Tatil Manyaklığı Sosyolojimiz

35

100 yıl önce tatil (ta’tîl); durdurma, kapatma, faaliyete son verme anlamlarına (Kamûs-ı
Türkî) gelen bir kelimeden ve Cuma
namazı nedeniyle o gün iş yapmamaktan ibaretti. 10-15 yıl sonra cumadan pazara
alındı, bir 40 yıl geçtikten sonra
da cumartesiyle birlikte 2 güne
çıkarıldı. Yetmedi; ikinci bir 40 yıl
geçmeden tatil bir amaç-hedef ve sınıf atlama uğraşı haline geldi.

 

Günümüzdeyse
tatil 11–11,5 ay çalışmanın Nirvana’sı,
olmazsa olmazı. ‘11 ayın sultanı Ramazan’mış, Bayram’mış hikâye; tek sultan: Yüce Tatil. Az eskiden
bayramlarda tatil beldelerine kaçanlar muhtelif sözlerle hatta skeçlerle
bile yerilirdi; şimdilerde ikisi bir arada olsun diye deliriliyor. Çokluk nerdeyse bayram ordadır.

 

            (Kurban, karâbetti;
yakınlık-makınlık kalmadı aksine et – kesim ve şarküteriye tahvil oldu. Allah’a değil Allah’ın hayvanlarına
yakınlaştık
sadece, o da tek taraflı.. Tatil,
atâletti
; asâlete ve statüye havale oldu. Kavramların ikisi de Arapça ama Arapları ilkinde pek
göremeseniz de ikincisinde mebzul miktar görebilirsiniz, hem de memleketimizin bilfiil her köşesinde.)

 

Bodrum sahillerinde adım atacak yer
kalmadı”, “Marmaris’te trafik
kilitlendi”, “Çeşme plajlarında
günlük nüfus 1 milyonu aştı”, “Avşa
Adası nüfusunu 50’ye katladı”, “Ayvalık’ta
çadır kurmaya yer kalmadı”, “Kuşadası’na
1 günde 10 bin fazla araç giriş yaptı”, “Muğla
Belediye Başkanı ‘Ne olur gelmeyin artık’ dedi”, “Didim‘de Koronavirüs unutuldu”, “Antalya Havaalanı’nda tarihi yoğunluk yaşandı” vs. vs.

 

            Nedir bunun sosyolojisi; sürü psikolojisi mi yoksa teşhircilik
mi, görülme ve gösterme takıntısı mı? Byung-Chul Han, Psikopolitika kitabında buna “neoliberal öz-sömürü rejimi” yahut “’Beğendim kapitalizmi” demektedir. Facebook’u
dijital mabed kabul eden Chul Han, ‘like
tıklamalarını da dijital âmin olarak görmektedir. Sınıfsız öz-sömürü
hakkında da “Bugün herkes kendi şirketinin kendini sömüren işçisidir” ve “Herkes
birey olarak hem efendi hem köledir
” der. Ve kendini yayımlama (tertullian) suretiyle dijital özne
olmasından bahseder.

 

            “Cehennem bir aynılıktır” der
Chul-Han’dan mülhem Kenan Göçer ‘Dostluk
ve Ekonomi
’ makalesinde. Herkesin hep aynı
davrandığı, hep aynı şeylere
tevessül ettiği bir hengâmede insan
da şeyleşir; öznelikten çıkar, nesneleşir. Baudrillard’ın “Aynıyla
yaşayan aynıyla ölür
” önermesini Chul-Han “Tükenmişlik sendromu, aynının
aşırılığından gelip ben’in fazla hararetle kor gibi yanmasıdır

cümlesiyle şerheder Yorgunluk Toplumu
kitabında. Depresyon’u bir yapabilme ve edebilme yorgunluğu olarak tanımlayan
Han’a göre 21.yy toplumu bir performans toplumu, sâkinleri de performans
öznesidir.

 

            Yazar Levi ile filozof Agamben’in literatüre soktuğu Muselmann diye bir tâbir var; şiddetli
depresyon geçirip bütünüyle hissiz kesilen tutuklular
, Auschwitz gibi toplama kamplarında yaşayan ölüler veyahut iskelet
tutuklular
olarak da biliniyorlar. Çalışan hayvan (animal laborans) deyu isimlenen günümüz insancıkları ise semirmiş iskeletler hükmündedir ve kendi kendini otomatik olarak sömürmektedir.
Performans ve ben yorgunudur. Hız
eziğidir, zaman sarhoşudur. Ne diyor
Chul Han, Güzeli Kurtarmak
kitabında: “İdeal müşteri, karakteri olmayan bir insandır”, “Dijital
düzen yeni ideali kutsar; karaktersiz pürüzsüzlük
”.

 

            Parçaları birleştirip başlığa dönersek ibadet
bellediğimiz ritüellerin
Yüce
Yaratıcı
’ya ulaşmada araç
olmaktan çıkıp amaç edinilmesi hatta
mülkiyeten biriktirilmesi gibi, bir
çalışma aralığı sayılabilecek tatilin de ana gayeye döndürülmesi ve insanların bir zaman tünelinde kendini
biriktirerek depolaması
dijital çağın aynı zamanda depresyon çağı
olacağının da işareti. 

 

            Pandemi’de
bizi bir kapatıyorlar, bir açıyorlar; açılmalarda da biz kendimizi tatille kapatıyoruz. Eğitimi çoktan geçtik sağlıktan bile önemlidir tatil. Ülkenin
yada bireyin ekonomisi ne olursa olsun tatil
ibadeti
yerine getirilmelidir. Yüce
Şirketler
emir verse, “Sağ baştan say Müselman!” dese “Efenim, 90 küsur
milyon ama İran sahasından gelen milyonlar var; onları da sayıverem mi?”
diyecek çok; hem Sığınmacılara hava
atmak
karşılıksız çek, tek taraflı rekabet. Malûm Türk’ün Türk’ten başka, Müslüman’ın
Müslüman’dan başka
düşmanı-rakibi-hasmı yok. Sel ve kuraklık, yoksulluk ve
yolsuzluk, virüsler ve istatistikler, dünyada olup biten savaşlar, göçler ve
zulümler karşısında bütünüyle hissiziz. Dijital dualarla hâsıl olan sevabı
sanal ortamda paylaşıp
derhal aramızdaki yarışa odaklanmalıyız.

 

Neka
sıkış-tıkış, oka rahat; neka trafik, oka anlatı; neka
manyaklık oka normallik.