18.8 C
Kocaeli
Perşembe, Temmuz 9, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 239

Türk’e Irkçılığı Bulaştırmak İsteyenlere…

Geçenlerde aldığım bir epostada bir yazar çok iddialı bir başlık atmış: Türkiye’nin baş belası: Din istismarcıları ve Türk ırkçılığı imiş…

Asıl bela çeşitli menfaatler uğruna ülkesi aleyhine faaliyetlere katılan, ülkesini suçlamayı marifet sayan, hep haksız gören bizlere ve Türk kültürüne yabancılaşmış sözde aydın kılıklı zavallılardır ve utanmaz işbirlikçilerdir.

 Türk’e tarih boyu hiç hak etmediği bu sıfatı ve suçlamayı uygun görenler karşısında bazen keşke bazı ülkeler gibi biz de öyle mi olaydık şeklinde düşünenlerimiz bile olmuştur.

 Irkçılık, sosyal olayların sebep ve sonuçlarını, ilişkileri ele alırken biyolojik ve genetik faktörleri esas alıp bunlara göre haklı üstünlük düşünen, kendi dışındakilere hayat hakkı tanımayan, ezen ve aşağılayan, fiziki ve kültürel olarak kendinden olmayanları sistemli bir şekilde yok etmeyi meşru kabul eden sosyal bir hastalıktır. Sosyal bilimlerde kavramların tek bir tanımı olmaz. Çeşitli yaklaşımlar ve tanımlar olabilir. Aslında bu da bir çeşit zenginliktir.

 Bizim genlerimizde ve kültürümüzde ırkçılık yoktur ve hoş da görülmez. İnsanları aşağılamak, insani değeri kişinin rengine, kemik sistemine göre değil; yaptığı işe ve başarısına göre değerlendirmek gerekir. Osmanlı ırkçı olsaydı Türkçe ve İslam Balkanlarda çok daha yaygınlaşabilir ve ezici üstünlük kurardı. Ancak insan haklarına saygı ve hoşgörü de gerçekleşmezdi. Cumhuriyet Türkiye’si de bir kültürel değer olarak yaşa ve yaşat, koru ve kollanın dışına çıkmamıştır. Eritme (asimilasyon) zora dayalı yönlendirmedir ve bize yabancıdır. Kabul de edilemez.

 Bir şahsı veya siyasi hareketi ırkçılıkla suçlayacak bir kimsenin önce ırkçılığın ne olduğunu bilmesi, ırkçılıkla milliyetçilik arasındaki farkları kavramış olması gerekir. Somut örnekler ortaya koymadan yapılacak suçlama, yakıştırma ve alışılmış karalamalar gerçeklerden uzak şuur altına yerleşmiş yıllardır nasırlaşmış nefret ve düşmanlık duygularından öteye geçemez.

 Türkiye’de bugün Türk’e karşı açık örnekleriyle ırkçılık yapılıyor. Türk ırkçılığı diye ortaya çıkarken kime ve kimlere hizmet edildiği de ortadadır. Uzun yıllar yurt dışında yaşamamış ve tarih bilgisi çok kısır olmayan bir kimse Türk’e ırkçılık sıfatının ahlaksızca yapıştırılmak istendiğini anlayabilir. Bazıları kendilerini kamufle etmeye çalışıyor. Bunları bilemeyiz ama ABD’nin ve İsrail’in gerçek dostları arasıra ABD ve İsrail düşmanlığını becerebilenlerdir. Türk düşmanlığı aslında Cumhuriyet ve Atatürk düşmanlığı ile de örtüşüyor. Andımızın devlet eliyle depoya kaldırılması bir ırkçılık olabilir mi? Ne mutlu Türküm ifadesini kaldırmak mı ırkçılık? TC’yi silme çabası Türk ırkçılığına bir örnek mi? Anayasa’nın temel giriş maddelerini, 66. maddeyi ve diğerlerini utanmadan değiştirmekte ısrar da Türk ırkçılığına mı giriyor? 1944 yılında Ruslara hoş görünmek uğruna Türk milliyetçilerinin yargılanması, sözde hesaba çekilmesi Türk ırkçılığı mı? Türk Ocaklarının bir dönem kapatılma yanlışı yine bu ırkçılığa mı giriyor? Türk’ü vatanında azınlık veya etniklik kapsamında görme ihanet ve cehaletinin bulunduğu bir ülkede Türk ırkçılığından bahsedilebilir mi? Malum Türkiye yolgeçen hanına döndü. Yabancılara ve Araplara, Ruslara toprak ve daire satışı ırkçılığın bir sonucu mu? Suriyeli sözde geçici korumalı binlerce göçmeni ve ABD ilişkili bazı Afganlara yanlışça sınır açmak da Türklerin ırkçılığına mı girer? Tahribattan bahsedenlerin ülkelerine karşı kiminle tahribat ittifakı içinde olduklarını bilemeyiz. Eğer bazıları çelişkili, tutarsız ve hayali Türk ırkçılığını ileri sürebiliyorlarsa, yazılarında şikâyetçi gözüktükleri hiçbir sorundan şikâyetçi olmaya hakları olamaz. Hayaletlerle değil; asıl dış ve iç ihanet odaklarıyla mücadele edilir.

