Taksim Camii’nin Açılışı Münasebetiyle

34

Müslüman
Türk Milleti’nin 1,5 asırlık bir hayali daha gerçek oldu. Yıllarca hem
içerideki hemde dışarıdaki İslam karşıtları tarafından yapımı devamlı olarak
engellenen Taksim Camii nihayet muhteşem bir katılım ile 28 Mayıs 2021 Cuma
günü ibadete açıldı. Kılınan ilk Cuma Namazının ardından konuşan Başkan Recep
Tayyip Erdoğan,“Taksim Camii, bir süre
önce yeniden ibadete açtığımız Ayasofya Camii Kebiri’ne verdiğimiz selam,
İstanbul’un fethinin 568. Yıl dönümüne ise bir armağandır
” dedi. Bu arada
Beşiktaş Barbaros Bulvarı üzerinde Barbaros Hayrettin Paşa Camii yapılarak,
orasını da mabetsiz yer olmaktan çıkarılacağının müjdesini verdi.

 Allah’a şükürler olsun ki, bugünleri de
gördük. Zira Ayasofya’nın statüsü tekrar camiye çevrildi ve ana bölümde de
namaz kılınması mümkün olabildi. (Ayasofya müze statüsünde iken sadece Hünkâr
Mahfili ile Topkapı Sarayı tarafından girişteki müştemilatında ezan okunup,
namaz kılınmakta idi.) Ayasofya yeniden cami olduktan sonra Taksim Meydanı da camisine
kavuştu.

Taksim Camii 150 yılık bir hayaldi.
Ne padişahlar ne de cami yapmak isteyen başbakan ve cumhurbaşkanları engelleri
aşamamıştı. Durum gerçekten üzüntü verici idi. Yüz yılı aşkın bir süredir pek
çok siyasetçinin yapmaya teşebbüs ettiği, ancak inşaatına bile başlayamadığı Taksim
Camii tamamlandı. Ve Allah’a o hamt olsun ki açılışı nihayet yapıldı.

Bir ülke düşünün ki, %50’nin üzerinde
oy almak suretiyle iktidara geliyorsunuz. Fakat şehrin bir meydanına cami dahi yaptıramıyorsunuz.
Şöyle ki,

14 Mayıs 1950 de %50’den fazla oy
alarak iktidara gelen Adnan Menderes, camiyi yaptıramadan 27 Mayıs 1960 tahinde
talihsiz bir darbe ile iktidardan uzaklaştırılarak hunharca katledildi. (Allah
rahmet eylesin,mekânı Cennet olsun.)

Süleyman Demirel 1965’de %54 oy ile iktidara geldi. O
da bu konu ile alakalı olarak bir adım bile atamadan bir muhtıra ile gitti.
Daha sonra 70’li yıllarda Demirel’in başını çektiği M.C. Hükümeti teşebbüste
bulundu ise de bunuda CHP’li belediye başkanları Ahmet İsvan ve Aytekin Kotil
engelledi.

1980 Eylül başında MC. Hükümeti
Bakanlar kurulu kararı ile arsayı camiye tahsis ettirir. Fakat temel atmaya 10
gün kala, 12 Eylül darbesi yapılır. Darbede iş başına gelen Orgeneral İsmail
Hakkı Akansel hemen, imar planın da değişiklik yaptırarak cami arsasını
otoparka çevirtir.

Sonra, 80 ’li yıllarda Turgut Özal,
1990 ’larda Erbakan ve o günlerde İstanbul Belediye Başkanı olan bu
günkü Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan da Taksime cami yapmaya teşebbüs
ettiler. Fakat muvaffak olamadılar. Tesadüfe bakın ki, o günlerde, 28 Şubat
postmodern darbesiyle sona erdi.

