23.8 C
Kocaeli
Pazar, Temmuz 12, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 297

Rusça Kaynaklara Göre Turan Coğrafyasında (Kuzey) Kafkasya – (8)

0

Ancak, Doğu’nun diğer erken devlet
oluşumları gibi, çeşitli alanlarda ve körelmiş sosyal olgularda eşitsiz
gelişmeyi sürdürdü. Kafkasya’daki siyasi ve etno-sosyal durum bir kez daha D.
Ö.3.–2. yüzyıllar Rus tarihçiliğine göre İranca konuşan, temelde
Sarmatyalıların yeni ve güçlü bir kabile birliğinin temsilcilerinin bölgedeki
görünümü ile bağlantılı olarak önemli ölçüde değişmiştir. N. N. Velikaya.,
S.L. Dudarev., S.N. Savenko’nun İskit ve Sarmatların İranca konuştuklarını
ısrarla vurgulamalarına rağmen günümüzde Sarmatların İskitlerin devamı bir Türk
Halkı olduğu bilinmektedir
. D. Ö. VI-V yüzyıllarda bile Güney Urallardan
batıya, Don’a ve sağ kıyısına kadar göçebe göçleri vardır ve dolaylı ve
doğrudan Kafkasya’yı etkilemişlerdir. Aşağı Volga’nın Savromatları ve Volga-Don
müdahalesi de bu hareketlerde yer almıştır. İlk başta Ural göçebelerinin
Savromatlarla ve Savromatların kendilerinin Doğu İskitlerle olan ilişkileri
çoğunlukla barışçıldır. Ama zaten D.Ö IV yüzyılda bu karakter- Batıya olan
göçler ve çeşitli nedenlerle değişmektedir. Farklı iklim dalgalanmaları ile
bozkır bölgesinde artan kuraklık, Trans-Ural göçebelerin baskısı ve Güney’deki
nüfus patlaması Urallar toplumun militarizasyonuna yol açmıştır. Ural
göçebeleri üzerinde olumsuz etki D. Ö. 4.-3. yüzyılın sonlarında da patlak
vermiştir.
Kuzeydeki Grek kolonilerindeki krizler Olbia’dan Volga bölgesine
ticaret yolunun işleyişini etkileyen deniz alanlarıdır. D. Ö IV. yüzyılın
sonunda ekonomik ve siyasi bağlar sisteminde önemli bir rol oynayan İskitlerin
gücü azalmaktadır.  Aynı zamanda
doğuda, Urallar ve Kuzey Kazakistan göçebeleri ile Orta Asya’nın tarım
merkezleri arasındaki geleneksel bağlarda Makedon fetihleri ​​ve müteakip
gelişmeler sonucunda bölgedeki siyasi olaylarda bir kopuş vardır.
Kitlesel
göçün başlangıcı, D.Ö 4. yüzyılın ortalarına veya D.Ö 4.-3. yüzyılın başlarına
kadar uzanır. Ancak bazı araştırmacılar bu süreçlerin tezahürünü D. Ö. 4. yüzyılın
1. yarısına bağlar.  Savaşçı Sarmatyalılar
ilk olarak Manych’in aşağı kesimlerinde ortaya çıktılar ve Kuban’a doğru
ilerlediler. Daha sonra Sauromatian etkisinin ve varlığının devam ettiği Kafkasya’nın
diğer bölgelerine yayılmaya başladılar. Daha önce Kafkasya’da siyasi ve
sosyo-kültürel ilişkilere hâkim ve zaten yerel nüfusla karışmış olan İskitler
ve Kuzey Karadeniz bölgesindeki şehir devletlerinin güçlü Helen etkisine tabi
olan Kuzey Kafkasya ve Stavropol’ün batı bölgelerinde, esas olarak Kırım’da
zorlandılar. Dağların ve dağların nüfusu, ova bölgesinde büyük ölçüde İskit
etnik gruplarıyla karışık, yeni bir savaşçı bozkır komşusu ile çeşitli
temaslara girmek zorunda kaldığını Sarmatyalılar çağın başında birkaç yüzyıl
boyunca gergin bir ilişki içinde oldular. Özellikle yeni gelenlerin hücumları
D. Ö. 4. yüzyılın 2. yarısında Elizavetovsky yerleşiminde bir tahkimatın ortaya
çıkmasıyla kanıtlanmıştır. Önceki Meot mezarlarının sayısının silahlarla
artması ve bölgede müstahkem yerleşimlerin Kuban’da ortaya çıkması bunu
göstermiştir. Meotlularla çatışmaların yoğunlaşması, Meotian toprak
mezarlıklarının, “kraliyet” mezar höyüklerinin ve tahkimatlarının işleyişinin
durmasına yol açmıştır. Bazı tarihçilere göre, göçebeler başarılı olmuştur. Meot
soylularını ortadan kaldırarak yok etmek ve yerel topluma önderlik etme D. Ö.
3. yüzyılın 1. üçte birinin sonundan itibarenSarmatyalılar aittir[1].

D.Ö 3. yüzyılın üçte birinin sonundan
itibaren Sarmatyalılar uzun menzilli askeri baskınlar düzenler. Görünüşe göre,
Kuban bölgesinden Sarmatyalılar Transkafkasya’da akınlar yaparlar. Yazılı
kaynaklar, Sirakyalılar, Aorslar ve diğer Sarmat kabilelerinin liderleri ve “kralları”,
binlerce atlıdan oluşan büyük oluşumlar (örneğin Strabon’a göre, Sirakyalılar
arasında – 20.000 ve hatta Aorslar arasında – 200.000), askeri seferler
(uzaktan dâhil gelişmiş ülkeler), “topraklar” ve yerleşim bölgeleri, şehirler,
ticaret yolları vardır. Sarmat boy  birliklerinden, örneğin bilindiği gibi, boy
örgütlerine göre sosyal ve manevi yapıların daha yüksek bir aşaması olan Sirak
birliğinden bahsedilebilir. Boğaz’a komşu olan Sirakiler de kendi “krallıklarını”
yarattılar. Ama siyasi oluşumların doğası hakkında Kafkasya’daki Sarmatya
zamanına ilişkin belirli bir veri yoktur. Ve genel olarak, bilim adamları,
Kuzey Kafkasya’nın Orta kesiminin düz ve etek bölgelerinin nüfusu arasında, D.
Ö. 3.–1. İskit zamanına göre; aynı zamanda, D. Ö 1. binyılın başında
Dağıstan’ın düzlük Hazar bölgelerinde. “Dağlar Ülkesi” nüfusunun karmaşık
ve çeşitli cenaze törenine ve özellikle erken kentin oluşumuna yansıyan
sosyo-ekonomik yaşamda önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Kafkasya’da
sosyo-politik süreçlerin hızlanmasında yeni bir aşama, Erken Alanlar’ın
tarihsel arenasındaki olguları olan bir dönemle ilişkilendirilmiştir. Yazılı
kaynaklar Alanların Bölgesi, yöneticileri, çocukları ve akrabaları, askeri
liderler, Alan tercümanları hakkında bilgi vermektedir. Boğaziçi, uluslararası
ilişkiler, varlıklı insanlar ve daha fazlası Alanların Ön-Kazak bölgesinde
ortaya çıkışı bir dizi önemli askeri olayla belirlenmiştir. Ciddi bir
askeri-politik güç olan Alanlar sadece siyasi olaylarda aktif rol almıştır. Tacitus’un  ayrıntılı anlatımı ile Alanlar, Azak
Denizi’nden Tuna bölgesine, aynı zamanda Transkafkasya’da ve Batı Asya’da D.S. 40’ların
ortalarından 1. yüzyıla halen Aorsian birliğinin bir parçası iken, Boğaziçi
krallığındaki siyasi olaylara, Mithridates savaşlarına, Roma ile Partlar
arasındaki Ermenya[2] coğrafyasındaki
mücadelesine dâhil oldular ve Kuzey Kafkasya topraklarından Transkafkasya’ya
askeri akınlar gerçekleştirdiler. Pontus lideri Mithridates’in Evnon’a teslim
olmayı tercih ettiği kabilenin Aorsi olduğu konusunda hiçbir şüpheye yer
bırakmamamıştır. Tacitus, Pliny ve Solin’in bilgileri D.Ö. yüz yıllarda Aors
kabilesi sadece Kafkasya’nın orta bölgelerini işgal etmekle kalmamış, aynı
zamanda Sarmatya Kapıları’na bitişik dağlara, yani Daryal Geçidine ilerlemiştir.
Mithridates’in Roma’da bahsettiği tals-tuals ile Aorsi bölgesi, Daryal Geçidinin
yakınında bulunabilir. Aynı dönemde, muhtemelen Alanlar, Aorian birliğinden tarihi
ve siyasi arenaya girdiler. İlk başta, Alanlar Roma’nın tarafını tutmuştur.
Ancak gelecekte, Alanların sınırları yakınında Roma İmparatorluğunun artan
faaliyeti hakkında İmparator Nero’ya karşı bir askeri sefer yapmak niyetindedirler.
D. Ö. 67 yılında Alan Birlikler Daryal Boğazı’na gönderilmiş, ancak geri
gönderilmeleri gerektiği halde durmamışlardır. Alanların Transkafkasya’daki bir
sonraki büyük istilası D. Ö 72’ye kadar uzanmaktadır. Bu olay hem Yunan-Latin
hem de eski Ermenistan ve eski Gürcü kaynaklarına yansımıştır. Flavius ​​​​Josephus,
Media-Atropatena’yı (Part Türk devletinin bir parçası olan modern Azerbaycan’ın
bir parçası) ve Partia’nın diğer bölgelerini işgal etmeyi planlayan Alanların,
her şeyden önce, kontrol eden İberyalılarla müzakerelere girdiğini yazmaktadır.  Daryal Boğazı’ndan geçiş, onların rızası ve
desteği ile Alanlar İber krallığının topraklarından geçti ve Part devletinin
sınırlarını işgal ettiler. 5. yüzyıl Khorensky’li Musa isimli Ermenistanlı bir
yazara göre Alanlar bu istilada harekete geçti. Kuzey Kafkas yaylalarıyla
ittifak kurup ve İberya’nın yarısını kendi taraflarına çekmiştir. Alanların
Ermenistan’ı işgali, Ermeni prensi Artaşes’in Alan prensesi Satinik ile
evlenmesiyle sona ermiştir. “Kartlis Tskhov- Reba”, Ovs (Alanlar) ile müttefik
olan Kuzey Kafkasya yaylalarından Djiks, Durdzuks ve Didoi, yani Adige ve
Vaynah-Dağıstan halklarının ataları ve “Pachaniks” (Peçenekler)le
ittifak yapılmıştır. Böylece Alanlar, Part devletinin Transkafkasya ve Küçük
Asya’daki çıkarlarını gerçekten tehdit etmiştir. Alanların Transkafkasya’daki
bir sonraki büyük istilası 135 yılına kadar uzanmıştır. Bu sefer de Alanlar İberyalılarla
anlaşarak hareket etmiştir. Kafkas Albanyasına ve Medya’ya büyük zararlar
verdiler, Ermenistan ve Kapadokya’ya birkaç baskın düzenlediler, ancak daha
sonra Part kralı II. Vologez’in hediyelerinden memnun olarak geri çekildiler.
Roma topraklarını da tehdit ettiler. Genellikle İberyalılarla müttefik olan Ovs-Alanlar,
Gürcistan topraklarını da işgal etmiştir. Alanların Transkafkasya’daki büyük
istilalarının sonuncusu, 4. yüzyılın ortaları Ermeni kaynaklarına göre, II.
Hüsrev döneminde ordunun bir parçası olarak Alanlar, Kafkasya’nın bir dizi dağ
kabilesini içeren Kut kralı Sanesan, Ermenistan’ı ele geçirip ve neredeyse bir
yıl boyunca elinde tutmuştur. Vagharshapat kenti yakınlarındaki savaşta işgalci
ordu yenilip ve hükümdar Sanesan öldürülmüştür. D.S. birinci yüzyılların Orta
ve Kuzey-Doğu Kafkasya’nın eteklerindeki anıtlarla ilgili son zamanlarda genelleştirilmiş
arkeolojik veriler özellikle önemli hale gelmiştir. Erken Alan Çağının’nın
sosyo-kültürel seviyesinin oldukça yüksek olduğunu belirtilmektedir[3].

