İçindeki boşlukla yer değiştirir dışındaki boşluk
Fırlatılan kendini fırlattığında
Sâkinler varoluşsal sarhoşluk
Ve özne sükûnetten doğar
Yaratı insanı var eder
Yaratamayan de facto yok
Bilinçte de şiddet var
Bilmeye değer
Ol’mak olmamanın farkında olmak aslında
Öte’deki beriyi beri’deki ötede görmek
Tümevarma denemesi tüm öykü
Anlamlandırma idmanı anlatılarla
Ki dünyâ bir anlam ara’sı
Zaman at gözlüğü ve mekân mahkûmiyet
Panoptikon[1] bedenlerden tahliye
Tahkiyeyle mümkün çünkü
Varlık sürûru minnettar memnûniyet
Vâroluşsal heyecan da ruh ekstrası
Aşk ve mânâ yarımı tam eder
Aşkın anlam Adam’ı Kadmon[2] eder
Rûhun kolektif özüne lüzum
Öykülenme bir yörüngelenme
Bir umûda tutulum
En baştaki bütünlüğe erişim
Kaostan kozmoza bir denge
İnsana farkındalık yaraşır
Ey boşluktaki beşer; arayış canlısı
Ara anlamla, boşluk aşkla aşılır
Ve ölüm olduğu için yaşam var
Aslında ölümsüzlüğümüzün izdüşümleri
Vâroluşsal hâller olarak ölümler
Ona gülmek hayâta gülümsemektir
Önce’yi sonra’ya bağlamaktır an’da
Afektif [3] bir tefekkür
Zaman ve mekândan münezzeh
Allah gibi anlam da
Bütünde devamlanma tek erek
Aslî döngüde tamamlanma asla dönerek
Aşkın içkinlikteki içkin aşkınlık
Yokolma nâmümkün
Her doğum bir şaşkınlık
Her ölüm yeni bir vâroluş
Akıl ana, bilinç baba
Ve insan çaba
Sonsuz olanın sonu – uzu yoktur
Akıl, irâde ve vicdan sonsuzluğu giydirmektir
Adâlet ara’nın ara, sonra’nın ana kurgusu
Ve anlam âlemi genişletir
Farkındalık bir mıknatıstır, her şeyi çeker
Ne kadar eksiksek o kadar fazlalaşabiliriz
Bilinç sahte cenneti gerçeğe çeker
Kendimize ulaşabilirsek bedeni aşabiliriz
İnsan bir âraf [4]
Beyin de evren gibi
Ziyâdesiyle dolu bir boşluk
Yaşam bir paragraf
Ki onu mânâ paraflar
Çeşitlenen, zenginleştiren mânâlaşır
Ve tanrısallaşır mecazlayan, melezleştiren
Maddeleşir katılaşan, sığlaşan
Yeknesaklaşan metalaşır
Beşerin çekirdeğinde bir ayna var
Allah’ı mı, anlamı mı yansıtır?
Varlık, birce aşkosfer
Yokluk, anti-varlık
Veyâ varlığın ters aynası
Her şey birbirine mündemiç
Ve birlikte var
Âhiret dünyayla, mânâ maddeyle
Ruh bedenle, özne nesneyle
Öz’ü refere eden mutlak öz
Künfeyekûn öncesi töz
Doğuş bir şiddet
Oluş bir şiddet
Eril iş iyicil absorbasyon
Ne ki tekrârize hayatlar
Ve aslında can sıkıntısı
Can’ın “beni hisset” çağrısı
Hep değer görmeyi bekleme de
Özünde bir değersizlik hissi
Kendini görememe ve verememe
Nasıl var olsun kendiliği olmayan
Bedenin rûhu örtmesidir seni sıkan
Kensizdilik künsüz feyekûn
Başka bir dünyâyı hak edenler
Bu dünyâda başka bir dünyâ vâredenlerdir
Gideceğin yer için bunu böyle bil [5]
Anadan doğanlar nesne olurlar
Kendinden doğanlar özne olurlar[6]
İkinci kez doğanlar ikinci bir yaşam dileyebilir
Tek bir doğumla yetinenler
Başka bir yaşamı hak etmeyenlerdir
Kendinden kaçak[7] or kendine koşak
Gel anlamlaşak[8]
Çok kitap okudum
Değişti hayâtım her defâsında
Hep anlamsallığı konuştum, yazdım[9]
Zirâ eksikliğin anası mânâ
Zaman bir ziyâdetör
Bir çoğaltma sayacı vicdan
Zayıflık güç temerküzü için bir avans
Ve isyan bir dönüşüm
Varlığın yokolmazlığını buldum:
Ölümü yürürlükten kaldırıyorum.
26-27 Ocak 2026 – Başiskele Bahçecik [10]
[1] İngiliz filozof Jeremy BENTHAM’ın tasarladığı sürekli ve bütünüyle gözetlenen, tek odalı hücrelerden oluşan özel hapishane..
* Günümüz Panoptik Çağ (Jean BAUDRİLLARD) veya Post-Panoptikon Devir (Byung-Chul HAN) olarak adlandırılabiliyor.
[2] Kâmil, olgun, yüce
[3] Ruhdurumsal duygu dışavurumu
[4] Aynı zamanda bir sûre
[5] “Şekere alışmış akrebi öldürmezsen şekerden zehir yapacaktır / Çocukların için bunu iyi bil” (Sezâi KARAKOÇ) den/dan esinle..
[6] Neşet ERTAŞ (Yolcu) : “İnsandan doğanlar insan olurlar / Hayvandan doğanlar hayvan olurlar”
[7] Sezen AKSU (Keskin Bıçak)
[8] Gel anlaşak (iç anadolu ağzı)
[9] “Hep acıyı söyledim, acıyı yazdım / Ne acı! Gerçeğin soylu acısı” (Dilâver CEBECİ – Tesbih şiiri)
[10] M.Bilgin SAYDAM’ın “Ara-‘f’dalık-lar / İnsanın Hâlleri ve Eylemleri: Psikomitolojik Çözümleme” kitabının Birinci Kısmının ilk 9 sütununun çağrışımlarıdır. Onun yazdıkları (Deli Dumrul’un Bilinci, Psikomitoloji) üzerine ayrıca yazmayı düşündüğüm için şiirsel metin daha çok ondan tedâilerle, Âra’f-dalık etkilerle doludur.
* Bu arada İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’nın 1.baskısı (Mart 2017) olan eseri A4 kâğıdına basarak I’nci ve II’nci kısım olarak – spriral – ciltlettiren Sâlih Karabey dostuma da teşekkürlerimi sunayım, zîra metin etrâfındaki büyükçe beyaz boşluklar da çağrışımı provake ediyor; tahrik-i tedâi..


