Sen İzmit’i Seyret Yar Ben de Seni

173

Başlığı okuyan Sivaslı hemşerilerimiz hemen kızmasınlar. Türkülerini aşırmıyor, bir yazılık ödünç alıyorum sadece. Bu satırların yazarı da İzmit’i bir İzmit türküsüyle anlatmak isterdi ama İzmit’i anlatan bir türkü yok maalesef. TRT arşivinde 3 tane Kandıra yöresine 1 tane de Akmeşe’ye ait bir türkü var. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin derlediği 22 türküden oluşan 2 CD’lik bir çalışma var. Bunların çoğu oyun havası niteliğinde türküler ve hiçbiri İzmit’i anlatmıyor. Bu arada yar ile beraber çıkacağımız bir kale de yok zaten. Son cümlenin anlamını Sivaslılar ve yazının başlığına konu türküyü bilenler anladılar.

Yahya Kemal Beyatlı o meşhur şiirinde diyor ya hani “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” diye. Muhtemelen İzmit’in, Başiskele’nin veya Gölcük’ün bir tepesinden bu şehre baksa benzer bir şiir de İzmit için yazardı.

Daha önce başka yazılarımda da ifade etmiştim. Bir kere de burada tekrar edeyim. Ben, İzmit’i makyajla kocakarıya çevrilmiş bir afet-i devrana benzetiyorum. Coğrafi olarak dünyanın en güzel konumlarından birine kurulmuş ancak öte yandan on yıllardır plansız şehirleşmenin kurbanı olmuş bir şehir. Şehre genel olarak baktığınızda –birkaç tarihi eser haricinde- ne mimari var ne de estetik bir dokunuş.

Daracık yollar, bir otomobilin zor geçtiği sokakların etrafına yığılmış her biri birbirinden kötü binalar, hala belli bir düzene oturmamış ve hala neredeyse köy minibüsü tarzı gerçekleştirilen toplu taşıma sistemi. Koca şehre İstanbul’un hurdalığı muamelesi gösterilerek gerçekleştirilen bir sanayileşme süreci.

Güzelim şehir tüm bu özensizliğin, tüm bu hoyratça muamelenin neticesinde kimliğini kaybetmiş, vizyonunu kaybetmiş, daha da kötüsü ruhunu kaybetmiş. Müstesna istisnaları dışında şehrin yerlileri akvaryumdaki balık misali nerede yaşadıklarının farkında bile değiller. Şehirde neyin eksik olduğunu, şehrin neye ihtiyacı olduğunu bilmiyor ve bilmediklerini de hiç kimseden talep de etmiyorlar. Hala İzmit’in bir Anadolu kasabası olduğu zamanlarda yaşıyorlar. Halbuki bu kent artık 2,5 milyonluk bir metropol ve bir metropolün sahip olduğu / olacağı problemlere, çözümlere ve icraatlara ihtiyacı var.

Bu şehrin ciddi bir trafik sorunu var, bu şehrin ciddi bir otopark sorunu var, İstanbul’un dibinde yaşamasına rağmen bu şehrin ciddi bir kültürel faaliyet sorunu var, bu şehrin toplu ulaşım sorunu var, bu şehrin ülke ekonomisine sağladığı katkının büyüklüğü oranında gelirden pay alamama sorunu var ve daha nice sorunları var. Üstelik bu sorunlar gitgide daha da büyüyor ve bugün neşter vurulmazsa yarın daha da çözümsüz hale gelecek.

Bu şehrin artıp şöyle bir silkinip kendine gelmesi, bir vizyon ve ruh kazanması lazım. Aksi halde çok yakın gelecekte İzmit “yaşanamayacak şehir” haline gelecek. Tüm coğrafi güzelliğine rağmen “kaçılması gereken şehir” haline gelecek. Ve daha da beteri “mutsuz şehir” haline gelecek.

Gelin hep birlikte bu şehri önce gerçekten çok sevelim. Şairin İstanbul’u sevdiği gibi sevelim. Bu şehre bir ruh katalım, şehrin çehresini değiştirelim. Bu şehir, hayatımızda ortaya koyduğumuz en güzel eserimiz olsun. Ömrümüzün geri kalanında İzmit’in tepelerinden eserimizi yani bu güzel şehri yâri seyreder gibi seyredelim.