Daha sonra kendi “kralları” veya
“liderleri”, çeşitli sosyal statüdeki atlılar, diğer soylular ve yetkililer,
aralarında devasa tahkimat kompleksleri, sık sık zengin mezarların bulunduğu
geniş mezar alanları vb. V.B. Vinogradov kaydetmiştir. II. Yüzyılda Alanlar Sarmatya
ve dağ kabilelerine boyun eğdirip; birliğin büyük idari ve zanaat merkezlerine
sahip güçlü bir kabileler konfederasyonu yaratmıştır. Sarmatyalılarla
karşılaştırıldığında, ilk Alanların daha yüksek sosyo-ekonomik gelişimi
hakkında S.A. Yatsenko’da diyor ki “Son yıllarda, araştırmacılar bu olguyu
anlamada önemli ilerleme kaydettiler ve belirtilen zamanda erken Alanların daha
yüksek bir sosyal yapıya ve organizasyona sahip olduğu versiyonunu doğruladılar”.
Son zamanlarda, “proto-devlet” veya ortaya çıkan erken devlet olarak
adlandırılan düzen, pratik olarak tüm Kuzey Kafkasya boyunca erken Alanların
Aşağı Don anıtları grubu ve Kuban’daki Altın Mezarlığın mezar höyükleri ile
korelasyonu açıklığa kavuşturulmuştur. “Alanların”ın Aşağı Don merkezi, D. S 1.
yarıda – D. S 3. yüzyılın ortalarında Orta Kafkasya’dan gelen insanların
yayılması sırasında harap olmuştur.  Sonuçta, Orta Kafkasya, Aşağı Don için bir “metropol”
haline gelmiştir. Aynı zamanda, Altın Mezarlık tarafından temsil edilen
yerleşik nüfus grubu da ortadan kaybolmuştur. Bu Erken Alanlar’dan Hazar
Dağıstan’a aynı dönem göçleri de içermektedir.  Yazılı geleneğin bazı verileri, D. S ilk
yüzyıllarda yerel dağ topluluklarının siyasi yapısının özelliklerinin sunulmasına
izin vermiştir. Strabo, savaşçı tsanlar hakkında notlar vermiştir. Dioscurias’ın
yukarısındaki “Kafkasya’nın tepelerini” işgal ettiler ve komşu kabilelere
hükmettiler. Bir kralları, 300 kişilik bir konseyleri vardı ve kendi
deyimleriyle 200.000 kişilik bir ordu kurabilmekteler. Bu diğer bazı yerel
topluluklar tarafından da yazılı kaynaklarda krallardan bahsedilmiştir. Erken
Alan sosyo-politik oluşumunun krizi ve diğerleri, 4. yüzyılın sonunda – 5.
yüzyılın başında meydana Ulusların Büyük Göçü döneminin başlangıcına denk
gelmiştir. Bölgenin orta kısmındaki erken ortaçağ Alan kültürünün taşıyıcıları,
dağlara ve dağlık bölgeye yaklaştılar.

Alan kültürünün mezar komplekslerine göre,
3. – 4. yüzyıllarda büyük ölçüde sosyal heterojenlik izlenebilir[4].
Princely adı verilen seçkin komplekslerin yoğunlaşması, V-IX yüzyıllarla ilgili
olarak ve V – VI. yüzyılın ortalarına tarihlenir. Kabardey-Balkarya’nın komşu
bölgelerinde “güç merkezlerinin” tahsisi hakkında soruları gündeme getirmiştir.
6. yüzyılın 3. çeyreğine ait çarpıcı bir rakam Bizans yazılı kaynaklarında
kayıtlı olan “Alan kralı” Sarozius’tur (Sarodiy, Saray). Önemli bir güce sahiptir,
Transkafkasya’daki siyasi olaylara katılmış, Bizans’ın bir müttefikidir ve diplomatik
temaslarla, uluslararası ilişkilerde arabuluculuk yapmıştır. Türklere karşı çıkmıştır.
V.B. Kovalevskaya, Sarozy’nin Kavminvod, Yukarı Kuban ve Balkarya bölgelerine hükmettiği
bir seçenek ileri sürmüştür. Bu kralın konutlarından birinin yakındaki Gornoe
Ekho yerleşimi olabileceği varsayımı da vardır. Kislovodsk Avrasya
bozkırlarının, temas bölgelerinin ve bölgenin kendisinde geniş alanlardaki
erken Orta Çağ, bir dizi göçebe ve yarı göçebe gücün oluşumu: Attila Hun
devleti, Batı Türk Kağanlığı, “Büyük Bulgaristan” ve diğerleri ile
işaretlenmiştir. Yazılı ve arkeolojik kaynaklar, 5.-7. yüzyıllarda hüküm süren
Hazar Dağıstan’da “Hunlar Ülkesi” (veya “Hun Krallığı”) hakkında bir
fikir oluşturmayı mümkün kılmaktadır. “Hunların kralı” veya
“Hunların komutanı ve büyük hakanı-” maiyetinde, orduda ve siyasi
kararlarını Boy liderleriyle koordine etmede ülkenin yapıları 7. yüzyılın
ortalarında Kuzeydoğu Kafkasya ve Güney Rusya bozkırlarında ortaya çıkan ve 10.
yüzyılın 2. yarısına kadar varlığını sürdüren Hazar Kağanlığı, sosyo-politik
anlamda daha köklü ve istikrarlı bir oluşum haline gelmiştir. Savir
askeri-politik Boy birliğinin ve Türk Kağanlığının kalıntıları üzerinde oluşan
Hazarya(Harita.2.), sosyo-politik sistemin birçok unsurunu onlardan almıştır. Bu
Devlet, 7. yüzyılın sonunda Kafkasya’ya yerleşen tüm ana bozkır nüfus Savirler,
Barsiller, Bulgar grupları, Hazarlar, Turkutler, vb. Türk gruplarını içermiştir.

Devam edecek



[1] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.64.

[2]
Ermenya; Arami dilinde Yukarı-İller demektir. Bu coğrafyada Oğuz Türkleri
yaşamaktadır

[3]N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.66.

[4] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.67.

Kim Ne İle Hatırlanır, Nasıl Anılır?

Öyle kitaplar vardır ki edebiyatımızda,
etkisi sadece sizin üzerinizde kalmaz, bir nesil, hatta birkaç nesil boyu devam
eder. Değişik dünya dillerine tercümeleri yapılır. Hatta filme çekilir. Mesela
Çalıkuşu, Aşk-ı Memnu, Safahat vs

Benim kuşağın hatırladığı öyle
isimler vardır adı geçer geçmez iyi, kötü, sempatik, sevimsiz, komik olarak
hafızanızda birdenbire uyanır. Sinema sanatçılarımızdan örneklersek yakışıklı
kahraman deyince Ayhan Işık, kötü ama sempatik bir sanatçı deyince gözünüzün
önüne Ahmet Tarık Tekçe gelir ve kendisine hiç de söz konusu kötü adam rolünü
yakıştıramazsınız. Sevmeyi sürdürürsünüz. Şişmanlıklarıyla dikkat çeken Necdet
Tosun ve Dursune Şirin hep bahçıvan, aşçı, hizmetli rolünde beyaz perdeye
gelirlerdi de nerede ise “Ah keşke bizim evde de böyle biri olsa “diye
düşünürdünüz.

 

Etkileşim

 

Hanımefendi sanatçılara
gelince ilk akla gelen Belgin Doruk idi. Yanında da mutlaka Suna Pekuysal gibi
bir arkadaşı olurdu filim boyunca. Küçük Hanım Efendi ve yoldaşı.

Futbolcular içinde Metin
Oktay ve Lefter Küçükandonyadis rakip takımlarda olmasına rağmen spor ahlakıyla
ahlaklandıklarını hep yaşardınız. Tümü de vuslata erdi.

Gazeteci, yazar, avukat
ustamız Ergun Göze’nin bir kitabının adı ise Meşhurların Son sözleri idi.
Tanınmış insanların vefat etmeden önce söylediklerini derlemişti. Bunlardan bir
kısmı “Bismillah” deyip dünyalarını değiştirirken, bir kısmı ise kendi
karakterlerine uygun sözler sarf etmişler.

Bunlar nereden aklıma geldi
derseniz, Kanlıca’daki bir sabah kahvaltısında edebiyatçı arkadaşlarla birlikte
iken kitaplarını okuduğumuz yazarların nasıl ve ne ile tanındığını ve
hatırlandığını konu ettik. Bir arkadaşımız “edebiyat dedikodudur” dese de ilginç
tespitler ortaya çıktı.

 

Türk Edebiyatında; Onbaşı, Cimri, Yalaka

 

Görüş ayırt etmeden cimriler
ilk sıraya girdi. Türk edebiyatının, fikir hayatının cimrilerini sayacak
olursak Mizah Yazarı Aziz Nesin ve Sebilürreşat Dergisinin sahibi yazar Eşref
Edip Fergan akla ilk gelenler oldu. Zengin Gazeteci Halil Lütfi Dördüncü’nün
cimriliği üzerine kitaplar yazılacak kadar örnekleri bir hayli fazla.
Milletvekilliği de yapmış olan Hakkı Tarık Us da cimri ama bir başka özelliği
ise koleksiyoncu olması.

Yalakalık da Yakup Kadri, Falih
Rıfkı Atay ve Ruşen Eşref Ünaydın en önde.

Halide Edip Adıvar onbaşı.
Kocası Adnan Adıvar Doktor.

Şair Ahmet Haşim obur,
Filibeli Ahmet de öyle. Sessiz gemi Yahya Kemal Bayatlı, yemek ve otelle dost.

Hikaye Yazarı, Yarınki Turan
Devleti’nin müellifi genç yaşta kaybettiğimiz Ömer Seyfettin “hazin” ile örtüşüyor.

Lise kitaplarına hikayelerini
okuduğumuz Ahmet Hikmet Müftüoğlu iyi bir gözlemci, önemli bir devlet adamı.

Tercüman Gazetesinde birlikte
çalıştığımız ve yazdığı Küçük Ağa adlı İstiklal Savaşının romanını bastırmak
için epeyi süre bekleyen, kapı kapı dolaşan, sonunda Yağmur Yayınevi’nce
neşredilen kitabın yazarı Tarık Buğra iyi bir tavla oyuncusu; tavlacı. Peyami
Safa, Server Bedii’nin evinde oturan romancı.

 

İdeolojik Döneme Doğru

 

Şükufe Nihal Hanım edebiyle
örnek bir müellife. Kerime Nadir ve Muazzez Tahsin Berkant aşk ve romantizm,
Esat Mahmut Karakurt Ankara Ekspresi ile hatırlanıyor.

Halide Nusret Zorlutuna’nın
vatan-millet mefhumu vaz geçemediği güzelliklerden.

Türkçü, Bozkurtlar romanları dizisinin
yazarı, Türk Ülküsü’nün müellifi, Ötüken Dergisinin sahip ve yayıncısı Nihal
Atsız çılgın fikir adamı, ama kötü bir mütefekkir. Üç Kemallerden Romancı Kemal
Sadık Gökçeli, “gomünist kör kemal”, Kemal Tahir; hapishane ve sarı gazi, Orhan
Kemal; orta direğin romancısı. Kadir Mısıroğlu Atatürk düşmanı. Çetin Altan
Güzel Türkçemiz, şeytanın gör dediği ve viski.

Öykü Yazarı Mustafa Kutlu’yu
tanıyınca şapka ve sigarası hemen yerini alarak saf tutar. Ülkücü Emine Işınsu da
sigara tiryakisi.

İsyan Ahlakının müellifi,
mütevazi felsefeci, Paris Sorbon’da üniversite birincisi olduğundan Türk
bayrağını göndere çektiren Nurettin Topçu; hoca ve ahlakçı.

Prof. Dr. Kaya Bilgegil alim;
köşe yazarı Vecihi Ünal ve ressam-yazar Gürbüz Azak birer İstanbul beyefendisi.

Prof. Dr. Abdülkadir Karahan aklı
gelince Ord. Prof. Ali Nihat Tarlan ile kavgası hafızalarınıza kazınmış..

 

Yakın Çekimdekiler ve Son Huysuzlar

 

Hikâyesi filme çekiler, dergi
yayımcısı, köşe yazarı Rasim Özdenören, ego sahibi. Aynı ekolden Sebep Ey Şairi
Erdem Beyazıt ise celadetli, Şair Akif İnan mücadeleci.

Çalıkuşu yazarı Reşat Nuri
Güntekin deyince akla hemen sigara geliyor. Sabahattin Ali de öyle, Nurullah
Ataç da.

Beş Şehir ve Huzur ile hala
eserleri basılan siyasetçi Ahmet Hamdi Tanpınar kahve tiryakisi ve aşırı
dağınık.