Çocuk ve Televizyon

Televizyon, bazı olumsuz özelliklerinin yanı sıra çocuklara bir sorunu çözmek için işbirliğinin takdir edilen bir davranış biçimi olduğunu da öğretir.

Televizyonda kavga ve şiddet içeren öğeler çizgi filmlerde bile bulunmaktadır. Bu nedenle çocukların istenmeyen, şiddet içeren mesajları almalarını engellemek için büyüklerin rehberliğine ihtiyaçları vardır.

Yapılan araştırmalar sonucunda, çocuklara yönelik programların ve içinde çocuk yıldızların olduğu programların gereğinden daha az yayınlandığı ortaya çıkmıştır.

Televizyonun etkilerinin olumlu ya da olumsuz olmasında izleme süresi, seyredilen program türü çok önemlidir.

Çocuğunuzun dengeli bir televizyon izleyicisi olmasına yardımcı olmak için bazı öneriler aşağıda sıralanmıştır:

1.Çocuğunuzun televizyon izleme zamanına sınırlama getirin. Bu konuda katı olun. Günlük olarak çocukların televizyon izleme limiti bir veya iki saattir.

Çocuklar televizyon izlemeden önce ev ödevlerini ve sorumlu oldukları ev işlerini yapmalıdırlar. Televizyon ödül olarak sunulmamalıdır. Televizyon izlemek yerine örneğin; spor dalları, hobiler ve aile aktiviteleri yapma gibi etkinlikler bulmada çocuğunuza yardımcı olun. Televizyon tartışma ve huzursuzluğa neden oluyorsa bir süre için tamamen fişten çekin. Çocuklar ancak televizyon bütün dikkatlerini ve zamanlarını almadığında üretici olabilirler.

2.Televizyon izleme planı yapmada, çocuğunuza yardım edin. Her haftanın başında televizyon programları listesinden programları seçin. Herkesin görebileceği şekilde hatırlatma amaçlı aile izleme panosu oluşturun. Bir kopyasını tüm aile bireylerinin görebileceği bir yere asın.

3.Çocuğunuzun televizyonda ne seyrettiğini bilin. Programı çocuğunuzla birlikte izleyin. Programda olumsuz ögeler(şiddet, argo vb.) gösterildiğinde, ne gördüğü ile ilgili olarak konuşun. Seyrettiği şeyin ne olduğunu anlaması için çocuğunuza yardımcı olun. Bu kendi aile değerlerinizi güçlendirmek için iyi bir fırsat olabilir.

4.Akşam yemeği sırasında televizyon seyretmelerine izin vermeyin. Akşam yemeği, sıklıkla gün boyunca ailelerin birlikte olabileceği tek zamandır. Yemek saatinde televizyon açıksa bu durum, birbirinizle konuşmanıza engel olacaktır.

