15 Mayıs 2026 tarihinde Sakarya’da Aydınlar Ocakları Büyük ŞURASI’nda Müstafi Tümamiral Cihat Yaycı Paşa’nın konuşması, bana bir filmi hatırlattı. “Çin Sendromu,” 1979 ABD yapımı bir felaket gerilim filmidir. Filmin başrollerinde Jane Fonda, Jack Lemmon, Michael Douglas gibi ünlü artistler bulunur. Filmin konusu: ABD’de bir nükleer enerji santralinde güvenlik örtbasları konu ediliyor. “Çin Sendromu,” reaktör bileşenlerinin muhafaza yapıları boyunca eridiği ve alttaki toprağa karıştığı bir nükleer erimenin kurgusal bir sonucunu tanımlayan hayali bir terimdir. Filmin konusuna göre nükleer enerji sızıntısının etkisini Çin’de göstereceği kurgulanmıştır.
Biz de filmden ayrılıp esas konumuza dönecek olursak, 1998 yılında Graham Fuller ve Henri Barkey tarafından yazılan “Türkiye’nin Kürt Meselesi” adlı kitap, 28 yıl sonra yukarıda bahsettiğim filimde olduğu gibi Türkiye’de “Çin Sendromu” etkisi yaratmıştır.
Kitabı incelediğimiz de göreceğiz ki:
Türkiye’ye yönelik bazı stratejik projeler tankla, tüfekle veya savaşla yürütülmez. Bazen çok daha yanıltıcı yöntemler kullanılır. Bu yöntemlerin en önemlileri raporlar, analizler ve kitaplar üzerinden bir ülkenin siyasal yapısını dönüştürmeye yönelik fikir mimarisi kurmaktır.
Yukarıda sözünü ettiğim “Türkiye’nin Kürt Meselesi” kitabının yazarları sıradan yazar olmadıkları gibi (Graham Fuller ve Henri Barkey), kitap da sıradan bir kitap değildir. Bu açıdan kitap dikkatli bir şekilde incelendiğinde, içinde dikkat çekici metinlerin olduğu görülecektir. Çünkü bu kitap, içinde barındırdığı metinlerle Türkiye’ye adeta “Yol Haritası” çiziyor.
Graham Fuller, uzun müddet CİA’nın üst düzey görevlerinde bulunmuş bir isimdir. Henri Barkey ise Amerikan stratejik çevreleri ve güvenlik kurumlarıyla yakın ilişkileri bulunan bir akademisyendir. Kitabın önsözünü yazan Morton Abramowitz ise Türkiye’de görev yapmış ABD büyükelçilerinden biridir.
Dolayısıyla bu kitap yalnızca bir akademik değerlendirme değil; birçok araştırmacıya göre Amerikan stratejik çevrelerinin Türkiye’ye yönelik bakışını yansıtan bir metindir.
Başka bir ifadeyle bu kitap, birçok kişi tarafından CIA’nın Türkiye’ye önerdiği bir siyasal yol haritası olarak da değerlendirilmektedir.
Kitap 1998 yılında yazılmıştır. Kitap yazıldığı tarihte henüz Abdullah Öcalan yakalanmamıştı Türkiye’ye getirilmemişti İmralı süreci başlamamıştı. Ancak kitap dikkatle okunduğunda satır aralarında ilginç olaylara şaşırarak şahit oluyorsunuz.
Kitabın bazı bölümleri bu sürecin ardından Türkiye’de yeni bir siyasi çözüm süreci başlatılacağı varsayımıyla yazılmış gibidir.
Bu nedenle kitap yalnızca bir analiz değil, aynı zamanda gelecek için hazırlanmış bir “Yol Haritası” olarak da okunabilir.
Kitabın Temel Tezi ve anlatmak istediği şudur:
Türkiye’deki sorun terör sorunu değildir.
Sorun bir “Kürt meselesidir.”
Bu tanım değişikliği kitabın tüm stratejik çerçevesinin başlangıç noktasıdır. Çünkü terör meselesi olarak görülen bir sorun güvenlik politikalarıyla çözülür.