Abdülhak Şinasi Hisar titiz
ve ev işlerinde bir usta. Hüseyin Rahmi Gürpınar da müzmin bekar ve ev
işlerinde hamarat hanımlara bile örnek biri. Bu dalın bir başka örneği de ev
işlerinin olmazsa olmazı Yazar Cemal Kaygusuz. Serdengeçti, kravatını beline bağlayan
adam.

Romancı Halit Ziya Uşaklığil
bade sofrası açık biri imiş.

Yusuf Ziya Ortaç’ın midesi hep
tatlılarla dostmuş.

Halit Fahri Ozansoy huysuz,
Tarihçi İsmail Hami Danişment kırıcı, İbnül Emin Mahmut Kemal huysuz ihtiyar,
peynir, kadın ve sarhoş düşmanı gibi çok özelliklere sahip. Nizamettin Nazif
Tepedelenlioğlu 7 defa evlenmiş, gözü hala çöplükte.

Romancı Osman Cemal Kaygılı eski
bir İstanbul akşamcısı.

Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip
Fazıl Kısakürek, Mahmut Yesari, Fikret Adil bohem. Necip Fazıl ayrıca müsrif ve
mükrim.

Nazım Hikmet Ran banyo
yapmayı hiç sevmiyor. Cahit Sıtkı Tarancı hüzün şairi.

 

Sessizlik, Zıtlık, Nostalji ve Naiflik

 

Suat Taşer kendisini tiyatro
ile örtüştürmüş.
Sezai Karakoç sessizlik ile güçlü ses veriyor. Nuri Pakdil de sessizlik
grubunda yer alıyor, konuşmayla arası iyi değil. Birkaç saat birlikte olunsa
bile bazen hiç konuşmayabiliyor.

Mehmet Şevket Eygi’nin evi
güzel, nostaljik, eski zaman insanı.

Cemil Meriç zıtlıkların
adamı.

Ziya Gökalp Mücadeleci.

Orhan Veli popüleştirmeci ve
kibar.

Mehmet Emin Yurdakul vatan ve
millet adamı.

Zaman zaman kendisi için öldü
haberleri çıkararak yayan, sonra tepkileri ölçen Refik Halit Karay duru
Türkçeci, 2000’lı yılın sevgilisi.

Ahmet Ümit enaniyet. Selim
İleri Naif Adam. Doğan Hızlan deyince akla hemen dolma kalem koleksiyonu
geliyor. Prof. Dr. Nabi Avcı için ise düz kalem koleksiyonu.

İlhan Selçuk dürüst.

Ayşe Kulin anıların yazarı
Boşnak hanım.

Kocasının soyadını
kullanmayan dinazor Mina Urgan itirafçı, doğru anlatıcı. Şule Yüksel Şenler
mücadelesine adanmış bir ömür.

Mehmet Akif Ersoy tevazu ve
istiklal.

 

Kim, Sizi Nasıl Tanıyacak?

 

Günümüzün şöhretli yazarları
ve sanatçıları acaba nasıl hatırlanacak ve nasıl anılacaklar? “Eserleri dünya
dillerine tercüme edilen aydınımız” veya “gururumuz” yahut “fikir ve edebiyat dünyasını
alt üst eden münevver” şeklinde mi, “Yalaka” diye mi, “ebedi muhalif” eleştirisiyle
mi, “kalemini satan” veya “kiraya veren” biçiminde mi, şöhret, unvan, imkân
budalası olarak mı, “para onun için her şey” diye mi, çok satan, çok okunan,
teknoloji hastası yoksa bir başka yakıştırmayla mı anılacaklar zaman
gösterecek.

Millet İttifakının Adayı Hangi Özellikleri Taşımalı?

18 Haziran 2023 Genel Seçim takvimi yaklaşırken siyaset
sahnesinde tansiyon her geçen gün dozunu artırarak yükseliyor. Seçim sathına
girilmiş olmasına rağmen Millet İttifakının adayı henüz belli değil.

            Cumhur
İttifakının adayı hepimizin malumu olduğu üzere belli ki Recep Tayyip Erdoğan. Bu
ittifaka mensup olan partilerden Doğu Perinçek’in Vatan Partisi ve Mustafa
Destici’nin Büyük Birlik Partisi hükümeti yaptığı icraatlar la zaman zaman
uyarırken aynı ittifakın ikinci büyük partisi Milliyetçi Hareket Partisi Recep
Tayyip Erdoğan’a kayıtsız şartsız destek veriyor.

            Normal
olarak her partinin kuruluş gayesi partisini büyütüp iktidar yapmak olmalıyken Türkiye’nin
CHP den sonra en eski partilerinden Milliyetçi Hareket Partisi gibi bir
partinin öyle bir iddiadan vaz geçip, şartsız şurtsuz AKP iktidarını
destekliyor olması; önce içerisinden İYİ Parti kurucularının kopuşuna, sonra
büyük çoğunluğu daha önceden Ülkü Ocaklarında Genel Başkanlık, il ve ilçe
yöneticiliği yapmış kişiler olmak üzere hızla MHP’den uzaklaşıyor olmaları partide
büyük oy kayıplarına neden olmaktadır.

            Türkiye’nin
son 21 yıllık kaderine mührünü vurmuş AKP iktidarının bugünkü görüntüsü:
ekonomiden eğitime, hukuktan dış politikaya savrulmuş, yolsuzluğa bulaşmış Cumhurbaşkanı
ve Başbakan danışmanları, milletvekilleri mafya liderleri ve uyuşturucu
kaçakçılarıyla boy boy resimleri çıkan bir içişleri bakanı…

            Recep Tayyip
Erdoğan’ın karizmatik liderliğine rağmen AKP, yukarıda sıraladığım savrulmalar
dolayısıyla hissedilir derecede oy kaybına sebep olmaktadır.

Ama Altılı Masayı oluşturan partiler seçimi kazanacak bir
aday çıkarmadıkları takdirde her gün yayınlanmakta olan kamuoyu araştırmaları, Cumhurbaşkanı
Recep Tayyip Erdoğan’ın gene de her şeye rağmen kazanabilir olmasını açıklıyor.

O halde Ne Yapılmalı?

            Geçmiş
yıllarda MHP Lideri Dr. Devlet Bahçelinin dahi övgüsüne mazhar olan(o
sözlerinin üzerine şuan internet erişimine engel konulmuş) Millet İttifakını
oluşturan partilerden Ana Muhalefet Partisi Lideri Sayın Kemal Kılıçtaroğlu’nun
son çıkışlarıyla anlaşılıyor ki, Millet ittifakının Cumhurbaşkanı adaylığına
resmen talip.

            Kemal Kılıçtaroğlu
gerek aktif siyasete girmeden önceki memuriyet hayatında olsun, gerekse siyasi
liderliğindeki tutum ve davranışlarıyla tam bir liyakat sahibi devlet adamı
görüntüsü veriyor. Bilinen hayatında kendisini kırığı olmayan ender liderlerden
biri olarak tanıyoruz.

            Ancak…sokağın
ağzı ve yayınlanan anketlerin diliyle HDP olmadan seçim kazanması kendi
partisine mensup yetkililerin ve konuşmacıların da belirttiği gibi ihtimal dışı
görünüyor.

            Şu konu
hiçbir zaman akıldan çıkarılmamalı ki, HDP ile işbirliği yapılarak girilecek
bir seçimden sonra seçim kazanılsa dahi, Türkiye Cumhuriyetini bekleyen beka
sorunları kaçınılmaz olacak.

            Bugün
yurdumuzun güneydoğusundan ve Kuzey Suriye’den gelen şehit haberleriyle millet
olarak ciğerlerimiz dağlanırken, bunda HDP’nin de büyük payının olduğunu hiç kimse
yadsıyamaz. HDP’nin gölgesinin düştüğü bir seçim kazanıldığında bu parti daha
fazla şımaracak, Demoklesin Kılıcı gibi devletin tepesinde sallanacaktır. Taviz
tavizi doğuracak, Türkiye Cumhuriyetince asla kabul edilmeyecek taleplerde
bulunacaklardır.

            1970’li
yıllarda Şerafettin Elçi ve Abdülmelik Fırat gibi isimleri partisinde
barındıran merhum Süleyman Demirel dahi hem partilerine hem vatana
ihanetlerinin sonucunda: “Kavun değiller
ki kıçlarını koklayayım
” sözleriyle bu tip insanların ne kadar güvenilmez
birer hain olduklarını dile getirmiştir.

            Oysaki
açıklanan kamuoyu araştırmalarında HDP oyları olmadan da kazanabilecek isimlere
rastlıyoruz.

Bunlardan birisi özüne, sözüne, duruşuna güvenilir tam bir devlet
adamlığı görüntüsü veren, sokaktaki vatandaşa: “senin Cumhurbaşkanı adayın kim
olmalı” sorusunda ilk söylenen isim Mansur Yavaş, diğeri İstanbul Büyükşehir
Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu. Böyle isimlerin var olduğu bir Türkiye’de HDP
ye güvenerek seçime girmek ve “HDP ye de
bakanlık verilebilir
” gibi sözlerle şimdiden onlara vaatlerde bulunmak ayıyla
aynı yatağı paylaşmaktan farksız olmayacaktır. Böyle bir devlet idaresi Türk
Milletine ne kazandırır bunu okuyucularımın takdirine bırakıyorum.

Sağlıklı kalın.

Devlet Millet El Ele

0

Türkiye’deki parçalanmış, kokuşmuş ve çatışmacı siyasi
ortamından kurtuluşun yolu, başarılı olması için en önemli unsur, ‘’evvela Türk
milletine sarsılan ortak değerlerini ve zayıflayan birlik ve beraberlik ruhunu
kazandırmak, sonra da çöken, güven vermeyen devlet ve hukuk düzenini kurmaktır.
İdeolojik körlükten kurtulup Türkiye’nin ulusal çıkarlarının yönünü tayin etmek
ve sorunlara akılcı çözümler üretmek yeteneğine kavuşmaktır. Umutsuzluğa
kapılmadan ‘’Atatürk’ün dediği gibi, Milletin istiklalini, yine milletin az-mü
kararı kurtaracaktır’’ sözünü eyleme geçirmektir. Türkiye’ye karşı yürütülen
fiili saldırılara karşı akılcı hareket tarzı ‘’çözüm’’ inisiyatifinden
vazgeçmemek, fakat bunu aktif bir terörle mücadele stratejisiyle birlikte
yürütmektir.

Türkiye’nin, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü
alanındaki eksikliklerini gidererek, hiçbir ayrımcılığın olmayacağı ve tüm
vatandaşların eşit hukuku paylaşacağı bir demokratik sistem inşa etmek
olmalıdır. Yönetimlerde ‘’adalet ruhu’’ kutsiyet kazanmalıdır.

Durum endişe vericidir. Çünkü terörden siyasi ikbal bekleyen
siyasetçiler var… Siyasete, demokrasiye, ekonomiye, adalete güvensizlikten
beslenenler var…

Kandan beslenen, ancak barış ve kardeşlik sözünü dillerinden
düşürmeyen odaklar, devletimizin tüm kurumlarına ve teşkilatımızın kılcallarına
giren örgütle de kol kola girerek ihanetle buluşan paralelcilerden söz
ediliyor…

Öyle ki, küresel ölçekte fitne, fesat ve çıkar amaçlı
sergilenen büyük bir savaştan ülkemiz de etkilenmektedir ve malum terörün ortasındadır.
Asırlardır kardeş olmuş, komşu olmuş, dost olmuş, elleri birbirine kavuşmuş
Türk Milleti birbirine düşürülmek istenmektedir. Buna karşılık bize düşen güzel
yurdumuza fitne ve fesat tohumları ekmeye çalışan odaklara hiçbir zaman fırsat
tanımamaktır. Bu büyük ve insafsız oyuna karşı her daim basiretli olmaktır.
Kararlı davranmaktır. Gün, birbirimize kenetlenme günüdür. Gün, kardeşliğimizi
perçinleme günüdür. Gün, birbirimizin gözyaşına ortak olma günüdür. Gün,
vahşete ve teröre karşı uyanık olma günüdür. Gün dayanışma günüdür, dirlik
günüdür. Türk Milleti geçmişte olduğu gibi bugün de bütün bu badireleri
sebatla, metanetle, sağduyu ile aşacak güçtedir. Biliyor ve inanıyoruz ki tarih
boyunca yaşattığımız yüce değerler etrafında kenetlendiğimiz müddetçe hiçbir
güç birliğimizi, dirliğimizi ve huzurumuzu bozamayacaktır. Daha güçlü ve
huzurlu bir geleceğe bu birlik ve beraberliğimizle ulaşabileceğimizi
unutmamalıyız.

