Tekeller Kâr Eder

35

Yazının başlığını, “Ancak tekeller kâr eder” de
yapabilirdim.

Hemen kızmayın. Bakın açıklayayım. Tekel olmanın iki yolu
vardır. Adaletsiz yol ve adaletli yol. Adaletsiz yol, genellikle siyasî güce
dayanarak piyasadaki alanına başkasının girmesine engel olmaktır. Mesela hak
etmediği halde, torpille, rüşvetle ihale almaktır. Başka bir alanda kazandığı
para ile bir piyasada maliyetin altında satış yaparak rakipleri batırmak da
adaletsiz tekelciliktir. Hukuksuz tekelcilik, tıpkı dolandırıcılık, hırsızlık
gibi bir suçtur. Burada dolandırılan, parası çalınan bütün mecbur
müşterilerdir. Seçenek bırakılmadığı için mecbur müşteriler. Genellikle de
kamu. İşte rekabet kurulları, tekele karşı kanunlar bu suçu önlemek için
vardır.

Bunları lanetledikten sonra adaletli tekele gelelim.

Tekelin helali

Önce kısa bir ekonomi hatırlatması: Bir alanda kâr iyiyse,
oraya sermaye ve teşebbüs akar. İyi kâr ne demektir? Paranın bulunduğu güvenli
ve zahmetsiz yeri terk edip, riskli yatırıma karar verdirecek büyüklükteki kâr
“iyi” kârdır. Alana ilk giren başlangıçta rakipsizdir. Tekel konumundadır. Ve
kâr eder. İşte Cuma yazımda bid’atçılar dediğim, dünyanın inovasyon dediği şeyi
yapanlar hep bu cins tekellerle başladılar ve zengin oldular. Amazon’un Jeff
Bezos’u, Tesla’nın Elon Musk’ı, Google’ın Sergei Brin ve Larry Page’i ve
diğerleri…

Sonra ne olur? Sonra, icatçıların, bid’atçıların,
inovasyoncuların kârını gören başka girişimciler ve para o sahada yatırıma
başlar. Rekabet doğar. Fiyatlar aşağı çekilir. Kâr azalır. Nereye kadar?
İktisatçılar, risksiz yatırımın getirisine kadar geriler diyorlar. Mesela
devlet tahvili faizinin getirisine kadar. O noktada risk demek olan yatırım
yerine para tahvile veya aynı derecede güvenli görülen başka bir yere
kayacaktır. İşte on yılda bir dünyanın en zenginleri listesini, en büyük
şirketleri listesini değiştiren bu mekanizmadır. Bu anlattığım, 20. asrın
ikinci yarısının ve 21. asrın hikâyesidir.

Nefes nefese yenilik yarışı

Ender birkaç şirket, lider konumunu uzun yıllar koruyabildi.
Veya kuruluşundan yıllar sonra lider konuma yükseldi. Bunlar bir şekilde az
önce anlattığım mekanizmayı kırmayı başardılar. Intel bunlardan biridir.
1980’lerde hafıza çipi ve mikro-işlemci yapan bu şirket önce stratejik bir
kararla hafıza işinden çıktı. O alan hemen tamamen Tayvan’a bırakıldı. Bütün gücünü
mikro işlemcide yoğunlaştırdı ve “Intel inside” (İçerde Intel var) sloganının
hakkını verdi. Peki, arkadan gelenler. Arkadan gelenler yok muydu? Hem de nasıl
vardı. Intel, her yıl yepyeni bir teknoloji yenilemesiyle yarıştaki yerini
korudu. Nefes nefese… Hani sürekli devrim sloganı vardı ya. Bu
da sürekli inovasyon. Arkadan gelenler bir yana önünde Motorola vardı. Onu da
yeniliklerle geçti. Şirketin kurucusu ve efsane CEO’su Andrew S. Grove
hâtıralarında bu bitmeyen yarışı anlatıyor. Felsefeyi anlamak için kitabın
başlığını okumak yeterli: Sadece Paranoidler Hayatta Kalır. Intel
kırk yıldır koşuyor. Eski rakipleri yarışı bıraktı. Fakat AMD adlı bir başka
şirket onun da tekelini kırdı. O yüzden Intel’i artık liste başında
göremiyorsunuz.

Ya inovasyon, ya vasatlık

Evet, kâr tekelle; tekel, yenilikle elde ediliyor. Peki
sermaye? Bu güzel bir soru ve bu asrın yapısını anlatıyor. Bir zamanlar
mucitler, yatırımcı peşinde koşardı. Bugün kovalayanla kaçan yer değiştirdi.
Para, mucit arıyor. Silikon vadisine gidin. Teknoloji meraklısı gençlerin devam
ettikleri kahvelere sermayenin ajanları geliyor. “Unicorn” (Mitolojik tek
boynuzlu at) arıyorlar. Olağanüstü buluş arıyorlar. Kuluçka denilen, yeni
teşebbüslere çok ucuza ofis hizmeti veren merkezler var. Tohum sermayeyi
sağlayan, sonra diğer adımları destekleyen risk sermayesi şirketleri var.
Mucit, yönetim bilgisine sâhip olmayabilir. Sermayeyi sağlayan onun yanına bir
yönetim uzmanı katıyor. Hatta “melek” denilen, kendisi de bizzat şirkette
çalışmak isteyen yatırımcı tipi var.

Kâr tekeldedir. Kanunsuz kâr da, helal kâr da. Birincisi
hukuksuz ortamların, hırsız siyasîler sayesinde meydana gelir. Kamuyu soyar.
Ülkeyi fakirliğe mahkûm eder. Ve bir gün o siyasî iktidardan indiğinde, yanaşma
şirketler geri dönmemek üzere ortadan kaybolur. Çünkü hiç birinin başarısı
icada, inovasyona, yönetim ustalığına dayanmaz.

Helâl tekele, icatla, inovasyonla ulaşılır. İcat, yönetim
bilgisi ve yatırımla birleşince zenginlik doğar. Bu teşebbüsler uzun ömürlüdür.
Hayatları mucidin ömrünü aşar. Ülkelerine refah getirirler.

Ya inovasyon ya vasatlık. Ya inovasyon, yahut orta gelir
tuzağı.(Alıntı: Milli Düşünce Merkezi)