Ama “etnik ve siyasal mesele” olarak tanımlanan bir sorun siyasal reformlarla çözülmek zorunda kalır.
CIA’nın Türkiye İçin Yazdığı Yol Haritası “Türkiye’nin Kürt Meselesi” Kitabı ve Adım Adım Önerilen Model:
1. Adım:
Terör Meselesinin “Kürt Meselesi” Olarak Tanımlanması
Kitabın ilk basamağı şudur:
PKK terörü bir güvenlik sorunu değil, etnik ve siyasal bir Kürt meselesi olarak tanımlanmalıdır. PKK ile devlet arasındaki mücadeleyi güvenlik alanından çıkarıp siyasi çözüm gerektiren bir mesele haline getirmektir.
2. Adım:
PKK’nın Siyasal Zemine Taşınması:
Kitap PKK’nın askeri olarak Türkiye’yi yenemeyeceğini kabul eder.
Ancak şu tespiti yapar:
PKK askeri zafer kazanamaz; fakat siyasal zemine taşınırsa başarı kazanabilir.
Bu yaklaşımın anlamı açıktır.
PKK silahla değil, siyaset yoluyla hedeflerine ulaşacaktır.
Kitap adeta, zaferin PKK’nın müzakereler için muhatap kabul edilmesiyle kazanılacağını ifade eder.
3. Adım:
PKK’ya Yakın Bir Siyasal Partinin Meşrulaştırılması PKK’ya yakın bir siyasal yapı yasal bir siyasi parti olarak faaliyet göstermelidir. Bu parti: seçimlere katılmalı meclise girmeli siyasal meşruiyet kazanmalıdır.
Ve bu partinin temsilcilerinin örgüt ve örgüt lideri ile yani günümüzde (İmralı ve Kandil ile) görüşmesine Devlet müsaade etmelidir.
4. Adım:
Devlet ile Dolaylı Temasın Normalleştirilmesi: Terörist başını milletvekillerinin İmralı’da ziyareti ne kadar açık değil mi?
Kitabın mantığı şudur:
Silahlı aktör sürece dâhil edilmeden çözüm mümkün değildir.
5. Adım:
Parlamentoda Özel Komisyonların Kurulması, çözümün Meclis merkezli yürütülmesi. Tüm partilerin katıldığı özel bir parlamento komisyonu oluşturulması.
6. Adım:
Komisyon Raporlarının Reform Önerisi Olarak Sunulması. Kitaba göre bu komisyonlar hazırladıkları raporları devlete: anayasal değişiklik, yasal reform, yerel yönetim düzenlemeleri şeklinde Meclis’e ve Hükümete reform önerisi olarak sunmalıdır.
Yani bu Özel Komisyonun rolü: Siyasal talepleri devlete “reform önerisi” olarak sunmaktır.
Bu, süreci anayasal–yasal zemine taşıma aracıdır. Bu mekanizma aslında parlamenter süreç üzerinden devlet yapısını dönüştürme modelidir.
7. Adım:
Sivil Toplumun Seferber Edilmesi, Kitap sürecin yalnızca devlet tarafından yürütülemeyeceğini savunur.
Bu nedenle sürece:
Medya, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, iş dünyası, Aydınlar dâhil edilmelidir.
Amaç toplumda yeni bir siyasal algı oluşturmaktır. Amaç: Süreci halk nezdinde meşrulaştırmak ve normalleştirmek.
Bu bölümde özellikle vurgulanan nokta: Toplumsal algı değişmeden siyasal dönüşüm olmaz.
8. Adım:
Kitapta PKK: Mutlak düşman olarak değil, dönüştürülmesi gereken bir siyasal gerçeklik olarak ele alınır.
PKK’nın süreci desteklediğini ilan etmesi, Ateşkes ve şiddetsizlik açıklamaları yapması ve böylelikle müzakerelerin meşrulaştırılması istenir.
Burada istenilen amaç: PKK’yı tasfiye etmek değil, siyasi sistemin bir aktörü haline getirmektir.
9. Adım:
Af ve Entegrasyon Modeli Kitap örgüt mensuplarını iki kategoriye ayırmaktadır.