Ülkemizde yaşanan müessif hadiseler sebebiyle, kardeşlik
duygularımızın ve gönüllerimizin onulmaz yaralar almasına izin vermemeliyiz.
Yüzlerce yıl gönülleri bir, zihinleri bir, gayeleri bir kardeşlerin arasına
ayrılık- gayrilik tohumları atılmasına asla müsaade etmemeliyiz. Birbirine
ülfet, muhabbet, samimiyet, ünsiyet beslemesi gereken gönüller, hırs, menfaat,
bencillik, kin ve intikam ateşiyle kavrulmamalıdır. Yüreklerimizi dağlayacak,
birlik ve dirliğimizi bozacak fitne ve fesat ateşleri körüklenmemelidir.

Türkler ve Kürtler hep iç içe yaşadılar, kız aldılar/
verdiler, akrabadırlar, aynı dinin mensuplarıdırlar. Türk Milleti adı altında
tarihte var oldular. Türkler bu toprakları ne Kürtlerden aldı, ne de Kürtlerle
aldı. Türk Milleti adıyla aldı. Tarihi vesikalar ortada. Türkiye Cumhuriyeti
Devleti bir Türk İmparatorluğu olan Osmanlının devamı olduğu tarihi bir gerçek
ortada iken yönetim kadrolarına diyeceğimiz sözümüz olmalı:

‘’Devlet adabı ve yönetiminden, içinde bulunduğu tarih ve
kültürden habersiz, her şeye ticari kafa ile bakmanın sonucudur bu yaşananlar’’
dersek. Hayır diyebilir misiniz?

Ve unutmayalım ki 6 asır süren ecdadımız Osmanlı
imparatorluğunun mevcudiyetindeki asıl unsur, farklılıkları kaşıyan değil
birleştiren, ayrılıkları kışkırtan değil bütünleştiren, kimlikleri tahrik eden
değil millet kimliğinde barındıran, dirliği ve düzeni bozmaya kalkışana dersini
veren bir yönetim tarzı anlayışının bozulmaya başlaması gerileme devrinin de
başlangıcı oldu.

Kendine yabancılaşmamış, milli değerlerini içselleştirmiş
(dindar ya da değil, gerçek kimliğini gizleyerek ırkçılıkla suçlama şovuna soyunanların
değil ) varoluş ıstırabıyla yoğrulan ‘’can’’lara ne kadar da ihtiyacımız var.
Millet olarak bu netameli ve yaşlı coğrafyada güçlü kalmanın, ebedi kalmanın
reçetesi, bir bilgenin ifadesiyle ‘’Birleyerek Oluşalım’’ ifadesinde
billurlaşır, gerçek yerini alır.

Bu reçete, ’’Türk Ulusal Kimliğinin’’ reçetesidir.

Rusça Kaynaklara Göre Turan Coğrafyasında (Kuzey) Kafkasya – (7)

0

Erken ve Orta Tunç Çağı’nın başında
Dağıstan ve Dağlık Çeçenya dağlarında, büyük ihtimalle daha organize ve sosyal
olarak daha gelişmiş sınıflara ait olan toplu mezarların ve diğer mezarların
ortaya çıkması özellikle sosyal öneme sahiptir. Ekonomik ve sosyal ilişkilerde,
bozkır kültürlerinin temsilcileri ile Kuzey-Batı ve Orta Kafkasya’nın daha
büyük topraklarındaki sakinler ve Hazar kültürlerinin temsilcileri Dağıstan’da,
son aşamasında akrabalarının cenaze töreninde gözle görülür farklılıklar göstermektedir.
Novosvobodnenskaya mezarlarındaki tekerlekli araba kalıntılarının özellikle
erken buluntuları ile bağlantılı olarak kültür veya Maykop-ovosvobodnenskaya
topluluğu, arabaların Kuzey Kafkasya’da ortaya çıkma ve buradan Orta Doğu ve
Avrupa’ya yayılma olasılığı hakkında soru soruldu, ancak böyle bir yorum sorun
tartışılıyor bunlar yeraltı mezarlığının yerel varyantlarının tarihsel ve
kültürel topraklarında değişen derecelerde dağıtıldılar. Topluluk ve bölgenin
doğusunda (Utamış ve diğerleri) tekerlekli ulaşımın ortaya çıkması ve bölgedeki
önemli bir sosyal değişimin ve geçiş sürecinin bir yansıması olarak
düşünülmelidir. Bu durum bölgenin nüfusunu niteliksel olarak yeni bir devlete
dönüştürmüştür. Bu en gelişmiş yerel toplulukların olduğu varsayılabilir. Dış
etkiyi hisseden ve içinde yabancı bileşenler bulunan aşiret ilişkileri, uzun,
çok aşamalı bir toplumsal yaşam sürecinin oluşumu ve başlangıcı tabakalaşma,
farklılaşma ve tabakalaşma ataerkil kabile toplumlarında zaten belirli
bağımlılık biçimlerinin olduğu tespit edilmiştir. Mülkiyetten ve kişisel
özgürlükten yoksun bağımlı insanlar, her şeyden önce yabancı ve yabancı
tutsaklar arasındadır. Sosyal konumları kölelere yakındır. “ataerkil kölelik”
kullanılır ve ataerkil köle kategorisi öne çıkar ancak, bu olgunun bölgedeki
ölçeğini yeniden üretmek zordur, çünkü bu dönem için gerçek arkeolojik
materyaller tek bilgi kaynağıdır. Aşağılık ve bağımlılık belirtileri şunları
içerir: Önde gelen envanter dışı veya düşük envanterli mezarlara eşlik eden,
cenaze törenindeki itaat göstergeleri kompleksler, özel olarak öldürülen
insanların ritüel cenazeleri, kafatasları veya insan iskeletlerinin diğer
bireysel parçalarıdır. Bu tür olaylar bölgede tarihsel gelişimin farklı
aşamalarında meydana gelmiş, ancak sosyal ilişkilerin düzeyi ve doğası hakkında
geniş genellemeler ve sonuçlar çıkarmak için kayıtlı vakalar nadirdir
[1].

Erken Tunç Çağı’nın sonunda Maykop
kültüründen sonra, sosyal evrimin ilerici süreçleri yavaşladı, ancak devam etmiştir.
Zor bir sorun, ünlü dolmen kültürünün taşıyıcılarının durumu D. Ö III-II
binyılda Batı Kafkasya’da yaygındır. Büyük ve yapısal olarak karmaşık anıtsal
taş mezarların inşası ve bunlara eşlik eden hesaplar, platformlar, taş höyükler
vb. çok emek gerektirerek ustalar ve birçok insan tarafından hazırlanmıştır[2]. Kuzey
Kafkas İskitlerinin sosyal gelişimi sorunu tartışmalıdır. 19. yüzyıldan başlayarak
bazı bilim adamları, oldukça gelişmiş ve farklı olmasına rağmen, İskitlerin
sosyal sistemini sınıf öncesi kabile olarak kabul ettiler. M İ. Rostovtsev,
İskit toplumunu “askeri-feodal” olarak adlandıran ilk kişidir, Yani
İskitler arasında askerler “özel bir sınıftır”.[3] İskitler
arasında “nüfusun özel bir askeri sınıfının, özel bir askeri örgütlü
aristokrasinin” varlığını kurmuştur. Rusyadaki daha sonraki araştırmacılar da,
askeri aristokrasinin varlığını ve ayrıcalıklı konumunu kabul etmekte
hemfikirdir. Özel bir yönüde, bu sosyal tabakanın sadece erkekleri değil, aynı
zamanda “Amazonlar” gibi asil kadın savaşçıların mezarlarına yansıyan buluntuları
da içerdiği gerçeğiyle ilgilidir. İskit toplumunda, yoksul topluluk üyeleri de dâhil
olmak üzere bağımlı insanların da olduğu genel olarak kabul edilir ve çoğunlukla
bunlar mahkumlar arasından gelen kölelerdir. Ancak toplumsal ilişkilerin
doğası ve genel düzeyi,
halen İskitler’de belirsiz bir şekilde yorumlanmıştır.
1930’ların ortalarından itibaren egemen Rus tarihçiliğinde, köle sahipliğinin onaylanması
konusundaki konum İskit sistemi herkes tarafından desteklenmemiştir
. Hukuk
tarihçisi S.V. Yuşkov 1940’larda İskit devletinde üç yol arasında bir çatışma
olduğu görüşünü dile getirmiş: ataerkil, köle sahibi ve feodallerdir. Bunlar
arasında, gelişme sürecinde, kadınlar feodal sistemi kazanacaktır. M İ.
Artamonov, farklılaşmış İskit toplumunun henüz sınıf düzeyine ulaşmadığı ve
askeri kaldığı düşüncesine geri dönmüştür.
İskit toplumu demokratiktir
ve kölelik çoğunlukla yerel kalmış ve üretimde önemli bir rol oynamamamıştır.

B.N. Grakov ve öğrencileri, D. Ö. 7. yüzyılın 1. yarısında bunu tahmin
etmektedir. Bir İskit kabile birliği, ilgili tek etnikli kabilelerin birlik
olarak ortaya çıkmıştır. D.Ö 5. yüzyılın sonuna kadar tarıma dayalı göçebe
unsurlar vardır. D. Ö. 5. yüzyılın sonundan 4. yüzyılın başlarından itibaren İskit
toplumu askeri-demokratikti, ancak yönetici kraliyet gücünün özelliklerine
sahiptir
. İskit ve Yunan dünyaları arasında bir ara devlet köle sahibi bir
devlet ortaya çıkmıştır. 1970’lerin başında V.A. Ilinskaya ve A.I. Terenozhkin,
İskit toplumunun erken sınıf ataerkil-feodal bir toplum olduğu görüşünü dile
getirmiştir. Aynı zamanda, A.M. Khazanov’a göre İskit devleti ve toplumu
erken az gelişmiş sınıf yapıları olan bir toplumdur.  Herhangi bir sınıfın geri dönüşü olmayan
baskınlığı söz konusu değildir.
Daha sonra E.P. Bunyatyan, İskit toplumunu
bir mülk veya mülk sınıflı toplumu olarak tanımlamıştır. Daha kabul
edilebilir bir terim olarak F.Kh. Gutnov için İskitler tabakalı bir toplumdur
”.
Son derece ilginç bir sosyal olgu, kadınların Sauromatian ve Sarmatya
toplumundaki önemli konumunu vurgulamıştır. Eski yazarlar, “Savromat halkının
bir kadın tarafından yönetildiğine” dikkat çekmiştir.
Onlara göre “Sauromatlar…
hanımlarına her konuda itaat ederler…”. Sauromatyalı kadınların ata bindiği,
dövüştüğü, ok attığı ve fırlattığı bildirilmiştir. Savaşta kızlar, üç düşmanı
öldürmeden evlenemezdiler. Evli kadınlar sadece acil durumlarda savaşlara
katılmışlardır. Kocalarıyla birlikte ya da onlarsız ava çıkarlar ve erkeklerle
aynı kıyafetleri giymişlerdir.
Bununla bağlantılı olarak, arkeolojik açıdan
Güneydoğu Avrupa’daki Amazonların (Fotoğraf. 3.)  mevcudiyetinde ve derecesinde bunlar sorunlu
meseledir[4].

 

 

Fotoğraf.
3. Bir Amazon Kadın Savaşçı, Antik Grek resmi

Kırmızı
Figürlü Vazo

Zengin kadınların çeşitli bozkır
topluluklarında varlığı ve dağılım derecesi silahlı definler ve dini
faaliyetlerde ifade edilmiştir. Unutulmamalıdır ki, “kadın savaşçılar” Kuzey
Kafkasya’da da bulunmuştur. Antik yazarlardan Strabon vd.  Amazonları özellikle Kafkasya’da göstermeleri
tesadüf değildir. Erken bir aşamada bir dizi kitle hareketi ve yeniden
yerleşimin yanı sıra sosyo-politik eylemler sonucunda Kafkasya ve güney Rus
bozkırlarındaki İskitlerin yerini alan yoğun Sarmat kabileleri sosyal gelişme
düzeyinde hızlı gelişmiş Bu yazılı kaynakların verileri ve arkeolojik olarak
kaydedilmiş gerçeklerle kanıtlanmıştır
[5].