5.Çocuğunuzun yatak odasına televizyon koymasına izin vermeyin. Bu sadece daha çok televizyon seyretmeye eğilimli olmasının yanı sıra, diğer aile üyelerinden ayrı kendi odasında oturma olasılığını da gündeme getirir. Kendi yatak odasında televizyon seyrettiğinde aileler için birlikte oluşturdukları program seçeneklerini kontrol etmeleri güçleşir. Daha az uyuyabilir ki bu da bir sonraki gün okulda yorgun olmalarına neden olabilir.

5.Televizyon odasında kitaplar, dergiler ve oyunlar bulundurun. Çocuğunuzla birlikte sıkça kütüphaneye gidin. Her zaman televizyon seyretme yerine, bir kitap seçip okumaları için yardımcı olun.

6.Yavaş yavaş öğretmek istediğiniz davranış örneklerini önce siz gösterin. Eğer çocuğunuzun daha çok okumasını istiyorsanız, yapmanız gereken sizin kitap okuyarak model olmanızdır. Fiziksel aktiviteler için dışarı gitmelerini istiyorsanız bunu eğlenceli aile faaliyet programının bir parçası haline getirin.

7.Yerel televizyon kanallarından çocuklar için eğitsel programlar yapmalarını isteyin. Kanal görevlilerine sadece ne istemediğinizi değil nelerden hoşlandığınızı da söyleyin. İyi programlar her zaman iyi izlenme payı almaz ama övücü mektuplar gönderilmesi yayında kalması için yardımcı olur.

8.Küçük çocuklar için hazırlanan programlar ve şovların en iyisi videoda, kablolu veya devlet televizyonlarındadır. Okul öncesi dönem boyunca genel olarak dikkat edilmesi gereken konu, ne kadar zaman televizyon seyrettikleri veya ne seyrettikleridir.

Televizyon ideal süresinden daha fazla izlendiğinde; uyku, yemek yeme, saldırganlık, reklamlarda gördüğü her ürünü isteme vb. olumsuz etkileri görülmektedir. İdeal süre izlendiği takdirde ise, akademik başarılarını önemli ölçüde arttırması gibi olumlu özellikleri de bulunmaktadır.

Sonuç olarak, bütün çocuklar televizyonu kontrollü şekilde izlediği takdirde, olumsuz davranışlar ortaya çıkmayacaktır. Çocuklar, kendileri için yararlı olabilecek birtakım becerileri de kazanacaklardır.

       Ancak bu konuda ailelere çok büyük görev düşmektedir. Ailelerin televizyonun olumsuz etkilerinden çocuklarını koruyabilmeleri için çocuklarının hangi programları, ne kadar süreyle izleyeceklerine birlikte karar vermeleri gerekmektedir. Öncelikle aile kendi tutumları ile çocuğa da örnek olmalıdır.

Bu nedenle, öncelikle ailelerin televizyonu vakit geçirten bir araç olarak değil, çocukların yeni bir şeyler öğrenecekleri bir öğrenme aracı olarak görmesi ve bu doğrultuda kullanılması birincil amaç olmalıdır.

Sevgiyle kalın.

Şiir İkliminde Birkaç Saat

Prof. Dr. Sâdık Kemal Tural’ın telif ettiği 13,5 X 21 santim ölçülerinde, 172 sayfalık eseri, her bir satırı ‘vecîze’ veya ‘mısrâ-ı berceste’ denilecek ölçüde; ‘Şiir Bahçesine Girmeyi Denemek’ başlıklı mükemmel bir metinle başlıyor:

Şiiri, mûsikîyi ve samîmi duâyı hayatlarına sokmayan insanlar, çekememezlik, öfke, kin ve hırs kuyusunda boğulur; bu tür anlayışların ve davranışların yaygınlaştığı kültürler çoraklaşır. Kişiler, gözleri ve mideleri dışındaki organlarının insanlaştırıcı enerjilerinden yararlanmayı öğrenemezlerse, iç ayna dediğimiz servetin gücünü ve işlevini kavrayamadan ölüp giderler. Duânın, mûsıkînin ve şiirin insanlaştırıcı iklimini; öğretmenin değer ve davranış kazandırıcılığını  önemsemeyenler, çoraklaşmanın acılarını  yaşayacaklardır.

