Sorulara Cevaplar 1 ve 2
14 X 21,5
santim ölçülerinde, birincisi 320, ikincisi 312 sayfalık dolgun muhtevalı,
fikir hâmulesi yüksek eserde; 21 kişiyle ve 4 adet dergi temsilcisiyle yapılan
25 adet röportaj bulunuyor.
Bir soruya
verdiği cevapta Prof. Tural’ın şahsiyeti hakkında bilgi edinmek mümkün: O, kendisini
Devletine, milletine, mensubu olduğu ilim dalına borçlu olduğunun şuurundadır.
Emperyalizme karşıdır. Özetle: vatanseverdir, milliyetçidir. 1919’da Türk
milletinin 5 büyük ‘yok’ ile karşı karşıya olduğunu belirtiyor: 1-Bağımsızlık,
2-Birlik ve dirlik, 3-Millî ordu, 4-Millî ekonomi, 5-Millî özgüven. Bunlara;
dost, yetişmiş eleman, millî güvenlik, üretim imkânları da eklenebilir.
Kendisini bu yoklukları gidermekle de yükümlü tutuyor. O, örnek bir
idealisttir. Kitap okuma ve toplama çılgınıdır. Bir o kadar da eser verme
muhterisi. ‘Devletimizin, milletimizin
neye ihtiyacı var? Sorusuna verilecek cevabın ipuçları böylece
kendiliğinden ortaya çıkıyor: “Sâdık
Kemal Tural’lara…”
Kendisini
yetiştirmekle yetinmemiş, ‘Tural Hoca’ olarak, kendisi gibi insanlar
yetiştirmek için gecesini gündüzüne, tâbir yerinde ise dişini tırnağına takmış,
Bilge Kağan (683-734) gibi: ‘Gündüz
oturmadım, gece uyumadım’ demeye hak kazanmıştır.
Sol kültür
zemininde lâf üreten, prof ünvanlı bir gazete yazarının sorusuna verdiği cevap
ibretliktir: ‘Hiç kimsenin zorla kimlik
sâhibi yapılması kabul edilemez!’ Cümlenin devamı için menifesto, bildirge,
bildiri, beyannâme, deklarasyon kelimeleri kullanılabilir. Diğer röportajların
bâzı sorularına verdiği cevaplarda da soruyu sorana, münasip bir lisanla
verilen dersler gözden kaçmıyor. Bu derslerden bir diğeri ‘ataların ruhu’ ifâdesinden rahatsız olduğu hissedilen tarihçiye
verilmiştir. ‘Aydın olmanın şartları’nı
açıklarken söyledikleri de çok önemli. Soruyu sorana; ‘aynı soru şöyle de sorulabilirdi…’ diye başlayıp devam eden
cümleler de… Türkiye’deki siyâyet anlayışı ile alakalı görüşleri, ‘hoca’nın sâdece dershânede değil, her
yerde ‘hocalık’ yapma hakkına sâhip
olduğunu ilân ediyor. Özetle Tural Hoca, Türk olduğu bilinen Sümerlere ait bir
atasözünü kendisine prensip edinmiştir; ‘Bilmiyorsan
öğren, biliyorsan öğret!’
Sorulara
Cevaplar isimli eserin 2. cildinden, vecize gibi bir cevap: ‘Kişi için büyüklük olmaz; o kibir olur.
Çirkindir, ayıptır.’ Hocanın sözleri, bir an için yanıp sönen fotoğraf
makinası flaşı gibi anlık değil, devamlı yanan cinsinden.
Bu kabil sözlere tadımlık birkaç
numune:
‘Yenilik satmak için kapımızı çalan herkesi evimize buyur edemeyiz.’
‘Her
münkirin kendine göre bir gerekçesi vardır.’
‘Vahiyle ilham arasında hiçbir bağ yoktur.’
‘En tehlikeli şey, dilin ve dinin
ideolojileştirilmesidir. Dilin ve dinin ideolojileştiği yerde bütünlük
bozulur.’ ‘Dilin
hem zenginliğinin yeterince öğrenilmesi, hem de etkili biçimde kullanılması
için; gayret, dikkat ve ihtimam gösterilmesi gereklidir.’
Gazeteciliğin
en etkili, en faydalı kısmı, röportajdır. Hem soru soranı hem de cevapları
okuyanı bilgilendirir. Sorulara Cevaplar,
hem gazeteciler hem de her konuda bilgi sâhibi olmak isteyenler için ideal
kaynaktır. Bu vazifesini mükemmel yapabilmiştir ki, her iki cilt de 5’er baskı
yapmıştır. Tanıtımı yeterli ölçüde yapıldığında, baskı sayısının çift rakamlı
sayılara ulaşması muhakkaktır.