Sarmat kabile adının temelinin aor-
Aors’un Sarmat kabile adının temelinin, Oset dilinde sabitlenmiş ve “beyaz” anlamına
gelen ors (urs) terimi olduğu varsayılmaktadır. Etnik isimlerdeki “beyaz” ve “hafif”
sıfatları, kural olarak, özgür, “asil” bir kabileyi veya ona bağlı “Kara-Halk”
ile ilgili olarak bir kabilenin bir kısmını belirtir. N. N. Velikaya., S.L.
Dudarev., S.N. Savenko’nun bu ifadesi Türk tarihindeki “ak budun-kara budun”
sosyal tanımı ışığında değerlendirilmelidir. Ak Tatar- Kara Tatar,
Ak-Tork-Kara-Tork (Ak-Çerkes-Kara-Çerkes) vb. bunlardan bir kaçıdır. Türklerde
yöneten yönetilen açısından mutlak sınırlar yoktur liyakata göre geçişlidir.
Metehan’ın babası Kara-budunda iken Hun devletinin başına geçebilmiştir.
Bundan,
Aorsların kabile adının sosyal bir çağrışımı olduğu ve Sarmatyalı-Alanların
diğer Sarmat kabilelerine göre baskın bir konuma sahip olan bölümünü belirlemeye
hizmet ettiği sonucuna varılabilir. Sonuç olarak, Batlamyus’un Alanorlarının
kabile adı, büyük olasılıkla “Ak-Alanlar”, lehçe anlamına gelebilir. Bir
varyasyonu başka bir Sarmat kabilesinin adıdır – aynı sosyal çağrışımla “parlak
Alanlar” anlamına gelen “Roksolany” bu anlama gelir. Aynı zamanda, bilim
adamları bunun D.Ö. IV-I yüzyıllarda olduğunu belirtiyorlar. Kuzey Kafkasya’nın
orta ve kuzeydoğu bölgelerinin çoğunun yerel nüfusu arasında, sosyal
tabakalaşma henüz önemli ölçüde ulaşmamıştır. Sosyal farklılıklar ve düzeyi yumuşatılmıştır.
Kuzey Kafkasya Alanları’nın erken dönemdeki sosyal yapısına ilişkin bilgiler az
ve parça parçadır. Ancak mevcut malzeme temelinde Alan toplumunun yapısı
hakkında bir fikir edinilebilir. Sosyal hiyerarşinin tepesinde askeri-klan
aristokrasisi vardı, çünkü Alanların ilk zamanlarda sık görülen
Transkafkasya’nın zengin tarım bölgelerinde ve Roma İmparatorluğu sınırlarında
askeri birlikleri vardır. Bu Alan toplumunun sosyal evriminde önemli bir
faktördür. Alan soylularının zenginliği, Kuzey Kafkasya’daki mezarlık
alanlarındaki buluntularla değerlendirilebilir. Elit gömülerde bulunan mezar
eşyalarının bolluğu ve çeşitliliği başta Boğaziçi (Bosfor-Bosforos[6]) ve
Transkafkasya menşeli olmak üzere çoğunlukla yabancı değerli eşya ve
mücevherlerle de doludur. Alan atlılarının ana silahları uzun kılıçlar,
mızraklar, kement, oklar, yayalar, koruyucu metal deri veya kemik pullu veya
zincir zırhlardır. Ana kuvvet ve Alan ordusunun çoğu süvaridir. Ağır silahlarla
birlikte süvari – esas olarak soylularının temsilcilerinden oluşan tamamen
korunaklı zırlı atlılar (katafraktlar) (Şekil.5.), Sarmatyalılar ve Alanlar da
daha çok sayıda hafif silahlı süvari oluşumuna sahiptir. Alanlar arasında yaya
ordusu popüler ve sosyal açıdan önemli değildir çünkü yardımcı işlevleri yerine
getirirler. Kitlesel savunma sırasında esas olarak topluluk milisleri şeklinde
kuruludur.  Kişisel niteliğe örnek olarak
D. Ö son yüzyılların mezar höyük komplekslerinde bulunan bireysel
kafataslarının gömülmesi gösterilebilir. Kuzey Osetya – Alan bölgesinin düz
kısmında ve diğer bazı bölgelerinde kafatasları çeşitli dönemlere ait gömülerde
belgelenmiştir. Ancak bunlar özellikle ana Kafkas sıradağları’nın hem dağlık
eteklerinde hem de düz bölgelerde, mezarlarda her iki tarafta Tunç Çağı ve
Erken Demir Çağı’na aittir.[7]

 

Şekil.5.
Sarmatlarda tamamen korunaklı zırlı atlılar (katafrakteri)



[1] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s. 48.

[2] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.48.

[3] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s. 51.

[4] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.52.

[5] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.53.

[6]
Kimmer Bosforosu denmektedir. Kerç Boğazı üzerinde kurulmuş Antik Grek ve İskit
Devletidir.

[7] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.54

Devam edecek

Ey Gönül Aydınlan Aşk Çerağında

Ey gönül aydınlan aşk çerağında
Muhabbet cemini kur otağında
Bülbülün susmasın gönül bağında
Hazanda açmayan güllere inat
Muhabbet yönüne çevir yolunu
Hal erbabı anlar elbet halini
Sakın ha kullanma nefret dilini
Zehir kusan nice dillere inat
Çile yokuşunda olsa bin ağrı
Yâr’ı Hak olanın yanar mı bağrı
Yürüyüşün sürsün hikmete doğru
Bin engelle dolu yollara inat
Rahman olan elbet korur yârini
Hiç bir fani tutmaz O’nun yerini
Semaya dönerek aç ellerini
Dermanı kalmayan kollara inat
Gözlerinde sürsün tatlı gülüşün
Hep bahar yaz olsun hayalin düşün
Batmasın ufkunda umut güneşin
Vefası olmayan yıllara inat

Seçim İkinci Tura Kalırsa: Azınlık Zorbalığı

Demokrasi, çoğunluğun tercihinin gerçekleşmesidir. Fakat azınlık ezilmeden. Yok, azınlık susturulursa, ezilirse çoğunluk iktidar da olsa bu artık demokrasi değildir. Çoğunluğun zorbalığıdır. Çoğunluk zorbalığını anayasalar ve hukukun hâkimiyeti önler. Bu yüzdendir ki tek başına “demokrasi” yerine “anayasal demokrasi” deyimi kullanılıyor.

Demokrasilerin düştüğü tek tuzak çoğunluk zorbalığı değil. Demokraside azınlığın zorbalığı da mümkün. Bakınız nasıl?

Çoğunluğu oluşturan iki büyük parti çekişiyor. İkisinin de oy tabanı %50’ye yakın ancak %50 değil. Diyelim biri %47, öbürü %48 oy alacak. Bir de küçük parti var. Onun da oyu %5. Kim bakar %5’e, koskoca partiler varken, diyeceksiniz ama diyemiyorsunuz. Çünkü kazanmakla kaybetmek arasındaki fark o %5’ten az. O zaman ne oluyor biliyor musunuz? 48 ile 47, azınlıktaki 5’in ağzına bakıyor. O ne derse eyvallah diyor ve onu yapmaya çalışıyor. Azınlığın tek yapması gereken, uzlaşmamak ve inat etmek. 

Çoğunluk zorbalığından azınlık zorbalığına

1980 öncesi günlerde Erbakan’ın Millî Selamet Partisi bu konumdaydı. İktidarın anahtarı konumunda. Anahtar güzel bir benzetme. Çünkü anahtar kilitten küçüktür. Kapıdan çok çok küçüktür. Evin hacmi yanında sözü bile edilmez ama gel gelelim anahtar olmadan eve girilmez. Millî Selamet Partisi de bunun bilincindeydi herhâlde çünkü amblemi anahtardı! 

Bu hâle siyaset biliminde “azınlık zorbalığı” deniyor. 

Vücudun organlarının başkanlık yarışına girdiği ve başkanlığa pek de yaraşmayan bir organ greve gidince diğerlerinin pes edip onu başkan yaptığı bir hikâye vardır hani. Burada tekrarlayamayacağım. Bilenler bilmeyenlere anlatsın. Azınlık zorbalığına edep dışı fakat iyi bir misaldir o hikâye. 

Anlattığım üç partili hikâye işin basitleştirilmiş hâli. 1980 öncesinde yarış üç partili değildi. Bugün de değil. Fakat iki büyük parti yerine iki büyük koalisyon olması da azınlık zorbalığı şartlarını doğuruyor. 

Azınlık kazanır, çoğunluk kaybeder

Bu şartlarda büyük partiler ne yapıyor? Hemen “Ne istediler de vermedik?” moduna giriyorlar. Bakıyorsunuz bir gün biri, Öcalan’ın kardeşini televizyona çıkartmış, onun vasıtasıyla oy toplamaya çalışıyor. Ertesi gün, destekçilerinden çoğu kendini milliyetçi- Atatürkçü diye tarif eden, bir başkası Atatürk’e düşman bir şıh hazretlerinin arkasından dua, rahmet okuyor. Başka biri de geniş cephe stratejisi ile arenada kim var kim yok hepsiyle helalleşmeye kalkıyor. 

Hani ateistler bir parti kurup anketlerde %5 civarında çıksalar- ki çıkabilirler- bizim muhafazakâr partiler hafif hafif ateistleri de okşamaya başlarlar. Hiç olmazsa gizli gizli “Ne istersiniz? Verelim.” elçileri gönderirler. 

Azınlık zorbalığı, muhakkak ki demokrasinin özünü yaralayan bir hâl. Niçin diye sormaya gerek yok. Demokrasi çoğunluğun tercihine saygı göstermektir. Bu durum, tersine, azınlığın dediğinin olmasını gerektiriyor. Evet, azınlık ezilmemeli, konuşabilmeli. Fakat günün sonunda çoğunluğun tercihi gerçekleşmeli. Değil mi?

Açıkgözler de kaybeder

Azınlık zorbalığının getirdikleri büyük partilere de kaybettiriyor. Tezgâh altından veya üstünden, asıl kitlelerine rağmen başvurdukları eylemler, attıkları nutuklar, kazandırıyor mu, kaybettiriyor mu? Yapılan açıkgözlülüğün amacı taraftarı arttırmak, oyu arttırmak. Fakat o azınlıklar aptal değil. O eylemlerin samimi olmadığını, kendilerini kandırmaya yönelik olduğunu gayet iyi bilirler. Zaten o azınlık gruplarının iç dayanışması, birbirlerine bağlılığı, büyük partilerin iç bağlılığından daha kuvvetlidir. Temel ilkelerine ters açıkgözlülüklere girişen bir parti, ilânı aşk ettiği grubu kazanamadığı gibi, bu hareketinden rahatsızlık duyan, kendi taraftarını da kaybedebilir. 

Gerçekten sağlıklı bir demokrasinin işleyebilmesi için azınlık zorbalığı şartlarının ortadan kalkması gerekiyor. Bu da iki büyük kitleden birinin diğerine üstün gelmesi demek. Bunu söyledikten sonra Türkiye’nin bugünkü şartlarına bakalım. Cumhurbaşkanlığı oylamasında muhalefetin hemen bütün adayları, mevcut cumhurbaşkanından daha çok oy alıyor. Fakat, bunlardan biri hâriç, hiçbiri %50’yi geçemiyor. İşte azınlık zorbalığı burada devreye girer. 

İkinci tura kalmamalı

Daha birinci turda taraflar %5’lik, %10’luk azınlıklarla gizli koalisyon görüşmeleri yapmaya başlar. Fakat asıl azınlık zorbalığı kâbusu, ikinci tura kalındığında bastırır. Artık seçimin galibini belirleyecek olan ne Millet İttifakı’dır, ne de Cumhur İttifakı. Seçimin galibini belirleyecek olan azınlık zorbalığı olgusudur. 

Cumhurbaşkanı adaylarından biri hâriç seçim ikinci tura ve azınlık zorbalığına kalıyor dedim. Seçimi ikinci tura bırakmayacak tek isim gözüküyor: Mansur Yavaş. 

