Siyasi İpek

51

Demokrasi ve özgürlük. Sanırım dünyada en sık kullanılan kelimelerin
başında gelir. Öyle ki bu kelimeleri kullananları siyasi veya etnik
olarak sınıflandırmak da mümkün değil. Her kesim, her alanda hovardaca
kullanır bu sihirli kelimeleri.

Kullanılma maksadı mı? İşte bu noktada siyasi farklılık ta, siyasi düşünce de önem kazanır.

Özellikle özgürlük; her nedense siyasi görüşe göre veya inanç
durumuna göre farklı farklı anlamlara bürünür. Bu kelimenin anlamı;
menfaate göre değişir, ego’ya göre değişir, inanca göre, tutulan siyasi
partiye göre değişir. Değişir de değişir. Hatta, özellikle birtakım
özel TV’ler de halkımızı dini konularda aydınlatan(!) İslamcı
yazarların taraftarı olmaya göre bile değişir.

Ve Türban

İşte bu konuda bir kesim insanların siyasi düşünceleri, inancın
önünde gelir. Bu kesim için siyasi liderin görüşü, Ayeti Kerime ve
Sünnet’ten daha önemlidir…

Zira sistemsizliğin sistem olduğu ülkemizde sapla saman o kadar biri
birine karıştırıldı ki, Allah’ın kanunlarına ve Resulullah (sav)
Efendimizin sünnetine itibar etmek, en hafif tanımıyla ayıp sayılır
oldu. Zira anayasamızda yer bulan laiklik o kadar çarpıtıldı ki,
İslam’a çıkan her yolun önüne set olarak kullanılmaya çalışılıyor. İşin
kötüsü bu düşüncedeki art niyetliler oldukça da başarılılar, oldukça
etkinler! O kadar ki, Türbana “tehdit unsuru” kılıfı giydirmek için
amansızca bir çaba içine girdiler.

Hiç beklenmedik bir partimizi kullanarak Kur’an eğitimini bitirmeyi
bile başaran bu unsurlar, 14 asırlık dini ve kültürel bir uygulama olan
örtünmeden duydukları rahatsızlığın gerçek sahiplerinin kendileri
olduğunu da sanmıyorum. Ama bu yola zorlayan gücün arkasındaki
unsurların kimler olduğu konusunda da çok emin değilim.

Öyle ya, % 80 oranında ezici bir çoğunluğun istemesine rağmen bir türlü çözüme ulaşılamadı.
Çözüm sağlanırsa ne olur? En azından başını kapatanla, kapatmayanların biri birine saygısı artar.

Çünkü suni husumet ortadan kalkmış olur. Peki, bu kimin işine gelmez? Malum…

Şuna kesinlikle inanıyorum ki, Turban denilen o bir metre karelik ipek siyasi değildir. Ancak “Turban Siyasi Simgedir” cümlesi tamamen siyasidir.

Gelelim türbanla ilgili mecliste yapılan çözüm çalışmalarına; Malum
bu konuda iktidar partisi AKP ile muhalefet partilerinden MHP arasında
kısmen de olsa bir düşünce birlikteliği oluştu. Bu önce bizleri oldukça
heyecanlandırdı. Ancak heyecanımız tabiri caizse kursağımızda kaldı.

Zira örtünme şekli sosyetemizi (!) sarmayacak ve sadece üniversite
öğrencileri için geçerli olacak ve zat-ı muhteremlerin tarifine uygun
olarak yapılacakmış.

Peki, İmam Hatip Lisesinde okuyacak olanlar, (dayatılmış şekliyle
olsa da) neden bu serbestlikten faydalanmasın bir, ikincisi okumasına
izin verilen kızlarımıza neden kamuda çalışma izni verilmesin?

Öyle ya, okurken başını kapatacak, okul bitince ise, Kamu’da iş kapıları kapanacak!

Bu resmen perhiz-turşu uyuşmazlığıdır.

Ayrıca anlaşılmayan bir başka konu da şudur: AİHM’e yapılan
başvurular sonucunda Başörtü veya Türban yasağının Avrupa tarafından da
onaylandığı, dolayısıyla bunun bir insan hakkı ihlali olmadığı,
laikliğin gereği olduğu söyleniyor. Böylece yasağın devam etmesi
gerektiği savunuluyor.     

Ancak bizde okuldan uzaklaştırılan başörtülü kız öğrenciler,
Avrupa’nın bütün üniversitelerinde başörtüleriyle okuyabilmekte, okul
sonrası yine başörtüleriyle görev yapabilmektedirler. Avusturya’ da tıp
fakültesini bitirip doktorluk yapan kızımız buna bir örnektir.

Bu Laiklik nasıl bir şeyse, bizde başörtüsü ile bozuluyor da, Avrupa da bozulmuyor.

Şimdi her kesime düşen görev; el ele verip, hiç kimseyi rencide
etmeyecek, hiç kimsenin hakkını gasp etmeyecek şekilde Laikliğin
tanımını yeniden yazmaktır…

Zira bu ve benzeri birçok sıkıntının en büyük müsebbibi, herkese göre değişen laiklik tanımında gizlidir.