ANKARA
KÜLTÜR SANAT YAYINLARI:
Mustafa
Kemal Mahallesi, Dumlupınar Bulvarı A Blok 266, A 82 Tepe Prime. Çankaya
Ankara.
Telefon: 0.312-970 19 93 www.ankarayayin.com
BİLGELERİN YOLUNDA
2018 yılında
5. baskısı yapılan eser, 14,5 X 23 santim ölçülerinde, 336 sayfadır.
İçindekiler
sayfasında sıralanan konu başlıkları şöyledir:
-Bilgi ve Bilgelik Üzerine Bir
Sohbet
-Sevmek Nedir? Sağlıklı Sevme ve
Sevilmeler Üzerine
-Toplumu Germenin ve Ayrıştırmanın Bedeli Ağırdır
-Güven ve Güven (me)mek
-İstikrar Kavramı
Üzerine Bir Deneme
-Tedâvisi Gereken En Tehlikeli
Hastalık: Cehâlet
-Bayramlar veya Ortak Heyecanlar
-Benzeşerek Birleşmek, Bilinçle
Bütünleşmek
-Kavramlar Duygu ve
Düşüncenin,Terimler Bilimin Anahtarıdır
-Hukuk Kültür Oluşturucudur
-Düşünmek, Eleştirmek ve
Eleştirilmek Bir İhtiyaçtır
-Kültür, Sağlık Kavramları ve
Anarhan Hanım’ın Kitabı Üzerine
-Gerçek Hekimliğe Saygı
-Bilim, Sağlık ve Sağlık
Bilimlerinde Atatürk’ün Işığı
-Bir Övüncümüzü Daha Takdim
Ederken
-Sözün Gücü ve Yunus Emre’nin
Çığlığı
-Benlik Kavramı ve Yunus Emre’nin
Şiirinde Benlik
-Tasavvuf 21. Yüzyıl İnsanına Ne
Verebilir?
-Bir Kitabın Dünyâsı veya Bir Dünyânın Kitabı
Üzerine
Prof. Dr.
Sâdık Kemal Tural bu eserinde aşağıdaki soruların cevaplarını veriyor:
-İçinde
yaşadığı toplumdaki benzeşmelerin, bütünleşmelerin yetersizliğini gören,
anlayan insan ne yapmalı? Ait olduğu toplumdaki çözülmelerden, değerler
depreminden rahatsız olan kime gitmeli? Sağlıksız şehirlileşmenin doğurduğu
şehirdeki köylülüğün çirkinliğine, zevksizliğine razı olmayan; modernite ile züppeliği
eşit sanan sonradan görmelerin bayağılıklarından rahatsızlık duyan nereye
başvurmalı?
-Kur’ân’ın
açık uyarılarına, Hz. Peygamberin hadislerine rağmen, iman, ibâdet polisliğini,
mezhep, tarîkat, cemaat militanlığını benimseyenleri kimler uyarmalı?
-Kavramların
bulanıklığı yüzünden, adâletin, bilimin, siyâsetin, eğitimin, hattâ iman ve ibâdetin
asıl işlevlerinden uzaklaştığını anlayıp, beyni ve kalbi yanan insan kimlere
sığınmalı, ne yapmalı?
-İstikrarlı,
benzeşmesi ve bütünleşmesi yüksek toplumlarda, iyi, dürüst, ahlâklı
vatandaşlar, devletinin kurumlarına güvenen, saygı ve sevgi duyan insanlar ilgi
görür, örnek gösterilir. Gizli veya açık, hırsızlık, yolsuzluk, usulsüzlük,
iltimasçılık, yalancılık, iftiracılık yapanların ilgi gördüğünü; ‘o yapmıştır denilmesin’ savunmasıyla
korunduğunu; dine, örfe ve yasaya aykırı davranış sâhiplerinin, ayıp, günah
damgasını yemediğini, yasal ceza görmediğini işiten, seyreden insanlar hangi
tepkileri vermeli?
