Prof. Dr. E. Tbp. Kd. Albay İbrahim Öztek ile Türk Sporu Tarihi Fair Play, Devşirme

60

Fair play nedir, Türkiye’de fair play konseyi var mı, nasıl ve ne yapar?

Öztek: 21. yüzyıla girerken dünya sporunda iki kelime en ön sırayı aldı. Fair play. Türkçe’nin en gücüne güvenerek fair playı kısaca çelebilik olarak tanımlamak yerinde olur. Fair play sporda centilmenlik olayıdır. Spor yarışmalarında kişilerin kendi egoizmlerini aşarak, özveriyle fedâkârlıkta bulunma ve doğrudan yana olma becerisidir. Fair play bir Anglosakson terimidir. Dürüst oyun, dürüst davranış mânâsını taşır üstün bir davranış, sevgi, dostluk ve kardeşlik anlayışıdır. Kısa bir anlatımla fair play vicdanının sesini duymak demektir. Fair play davranış içindeki bir değerlendirmedir. Kişinin bir olay içinde rakiplerine, çevredekilere kendi hayatını geleceğini, ailesini ve çıkarlarını düşünmeden, özverili, benlik duygusundan uzak davranışıdır. Eskilerin “nefs-i emmâre” dedikleri içindeki şeytanı yenmesidir.

Milletlerarası olimpiyat komitesi IOC, 1981 yılında milletlerarası fair play konseyi CIFP’yi tanıyıp onu bir kuruluşu olarak kabul etmesinden sonra fair play IOC’ye bağlı millî olimpiyat komitelerince gündeme alındı. IOC’nin her komitede fair play ile ilgili bir komisyon kurulmasını tavsiye etmesi üzerine; Türkiye Millî Olimpiyat Komitesi de bu konuda çalışmalara başladı. l7 Kasım 1981 de Turgut Atakol’un başkanlığında toplanan TMOK yönetim kurulu fair play komisyonunu tesbit etti. Bunlar Dr. Tarık Özerengin, Av. Merih Sezen ve spor yazarı Doğan Koloğlu, olimpiyat madalyalı atlet Ruhî Sarıalp, milletlerarası boks hakemi Ahmed Cömert olarak onaylandılar. Komite Mayıs ayında fair play ödülü olarak bir plaket ve diploma yapılmasına karar verdi. Yurt çapında araştırmalar yapan komite Türkiye’deki ilk ödülü 1982 yılında İzmir’de balkan yelken şampiyonasında Yunanlı rakibi yanlış yola sapınca onu uyaran sağır ve dilsiz yelkenci Varol Hepağuslar’a verdi.

Devşirme sporcu ne demektir, Türk sporu için önemi var mı?

Öztek: Devşirme sporcu kimliği ile bugün Türk sporu içinde amatör ve profesyonel pek çok yabancı sporcu bulunmaktadır, bunlar Türk uyruğuna geçtikten sonra, sonradan Türk olma mânâsına gelen devşirme sporcu adı ile bilinmektedir. Türkiye’de bulunma sebepleri ise para karşılığında Türk spor kulüplerini güçlendirmek veya Türkiye adına katıldıkları milletlerarası yarışmalarda Türkiye’ye madalya kazandırmak ve Türkiye’nin adını sportif alanda dünyaya duyurmaktır. Kulüpler, dünyaca tanınmış gözde sporcuları transfer etmek için çok büyük paralar harcamaktadır. Millî takımlarda yer alacak olan yabancı sporcuların Türk kimliğine sahip olma şartı vardır, bu sporcuların varlıklarının asıl sebebi ise; kendi ülkelerinde ikinci üçüncü sırada bulunduklarından olimpiyat oyunlarında bir başka ülke adına, yani Türkiye adına yarışmalarıdır,

