28.1 C
Kocaeli
Salı, Ağustos 18, 2026
Ana SayfaDin ve AhlâkDüşün Damlaları (56)

Düşün Damlaları (56)

Kendisine saygıda, sevgide kusur etmeyen ve öğretmenini öve öve yere göğe koyamayan bir öğrenciyi; bütün bu deyiş ve övgülerine rağmen; bir türlü dersine çalışmadığı, ödevini yapmadığı takdirde; öğretmeni hiç o talebesini dersinden geçirir mi? Talebenin beklediği sınıf geçme notunu ona verir mi?

İşte bunun gibi, Allâh da, kendisini seven, sayan ve öven bir kulunu; ibadet etmedikçe, kulluğun gereklerini yerine getirmedikçe hiç cennetine koyar mı?

Biliş ve oluş olmadıkça beraber,

Bilişle yetinip de, oluştan uzak er;

İnsanları şaşırtmaktan başka neye yarar?

Artık biliş ve oluş için, ver bir karar.

Her adımda; bilişle oluş, el ele vererek alabilir yol.

Ancak, bu tutuş ve tutumla, insan edinmeli bir yol.

Mânâ – madde, düşün – yapış, gelince bir araya;

İkisi de bir olup, meydan okurlar dünyaya!

Artık ne gam kalır insanda, ne de keder;

Olmaz artık yaptıkları, dünyada heder.

x

İnsan, vatanın her hangi bir yerinde, hür ve serbest olarak yaşar. İstediği yere, istediği zaman gider. İstediği kadar kalır ve döner.

Bütün bu rahat ve kolay bir şekilde yaptıkları; devletin vatandaşı olmasına bağlıdır. Bu mensûbiyet ve bağlılığı gösteren bir hüviyet / bir kimlik / bir nüfus cüzdanı taşımasıyla mümkün ve olasıdır. Resmî zevat / kişiler tarafından -nerede ne zaman istense- göstermek üzere, o kimliği üzerinde bulundurmak şartiyle kabildir. Yoksa, onu ibraz edene kadar, çok zor bir durumda kalacağı, herkesçe bilinen bir gerçektir.

İşte vatanında kendini emniyet ve güven altına alan, böyle bir vesikayı / belgeyi zevk ve gururla taşımak zorunda kalan insan; vatanın içinde bulunduğu dünya ve dünyanın da içinde bulunduğu kâinat / evrende de; aynı emniyet ve güvenliğe ve bunu sağlayacak bir belgeye, belki daha fazla muhtaçtır.

O belge ise, İlahî bir kelâm / söz / parola olan “Bismillâh” lâfzıdır. Bu kelime; insanın kim olduğunu, kime bağlı bulunduğunu; işitene bildiren ve muhatabına, kimin mensûbu olduğunu belirten İlâhî bir mesaj, başıboş olmadığını gösteren İlahî bir güvence ve o insan için, her bakımdan sahipsiz olmadığını gösteren bir çeşit amân-nâmedir.

İşte, bu emniyet ve güvenceyi veren “Bismillâh” sözü, her hayrın başıdır. Biz de her şeyin başlangıcında onu söylemeliyiz. Çünkü, bu mübarek kelime İslâm nişânıdır. Bütün varlıkların hâl diliyle, her zaman ve her şart ve koşulda; her kapıyı açmak için başvurdukları mânevî bir anahtardır. Bu bakımdan, tükenmez bir kuvvet, bitmez bir hazînedir.

İnsan, dünyada bir seyyah / bir gezgindir. Dünya ise, bir çöl gibidir. İnsanın aczi, fakrı ise sayısız, düşmanları ve ihtiyaçları da nihayetsizdir. Öyleyse dünyanın Ebedî Mâliki, Ezelî Hâkimi olan Hz. Allâh’ın ismini parola edinmeli. Ki, rahatça seyahat edebilsin, gezebilsin.

Madem her şey mânen “Bismillâh” der. Allâh nâmına, Allâh’ın nimetlerini getirip bizere veriyorlar, biz de “Bismillâh” demeliyiz.

Çünkü “Bismillâh” ifadesi, sihirli bir paroladır.

Muhsin Bozkurt
Muhsin Bozkurt
1944 yılında İstanbul'da doğdu. 1955'de Ordu ili, Mesudiye kazasının Çardaklı köyü ilkokulunu bitirdi. 1965'de Bakırköy Lisesi, 1972'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun oldu. 1974-75 Burdur'da Topçu Asteğmeni olarak vatani vazifesini yaptı. 22 Eylül 1975'de Diyarbakır'ın Ergani ilçesindeki Dicle Öğretmen Lisesi Tarih öğretmenliğine tayin olundu. 15 Mart 1977, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Osmanlıca Okutmanlığına başladı. 23 Ekim 1989 tarihinden beri, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde Yakınçağ Anabilim Dalı'nda Öğretim Görevlisi olarak bulundu. 1999'da emekli oldu. Üniversite talebeliğinden itibaren; "Bugün", "Babıalide Sabah", "Tercüman", "Zaman", "Türkiye", "Ortadoğu", "Yeni Asya", "İkinisan", "Ordu Mesudiye" ve "Ayrıntılı Haber" gazetelerinde ve "Türkçesi", "Yeni İstiklal", "İslami Edebiyat", "Zafer", "Sızıntı", "Erciyes", "Milli Kültür", "İlkadım" ve "Sur" adlı dergilerde yazıları çıktı. Halen de yazmaya devam etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa'nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Hulefası'nı sadeleştirmiş ve 1981'de basılmıştır. Metin Muhsin müstear ismiyle, gençler için yazdığı "Irmakların Dili" adlı eseri 1984'te yayınlanmıştır. Ayrıca Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nce hazırlattırılan "Van Kütüğü" için, "Van Kronolojisini" hazırlamıştır. 1993'te; Doğu ile ilgili olarak yazıp neşrettiği makaleleri "Doğu Gerçeği" adlı kitabda bir araya getirilerek yayınlandı. Bu arada, bazı eserleri baskıya hazırlamıştır. Bir kısmı yayınlanmış "hikaye" dalında kaleme aldığı edebi yazıları da vardır. 2009 yılında GESİAD tarafından "Gebze'de Yılın İletişimcisi " ödülü kendisine verilmiştir.

Seçtiklerimiz

spot_img