Bütün bu
soruların ve benzerlerinin cevabı herkesçe bilinmektedir. Ancak herkesin
bildiği cevaplar ile bilgelerin bildikleri arasında uygulanabilirlik açısından
büyük farklar vardır. Konumu eğlenceli tarzda ifade etmek için izninizle
bilinen bir fıkraya başvurmak isterim:
Fâreler genel
kurul toplantısı yapmış. Dilek ve temenniler maddesinde, Tekir kedilerden
korunma tedbirleri görüşülüyor. Onlarca kişinin her biri kendilerine göre en parlak
fikirleri ileri sürmüş. Bâzıları sessizce burun kıvırmış, bâzıları ‘Geç beyim geç’ diyerek itiraz etmiş. Hâzırun
arasındaki en genç, en acar fâre söz almış:
-Mahalledeki
bütün kedilerin boynuna minik birer çıngırak takalım, sesini duyunca kaçar
saklanırız.
Kendisi gibi
genç ve acar fârelerden üçü-beşi havaya zıplayıp, ‘yaşa, bravo’ diye destek verince salon alkıştan inlemiş. Dîvan
başkanı tam ‘Teklif kabul edilmiştir…’
diyecekken… grubun en yaşlısı, tecrübelisi… bu sebeple bilgesi söz istemiş: ‘İyi, hoş da… o çan mı çıngırak mı ne ise…
onları kedilerin boynuna kim takacak?’ Salonda bir sessizlik… Herkes sivri
kafada tombul zekâlı acar fâreyi aramış, görememiş
Bilgelerin
yolundan gidilirse, bilgelerin rehberliğinden faydalanılırsa bir problemle
karşılaşılmayacağı muhakkaktır. Kitaptan edinilen kanaat budur vesselam…
***
Eserin son iki bölümü, ‘Kişi Adları’ ve ‘Ana Kavramlar Dizini’ne tahsil edilmiştir.
Yukarıdaki iki kitap gibi Ankara
Kültür Sanat Yayınları adresinden temin edilebilir.
Edebiyat Bilimine Katkılar
14,5 x 20
santim ölçülerinde sert kapaklı cilt içerisinde 374 sayfa hacimli eserin 3.
Baskısı 2015 yılında okuyucuya sunulmuştur.
Prof. Dr.
Sâdık K. Tural, çok yönlü ve derinlikli bir ilim adamıdır. Dâima daha
mükemmelin daha şümullünün peşinde koşuyor. Devrimci değil, tekâmülcü. Batıcı
değil, yerlici ve millîci. Batıyı reddeden değil, batıyı aşma azminde bir ilim
adamı. Bunlar, Edebiyat İlmine Katkılar konusunu araştırma çalışmalarında
cevabı verilecek sorulardan anlaşılan husûsiyetidir:
1-Yönetimden
sorumlu en üst karar alıcılar ile üst bürokrasi, devlete ait kararları, bağımsız
bir şekilde verip, ülkedeki güvenlik ve adâleti işletip, her türlü düzeni
koruyabiliyorlar mı?
2-Devleti, halkı ve
vatanı korumayı târihî, meslekî bir vazifenin gerektirdiği iman sayan; komut
verme/her türlü yönetim hakkı kendisinde olan bir millî orduları var mı?
3-Toplumun târih
içinde devamlılığı adına programlanmış bir örgün eğitim-öğretim sistemi var mı?
Millî bir üniversite ve onun sosyal, kültür, iktisat ve teknoloji sâhalarında
bilgi üretimi var mı?
4-Markalaşan,
milletlerarası patantle öne çıkan ürünleri var mı?
5-Başta edebiyat
eserleri olmak üzere, yaygın eğitim yapan her türlü iletişim araçları ve
teknolojileri ile sunulanlar, yerli, millî değer ve davranışların yansıması içn
gerçek ve şeffaf bir ortam, özgüven duygusunu güçlendiren mânâlı bir maksat,
millî bütünlüğü destekleyen kendine has bir etkileme dünyâsı mıdır?
Bu soruları 40’a
çıkarmak mümkün ve hattâ gerekli. (s: 13, 14).
Edebiyat İlmine Katkılar isimli kitabın
şanssızlığı, bu yazının sonuna kalmış olması. Ayrıca ele alınması gerekir.