Türkiye’de amatör spor dallarında olimpiyat oyunlarında Türkiye’yi temsil yeteneğine sahip 20 kadar yabancı sporcu bulunmaktadır, bunların çoğu Afrika kökenli atlettir ve 15ten fazla dalda Türkiye rekorlarını ellerinde bulundurmaktadır. Milletlerarası alanda da her an için madalyaya çok yakın sporculardır, atletlerin yanı sıra güreşçi, basketçi, masa tenisçisi, boksör gibi sporcular da bulunmaktadır. Spor organizasyonları ve olimpiyatlar, milletlerin aynı zamanda bilim, kültür, sanat, ekonomi ve bütün zenginliklerinin sergilendiği alanlardır. Buradaki başarı, gelişmişliğin göstergesidir. Savaşlar artık bu alanlarda sürdürülmektedir. Bu sebeple paralı askere benzeyen devşirme sporcular da her zafer sonrası alacakları ödülün hesabını yapmaktadırlar, madalya sonrası yüksek para ödülü, spor bilinci ve spor kültürü gelişmemiş geri kalmış ülkelerde önem taşımaktadır, gelişmiş ülkelerde sporcular bilinçli millî his ve millî kültür ile yarışmakta ve kazanmaktadır. Gelişmiş ülke sporcuları için ödül, başarılı bir üniversite eğitimini kazanmak ve sürdürmektir. Bu arada sponsor kuruluşlar ve reklamlar o sporcunun geleceğini de garanti altına almaktadırlar.

Devşirme sporcunun Türkiye’ye faydası var mı?

Öztek: Gelişmiş ülkelerin sporcuları, her konuda olduğu gibi gelişmiş bir spor sistemi içinde yetişmektedir, onlarda anaokulundan itibaren temel spor dalları olan atletizm, jimnastik ve yüzme sporlarından birinin yapılma mecburiyeti vardır. Spor tesis ve sahaları ile spor eğitimcileri de ona göredir. Adı üstünde olduğu gibi sportif teknoloji ve eğitim, sistem, program, organizasyon ve rekor üzerine kurulmuştur. Çocuklar yaşama biçimi olarak sporu, eğitimlerinin bir parçası halinde sportif ve daha sonra yarışmacı şekli ile sürdürürler. Nüfuslarının % 20’si lisanslı sporcu olarak yetişir. Bu rakam, İngiltere Fransa ve Almanya için en az yirmi milyon lisanslı sporcu demektir.

Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki gibi çocuk ile ailesinin ilkokuldan itibaren bütün eğitim hayatını okul kapılarında sınavdan sınava koşturmaca içinde geçiren bir başka sistem mevcut değildir, bu sistem içinde, yeni bir eğitim yolu geliştirmedikçe Türk gençlerinin ferdî olarak elde ettikleri sportif başarılar bir mucizedir. Yeni bir sistem ve spor eğitimine kadar da devşirme sporcularla olimpiyat oyunlarında adımızı duyurmaktan başka çaremiz yoktur.

Güreş ata sporumuzdu fakat Kübalılar bile geliştirdikleri sistemlerle bizleri geçtiler. Binicilik, ok atma, çekiç atma, cirit ve kılıç ata sporlarımız değil miydi? Bugün Türkiye’de bu sporlar ne kadar yapılıyor ve ne dereceler alınıyor? Her tarafı deniz ve göl olan ülkemizde kürek ve yelken sporları belli bir seviyeye ulaşamamıştır.  

Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu ve Bulgaristan’dan gelen diğer haltercilerimize bakacak olursak, onlar Bulgar zulmü altında Bulgaristan’da eziyet görüyorlardı. Ayrıca Türklük bilincine sahiptiler ve Bulgaristan’dan kaçarak, anavatanlarına geldiler, onlar hiçbir zaman devşirme değillerdi. Fakat onlar Bulgaristan’dan bir sistem getirdiler, o sistemi Türkiye’ye yerleştirdiler ve arkadan gelen Türk sporcularına örnek oldular, çekici veya itici güç oldular.