Bu gidişle adım, Mansur Yavaş’çıya çıkacak. Olsun, bana çok da ters gelmez. Onunla aynı değerleri paylaşıyorum. Fakat reel- politik, yani gerçeğin otoritesi de bunu söylüyor. Yavaş, ilk turda işi bitirecek tek aday. Böyle bir gelecek pek açık, pek berrak görünüyor. Onun yerine başka bir adayın çıkması hâlinde ise ufuk puslanıyor. %5’lerin, %10’ların yüzleri gülmeye başlıyor. 

https://millidusunce.com/secim-ikinci-tura-kalirsa-azinlik-zorbaligi/

Rusça Kaynaklara Göre Turan Coğrafyasında (Kuzey) Kafkasya – (6)

0

Yu.A. Prokopenko(Ю.А. Прокопенко)&
V.V. Vasilenko(В.В. Василенко)’nun Kuzey Kafkasya Halklarının Kültür
Tarihinden
Из Истории Культуры Народов Северного Кавказа” isimli
çalışmasında antik tarih için şu an bilinen Kuzey Kafkasya tarihinin
Kimmerlerden itibaren gün yüzüne çıkarılması gerekmekte olduğu ifade
edilmektedir. Çünkü Kimmerlerin Karadeniz Kuzeyi ve Kuzey Kafkasyanın bugünkü
arkeolojik araştırmalarında ortaya çıkan eserleri antik çağa ışık tutmaktadır.
Haç biçimli saplı kamalar gibi silahların kökeni konusunda bir fikir birliği
olmasa da Terenozhkin’e göre Kimmerler ve sonraki atlı bozkır halklarında
kullanılmaya devam etmiştir. Arkeologların çoğu, özellikle Stavropol şehri
civarında bulunanlara benzer şekilde, kamaların erken formlarıyla ilgili olarak
bu bakış açısını desteklemektedir. Özellikle, bir dizi araştırmacı (S.L.
Dudarev, S.F. Makhortykh, V.V. Erlikh ve diğerleri), erken iki metal karışımlı kama
grubunun tasarımının bozkır örneklerinden etkilendiğine inanmaktadır(Şekil. 1)[1].

 

Şekil. 1. 2000
– 2007 yılları arasında, Stavropol şehrine bitişik bir yerde, batı ve güney
çevresinde üç kronolojik döneme ait ilginç silah ve at koşum takımları
tesadüfen keşfedildi: D. Ö. IX – VIII yüzyıllar, D. Ö. VI yüzyıl, D. Ö. IV –
başlangıç, D. Ö. 2. yüzyıl.

Nehrin
sol kıyısında bulunan bir toprak mezarlığının ganimet yığınında iyi korunmuş
bir bimetal (çift metal: iki ayrı madenden oluşmuştur
ama alaşım olmayıp, metallerin veya iki farklı metal alaşımının kimyasal değil
de fiziksel olarak biraraya getirildiği haldir)
hançer İskit öncesi
döneme aittir. Buchinka (bölgesel psikoloji ve nöroloji hastanenin 1 km batısında – şehrin batı
banliyöleri) bölgesinde bulunan hançer, mantar şeklinde bir kulplu ve düz bir
artı işaretli bronz katı döküm (çapraz şekilli) bir tutamağa sahiptir; V.I.
sınıflandırmasına göre B alt grubu, bölüm I, tip II’ye aittir. Ürün boyutları:
toplam uzunluk – 28,8 cm;
sap uzunluğu – 10.4 cm;
bıçak uzunluğu – 14,4 cm
(kaybedilen nokta); artı uzunluğu – 10,5 cm; artı genişliği – 1,1 – 0,9 cm; artı profil
genişliği – 0,4 cm;
tutamak genişliği (artı işaretlerinde) – 1,4 cm; tutamak genişliği (üstte) – 1,6 cm; sapın profil genişliği
– 0,5 – 0,7 cm;
üst genişlik – 2,4 cm;
tepenin profil genişliği (yüksekliği) – 0,8 cm; artı işaretlerinde bıçak genişliği – 2,8 cm; bıçağın ortasında – 2,4 cm keskin tarafı
tarafındaki artı işareti hafif bir içbükeyliğe sahiptir. Artı işaretlerinin kanatlarının
genişletilmiş kenarlarına daha yakın yuvarlak delikler vardır. Çift kenarlı
demir bıçak ortalama güvenliktedir. Ortada uzunlamasına bir kabartma, basık bir
kaburga izlenir. Bu tür kılıçlar ve hançerler, Koban kültürünün batı
versiyonunun anıtlarında bilinmektedir. Özellikle, benzer bir kılıç
Kislovodsk’taki Mobilya fabrikasının mezarlığındaki 6 numaralı mezarda
kaydedilmiştir. Ayrıca, doğu varyantının topraklarında (Serzhen-Yurtovsky ve
Zandaksky 2 mezar alanları) benzer hançerler bulunmuştur. Aynı türden
hançerler, proto-Meot kültürünün anıtlarında (Nikolaevsky mezarı, Chernyshov
çiftliği yakınında mezar) sunulmaktadır[2]

Stavropol’ün
batı çevresindeki bu keşif, Koban kültürünün batı varyantının en kuzeyindeki
İskit öncesi yerleşimlerin yelpazesini genişletmiştir. Bunlar arasında Grushevskoe
yerleşimi (alt katman), Strizhament kenti yakınlarındaki bir yerleşim,
muhtemelen Türk[3] yerleşimi (alt katman),
Grusheva vadisindeki 1 numaralı mezarlık, 2 numaralı Türk yerleşimi yer
almaktadır.  Yukarıda belirtilen hançer,
Stavropol civarında İskit öncesi dönemin ve ortalarına kadar uzanan en eski
silah buluntularıdır. D.Ö. 8. yüzyıl Örneğin, Türk yerleşiminin 2 numaralı
mezarlığının 11 numaralı ünlü askeri mezarında, bronz ve kemik iki bıçaklı ok
uçları, bronz bir düz uç, demir mızrak ucu, demir balta ve bir dizi bronz bit
kavisli bir bıçağı olan üç halkalı bronz yanak parçaları, Novocherkassk tipi
kompleksler kronolojik olarak daha sonraki askeri setler olarak tanımlanmıştır
(DÖ VIII – VII yüzyılın başlarında) Bimetalik hançere ek olarak, M.Ö. VI-IV yy.
– başlangıç. 2. yüzyıla kadar uzanan bir dizi öğe bulunmaktadır. Bunların
arasında, nehir bölgesinde bulunan artı işareti olmayan bir kılıç parçası
(Şekil 2, 2) belirtilmektedir. Çıngıraklı yılanlar, muhtemelen, aynı adı
taşıyan kript mezarlığının topraklarında vardır. Ürün boyutları: korunmuş
uzunluk – 32 cm;
tahmini uzunluk – 50 – 60 cm;
tutamak uzunluğu – 10,5 cm;
bıçak genişliği – 4,2 cm
Bıçaktan tutamağa geçiş geniş bir açıdadır. Kol, kenara doğru hafifçe incelir.
Kulp eksiktir (kayıptır). Büyük ihtimalle bu kılıç, M.Ö. 4. – 3. yüzyıllara
dayanan Sindo-Meotian tipinin kılıçlarına atfedilmelidir. Eşzamanlı mahzen
mezarlarının (Koba-Başi kriptası; Türk yerleşimine ait 2 No’lu mezar, sk. 3)
malzemelerinde de benzer kılıçlar kaydedilmiştir. Kuban bölgesinde – Necherziy
köyü yakınlarındaki 30 No’lu höyükte, kulpsuz benzer bir kılıcın bulunduğuna
dikkat edilmelidir (yakınında çubuk şeklinde kulplu Sindo-Meot görünümünde iki
kılıç parçası vardır) (Şekil. 2)[4].

 

 

Şekil.
2. Kırık Kılıç Parçaları

Bulunan
eşyaların geri kalanı at koşum takımı parçalarıdır. Kulübenin bitişiğindeki
bölgede bronz bir koçbaşının bulunması özellikle dikkat çekicidir. Dubok
(Stavropol – Grushevoy – karayolunun sağında – Stavropol’un güneybatı
eteklerinde). Boyutları: uzunluk – 2,7 cm; çap 0.6 cm. Bir koç başının
görüntüsü, karakteristik bir ikonografik özellik içerir – başın tepesindeki
birbirine yakın iki noktadan çıkan, daha sonra başın yüzeyinde yanlara doğru
ayrılan, gözleri aşağıdan çerçeveleyen ve önden geçen U-şekilli boynuzlar ön
kısmın üzerinde dikey olarak çıkıntı yapan gözler bulunur (yükseklik – 0,5 cm). Hayvanın gagası namlu
şeklinde uzun ve hafif eğimlidir. Yuvarlak burun delikleri kabartmalıdır. Ağız
konturu bir kabartma rulo ile sınırlanmıştır (Şekil. 3). Belirtilen işaretlere
bakılırsa, bu görüntü koç ve koç kuşu görüntüleri arasında bir ara formdur. Bu
tür şekiller D.Ö. 7. – 6. yüzyılların İskit arkaik dönemi için tipiktir. Ancak,
7. komplekslerinde hem koçbaşı hem de koç kuşu ile birlikte sadece kemikten
yanak parçaları sunulmuştur[5].

 

Şekil. 3.  İskit Hayvan Figürleri

Bir
koçbaşı şeklinde sonları olan benzer bronz üç halkalı yanak parçaları D.Ö 6. yy
anıtlarında kayıtlıdır. D.Ö (Faskau höyüğü-Galiat-; mezar Nartan, höyük 13;
Goverdovsky çiftliği yakınında höyük 1 – A.A. Nekhaev tarafından yapılan
kazılar) D.Ö. IV – 2. yüzyıl bir bey’e ait çok sayıda at koşum takımı
buluntuları vardır. Yuzhny otogarının güneydoğusunda, eski Stavropol-Tatarka
karayolunun doğusunda, bir ormanda (muhtemelen kazılar sonucu terk edilmiş)
bronz bir levha alınlık bulunmuştur. Sınıflandırmaya göre II. alt bölüme
(haddeleme veya dövme yoluyla elde edilen bir bronz levhadan oyulmuş kaş
plakaları), tip I’e aittir. Bu plakanın karmaşık bir konfigürasyonu vardır –
bir daireye bağlı bir yamuk nesnenin üst kısmı daire şeklinde tasarlanmış, alt
kısmı bir yelpaze gibi genişlemektedir. Kenarlar içbükeydir. Trapez levhanın
alt kenarı yuvarlatılmıştır. Plakanın arka tarafında bir kemer klipsi vardır
(kayıp – iki delik korunmuştur). Üst kenarda perçinli bir halka vardır (üst
kısım eksiktir). Plakanın uzunluğu 33,1 cm, sacın kalınlığı 0,3 – 0,5 mm‘dir. Kaş bandı, beş
yapraklı bir rozet şeklinde kesiklerle şekillendirilmiş bir üst yuvarlak
parçaya sahiptir. Yamuk kısmın yuvarlak kısma geçiş noktalarındaki çıkıntıların
yanı sıra, alında yuvarlak bezeme ve ortasında konik bir çıkıntı ile süslenmiş,
beş yapraklı yuvarlak kısım da altı kabartma daire ile süslenmiştir. Dairesel
bir desenle süslenmişlerdir; içte, dairelerin ortasında, umbon şeklindeki çıkıntılar
takip edilerek damgalanmıştır. Dairelerin kabartması, ön taraftaki dairelerin
sınırlarını derinleştirerek ve dairelerin yüzeyini içeriden takip ederek
sağlanmıştır. Belirtilen Stavropol kaş bandına en yakın benzetme Kuban
bölgesinde bulunan Novolabinsk yerleşiminin toprak mezarlığındaki 50 mezar
höyüğünde bir örnektir. Görünüşe göre, Kuban bölgesinin toprakları ile aynı
anda, Orta Kafkasya’da da bu tür kafa bandı çeşitleri ortaya çıkmıştır.
Özellikle bu tip levhalar, Kon’un kurgan kompleksleri ve kript mezarlıklarının
envanterinin karakteristiğidir. D.Ö. IV – başlangıç. 2. yüzyıl  arasıdır[6].