AKÇAĞ BASIM YAYIM PAZARLAMA ANONİM ŞİRKETİ:
Tuna Caddesi Nu: 8/1 Kızılay-Ankara. Telefon: 0.312-432 17 98
Belgegeçer: 0.312-432 28 52 www.akcag.com.tr e-posta: akcag@akcag.com
|
Prof. Dr. SADIK KEMAL 1946 Kadrosu üniversitede kalmak kaydıyla Hacettepe, Selçuk Üniversitesi, Gazi ve 1989’da Atatürk Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Bilim Kurulu Türkiye’de ve yurt dışında, yüzü aşkın Eserleri 16.650 kitap, 11.100 adet süreli Atatürk Yüksek Kurumu Başkanlığı
|
A KALEMLER DERGİSİ:
Cemil Meriç; ‘Kitap
fazla ciddi, gazete fazla sorumsuz. Dergi, hür tefekkürün kalesi, bir zekâlar
topluluğunun… Bir neslin vasiyetnâmesi. Daha doğrusu mesajı. Kapanan her dergi,
kaybedilen bir savaş, hezimet veya intihar’ diyordu. Kültür kalelerimiz
olan dergiler magazin bağımlıları tarafından fethedildi. Türk kültürü sâhipsiz
kaldı. Bu gidişi durdurmak isteyen idealistler üstelik taşrada iseler işleri
zor. Dergi sayfalarını vasiyetnâme olmaktan kurtarmak için destek vermek
gerekir.
İki ayda bir
yayınlanan A Kalemler Dergisi’nin
34. Sayısı, Temmuz Ağustos 2021 döneminde okuyucuya sunuldu. 4. Yılı yaşamakta
olan Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’nin bu sayısındaki makalelerin başlıkları ve
yazarları:
Tan mı? Kan mı? İbrahim Savar, Romantizmin
Öncüsü J. G. Herder Kan Irmağı: Beste Bekir. Yağmur Dili: Burhan Kale. Düştüm
Geceye: Yüksel Gazioğlu, Bin Yıldan Uzun Gecenin Bestesi: Selim
Tunçbilek. Pandora’nın Kutusu: Hilal
Kutlu. İki Gözüm: Kurtuluş Çelebi. Taşkın Üçlemeler: Hızır İrfan Önder. Melâl: Selçuk Şamil. Bilge Karasu’nun
Troya’da Ölüm Vardı Öykü Kitabında Deniz Teması: Kübra Gedik. Meramı Hüzün Olanın: Ayşe Algün. İnceden İnce: Neva Selçuk.
A
Kalemler Dergisi:
Gesi Cumhuriyet Mahallesi. Çarşı Sokağı Tunçbilek İş Merkezi Nu: 4/C Melikgazi,
Kayseri.
Yüce Yaratan, insanı yarattıklarının en
mükemmeli olarak vasıflandırmış olup hayatı, geçici ve esrârengiz bir oyun, hem
de; içinde seçme hürriyeti bulunan sonu belli bir bekleme süresi olarak tanzim
buyurmuş.
Yani; ‘Sen
insansın, insan gibi yaşa!’ denmiş bize!
Etrafına bak: Sevinçler bir dağ
bu hayatta, hüzünler derin kuyu.
Kalbini iman ahdiyle doldursan ve duânın,
yaşamanın gıdası olduğunu bilsen, sonrası kolay.
Yarını görmeyenlerin bu günü yaşamaya
mecâli kalmaz!.. Yarınlar, çakıl taşlarını cevhere çevirenlerin olacaktır.
Bütün sır burada!
Hasan
Basri Bilgin’in
telif ettiği eser 13,5 X 21 santim ölçülerinde ve 261 sayfadır.
MİHRÂBAD
YAYINLARI:
Prof. Dr. Kâzım İsmail Gürkan Caddesi Nu: 8
Cağaloğlu, İstanbul. Telefon: 0.212-514 28 28
Belgegeçer: 0.212-528 24 01
bilgi@mihrabadyayinlari.com www.mihrabadyayinları.com
TÜRKÇENİN
CENÂZE TÖRENİ: www.epazardanal.com
ÇAKIL
TAŞLARI
Dil devrimi, gerekçeleriyle uyumlu bir
hareket olarak başlamamış ve gelişmemiştir. Esâsen dilde devrim olmaz. Kendisi
kalarak tekâmülünü sağlamak gerekir. Dil devrimi ile köklü ve zengin Türkçe
tahrib edilmiş ve fakat yerine aynı güçte bir dil varlığının konulması mümkün
olmamıştır. Dil devrimini yapanların böyle bir hedeflerinin olduğu da
söylenemez. Birkaç cümle ile denilebilir ki, dil devrimi plânsız, esassız,
olumlu mânâda neticesiz bir harekettir. Bu devrimin sâhadaki yürütücüleri,
konunun gerçek sâhipleri değildir. İlim adamı haysiyeti ile hareket
edilmemiştir. Türkçe onların elinde
oyuncak olmuş, istedikleri gibi kesip biçmişlerdir. Bu yürütücü ekibin
dilimizle bu kadar vahşice oynayabilmelerini, bu dile borçlu olmamalarına,
hissen bağlılık hissetmemelerine yorumlanabilir.
