bulmuş ve görmüş olur. Zaten Hz. Adem’den Hz.
Muhammed’e kadar, tüm Resul ve Nebilerin yerleştirmeye çalıştıkları inanç
temelleri dört maddede toplanabilir:
1. Tevhid / Allahın birliği,
2. Nübüvvet /
Peygamber gönderiliş zarureti. Çünkü “Nübüvvet beşerde zaruridir.” Zira Allah,
Peygamber göndermedikçe insanı sorumlu tutmaz. Dinimiz akıl dinidir ama, o akıl
akıl olacak. Aklım var diyerek, bilmediği konuda fikir yürütmeğe kalkışılamaz.
Meselâ göz büyük bir nimet. Fakat ışık olmayınca bir şeye yaramadığı gibi, akıl
da göz gibi büyük bir nimet. Onun da vahiy denen ışığa ihtiyacı var. Vahiy
ışığından mahrum ve yoksun olan bir akıl da bakar ama görmez. Duyar ama
işitmez. Bilir ama anlamaz. İşte bu bakımdan Peygamberlere vahiyle bildirilen
her türlü yol göstermeler; akılların görmelerini sağlayan ışıklar hükmünde.
İşte bu yüzden, Nübüvvet / Peygamberlik; insanlar için hayatî bir ihtiyaç,
vazgeçilmez bir gereksinim. İnsan için olmazsa olmaz bir husus.
3. Haşir, yani
Ba’sü ba’de’l-mevt. / Öldükten sonra hesap kitap için diriliş ve ebedî / sonsuz
âleme adım atış.
4. Adaletin tesisi
ve ibadetle insanın vazifeli oluş keyfiyeti.
Kur’an, meşrepleri
/ âdet, meslek, metod ve yolları farklı, değişik bütün Evliya / Velilerin, yani
Allah’ın üstün ahlâk sahibi olarak yarattığı kimselerin yazdıkları kitapların,
anlatmak istedikleri Hak yollarını da öz olarak içinde bulundurur.
Yine Kur’an,
meslekleri / gidişatları / tuttukları yol farklı ve başka başka olan, bütün
Asfiya / ilim ve takvasıyla Hz. Peygamber’in gerçek vârisleri olan bütün büyük
zâtların eserlerine; icmalen / kısaca ve özetle içinde yer verir.
Kur’an’ın cihat-ı
sittesi / altı yönü de parlak. Asılsız evham / vehimler ve asılsız şübehat /
şüpheler zulümatından / karanlıklarından uzak. Musaffadır. / Onları kendine
bulaştırmadan ve bünyesinde onlara yer vermeden saflığını muhafaza etmiş ve
korumuştur. Yüzyılların tortu ve geçersiz, çağ dışı her türlü akla mantığa
aykırılıklardan, kendini süzmesini bilmiştir.
Çünkü Kur’an’ın
istinadı / dayanak noktası şüphesiz / kesin olarak bildiğimiz gibi vahy-i
semavîdir. Allah tarafından gönderilen emirler mecmuası ve yaptırımlar
toplamıdır. Ezelî olan Allahın ezelî / zamanla mukayyet / kayıtlı olmayan
kelâmı / sözüdür.
Kur’an’ın hedefi
ve gayesi ise, gözümüzle açık ve seçik olarak gördüğümüz gibi, insanı saadet-i
ebediyeye / sonsuz saadet ve mutluluğa ulaştırmaktır.
Kur’an’ın içi,
bilbedahe / apaçık olarak göreceğimiz gibi, halis / hilesiz, saf ve temiz
hidayetten başka bir şey değildir. Yani mahza / sırf doğru ve Hak yolu gösteren
emir ve nehiylerle / yapılmasını isteyip istemediği emirlerle doludur.
Yine Kur’an,
bizzarure / kesinlikle, envar-ı iman / iman nur ve ışıklarını saçan İlahî bir
kaynak.
Kalblere; sönmeyen
ve söndürülemeyen, Kıyamete kadar devam edip sürecek olan iman ve inanç şırınga
eden ve edecek olan manevî bir aktarıcı.
Kur’an, bir şeyi
ilimle ve bazı işaretleriyle öğrenerek, hakikati kesin bir tarzda bilmek demek
olan biilmelyakîn delil ve bürhanlarla, imanları koruma altına almış mukaddes /
kutsal son İlahî kitap ve biz ahir zaman insanlarına ilmî / bilimsel, manevî
bir korunak ve sığınaktır.
Kur’an, tecrübe /
deney ile sabittir ki, teslim-i kalp ve vicdan / kalp ve vicdan ile kabul
edeceğimiz, yaratılışımızın gereği olarak, içimizden bize seslenen,
vicdanlarımızın o saf ve temiz seslenişine kulak vererek, şek ve şüphesiz,
sözlerini canı gönülden kabul edeceğimiz, İlahî sönmez bir nur ve ışık
kaynağıdır.
Rabbimizden bize,
iki saadet / dünya ve ahiret aydınlığını kazandıracak bir hakikat yumağı olup,
gerçeğin ta kendisidir.
Hakkın kullarına
en büyük muştu ve müjdeler sunan bir Hak ve Hakikat kitabı.
Kur’an, aynı
zamanda teshir-i akıldır. Aklımızı etkiler. Bu suretle seve seve emrine itaat
ettirir. Gönüllü olarak bizi bizden alır. Fakat bunu akla yer vererek yapar.
Çünkü aklı olmıyanın dine ihtiyacı yok. Dinden mes’ul ve sorumlu değil. Çünkü
Kur’an akla kapı açar, ihtiyarı / isteği / iradeyi ele verir. Zaten “La ikrahe
fi’d-dîn.” / “Dinde zorlama yok.” Teblîğ var icbar / baskı yapmak yok. Tebliğle
mükellefiz. Kabul ettirmekle değil. Çünkü dinin insana değil, insanın dine
ihtiyacı var.
Kur’an, ayrıca
bizden iz’an / anlayış ve kavrayış sahibi olmamızı da ister. Zaten Kur’an’ın
anlayış ve kavrayışa zıt ve aykırı hiçbir yönü yok. Zira Kur’an mücerret /
soyut olup, akla aykırılıktan uzaktır. Fakat o akıl, akıl olmak şartiyle. Yani
ilgili konuyu hakkıyla bilen bir akıl olması lâzım.
Kur’an’ın meyvesi
ise, doğruluğunda asla şüphe olmayan, hâli yaşar gibi ve kesin şekilde
bilircesine, yani bihakkalyakîn Rahmet-i Rahmân’ın / Rahman olan Allahın
rahmetini kazanmak, dar-ı cinana / cennet yurtlarına kavuşmaktır.
Kur’an’ın makamı,
değer ve seviyesi ve revacı / ilgi çekmesi ise, bilhads-i sadık / doğru bir
sezgi / tam bir biliş ile, makbul-i melek / meleklerin kabul edip beğendiği bir
kitap. İns / insanlar, Can / Cinler için indirilmiş bir kitab-ı semavî /
Allahın gönderdiği çok yönlü bir mesajdır vesselâm.