Başka
bir minyatür demir at bandı (nanosnik?) Nehrin yukarı kesimlerindeki mezar
mezarlığından çok uzakta olmayan bir yerde tesadüfen keşfedilmiştir. Buchinka
(Stavropol şehrinin batı çevresi)’da bu ögeler sınıflandırmaya göre II. alt
bölüme (alınlar (nasnoniks), uzun üçgen kalkanlara sahip, yuvarlak bir halkaya
dönüşen ve kanca şeklinde bir kulp ile biten), tip I’e aittir. Boyutlar: toplam
uzunluk – 6,2 cm;
döngüde kalkan genişliği – 0,6
cm
; kenardaki kalkanın genişliği 1,4 cm‘dir. Bu saç bandının
(nanosnik?) ilmek şeklinde bir kulbu vardır. Bu tür burunlar D.Ö. 4. – 2.
yüzyıllarda kullanılmıştır.  Bir öğe
bozkır Stavropol’den (Kavminvod bölgesinin kuzeyindeki bir bölge) gelmiştir.
Nanosnik boyut olarak farklılık gösterir (uzunluk 11.8 cm). Kıvrık ilmek
benzeri kısım, yuvarlak bir ilmek üzerine oturan uzun gagalı bir kuş kafası
şeklindedir. Lamel kısım, uzun bir üçgen şeklinde yapılıdır[7].
Yukarıda belirtilenlere neredeyse tam bir benzetme, Volchiy Ruchey No. 2
(Stavropol şehrinin güney eteklerinde) mezarlığının 2 No’lu kriptinin yırtıcı
çöplüklerinden kaynaklanan nasosnik’tir. Birkaç yıl önce, nehirdeki kripta
mezarlığı alanında bulunmuştur. Buchinka’da, ayrıca, bir avcının (kurt?)
kafasının bir kontur görüntüsü şeklinde düzleştirilmiş kavisli bir kısmı olan,
benzersiz bir demir çubuk şeklinde mezmur (merkezde sekizlik bir kalınlaşma ve
iki delik ile) ve kıvrık bir alt çene bulunmuştur. Konu, sınıflandırmama göre
bölüm II, bölüm II, alt bölüm I, tip II’ye aittir (R.M. Munchaev’e göre
kranklanmış, V.B. Vinogradov’a göre L şeklinde, V.I. Kozenkova’ya göre VII
tipi). Bükülmüş kısım süslemelidir. Yuvarlak bir göz gösterilir. Üst ve alt
çeneler iki kuşbaşı ile süslenmiştir. Yırtıcıların çenelerinin tasarımı ve
toynaklıların başının kuş (griffin[8])
kafaları şeklindeki alt kısmı aslan, D.Ö 4. yy’ın hayvan stilinin bir
tekniğidir. Bu stil Kuzey Kafkasya ve Kuzey Karadeniz bölgesi (G. Kislovodsk
çevresi; mezar Nartan-2, höyük 1; Kuzhorskaya istasyonu; Solokha). Yanak
parçalarının basitleştirilmiş şemasına bakılırsa, büyük ihtimalle D. Ö 3.
yüzyıla kadar uzanmaktadır.

Gremuchka
mezarlığı alanında (Stavropol şehrinin güney eteklerinde), haç şeklinde yanaklara
sahip bir dizi halkalı demir parça bulunmuştur. Bu tür yanaklar bölüm I’e (haç
biçimli yanak parçaları), tip I’e (demir haç biçimli yanak parçaları),
sınıflandırmama göre seçenek 1’e – balta şeklinde çıkıntılara sahip küçük bir
haç biçimindeki katı yanak parçalarına aittir. Üst yüzeylerinde sivri uçlar
(tip II, I. I. Marchenko’ya göre seçenek 1a). Büyük oranda, haç şeklinde
yanaklara sahip uçlar, ağırlaştırıcı haç biçimli ataşmanlara sahip bitlerden
gelir. Erken dönem haç biçimli yanak parçaları (ışınların yüzeyinde sivri uçlu)
Ulyap’ta bulunan bir parçayı içerir. Kazıların araştırmacıları bu kompleksi D.Ö
4. yy’a tarihlendirmiştir. D.Ö. 4. yy. mezarlarında Ulyap’ın seramik kapları
ile benzerlik bulunmamasına dayanmaktadır. Ve aynı zamanda, D.Ö. III. Yüzyılın
komplekslerinden bir dizi formun onlara yakınlığı vardır. Marchenko, D.Ö. II.
anıtı 3. yüzyıla bağlamıştır. Yazarın haklı olarak belirttiği gibi, çapraz
parçalar üzerindeki sivri uçların varlığına göre, Ulyap’tan gelen uçlar,
ağırlaştırıcı haç biçimli ataşmanlara sahip uçlar ile haç biçimli yanak
parçalarına sahip uçlar arasında bir orta konum işgal eder. Ona göre,
çaprazlarda sivri uçlu yanaklıkların varlığının süresi D. Ö 3. yüzyılın ilk üççeyreği
ile sınırlı olmalıdır. Ancak Tenginsky toprak gömme zemininin (mezar 140)
malzemelerine bakılırsa, haçların kollarında sivri uçlu haç biçimli yanaklar D.Ö
2. yüzyılın başlarına kadar kullanılmaktadır. Görünüşe göre bu dönemde – D.Ö. III
– erken. D.Ö 2. yüzyıl bir metamorfoz vardır – tehdit edici eklerin haç biçimli
yanaklara dönüşümüdür. Bu sonuç yani kavisli kenarlı korkutucu haç biçimli
ekler ve düz haçlı yanak parçaları D.Ö 3. yy’ın dizgin takımlarında kullanım
eşzamanlılığını açıklamayı mümkün kılmaktadır. Kuban bölgesinin toprakları ile
eş zamanlı olarak, Orta Kafkasya’da’da haç şeklinde yanak parçaları yayılmıştır.
Gremuchka mezarlığına ek olarak, ikinci bir örnek Deve Dağı’nın doğu zirvesinin
güneydoğu eteğinde bir mahzende bulunmuştur. İkinci durumda, uçlara sahip
uçlara bir dizi iki delikli demir yanak parçasının eşlik ettiği belirtilmelidir
(Şekil.4.). Belki de bu durumda, haç biçimindeki psalia’nın yeni versiyonu
dizginlerin ana bağlantı elemanı olarak henüz kurulmamıştır. Görünüşe göre
alışkanlıktan, haç biçimli olanlarla birlikte, iki delikli yanaklıkların eski
versiyonları kullanılmaya devam etmiştir[9].

 

 

Şekil. 4. İki Delikli Demir
Yanak Parçası

Devam Edecek


[1] Yu.A. Prokopenko(sorumlu editör)& V.V.
Vasilenko(Yönetici Editör Yardımcısı). Kuzey Kafkasya Halklarının Kültür
Tarihinden, Stavropol,  2010, , s.9.

[2] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.9.

[3] Rus
araştırmacılar genellikle Tatar ifadesini tercih etmektedir.

[4] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.10.

[5] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.10.

[6] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.11.

[7] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.11.

[8] Griffon veya griffin, genellikle aslan vücutlu, kartal
kanatlı ve kafalı mitolojik yaratıktır.

[9] Yu.A.
Prokopenko&, V.V. Vasilenko, a.g.e., 
s.12.

Rusça Kaynaklara Göre Turan Coğrafyasında (Kuzey) Kafkasya – (5)

0

Çanak çömleklerde, çeşitli süslemelere sahip çeşitli tiplerde
(çömlekler, tabaklar, kâseler) iyi şekillendirilmiş kaplar göze çarpmaktadır.
Bununla birlikte, Kayakent-Khorochoev kültürü çerçevesinde, özellikle cilalı
kadehlerin ve ince duvarlı kâselerin günlük yaşamdan kademeli olarak
kaybolmasıyla ilişkili olarak, seramik ürünlerin belirli bir
basitleştirilmesine dikkat çekilebilir. Modern araştırmacılar, incelenen dönem
boyunca, önceki ekonomik gelişme oranlarında belirli bir düşüş ve buna eşlik
eden mülk farklılaşması ile ilişkili olarak sosyal ilişkilerin belirli bir
korunmasının da olduğuna inanmaktadır. Dini fikirler önemli değişikliklere
uğramaz ve yerel sanat, aksine karmaşık görüntülerin (binicili atlar, evcil
sahneler, hayvan sembolleri) ve taş stellerin tutarlı görünümü ile ilişkili
yeni sanatsal biçimler geliştirir. Zihinsel klişeleri yansıtan özel bir maddi
kültür türü, ünlü megalitik yapı geleneğini (harçla değil bir birine geçmeli
megalitik taştan yapılmış yapılar) gösteren Kuzey Kafkas dolmenleridir(Fotoğraf.
1) (Harita. 1)( Fotoğraf. 2)[1].

 

Fotoğraf.
1. Azanta Köyünde  – Kafkasya’daki en
yüksek dolmen, yükseklik – 3.4
metre
[2]

 

 

Harita. 1. Batı Kafkasya’da Dolmen Yayılım Haritası[3]

 

 

Fotoğraf.
2. Orta Tunç Çağı dolmen kültürü ile ilgili Kuzey Kafkasya Dolmenleri MÖ 2.
binyılın 3. – ikinci yarısının ilk yarısının megalitik mezarları.[4].

 

Dolmenler eski uygarlıkların çağdaşlarıdır[5].
Anadolu ve Avrupa dâhil yeryüzünün birçok coğrafyada görülmektedir. Mezar
eşyası setlerinin belirli bir standardizasyonu ve göreceli benzerlik ile
birlikte Kuzey Kafkasya kültürel ve tarihi topluluğunun yerel oluşumlarının
temsilcilerinin mezar höyüklerindeki mezar yapıları, Kabardey-Pyatigorsk tipi taş
baltalar gibi statü öğeleri ve bir dizi başka öğe de yaygındır. Orta ve Geç
Tunç Çağı döneminde, bozkır nüfusunun dağlarla ilgili büyük sosyal “ilerlemesi”
ve dağlardaki etno-sosyal çevrenin göreceli korunumunu açıklamaktadır. Bunun
nedeni, hareketli bozkırların daha fazla temas halinde olması, Avrasya’nın
gelişmiş uygarlıklarına erişimi olması, daha erken ve daha hızlı militarize
olması ve askeri-politik alana çekilmesidir. Ancak dağlarda bile periyodik
olarak özel sosyo-kültürel olgular ortaya çıkmıştır. Geç Tunç Çağı’nda
Kafkasya’nın en parlak kültürlerinden biri olan Koban’ın yaratıcıları önemli
bir sosyal potansiyele sahiptir. Orta Kafkasya dağlarında iklimsel, ekonomik ve
ekonomik değişimler ile demografik değişimlerin etkisiyle D. Ö II binyılın yarısı
Kültürün bileşenleri ve taşıyıcıları, merkezin mekânlarına yayılmıştır. Kuzey
Kafkasya kültürünün bir parçası, doğuya Güneydoğu Çeçenya ve Dağıstan sınırlarına
taşınmıştır. Bu bağlamda, yakın zamanda keşfedilen bir grup erken dönem olgularına
dikkat çekilmektedir. Bunlar orta dağ bölgesinde organize bir yerleşim düzenine
sahip Bansky taş yerleşimleridir. Sosyo-ruhsal anlamda örgütlenmiş
toplulukların yeniden yerleşimi ve önce dağlarda yerleşim alanlarını
geliştirmeleri, ardından iklimsel olarak daha uygun dağlar arası ve yamaç
vadilerini tercihleri söz konusudur. Ancak kaynaklar, Koban kültürünün oluşum
ve erken gelişim döneminde, ağırlıklı olarak cinsiyet ve yaş ve
sosyo-fonksiyonel (kaster ustaları, hizmetçiler)dir. Kabile topluluklarının
toplumsal farklılaşma belirtilerinden ziyade, kült vb. farklılıklardır. Daha
önce de belirtildiği gibi, Geç Tunç Çağı’ndan “Kimmer” gelişim aşamasına geçiş
sırasında, başlangıçta binyıl gibi zamanda hayvan yetitiricilerin göçebe ve
yarı göçebe kabileleri, sosyal ortamda pastoral kabilelerin ortamından ortaya
çıkışıdır. Askeri işlerin önemli bir yer işgal ettiği alan politiktir. Yakın ve
daha uzak gelişmiş ülkelerle çeşitli üretim dallarının ve dış temasların
büyümesi bölgeler, atlıların sosyal tabakasının tahsisine ve sadece göçebe
değil, aynı zamanda yerleşik kabilelerin süvari müfrezelerinin ortaya
çıkmasına, toplumun sosyal tabakalaşmasının hızlanmasına, mülkiyete ve sosyal
farklılaşmaya (elit mezarlar, atlı savaşçıların mezarları) katkıda bulunmuştur.
Atlı savaşçıların ve araba sürücülerinin ayrılması, askeri temas faaliyetinin
yoğunlaşmasında hem bir sonuç hem de bir faktördür. Aynı zamanda, bir binicilik
kalıntılarının gömülmesinin varlığı veya atlar, daha sık – at koşum takımı,
Kuzey’in otokton kabilelerinin kanıtı değildir. Süvari, Kafkas bölgesinin bir
kolu olarak değil, daha çok sosyal bir gösterge işlevi görür. Belirli
bireylerin bağımlı ve bağımlı konumlarının yeni işaretleri ve gruplar. E. I.
Krupnov köleliğin ve yerliliğin özelliklerinden bahsetmiştir[6]. E. I.
Krupnov, arkeolojik materyaller ve arkaik etnografik veri katmanları temelinde,
Geç Tunç ve Erken Demir Çağlarında bölge nüfusu arasındaki kölelik ve ataerkil
köleliğin özelliklerini tartışmıştır. Çağların başında ve D. Ö 1. binyılın 1.
yarısında siyasi oluşumların sınırları içinde daha aktif toplumsal süreçler ve
değişimler meydana gelmiştir. Bunlar Güneydoğudaki (Kafkas Albanyası) ve
kuzeybatıdaki (Bosporan Krallığı) kıyı bölgelerinde bölgeleridir. Bu dönemde
mübadele ve ticaret ilişkileri, Kuzeybatı, Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya’nın
denizlerden daha uzak bölgelerinin ve yerel toplumların sosyal evriminde ana
faktörlerden biri haline gelmiştir. Bu bağlamda, L. I. Lavrov, eski zamanlarda
zaten Kuzey Kafkasya’daki bazı halkların bir “sınıf öncesi” değil, “erken sınıf
toplumu” olduğunu öne sürmüştür. Karadeniz bölgesinde köle sahibi bir “Sind
Krallığı”nın varlığını kabul eden araştırmacılar, bu gelişmenin köle sahibi
olma aşaması başta Çerkesler olmak üzere bölgedeki bazı halklara geçişinden
yana söz ettilerse de bu görüş tartışmalıdır. Son çalışmalardan birinde Sindica
tarihine göre Sindh devletinin varlığı bile sorgulanmaktadır, çünkü Sind
devleti hakkında güvenilir bilgi veren çok az kaynak vardır[7].