Kültür tabakalarından birinde varlık kazanmış bulunan, bestelenmiş olanlardan mûsikîyle henüz buluşamamışlara kadar her türden nazımlar… Hem kendisi, hem tanıdıkları ve tanımadıkları için, affedilme,  sağlık, iyilik,  güzellik isteklerinin yansıdığı samîmi duâlar…

Gönül denilen ülkenin dağını, ovasını, pınarını, gölünü denizini, toprağını, suyunu, havasını titreten mûsikî… Bu üçlünün hem mensubiyet, hem erdem kazandırıcı yanlarının eğitimini ve öğretimini yapan ahlâklı öğreticiler… Zekâ bu dörtlü  ile buluştuğunda, insanlaştırıcı eserler gerçekleşir. Halıya, kilime, keçeye, bakıra, gümüşe ve çiniye yansıyan güzellikler de,  millî duyarlılığın ve zekânın  nazımları değil mi? Hem söze  hem diğer malzemelere yansıtılmış olan zekâ inceliklerinden oluşan  üç bin yıllık  estetik yönleri de zengin  olan bir birikime sâhip olduğumuzu unutmayalım.

Mûsikî, şiir ve samîmi duânın ulaşmadığı zekâlar, kibre, hırsa, hasede ve isyana teslim olur. Şiirsiz, mûsikîsiz ve duâsız kalan zekâlar, kin, nefret ve yok etme başta olmak üzere çirkinleştirici enerjilerin etkileri yüzünden,  beden ve ruh hastalıklarıyla boğuşurlar. Şiir, duâ, mûsikî ve öğretmen, beş duyuyu da, adını uzmanların bildiği duyu merkezlerini de enerjilendiren, empati yaparak kendileşmenin kapılarını açan olumlu uyarıcılardır.  

Sevgi, şefkat, merhamet ile ihsan kavramlarına bağlı yöneliş ve davranışlar, Rabbin insanın yazılımına yerleştirdiği çiçeklendiren, meyvelendiren özelliklerdir. İlham ve feyz kapıları kilitli olmayanlar bu meyvelerin ve çiçeklerin bahçesine uğrarlar. Arpa ekenin buğday biçtiği, öfke ve kin ağaçları dikenin sevgi meyveleri topladığı görülmemiştir. Dil ve davranışa dökülmüş her ifâde parçası,  onun sâhibi tarafından beklentilerinin karşılığını  er geç görmüştür, görecek… Söze dökülenler ve yapılanlar gök kubbenin altında  bir yerlerde kayıtlı olmayı sürdürmektedir, sürdürecek…

Gürül gürül akan çağlayanı andıran; üstün üslûplu bilgi dolu iç açıcı satırlar, kitabın sonraki sayfalarında, Fuzûlî’den renkler ve râyihalar sunarak devam ediyor:

Mende Mecnûn’dan füzûn âşıklık istidâdı var

Âşık-ı sâdık menem Mecnûn’un ancak âdı var.

Şiir konulu sohbet’ başlıklı yazı şiir diyarıdır: Kul Himmet’ten,  

Seyyah oldum şu âlemi gezerim

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kendi efkârımla okur-yazarım

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

İki elim gitmez oldu yüzümden

Ah ettikçe kan yaş gelir gözümden

Kusurumu gördüm kendi özümden

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Bozuk şu dünyanın düzeni bozuk

Tükendi dâneler kalmadı azık

Yazıktır şu geçen ömüre yazık

Bir dost bulamadım gün akşam oldu 

Gene kırcalandı dağların başı

Durmadan akıyor gözümün yaşı

Verdiği emeği alıyor kişi

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Kul Himmet Üstadım ummana dalam

Gidenler gelmedi bir haber alam

Abdal oldum çullar geydim bir zaman

Bir dost bulamadım gün akşam oldu

Ve akabinde Üstat Tural Hoca’dan şiir tahlilleri… Âşık Veysel’den, O’nu keşfeden Ahmet Kutsi Tecer’den, Tevfik Firket’ten ve diğer üstatlardan…

Ve sonra ‘şiir nedir, şâir kimdir?’ Sorularının cevapları…

İster şâir olsun, ister ozan…

Varsın seni ömrünce azabın kolu sarsın

Şâir sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın!