Son olimpiyatta haltercilerin başarısız olması, halterin bittiğini göstermez, çünkü sistem yerleşmiştir. Gelecekte bilgili ve görgülü yönetici ve antrenörlerle yine başarı gelecektir. Pekin’de 2 gümüş madalya kazanan Elvan dâhil pek çok devşirme atlet de diğer sporcular da kendi sistemlerini Türkiye’ye getirdiler. Bazıları antrenörlerinin de yanlarında olmasını istediler veya yarışma dışı zamanlarda kendi öz ülkelerinde alıştıkları imkân ve şartları içinde çalışmalarını sürdürmeyi ön planda tuttular. Süreyya Ayhan, Aslı Çakır Alptekin, Gamze Bulut, Nevin Yanıt gibi Türk kızları bu atletleri veya onların çalışma sistemlerini örnek aldılar. Bu tür sporcuları bir tek antrenör çalıştırmaktadır. Yani bir antrenör bir tek sporcu ile uğraşmakta, ona bilgisini, tekniğini, inancını ve ruhunu vermekte, onunla bütünleşmektedir. Sporcusuna ölümüne başaracaksın dediğinde, sporcusu bunun ne anlama geldiğini bilerek hareket etmektedir, bu arada en son ilmî usullerle yetişmiş pek çok Türk antrenörümüzün bulunduğunu da belirtmek isterim.

Yerli sporcular, genellikle devşirme sporcuları kıskanmış ve başarısızlıklarına sebep olarak onların varlığını göstermişlerdir. Hâlbuki metrik sporlarda kaç dakikada ne kadar koşacağın, atlayacağın, fırlatacağın veya kaç kilo kaldıracağın bellidir. Yerli sporcular belirli ölçüleri geçtiklerinde kendiliğinden önleri açılacaktır. Devşirme sporcuları geçecek sistem ve antrenman şeklini gerçekleştirmek mecburiyetindedirler.

Devşirme sporcudan başarı beklemek, o sporcunun antrenman ve çalışma beklentileri ile paraleldir. Bu paralı askerler, başarılı oldukları takdirde servet sahibi olmaktadırlar. Bu serveti kazanmak için de hoca-tesis-beslenme-dinlenme-moral-motivasyon için en uygun ortamı tercih edeceklerdir. Türkiye’de kaldıkları ve çalıştıkları sürece kendilerini evlerinde ve yurtlarında hissetmedikçe başarılı olamazlar. Önceki yıllarda devşirilmiş bazı başarılı sporcuların yaşamını incelediğiniz zaman bunları göreceksiniz. Yabancı antrenörler için de bu durum geçerlidir. Türk tekvando millî takım antrenörü Koreli Lee, kızlarının ismini Türk ismi koyacak kadar Türkleşmişti.

Cumhuriyet kızları?

Öztek: 1912 Londra Olimpiyat oyunlarında ülkemizi temsil eden sporcularımızın cinsiyetine bakacak olursak; bunların 66’sı bayan 58’i erkek, yani Türkiye’yi daha çok kız sporcular temsil ediyor. 1984 yılında ekipte 46 erkek sporcuya karşın yalnızca 2 bayan, 2000 yılında ise 44 erkek sporcuya karşın 15 bayan sporcu yer almış, bu gidişte gelecek olimpiyatlarda 80-100 bayan sporcu ile temsil edilebiliriz. Bugün Londra’da alınan 5 madalyanın üçünü kızlarımız kazanmıştır, bayan basket ve voleybol takımlarımız ilk kez olimpiyat oyunlarında yer almışlar, çok da başarılı olmuşlardır. Bunlar Müslüman Türk kızlarıdır ve cumhuriyet çocuklarıdır; kızlarımız erkeklerimizden daha başarılı olduklarını ispat etmişlerdir. Fakat ülkemizde herkesten fazla hoşgörü sahibi olması gereken bazı kesimlerimiz ve birçok insanımız kızlarımızın rekora koşan bacaklarını bir seks unsuru olarak görmekten kendilerini alamamaktadırlar. Hâlbuki bu insanların görmeleri gereken, şampiyonluğu göğüsleyen kızımızın yarış sonrası diz çökerek, şükür için Allah’a uzanan elleridir. Bir sporcunun olimpiyat madalyası kazanması son derece zordur, Londra’da kazanılan madalyalar devşirmelerin değil tamamen Türk çocuklarının başarısıdır, bu çocuklarımızı candan kutluyorum. Yalnız bunca gayret ve çabanın DOPİNG canavarına kurban edilmesi hiçbir şekilde affedilemez. Bu konuda en büyük sorumluluk antrenörlere aittir.

