Kardeşlik Hukuku ve Kur’an (4)

38

    – 1-

     “Nefsimle beraber
dinle.” hitabında peşinden sürüklemenin, harekete geçirici olmanın en tesirli /
en etkin gücü ortaya konuyor. Neler
hatırlatmıyor ki bu ses, bu hitap, bu çağrı insana. Önümüzde tarih canlanıyor.
Bu hitabın gönülleri nasıl tutuşturduğunun misalleri canlanıyor. Önümüzde şanlı
tarih resmi geçit yapıyor.

     “Nefsimle beraber
dinle.” seslenişi, yüksele yüksele bir haykırış oluyor. Tarihin somut
örnekleriyle zihnimiz dolup taşıyor. Bu çağrıda rehber oluşun, kumanda edişin,
eser ortaya koyuşun insanlarla bir ve beraber oluşun; kısaca “Nefsimle beraber
dinle.” hitabında İslâm Medeniyetini ortaya koyan hamurun mayası var.

     Bu sihirli sözde
neler saklı neler. “Nefsimle beraber dinle.” haykırışında İslâmın özü, sözü ve
rûhu saklı. Birkaç somut örnekle buna temas edelim. Çünkü bu sözün arkası bir
umman, bir okyanus. Onu lâyıkıyla açmaya ne bende güç var, ne de sizde okumaya
tâkat. En iyisi damla denizden haber verir hükmünce, bu söze kısaca değinelim.

     Evet “Nefsimle
beraber dinle.” çağrısında; önder olacak kişilere başarı yolları gösteriliyor.
Onlara demek isteniyor ki, yapılmasını istediğiniz işe, önce siz bizzat
başlayın. Sefere çıkmasını istediğiniz ordunun başında, önce siz bulunun.
Yapılmasını istediğiniz ibadeti, önce siz yapın. Uyulmasını istediğiniz emirler
için, önce siz, Allah’ın ve Peygamberin emirlerine uyun.

     Velhasıl her şeyde
önce ve önde siz olun. Her yerde önce ve önde siz yer alın. Her zaman önce ve
önde siz başı çekin. Bina yapılacaksa, ilk harcı siz koyun. Köprü kurulacaksa
ilk taşı siz taşıyın. Yardım yapılacaksa, cebinize ilk önce siz el atın.

     Nitekim Kuba
mescidinin yapımında Peygamberi zîşan efendimiz bir işçi gibi çalışmadı mı?
Rumeli Hisarı’nın inşasında, Fâtih Sultan Mehmed Han yapımına katılmadı mı?
Vezirleri bu işte başı çekmedi mi? Yavuz Sultan Selim, Çaldıran seferinde,
kritik bir anda tek başına yürüyüşe geçmedi mi?

     Böyle önderlerin
başbuğluğunda hangi iş başarılmaz? Böyle rehberlerin arkasından kim gitmez?
İşte ancak böyle gecelerin sabahından hayır umulur.

     Çünkü “Nefsimle
beraber dinle.” diyen zâtlar: “Ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç
görüyorum.” demek istiyorlar. Çünkü:

     İnsan kendi
yapmadığı bir şey için, başkasına “Yap!” dese,

     İnsan kendi
uymadığı bir şey için, başkasına “Uy!” dese,

     İnsan kendi
istemediği bir şey için, başkasına “İste!” dese,

     Hiç, o iş yapılır
mı?

     Hiç, o şeye uyulur
mu?

     Hiç, o şey istenir
mi?

     Elbette insanın,
kendi yaptığını “Yap!” demeye hakkı var.

     Elbette insanın,
kendi uyduğuna “Uy!” demeye hakkı var.

     Elbette insanın,
kendi istediğini “iste!” demeye hakkı var.

     Yoksa ters
anlaşılır.

     Soğuk karşılanır.

     Karşı çıkılmasa
da, sonuç hayırlı olmaz.

     Ne diyordu mânevi
zatlar: “Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum.”

     Demek istiyorlardı
ki: “Söylediklerim öncelikle benim kabul ettiğim, inandığım ve yaptığım
hususlardır. Kendi nefsim ise, sana söylediklerime çok daha muhtaç. Ben bunları
nefsime kabul ettirdim, nefsimi onlara inandırdım. Nefsime istediklerimi
yaptırdım. Bundan maddî – manevî faydalar gördüm.

     Nefsimin
yararlandığı, kabul ettiği gerçekleri; sen de kabul eder, sen de gerekeni
yerine getirirsen, benim gibi sen de, her iki dünyanı düzene sokmuş, sonsuz
hayattaki güzel yerini şimdiden almış olursun.

– 2 –

     “Neden başkası
için çırpınıyor, başkası için kendini paralıyorsun? Başkalarından sana ne be
adam?” Diyenlere ise, o büyük zâtlar derler ki: “İnsan kendisi için istediğini,
kardeşleri için

de istemeli. Kendisi için istemediğini kardeşleri için de
istememeli.” Çünkü, insan olmanın şartı bunu gerektirir.

     Çünkü İslâm’da
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” düşüncesi yok.

     Çünkü İslâm’da
“Adam sendecilik!” yok.

     Çünkü İslâm’da
“Gemisini kurtaran kaptan!” anlayışı yok.

     Çünkü İslâm’da “Senden başka düşünen yok
mu? Boş ver!” zihniyeti yok.

     Çünkü İslâm’da “El
için yanma nâra, yak çubuğunu bak safanı ara!” bencilliği yok.

     Çünkü İslâm
herkesi, herkesi düşünmeye yönlendiriyor.

     Çünkü İslâm
herkesi, herkese el uzatmaya sevk ediyor.

     Çünkü İslâm
herkesi, herkesle bir olmaya dâvet ediyor.

     Çünkü İslâm
herkesi, iri ve diri olmaya çağırıyor.

     Kısaca herkes;
İslâma, Kur’an’a, devlete, millete, vatana, bayrağa hizmette kendisinden başka
kimse yok bilecek.

     Herkes diyecek ki,
“Ben olmasam bu dâva çöker.” Herkes, kendisini dâvanın ana direği bilecek. “Ben
olmasam bu dâva söner.” diyecek. İşte ancak bu düşünce tarzı; herkesin dâvayı
omuzlamasını sağlar. Herkes, başkasının varlığından dolayı kendisine lüzum yok,
“Ben olmasam da olur.” derse, işte o zaman, o dâva  yürümez. O dâva ayaklar altında kalır.

     Demek ki dâvayı
herkes, kendisiyle var, kendisiyle ayakta, kendisiyle yürüyor bilecek. Aksi
takdirde, herkesin göstereceği ihmal, dâvanın yerlerde sürünmesi sonucunu
doğurur ki, bundan da herkes tamamen sorumlu olur.

Önceki İçerikTekeller Kâr Eder
Sonraki İçerikUygur Türkleri mi? Bana Atımı Getirin!
Avatar photo
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.