Ve Tural Hoca’dan temyizi olmayan hüküm:

Şâirler ile kahramanlar yanmaktan ve yakılmaktan korkmayanlardır. Bir şâirin çığlığından akan enerjiye açıksanız, aydınlık yarınlara çıkabilmenin başkaları uğrunda yanabilmeyi göze alanlarla mümkün olduğunu benimsersiniz. Maraşlı Şeyhoğlu’nun, Bingöl Çobanları’nın trajedisini bir şâirden dinlemelisiniz. Serbestçe gezebileceğiniz bir gizli Belde’nin bulunduğunu size bir şâir söyleyebilir.

Türkçenin bugün cihanda bir yeri varsa, bunu şâirlere borçluyuz. Gelecek kuşaklar da borçlu. En gençleri de dâhil kalbimize şiirin olgunlaştırdığı uyarılar gönderen, Türkçeyi bizim kadar seven, hüznümüze derdimize ve sevincimize aracı olan insanlar bizden alacaklıdır.

Yüreklere ferahlık veren, gönüllere sevda çiçeklerinin tohumlarını serpiştiren şölen bitmedi…

Prof. Dr. Sâdık Kemal Tural’la yapılan; Lütfü Parlak’ın, ‘Şiirle İlgili Bir Mülâkat’; / Ayşe Öztekin’in; ‘Şiir, Şiirde Ses ve Ölçü Üzerine Söyleşi’ / Özgen Gürbüz’ün “Şiir ve Mûsıkînin ‘Yoldaşlığı’ Üzerine Sorular” başlıklı röportajların her biri tam ve mükemmel birer bilgi hazinesidir.

Eserin son metni; Prof. Dr. Sâdık Kemal Tural’ın dolaylı olarak ‘Kayınpederi’ sayılabilecek olan; İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ın aziz ruhuna ithafıdır.

Merhum İnal; ‘Hoş Sadâ; ‘Son Asır Türk Şâirleri’, ‘Osmanlı Devrinde Son Sadrazamlar’ ve ‘Son Hattatlar’ isimli 4 adet muhteşem eserin müellifidir. Bunların dışında her biri çok değerli 20’den fazla eser kaleme almıştır. Aziz ve necip milletimizin yetiştirdiği bu zat-ı muhteşem’i; en büyük iki edibimiz Süleyman Nazif ve Yahya Kemal Beyatlı;

Hezâr gıbta o devr-i kadîm efendisine

 Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine

beyti ile târif etmişlerdir.  

SIRRINI ANLAYABİLSEYDİM

Hoş Sadâ yazarı Ibnülemin Mahmut Kemal’in ruhuna

Seni tanıtmak, tanımlamak isteyen her ifâde, ya eksik ya basit. Sana ait güzelliğin hikmet bilgisi, nebilere, resullere verilmiş.

 RAB bilir seninle ilgili ‘sırlı hikmet’i, bizim sözümüz câhil cesâreti.

SEN Hâlık’ın ‘ol’ emrinin sır’lı hikmetlerindensin. İns ve cin’i halkeden, ruh denilen sırrı eğiten Rab, güzelliğinle ilgili olarak, hem Mikayil’i, hem Aynail’i, hem İsrafil’i görevlendirmiş desem, Gafîr ve Tevvab olan tarafından bağışlanır mıyım?

SEN insan gibi, bâzen insandan daha etkili olan bir ‘ahsen-i takvim’sin. Sen güzel değil, güzellik beldesisin. Sen varlıkların, ölümün, hissin ve hayâlin gölgesisin.

Varlıklar, senin türlü türlü hallerin, farklı şiddetlerin ve başka başka etkilerin olduğunu seziyor, biliyorlar. Deliler veya ölüler dışında senin sarsmadığın varlık yok…

SENin canlı olduğunu ve canının nasıl bir özel enerji taşıdığını bilmeyen ve anlayamayan câhildir, lâkin bilenler de söylemeye râzı değil.