Biraz da Olimpiyattan bahsedelim. Nedir Olimpiyat?

Öztek: Olimpiyat, dünyadaki en büyük spor yarışma, tanıtım ve tanınım organizasyonudur. Olimpiyat oyunlarında bir madalya için gerçek mücadele verilir. Dünyanın en yetenekli ve güçlü sporcuları, ülkelerinin bayrağını en yükseğe çektirmek için kıyasıya bir mücadeleye girerler. Başarı, verilen imkân, çalışma ve inançla sağlanır. Olimpiyat arenalarında bütün dünya devletleri güçlerini, zenginliklerini, kültürlerini ortaya koyarlar ve kendilerini her açıdan kabul ettirmenin örneklerini sunarlar. Artık savaşlar, savaş alanlarından kültür, sanat, bilim, ekonomi ve spor alanlarına kaymıştır.

Olimpiyat bayrağı ve sporcu ile hakem ve yönetici olimpiyat yemininin bir mânâsı var mı?

Öztek: Olimpiyat Bayramı; Din, dil, ırk, renk ayırımı gözetmeyen, ideolojik ve politik düşünceye yer vermeyen, sevgi ve kardeşlik bayrağıdır. Yönetim şekli ve rejimlerin geçersiz olduğu 5 kıta ve ülkelerinin altında toplandığı tek bayraktır. Gölgesinde kazanan kadar kaybedenin de alkışlandığı bir bayraktır. Bu bayrak üzerinde sonsuz yıldızların bulunduğu, sonsuz yıldızları göndere ve göklere taşıyan yüce bir bayraktır. Onun altında yer alabilmek onun yasaları doğrultusunda olimpik ruhla yarışabilmek ve paylaşabilmek insanlık için en büyük onur ve en büyük zaferdir.

Olimpiyat oyunlarının açılış töreninde, kıdemli bir sporcu olimpiyat yeminini okur. Bu and tüm katılan sporcular adına okunur. Hepsi peşinen bunu kabullenmiş olur. Olimpiyat oyunlarında ülkemin şerefi ve sporun zaferi için kurallara uyarak dürüst yarışacağımıza ve gerçek sportmenlik ruhu içinde mücâdele edeceğimize and içeriz.

Hakem ve yöneticiler adına edilen yemin de bir o kadar sportmenlik ve tarafsızlığı yani hakyemezliği vurgulamaktadır. “Bu olimpiyat oyunlarında gerçek sportmenlik ruhu içinde, yönetim kurallarına tarafsızca, saygı ile uyarak görevimi yerine getireceğime bütün hakem ve yöneticiler adına söz veririm”.

Olimpik hareket maksadına nasıl ulaşır?

Öztek: İlköğretim, hatta anaokullarından itibaren çocuklara spor eğitimi dersleri verilmelidir. Üniversitelerde spor yaygınlaştırılmalıdır. Kulüpleşmeler kurum hâline getirilmelidir. Ailelere topyekün spor bilinci aşılanmalıdır. Milletçe sporun önemi kavranmış olmalıdır. Nüfusun 1/5’inin lisansiye sporcu gibi yetiştirilmesini sağlayacak spor eğiticileri yetiştirilmelidir. Bu eğitimin gerçekleştirileceği spor tesisleri oluşturulmalıdır. Bütün spor dallarında millî takım seviyesinde birbiri ile yarışabilen aynı düzeyde yüzlerce sporcu yetiştirilmiş olmalıdır. Bu sporcular bütün dallarda olimpiyat oyunlarında ülkesini başarı ile temsil edip madalya kazanabilmelidir.