Türkçe hassasiyeti ile yıllardan beri
feryat eden D. Mehmet Doğan’ın eseri
13,5 X 21 santim ölçülerinde, 324 sayfadır.
YAZAR YAYINLARI:
Müdafa Caddesi Nu: 10
Müdafa Apartmanı Kat: 7, Daire: 13 Kızılay, Ankara. Telefon: 0.212-417 34 72 Belgegeçer:
0.212-232 05 71 e-posta. yazar@yazaryayinlari.com // www.yazaryayinlari.com
KISA
KISA… KISA KISA…
1-İSTANBUL
TÜRKLÜĞÜNÜN MUHAFAZASI – İstanbul’un Kimlik ve Güvenlik Endişesi (1918-1941): Ramazan Erhan
Güllü / Ötüken Neşriyat.
Rum Tarafı 3,5 Atarken!
1974 Kıbrıs zaferimizin 47’nci yıldönümü
geçtiğimiz 20 Temmuz’da KKTC’de törenlerle kutlanırken, Lefkoşa’daki tören
alanından liderlerin vermiş olduğu mesajlar çok çarpıcıydı.
Özellikle son dönemde Türk tarafının
adada anlaşmaya odaklı girişimlerinin Rumlar tarafından her defasında ret
edilmesinin yol açtığı çözümsüzlük, Türkiye’nin çözüm adına Kıbrıs’ta bir 60
yıl daha Rum tarafını beklemeyeceğini açıklamasından sonra yaşanan gelişmeler,
Rum kesiminde olduğu kadar, konuyla ilgisi olmasa da öncelikle ABD ve AB’yi ve
tabi ki, BM nezdinde konuyla ilgili tüm ülkeleri tedirgin etmiştir.
Hele ki,
20 Temmuz 2021 sabahı Lefkoşa’daki tören alanından bundan böyle çözümün eşit
iki devlet arasında yürütüleceği açıklamasının yanı sıra adanın kapalı bölgesi
Maraş’ın belli bir bölgesinin girişe/görüşe açılmasından sonra; şimdi de
%3,5’luk bir kesiminin yerleşime açılacağının duyurulması Rum tarafındaki
tedirginliği daha da arttırdı, başta GKRY lideri Anastasiadis olmak üzere
Yunanistan’daki siyasi figürlerin adeta 3,5 atmalarına neden oldu..!
Ama bununla da yetinmeyen liderler ilk kez
‘Kıbrıs Tük Devleti’ adını telaffuz ederek, gelecek dönem için adeta tüm
dünyaya bambaşka bir mesaj daha verdiler.
Bu mesaj: KKTC’nin yakın
bir gelecekte dost ve müttefik ülkelerce tanınmasını işaret ediyordu.
Değerli
okur;
Adanın kuzeyinden verilen bu olumlu mesajlar,
özellikle son dönemde ‘verelim kurtulalım’, ‘kurtar bizi Annan’, ‘birleşik
Kıbrıs’ süreçlerinden sonra ada gerçeklerini yansıtan en doğru mesajlar olduğu
kadar, Kıbrıs Milli Davamıza yakışan, Türk Milletinin beklediği, Kıbrıs
Türk’ünün de içini rahatlatan söylemlerdir.
Böylesine
gerçekleri anlatan söylemleri duyamamış olsalar da Kıbrıs Türk’ünün haklı
davasına hizmet eden, yıllarca liderlik yapan rahmetli Sn. Dr. Küçük ve rahmetli
Sn. Denktaş’ın ruhları eminim ki şad olmuştur.
Bayram
süresince ve bayram sonrasında Kıbrıs’ta gözü, kulağı olan ülkeler özellikle
Maraş bölgesinde yerleşime açılacak %3,5’luk bölge konusunda ses yükselterek,
böylesi bir girişimin BM kararlarına uygun olmayacağını belirtmişlerdir.
O zaman bu hassas konuda önemli iki hususu
da gözden kaçırmamak gerekir!
Nedir
bu hususlar?
İlki; Maraş’ın %3,5’luk bölgesinde mülkü
bulunan Rumların bu mülklerine geri dönüşü esas alındığında, Maraş’ın diğer
bölge sakinlerinin de (ki, 20.000 civarında Rum’dan bahsediliyor) Maraş’a
dönmek için gerekli yasal yollara başvuracak olmasıdır!