 Kuzey Kafkasya Federal Üniversitesi’nin
yayınladığı, Kolesnikova M.E., Kalinina E.V., Nevskaya T.A., Zvereva L.A.
Rusya
tarihinde Kuzey Kafkasya
[8] “Северный
Кавказ в истории России”
isimli esere göre ise: Kuzey Kafkasya Tunç Çağı, Dolmen,
Koban, Kuban, ve Kuzey Kafkas kültürleri ile temsil edilmektedir. Kayakent-Khorochoevskaya
kültürünün taşıyıcıları da Doğu Kafkasya topraklarında yaşıyordu. Tunç Çağı’nda
bile Kuzey Kafkasya Halklarının belirli bir kültürel birliğinin şekillenmeye
başladığı belirtilmelidir. Bu kültürleri yaratan boyların çoğu, maddi ve manevi
kültürün genel biçimlerini belirleyen bölgenin bugünkü çeşitli halklarının
atalarıdır. Kuzey Kafkasya’nın Demir Çağı’ndaki nüfusu, eski uygarlıkların
etkisiyle kuzey komşularından daha hızlı gelişmiştir. Bu konu ele alınırken, D.Ö.
7. yüzyılda burada ortaya çıkan halkların yerel boylar üzerinde ne gibi
etkileri olduğu da gösterilmelidir. Bu dönemde Kafkasya’nın nüfusu hakkında
sadece arkeolojik kaynaklardan değil, aynı zamanda antik tarihçilerin –
Herodot, Strabon ve diğerlerinin raporlarından da bilgi alınmasını belirtmek
gerekir
[9]. Çünkü
İskit ve Sarmat boyları Kafkasya tarihinde özel bir rol oynamıştır. Bu göçebe
kabileler, Kuzey Kafkasya’nın yerleşik halklarının kültürünü önemli ölçüde
etkilemiştir. Kuban, Stavropol topraklarında bulunan İskit kültürünün anıtları,
dünya kültürel önemi olan anıtlar arasındadır. Aynı zamanda bu topraklarda
medeniyet merkezleri ortaya çıkmış böylece Kafkasya’da yaşayan halklar arasında
devlet olmanın ilk ortaya çıkışı gerçekleşmiştir. Eski halkların kültürüne ve
sosyal organizasyonuna, proto-Kafkas topluluğunun etnogenezinin sorunlarına
özellikle dikkat edilmelidir. Konunun önemi, her mikro-milliyetçi çevrenin
kendi münhasırlıklarına ilişkin fikirleri Kafkas halklarının bilincine sokmaya
çalışması gerçeğinde yatmaktadır. Durumun istikrarı için “prestijli” atalar
aramaktadırlar bu nedenle Kuzey Kafkasya, bölgesinin gerçek antik tarihini
bilmek önemlidir
[10].

Devam edecek



[1] D.V.
Canopy (Д.В. навес) & A.T. Urushadze (А.Т. Урушадзе).a. g.m.,  s.23.

[2] D.V.
Canopy (Д.В. навес) & A.T. Urushadze (А.Т. Урушадзе).a. g.m.,  s.23.

[3] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e.,, s.49

[4] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a. g.e.,  s. 81.

[5] Geniş Bilgi İçin Bakınız: Ekrem Hayri Peker, Taşların
Yolculuğu, Avrasya, Önasya Ve
Akdeniz’de Ön Türk İzleri, Bilge Baykuş Yayınları, 2021.

 

[6] N. N.
Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.50.

[7] N. N. Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko,  a.g.e., s.49

 

[8]
Kolesnikova M.E., Kalinina E.V., Nevskaya T.A., Zvereva L.A, Rusya tarihinde
Kuzey Kafkasya, (Ders Kitabı) – Stavropol: Kuzey Kafkasya Federal Üniversitesi
Yayınevi, 2017.

[9] Geniş
Bilgi İçin: İlhan Durmuş, İskitler (Sakalar), Türk Kültürünü Araştırma
Enstitüsü Yayınları, Ankara,1993. , Ekrem Memiş, İskitlerin Tarihi, Çizgi
Kitapevi Yayınları, Konya, 2005.

[10] N.
N. Velikaya., S.L. Dudarev., S.N. Savenko, 
a.g.e., s.7.

Ev Hayali Satmak Çok Kârlıdır

“Asrın Sosyal Konut Projesi” denilen projeden ev sahibi olmak için, daha bir hafta dolmadan, 4
milyona yakın kişi talepte bulundu.
Başvurular 14 Eylül – 31 Ekim arasında
alınacağına göre başvuru sayısının en az 5 milyon olacağını söyleyebiliriz.
Yani bir hanede ortalama 3-4 kişi olacağı hesabıyla, 15-20 milyon civarında
vatandaşımızı ilgilendiren büyük bir ekonomik vaka ile karşı karşıyayız.

Aşırı
yükselen kiralarla baş etmek çok zor.  Kiracı
olmamak, kendi evinde oturmak hayat standardının değişmesi demek. Bu bakımdan
kiracı durumunda olanlar (nüfusumuzun yüzde 27’si) için ev sahibi olmak en
güzel hayal. Kiracı vatandaşlarımızın bütün imkanlarını seferber edip ev sahibi
olma hayaliyle bu projelere koşması anlaşılabilir bir durum.

Elbette
devletle mukayese edilmez ama mesela Jet Fadıl her yeni projesini tanıttığında,
önceki projelerde mağdur olan binlerce insanın tecrübelerine rağmen,
insanlarımız katılmak için sıraya girdiler. Bu anlayıştaki kitlelerin devletin
sözüne inanarak, “fırsatı kaçırmamak için” bankalarda kuyruk oluşturmasını
anlayabiliyorum.

**************************

“Her Yıl 100 Bin Yeni Sosyal Konut Projesi” Ne Oldu?

Devletimiz
de, özel sektör örnekleri gibi, zaman zaman mağduriyetler yarattı veya verdiği
sözleri tutmadı.

En son Aralık
2019 ayında
, bizzat Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan tarafından, “Her Yıl
100 bin Yeni Sosyal Konut Projesi”
tanıtımı yapıldı. 81 ilde, 16 Aralık
2019- 15 Ocak 2020 tarihleri arasında talepler toplandı.

İlk 100
bin konut projesi 1-1,5 yıl içinde bitirilecekti. Binalar en çok 5 katlı
olacak, (2+1 daireler) 75-85 m2 ve (3+1 daireler) brüt 100 m2 olacaktı. %10
peşinat ve aylık (2+1) dairelerin 894 TL’den, (3+1)lerin 1.022 TL’den
başlayan taksitleri 20 yıl sürecekti.

Aralık
2019’da açıklanan “Her Yıl 100 bin Yeni Sosyal Konut Projesi” başarılı
olsa, “Asrın Sosyal Konut Projesi” denilen 250 bin konutluk yeni
projeye
ihtiyaç kalmayacaktı.

Bu yıl
sonuna kadar 200 bin sosyal konut bitirilmiş, 100 bin sosyal konut ise inşa
halinde olacaktı.

**************************

Eski Ve Yeni Projenin Farkı

İktidar
oyları anketlerde görüldüğü üzere gittikçe erimekte. Bu yüzden seçimden önce
şapkadan ne kadar tavşan çıkarabilirse çıkarmaya çalışıyor.

Ama bu
defa şapkadan yeni bir tavşan çıkarmak yerine masanın altındaki eski tavşanı
çıkardı.

Yeni
projenin ilk etabında 250 bin sosyal konut, 100 bin altyapısı hazır konut
arsası, 10 bin iş yeri satışı olacak.

Demek
ki çekilecek kuradan sonra 4 milyondan fazla başvuru kabul edilmeyecek.
Bunların başvuru ücretleri (500 TL) kura çekildikten sonra (muhtemelen 6 ay
sonra) faizsiz iade edilecek.

250 bin
aile ise evler yapılıp oturuluncaya kadar (en azından 2,5 sene) bir yandan
mevcut kirasını ödeyecek diğer yandan her 6 ayda bir artan taksitleri.

“Asrın
projesi” denilen bu yeni projede de yüzde 10 peşinat alınacak. İlk
ödenecek taksit 2 bin 280 TL ve 3 bin 187 TL olacak. Her 6
ayda bir taksitler memur maaş artışına paralel artacak.

Bu projede harcanacak para 900 Milyar TL yani yaklaşık 50 Milyar dolar. Devletin kasasında
böyle bir para olmadığına göre bu parayı vatandaş ödeyecek.

Görünen
o ki, bu projede (100 bin konutluk 3 yıl önceki projeye göre) en önemli fark
taksitlerin 3 katından fazlaya çıkmış olması.

**************************

Hayali Aslından Değerli

On
binlerce mağdur yaratmış Jet Fadıllara, İhlas Holdinglere ve benzerlerine
paralarını koşa koşa teslim eden ahalimiz devletimize güvenmez mi?

Halkımızın
“hani 3 sene önceki her sene 100 bin konut yapma vaadinizi tuttunuz mu?” demek
aklına bile gelmez.

“Ev sahibi olmak hayali” o kadar değerlidir ki, projelerde sıraya giren halkımız “hayalinde
yücelttiği Leyla’ya aşık Mecnun gibidir.” Ev sahibi olma hayali, sahibi olduğu
evde oturmaktan daha değerlidir.

“Proje
sahipleri” ister özel sektör ister devlet olsun bu gerçeği iyi bilirler.

Onlar bilirler ki, önceki mağduriyetler unutulur, yeni projelerde
ahalimiz yine kuyruğa girer.
Daha
nereye yapılacağı, projeleri vd bilgileri belli olmayan konutlar için detayları
bile sormaz. Mesela “yıllar içinde taksitlerim kaça çıkacak?”, “içine
girdiğimde, ulaşım giderim ne olacak?” diye düşünmez. 

Bir
şekilde ev sahibi olduğunda ise 20 yıl süreyle hayatını kısıtlayacak taksitleri
ödemek için insanca yaşamaktan feragat eder.

20 yıl
boyunca sürekli artan kiraları ödeyemediğinde de elindeki evi kaybedecek olması
korkusuyla ecel terleri dökmeyi göze alır.

**************************

Bu Defa Kumar Büyük

Bu
projeyle konut fiyatları ve kiralardaki fahiş artışın durdurulacağı
iddia ediliyor. Dilerim öyle olur. Ama seçime yönelik çıkartılmış bu projenin tamamının
seçime kadar başlama ihtimali bile zayıf.

Konut fiyatları
ve kira artışlarının durması bu projeden ziyade seçim sonucuna bağlı.

“Fahiş
artışları” önlemek gibi bir niyetleri olsa, daha etkili çözüm için yapılacak başka
işler var. 10 milyonu aşkın sığınmacı yabancıların süratle ülkelerine
gönderilmesi ve 400 bin dolarlık konut alan yabancıya vatandaşlık
uygulamasından derhal vazgeçilmesi ile
konut fiyatları ve kiralarda
normalleşme sağlanabilir. Ama bunları yapmaya niyetleri bile yok.

“Asrın konut projesi” başarılı
olmazsa
300 bin aile (yaklaşık 1- 1,5 milyon insanımız) mağdur edilecek.

Umarım
ve dilerim ki proje başarılı olsun. Konut sahibi olmayan kirada oturan 300 bin
aile kendi evlerinde taksitleri, kolayca ödeyerek oturabilsin.

Bizim
görevimiz pembe tablolar çizerek halkımızı yanıltmak değil, riskler hakkında
bilgi vermektir.