Basın ve yayın organlarının sistemli bir şekilde spor kültür ve bilincini vurgulaması sağlanmalıdır. Olimpiyat gibi bir organizasyon için, karşılıksız hizmete hazır en az 10.000 gönüllü yetiştirilmelidir. Bundan sonra, ülke olimpiyat düzenlemek için hazır olacaktır. Olimpik hareket bilincini oluşturan 2 temel faktör spor kültürü: Bütün spor dalları hakkında geçmişte, bugün ve gelecek için yazılı ve sözlü bilgileri spor dallarının özelliklerini kendi içinde tiplerini, kurallarını, insana ve milletini kazandırdıklarını içerir. 

Olimpik hareket bilinci: Spor kültürü ve spor bilincinin yerleşip yeşerdiği, milletçe sporun öneminin anlaşıldığı, sporcu nesillerin akıl ve ruh sağlığının mükemmelliği ile sporun ahlakî ve insanî boyutlarının üstünlüğünün tartışmasız kabul gördüğü toplumlarda, olimpiyat oyunlarına milletçe hazır olmaktır.

Olimpik hareket: çağdaş olimpizm düşüncesinden kaynaklanır. Dünya barışına ve daha iyi yaşanır bir dünya düzenin kurulmasına katkıyı gâye edinir. Dünya gençliğini, hiçbir ayırım gözetmeksizin dostluk, anlayış, dayanışma ve fair-play düşüncesi içinde spor ile eğitilir.

Olimpiyat hazırlıkları: Öncesini saymazsak, olimpiyat oyunları için hazırlık ve barajı aşma süresi 4 yıldır. Gelişmiş ülkeler ilk 2 yıl içinde barajı aşacak puanları toplarlar ve son iki veya bîr yıl, kıta ve dünya şampiyonaları dışında rakiplerine kendilerini göstermeden çalışırlar, son iki yıl, genellikle spor alanlarını daha sonraki olimpiyatlara hazırlanan genç sporcular doldurur ve tecrübe kazanırlar. Bizim sporcularımız ise daha çok son yıl içinde tecrübesiz sporcuları yenerek ancak baraj puanlarını doğurabilmektedirler. böyle olunca kapasiteleri, oyunlar sırasında ancak ilk turlara yetmektedir»

Türkiye Olimpian Derneği (TOD)?

Öztek: Türkiye Olimpian Derneği; olimpiyat oyunlarına katılmış olan sporcu, yönetici, hakem, teknik adam ve medya mensuplarının üye olduğu bir dernektir. Bir hayat tarzı saydığı olimpizm felsefesi doğrultusunda bütün gençliğe sporun her çeşidini sevdirmeyi amaç edinmiştir.

Olimpik felsefenin esası, spor ve kültür eğitimi ile bedene, ruha ve zihne özgü nitelikleri yücelterek, beynelmilel temel ahlak ilkelerine saygılı nesiller yetiştirmektir.

TOD, sporcuların başarıya ulaşması için her çeşit maddî ve manevî destekle onların yanında olup, “olimpik hareketin ülkemizde maksadına ulaşması” ana teması çerçevesinde öğrenci ve spora yönelmiş gençleri açık oturum ve konferanslarla bilgilendirmektedir. İlmî, kültürel, ekonomik ve sosyal alanda olduğu gibi spor alanında da başarıya ulaşmış canlı örneklerle, eğitimle sporun birlikte yürütülebileceği ispat edilerek, öğrenciler teşvik edilmektedir. Bunun için de ” sağlam kafa sağlam vücutta bulunur ” atasözünün doğruluğu ve değeri vurgulanmaktadır.

                                                                                                                                                            DEVAM EDECEK