Türkiye’de Gelinen Nokta: Tavaif – i Müluk mu?

55

Efendim asıl sorun, sorunlara bakıştan kaynaklanıyor. Eğer siz: “İster adını ‘Doğu’ ister ‘Güneydoğu’ ister ‘Kürt Sorunu’ koyun! Ama Türkiye’de böyle bir sorunun olduğu  gerçektir!” derseniz, asıl sorun siz olursunuz. Asıl sorun, sorunu ele alış tarzınızdır. Çünkü Türkiye’nin her tarafında sorunlar var. Ve bunlar Türkiye’nin sorunudur.

Bir bölgeye inhisar ettirerek, orayı özel bir muamele ve işleme tâbi tutarsanız; Özerkliğe, Eyalete, Şehir Devletçiklerine, Adem-i Merkeziyete / Yerinden Yönetime kısaca Tavaif-i Mülûk’a/ Parça Devletçiklere prim, taviz ve ödün vermiş; bu kapıyı aralamış olursunuz!

Gittikçe açılan bu kapıyı artık kapayamaz hâle gelir. Başka kapıları açmak ve aralamak isteyenleri de cesaretlendirmiş olursunuz. Asıl olan; istenenin ve verilenin küçük ve önemsiz oluşu değil; atılacak adımların bizi nereye kadar götüreceğidir. O da Üniter Yapı’nın yara almasıdır. Ki, kangrene kadar yolu var. Sonra da kesip atılması! İşte, hedeflenen amaç, zaten budur. Öyleyse ayıklayın bakalım pirincin taşını.

X

İşler sarpa sarınca da, süklüm püklüm çark edecek, ağzınızı eğip bükerek: “Türkiye’de bir etnik unsura alt kimlik olarak söylüyorum veyahut da bir bölgeye yönelik Demokratik Haklar diye bir yaklaşımımız yok!” diyeceksiniz!

Ne âlâ memleket, şu tezada bakınız! Bu ne perhiz bu ne lâhana turşusu! Önce yoklayacaksınız, ya tutarsa diyeceksiniz. Başınızı sert duvara çarpınca da: “Ben böyle demek istememiştim” diye kendinizi tereyağdan kıl çeker gibi çekecek, dedikleriniz ve sebep olduklarınızdan soyutlayacaksınız. Oh ne âlâ memleket! Sen sağ ben selamet!

Peki bu arada olanların müsebbibi / sebep olanı kim olacak? Bu memleket deneme tahtası mı? Devleti idareye kalkanlar; dokuz düşünüp bir konuşmalı değil mi? Bilmeleri gerekmez miydi ki, söylemediklerine hâkim, söylediklerine mahkûm olacakları! Bunlar devleti ne sanıyor? Ya devlet adamlığını kolay mı zannediyorlar?

Şimdi daha iyi anlıyorum Sokrat’ın: “Oylar sayılmamalı, tartılmalı!” derken ne demek istediğini.

X

Batman’ın Beşiri ilçesinde güvenlik güçlerinin Perşembe gününden bu yana operasyon yaptığı bölgeye gitmek isteyen iki bin kişi, panzerlerle engellendi.

Batman’ın Beşiri ilçesine bağlı Tepecik Köyü yakınlarındaki operasyon bölgesine gitmek isteyen iki bin kişiyi havaya ateş açarak dağıttı. (Arif Arslan, Radikal, 28. VIII. 2005, s.6)

X

İstanbul’un kenar semtlerinde, ufaktan ufağa isyan / başkaldırı / kalkışma provaları yapılmaya başlandı! Hiç yoktan polis araçlarına karşı yapılan taşlı, sopalı ve molotof kokteyli saldırı ve hücumlar; giderek dozajını artırarak devam ediyor! Özellikle çocuklar öne sürülerek yapılan bu kanunsuz / kaçak gösterilerle polis yıpratılmak isteniyor. Daha sonra jandarma yıpratılacak.

Böylece Türkiye kolluk kuvvetlerine zaaf gelecek. Akıllarınca hain emellerine bu şekilde erecekler. Ama ava gidenin avlanacağını hiç düşünmüyorlar.

Polis ve Asker’in kendi halkına karşı şimdilik alttan alışını, zaaf alâmeti sanıyorlarsa çok yanılırlar. Unutmasınlar ki, sabrın da bir sonu vardır.

Zorlamasınlar. Zorlanırlar. Kimseye değil, ancak kendilerine zarar verirler.

2270

Akıllarını başlarına alsınlar. Polis de onların kardeşi, asker de. Unutmasınlar! El atına binen çabuk iner. Pişmanlık da fayda vermez.

 

Yol yakınken dönsünler bu çıkmaz yoldan hemen geri
Yoksa olurlar Türkiye ve Dünya’da tam serseri

X

Türkiye’nin ciddî bir sindiriliş süreci içinde olduğunu görüyoruz. Genel bir devlet politikası havasında yürüyen AB çizgisinde; bu ana sözcüğümüzü anımsatan kırılmalar var.

AB ülkeleri kendi aralarında Türkiye’yi tartışırken “Biz böyle düşünüyoruz ama, acaba Türkiye ne der” gibi bir kaygı içinde değiller. Bunu önemsemiyorlar.

Hâl böyle olunca hem Türkiye’nin durumunu istedikleri gibi düzenliyorlar hem de Türkiye’den her şeyi isteme hakkını kendilerinde görüyorlar. (Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 28. VIII. 2005, s.8)

X

Hem suçlu hem güçlü diye, ben bunu söyler, bunu derim işte
Cür’ete bakın, Batı’nın iğrenç istekleri, resmî geçişte

X

– Nereye gidiyoruz?

– AB olayı iyi güzel de, bunların bizden istedikleri; sanki bizi AB’ye sokmak için değil. Nedir bu süreç ?

– Bereket Türkiye’nin temelleri sağlam kurulmuş ama, bunca erozyona ne dayanır? Yoksa ulusal kimliğimiz geri dönülmesi zor bir bataklığın içine mi sürükleniyor? (Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 28. VIII. 2005, s.8)

X

Endîşe etmekte yazarımız, yerden göğe kadar haklı.
Korkmayın! Türkiye Tarihi’nde, nice tecrübeler saklı.

 

 

 

 

 

Önceki İçerikBerat Gecesi
Sonraki İçerikBalık Hafızalı Millet
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.