SEN, bebeklikten toprak altına yerleştiğimiz âna kadar kulağımızdan girebilen ve her girdiğinde, gözleri nemlendiren, burnun direğini sızlatan, dilin kelimelerle buluşmasına yol açan İlahî güzellikten bir ‘im’sin. Çocuklar, ergenler ve kendi çirkin öfkesinin fotoğrafını çekmek için beş dakikası bulunmayan orta yaşlılar; hoş nedir, güzel nasıl bir bütünlüktür, ulvî olan hangi türden sarsıcıdır sorularına cevap veremezler. Aklını, duygusunu, hayalini, zevkini hoş, güzel, ulvî olanla dengelice ve serbsestçe buluşturup seviştiremeyenlerin SENin sırrını araması, bulması mümkün değil. Sen nasıl bir sırsın?

Gürültü değil, çirkin veya bayağı yahut tâciz eden, huzursuzluk veyahut rahatsızlık veren sesler değil, öte ile beri arasındaki iletişime ait sırlara aracılık eden, tabiatten, insandan, sazlardan gelen sesler… Bu türden sesleri işiten, arayan bulan, bütünleşen kulaklar… Rabbin eğitim araçlarından biri de, güzel ve ulvî ses değil mi? Vecd denilen, istiğrak denilen konum, SENin İlahî sırra hizmetinden doğan bir tür esrüklük değil mi?

Şiddeti, tınısı, frekansı, mekânı ve zamanı farklı sesleri işitebilen anlamını taşıyan Es-Semi’u adı, ‘El-Muktediyr’in ‘esmâ’sındandır. Semâ’ veya semah… Bütün vücudu kulak kesilerek İlâhî çağrıları işitmek niyet ve çabasıyla kanatlanmanın eşiğine ulaşıp kendinden geçirdiklerin, semâ’ ve semahlarla arınıyorlar. Kamu bilir kendi yüreğinde senin ne etkiler yaptığını… Sen, kamudan seçtiklerini vecd’e taşıyan selsin, depremsin. Çoraklaşmış bedenlere, çölleşmiş ruhlara muhabbet, şefkat, merhamet ve ümid, hattâ vecd ekip ağaçlarla, çiçeklerle bezeyensin. 

SEN büyük patlama’yla oluşan hikmetten doğan teksir’in tek şahidi, ışığın kardeşisin. SEN hücre hücre ses, sen toprağa ve topraktan gelene hükmeden nefes, sen suyu dalgalandıransın, gökte bâki kalansın. Senin uyarın işlevin İsrafilin Sûr’a üflemesiyle diriliş emri, haşr çağrısı boyutuyla yankılanacakmış. Sen  özel ve ulvî mesajınla toprak olmuş varlıklara işlevlerini hatırlatansın.

SEN, sevgilerle doğar, büyür, dertlerle, gamlarla, özlemlerle çâresizliklerle, arzularla beslenir, çığlıklanırsın. Mutluluk sevinç neler ettirir neler. Dâvetlerine kulak verenler –kendimce- katılmak isterler, eritip kalıplara dökensin, aklı sıkı sıkıya bağlayıp sürüyerek çekensin. Sen bir dil’sin desem, eksik ifadedir; diller üstü bir iletişimsin.

Sen, en güzel kokuları sürünmüşsün, en gizleyici güzellikleri sen bürünmüşsün. Bezeklerinle, süslerinle bu dünyada en güzel sensin, varlıkların kıskandığı ahsen’sin.

SEN tutuşan, tutuşturansın, gençleştiren, kocaltansın. SEN türkülerle yıkanan, şarkılarla durulanansın. SEN severek arayan, aranan, alan, alınan, bulunansın; edeble, hassasiyetle, samîmiyetle elele tutuşulan, sığ olanı aşan, derinlerdeki söylenmezleri paylaşılansın. İklimine girenleri yüreklere dokunan sololara eşlik ettiren, gönüllerdeki küllenmiş ateşleri harlandıransın.