İkincisi ise; 1974 harekâtı ile adanın
kuzeyinden güneyine göç eden 160.000 Rum’un da benzer talepler ile kuzeyde
kalan ev ve arazilerine dönmek isteyecekleridir!
Eminim ki konu ile açıklama yapan liderler,
bu iki önemli hususun neden olacağı olumsuz sonuçları düşünmüşlerdir. Yapılacak
açılımlar, atılacak adımlar ona göre planlanmıştır.
Bu iki önemli konunun çözümü için çok basit
iki önerim olacaktır.
İlki Maraş’ın yerleşime açılışı ile
ilgilidir.
Bilindiği
üzere Kıbrıs adasının %30’u, kapalı bölge Maraş’ın tamamı Osmanlı Vakıflarının
malıdır. Özellikle 2000 yılı sonrasında adada yapılan Vakıf Arazilerinin tapulu
mallarının tespiti ile Lala Mustafa Paşa, Abdullah Ağa ve Bilal Ağa vakıflarına
ait tüm arazilerin dökümü çıkarılmış, KKTC’nin ilgili makamlarınca kayıt altına
alınmıştır.
İşte kapalı bölge Maraş’ta yapılacak açılım;
%3,5’luk bölgede dâhil, bu kayıtlar esas alınarak yapılmalı, özellikle 1963
sonrasında tarihi belgelerle saptanmış İngiliz oyunları ile Osmanlının vakıf
arazilerine konan Rumların bu arazileri nasıl ele geçirdikleri belirlendikten
sonra eğer hak edenleri var ise iadesi yapılmalıdır. Kaldı ki, 1974 yılında bu
bölgeyi terk ederek kaçanlar Rumlardır. Türk askerinin bu bölgeye yönelik bir
harekâtı da olmamış, bölge askeri taktik kurallar gereğince sadece kontrol
altına alınmıştır.
1974 sonrasında adanın kuzeyinden, güneyine göç eden 160 bin Rum’un konusuna
gelince!
Böylesi
bir sona neden olan Rum tarafıdır. Kıbrıs adasının Yunanistan’a bağlanması için
15 Temmuz 1974’de darbe yapan Rum tarafı, sonrasında adada yaşayan Kıbrıs
Türkünün tamamını yok etme harekâtını başlatınca, Türkiye garantör ülke hakkını
kullanarak bu insanlık dışı girişime mani olmuştur.
Dolayısıyla
Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk’ünün bu olayların hiçbirisinde ne bir suçu vardır,
ne de gayrı yasal bir girişimi olmuştur.
Kaldı
ki, Kıbrıs Türk Halkının binlercesinin 1963 yılında başlayan Rum mezalimi
nedeniyle Larnaka, Limasol ve Baf’ta bırakmış olduğu binlerce dönüm arazisi,
binlerce evi, onca malının tazmini neredeyse hiç gündeme gelmemiştir.
Rum
tarafı, her müzakere döneminde 160 bin Rum’un yeniden kuzeye, evine ve
arazisine dönmesini talep ederken; Türklerin güneyde bırakmış olduğu mal ve
mülkünün ne olduğunu, ne olacağını dahi açıklamaktan kaçınmıştır.
Ayrıca savaşı kazanan taraf olarak ne
Türkiye’nin, ne de Kıbrıs Türk tarafının 1974 sonrasında güneye göç eden
Rumlara, yeniden evlerinize dönebilirsiniz demek gibi bir mecburiyeti de
yoktur.
Bugüne dönecek olursak:
Türkiye
ve Kıbrıs Türk tarafının yetkilileri, Maraş açılımı ile kısmen de olsa bölgeyi
Rumların yeniden yerleşimine açarken;
kapalı Maraş bölgesinin atalarımızdan yadigâr Osmanlı Vakıf Arazisi
olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmalı, 1963 yılında Rum mezalimi
nedeniyle göç ederek arazilerini, evlerini, mallarını terk eden, canlarını zor
kurtaran binlerce Kıbrıs Türk’ünün bu mağduriyetlerini giderecek mal, mülk,
arazi tazminat talebini de Rum tarafının önüne koymalıdır.
Maraş açılımı ve ‘Kıbrıs Türk
Devletinin’ telaffuz edilmesiyle adeta 3,5 atan Rum tarafı ise; Kıbrıs’ın
geleceğinin yeniden ele alınacağı bu süreçte bu hususları da düşünmelidir.

