Derin Müsilaj

32

Derin mevzuları bilirsiniz. Siz ki
Kurtlar Vadisi’nden Çukur’a derin abi’lerle, derin
reislerle büyümüş bir nesilsiniz. Müstehcen
sahnelerde çocukların ahlâkı bozulmasın diye kanal değiştirmeye hamle eder ama
tehdit, şantaj, cinayet, işkence durumlarında aynı çocuklara “ah ulan, ben de biraz gayret etseydim ne
biçim mafya olurdum
” ruh hâliyle örneklik teşkil edersin. Ee, ne de olsa ‘ayıp yatağın altında’. Bakın bakalım
RTÜK’e giden şikâyetler en çok hangi konuda?

            Arslan
Bulut
’un kedi & fare metaforundaki gibi farelerin kedinin
kuyruğuna çıngırak bağlaması gerekirken kedinin birinin kendi kuyruğuna çıngırak bağlamasıyla gitgide ilginçleşen ve o
oranda iğrençleşen ilişkiler zincirinin sonunda simitçisinden siyasetçisine hem “Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz” 
seyredip hem de mafya kültürünün siyaset diline yansımasına hizmet
etmek/eylemek niye çelişki olsun ki..

            Hani facebookvari yerlerde ‘ilişkisi var’ ibâresi var ya; aman
Allah’ım, kimlerin kimlerle ilişkisi var? Daha doğrusu kimin kimlerle ilişkisi
yok ki..
İçinizde kim günahsızsa ilk taşı o atsın!Barnabas – 201, Yuhanna
– 8 (İlk taş / Zinada yakalanan kadın) demiş ya Hz. İsa; varsa az günahkâr
veya günaha tövbekâr simitçi – siyasetçi
aranıyor. Yoksa sistemimiz mi günahkâr? Yoksa sistemi şeyimize yani
işimize, çıkarımıza mı uydurduk? Kimi kime şikâyet ediyoruz?!

Bozuk
düzende sağlam çark olmaz
”; imza: Pir
Sultan Abdal
, imza: Günümüz. Müsilajı
denizin masajı değil de denizden gelen mesaj gibi düşünmek
lâzım. Marmara der ki; “Ben herkesi salyalanmış görüyorum”.
Murat Yılmaz’ın o meşhur Türkiye
haritalı
Beni Yıka
karikatüründe olduğu üzere siyasetin, dinî teşekküllerin, organize suç
örgütlerinin, spor kulüplerinin, medya-magazin dünyasının salyaları dört tarafımızdaki denizlerin ötesine dek birbirine karışmış. Neymiş; hatt-ı
müsilaj
yokmuş, sath-ı müsilaj varmış ve o satıh okyanuslar arasıymış.

Madem bilmediğimiz kelimelerle uzaydaki
hacmimizi ve konumumuzu görmeye yani hep başkalarına bakmaktan, başkalarıyla hasetik rekabetten bir türlü sıra
gelmeyen kendimize bakmaya başladık,
nefsimize odaklandık ve her
videoyla, her cevapla, her röportajla bir yaşımıza daha giriyoruz; gayri son bir ayda bir düzine yaşlanmış Milletimize
bulimya hastalığı (bulimia nevroza) tanısı konulur endişesi taşıdığımı da
paylaşayım.

Salyayı sadece ekolojik, kusmayı sadece hekimlik
çerçevede düşünmeyin; teo-politik
olarak da düşünün, sosyo-ekonomik
olarak da düşünün, jeo-stratejik
olarak da düşünün yada düşünelim derim. Strateji deyince aklıma Stratejik Derinlik kitabı ve hâlen
devam eden stratejik sarhoşluğumuz (derinlik
sarhoşu
) geldi. Davutoğlu, geçen yıl Sistemik Deprem (Sistemik Deprem ve Dünya Düzeni – Dışlayıcı
Popülizme Karşı Kapsayıcı Demokrasi) diye bir kitap daha çıkardı. Okuyucu
hatırlatıyor: Deniz değil düzen kusuyor.

Huzur İsyanda ekibi diyor ki; “Değerlerimizi tıka-basa yedik, yuttuk;
dolayısıyla bizi biz yapan şeyleri de yani kendimizi de yediğimiz için
zehirlendik. Kusmak, çıkarmak zorundayız.
Marmara Denizi öğretmenimiz olsun.” Şu satıra kadar yazıya konsantre
olamayanlara Müslümcülerin millî marşı
olan ‘İtirazım Var’ın 1981 versiyonunu (yüksek doz) antibiyotik
ve antiseptik olarak tavsiye ederiz. Derdini sevmeyenler lâfazan dizilere, gaydırı-guppak programlara,
tıkınma ve tıklanma yarışmalarına, sanal oyunlara cemaat olmaya devam etsinler.

Kurucusuna bitmek tükenmek bilmeyen bir
kinin sürdüğü Türkiye Cumhuriyeti’nin
100. Yıldönümüne yaklaştık; 2023’e 2 var. Sanıyorum bu saatten sonra ya her şeyimizi resetleyip fabrika
ayarlarımıza
dönerek bu bâdireleri atlatacağız ya da bir arkadaşın
senelerce önce dediği gibi 18’nci Devleti
(bkz. Cumhurbaşkanlığı forsu) kurmak zorunda kalacağız. Söz Milletin