Birinci grup: Şiddete doğrudan katılmamış olanlar Bu kişiler: affedilebilir, siyasete katılabilir, topluma entegre edilebilir.
İkinci grup: Ağır suçlara karışmış olanlar. Bu kişilerin durumu ise daha sonraki aşamalara bırakılmalıdır.
Bu modelin amacı örgütün bir bölümünü siyasal sistem içine entegre etmektir.
10. Adım:
Devlet Modeli Eleştirisi: Üniter Ulus-Devletin Aşındırılması Yerel Yönetimlerin Güçlendirilmesi
Kitap merkezi devlet yapısını eleştirir.
Yazarlar: Milli-devlet modelini, merkeziyetçi yapıyı, tek kimlikli yurttaş anlayışını sorunun temel kaynakları arasında görür.
Bunun yerine önerilen model: Kimlik temelli çoğulculuk, Çok uluslu bir devlet yapısı, Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, Merkezî devletin yetkilerinin gevşetilmesi.
Görüldüğü gibi önerilen model, Irak, Suriye, Lübnan, Bosna benzeri bir modeldir.
Ne kadar enteresan değil mi? ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ta Türkiye’nin Osmanlı tipi bir yapıyla yani monarşiyle yönetilmesini öneriyor.
11. Adım
Çok Kimlikli Devlet Modeli, kitap ulus devlet modelini eleştirir.
Tek millet anlayışı yerine:
çok kimlikli, çok uluslu bir devlet modeli için anayasal ve yasal değişikliler yapılmasını önerir.
Sonuç olarak bu model: terör meselesini etnik meseleye dönüştüren PKK’yı siyasal aktör haline getiren parlamenter süreç üzerinden üniter devlet yapısını aşındıran reform önerileri sunan bir “Siyasal Yol Haritasıdır.”
Eh artık bugün geldiğimiz noktada adına önce: “Terörsüz Türkiye Süreci” dediler ama PKK bu ismi kabul etmedi: “Hayır biz terörist değiliz ki sürecin adı terörsüz Türkiye olsun biz Kürt gerillalarıyız” dediler ve sürecin ismi: “Barış ve Kardeşlik Süreci” olarak değiştirildi.
Ev ödevi verilmiş gibi kitapta anlatılanlarla bugünkü durum ne kadar benzerlik ifade ediyor değil mi?
“Suriye’deki gelişen olaylar neticesinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli 1 Ekim 2024 tarihinde bir “Terörsüz Türkiye Projesi” başlatmıştır. Bu proje, Türkiye’nin terörle mücadelede önemli bir dönüm noktası olarak kabul edilecek ve siyasi reformlar, toplumsal uzlaşma ve iç güvenliği artırma gibi çeşitli aşamalardan oluşacaktır. Cumhurbaşkanı Erdoğan da, bu süreci Türkiye’nin projesi olarak tanımlamış ve devam ettirme kararını vermiştir.
Başlangıçta söylediklerine göre teröristlerle hiçbir pazarlık yapılmayacak, onlara istedikleri hiç bir şey verilmeyecek, hiçbir talepleri kabul edilmeyecekti.
Mecliste gurubu olan partilerden vekil sayısına göre İYİ Parti dışında bir komisyon kuruldu. Güya PKK silah bırakacak diye milletin gözünün içine soka soka teröristlerin mangalda silah yakma seremonisi gerçekleşti.”
Bu modelin tüm basamaklarının hayata geçirilmesi durumunda ortaya çıkabilecek tablo son derece ciddi olacaktır.
Böyle bir senaryoda Türkiye: üniter devlet yapısını kaybedebilir, kimlik temelli siyasal yapıya dönüşebilir. Lübnan, Bosna, Irak veya Suriye benzeri çok uluslu ve gevşek bir devlet modeline sürüklenebilir.
Bu dönüşüm aynı zamanda bölgede uzun süredir tartışılan sözde “Büyük Kürdistan”, özde ise Ciihat Yaycı Paşa’nın dediği gibi: “Siyonistan” projelerinin önünü açabilecek bir siyasal zemin oluşturabilir.