Bu arada bir husustan bahsetmeden
geçemeyeceğim. O da şudur; Refah Partisinin İktidar olduğu dönemde, Muhterem Recep
Tayyip Erdoğan İBB Belediye Başkanı olması münasebetiyle İSKİ’nin Yönetim
Kurulu Başkanı, Prof. Dr. Veysel Eroğlu İSKİ Genel Müdürü, bende Yönetim Kurulu
Üyesi idim.
O tarihlerde Taksimde bulunan su deposunun yanındaki, bugün
Taksim Camii’nin yapıldığı arsa İSKİ ‘ye aitti. Bu arsayı o tarihlerde
aldığımızbir Yönetim Kurulu kararı ile camii yapılmak üzere İstanbul
Belediyesi’ne devretmiştik.
İfade etmek istediğim husus şudur ki, şayet şer
güçlerin müdahalesi ve engellemesi olmasa idi, Taksim Camii bundan en az 25 yıl
önce yapılmış olacaktı.

Görüldüğü üzere, arkasında halk desteği
olmasına rağmen, iktidarların hiç birisi, tam 70 yıl Taksim’e bir çivi dahi
çakamadı. Peki bunu engelleyen kimdi ve nasıl bir güçtü? Bu sorunun cevabını
Başkan Erdoğan,Taksim Caminin açılışında yapmış olduğu konuşmada vermiş
bulunmaktadır:

“Bu
camiden yankılanan ezan sesi ülkemiz üzerinde hesapları olan emperyalistleri,
terör destekçilerini, insanlık düşmanlarını rahatsız edecek.”

 Bundan önce, Beyoğlu semtinde tek cami olarak
bulunan ve küçük bir cami olan Ağa Cami 1596 tarihinde yapılmıştır.
Taksimde de ilk cami, Topçu Kışlasının içindedir. 1940 yılında CHP. İktidarı
tarafından kışlayla birlikte bu cami de ortadan kaldırılmıştır.

Yahya Kemal Beyatlı 23 Nisan 1922
tarihli Tevhid-i Efkâr Gazetesinde yayımlanan bir yazısında da diyor ki, “Şişli
Kadıköy, Moda gibi semtlerde doğan, büyüyen, oynayan, Türk çocukları, milliyetlerinden
tam bir derece de nasip alabiliyorlar mı? 
O semtlerde minareler görülmez, ezanlar işitilmez, Ramazan ve Kandil
günleri hissedilmez, çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?”

“Büyük Ada’da oturuyordum. Bir
bayramda, bayram namazına gitmeye niyetlendim. Fakat Frenk hayatının gecesinde Sabah
Namazına kalkılabilir mi? Sabah erken uyanamamak korkusu ile o gece hiç
uyumadım. Vakit gelince abdest aldım. Büyük Adanın mahalle içindeki sakin
yollarından kendi başıma camiye doğru gittim.

Camiye vardığımda vaiz kürsüde vaaz
ediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni, daha
doğrusu bizim nesilden benim gibi birisini camide gördüklerine şaşırıyorlardı. Vaazda,
namazda ve hutbede onların içerisine karışıp “Muhammed” sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaş ile doldu.
Onlarla kendimi yek dil, yekvücut olarak gördüm. Fakat minaresiz ve ezansız
semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri
hatırlamayacaklardır.”

Burada, ehemmiyetine binaen şu hususu
ifade edeyim ki, ezansız semtlerden, yeni nesillerin geleceğinden muzdarip olan Yahya Kemal Beyatlı bundan böyle
kabrinde rahat uyuyabilir. Zira ezansız semt bırakmama kararında olan millet
evlatları artık iş başında, nöbette bulunmaktadır.

Atilla İlhan da, İstanbul’un
siluetinden minareleri çıkardığınız takdirde, onun herhangi bir Avrupa
şehrinden farkının kalmayacağını söylemektedir.

Netice itibariyle, canı gönülden temennimiz ve niyazımız odur
ki, Cenab-ı Allah, camilerimizin minarelerinden ezanlarımızı eksik etmesin.
Amin…
02.06.2021