SEN buruk akşamlar, hülyalı geceler, özlemlerle gelen tansın, duygunun koynunda yatansın, çoğalan, çoğaltansın.

Senin sırrının kırıntısına razıyım. Melâlin, hüznün yansıdığı cilvenin vurgunlarındanım. Senin sırrını öğrenmeyi heves etmek sanırım yasak değil. Sen, köylüsü, şehirlisi, câhili, bilgini, genci, yaşlısı kısacası gönül sâhibi herkesi bir ritmin etkisiyle yakalayıp kendine göre bir iklimde bulunmasına sebep olansın. Sen, yaşanan güzelliksin anlatılabilen değil.

SEN, sesin ve sazın Hünkârısın. Mevki, makam, düzen, hükmettiğin mülkündür. Ruhlar, sevincin, mutluluğun, üzüntünün medd ü cezrini seninle yaşarlar, bedenin her parçası SEN ne dersen  ona uyarlar. Sırlarının birine akış, yürüyüş veya kıvam diyeyim; sendeki kıvam, âhenkli, ölçülü, etkili uyumdur.        

Adın da sır; kökeni, anlamı ve milliyeti üzerinde çok söz edilmiş, ama yine de aydınlık değil… SEN diyegeldim, artık söyleyeyim: Ey sırlar hâzinesi Mûsıkî, kapının önlerindeyim.              Haketmediğim için hâzinene girmeyi denemem; kapında sadık kulum, içeriye gelemem. Anlayabilseydim ezgilerin sırrını, insanın sırrını da anlayanlardan olur muydum, bilemem.  18.08.2020   (Özettir.)

Prof. Dr. SÂDIK KEMAL TURAL 7 Temmuz 1946) târihimde Kırıkkale’de dünyaya geldi. Hacettepe Üniversitesinde edebiyat doktoru (1977), doçent (1983) ve profesör (1988) oldu. 1989 yılında Gazi Üniversitesine geçti. 1993-2001 yıllarında Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı görevini üstlendi. Kadrosu üniversiteden alınarak Başbakan’a bağlı Atatürk Kültür, Dil ve Târih Yüksek Kurumu başkanlığına tâyin edildi. Eylül 2000 – Nisan 2009 târihlerinde Atatürk Yüksek Kurumu başkanlığını yaptı. Yurt dışındayken görevden alındı, Mayıs 2009 – 1 Mart 2011 târihleri arasında Başbakanlık müşâviri Unvanını taşıyıp emekli oldu. Çeşitli millî ve milletlerarası kuruluşların ödüllerine lâyık görüldü.  Çeşitli kitap ve dergilerde 400’e yakın makale, deneme, takriz/sunuş, konuşma ve söyleşi metni yer almıştır. Sadık Tural merhum babası Kemal Tural’a olan düşkünlüğünden dolayı 1969-1973 yıllarında Sadık Kemaloğlu imzasını kullanmış, sonraki yıllarda Sadık K. Tural ve Sadık Kemal Tural imzalarını kullanagelmiştir. Sadık K. Tural’ın ortaklaşa yapılmış yayınlar dışındaki kitapları: Türkçe Kompozisyon 1, 2 (1976); Zamanın Elinden Tutmak (1983; 6.bs., 2006); Edebiyat Bilimine Katkılar 1, (1993); 3. bs., 2015); Edebiyat Bilimine Katkılar 2 (basım aşamasında); Kültürel Kimlik Üzerine Düşünceler (1988, 2. bs., 1992); Sorulara Cevaplar 1 (Târih-Eğitim-Kültür), (1992; 5. bs., 2018); Sorulara Cevaplar 2 (Sanat-Edebiyat- Dil) (2018, 2019); İlmek’e Yansıyan Şiir: Halı, Kilim (1999); Şahsiyetler ve Eserler (1993; 2. bs., 2006); Bilgelerin Yolunda (1998; 5. bs., 2018); Târihten Destana Akan Duyarlılık (1998; 5.bs., 2006); Ermeni Meselesine Dâir (2001; 2. bs., 2008); Şiir İkliminde Birkaç Saat (2022); Yüzyıla Damgasını Vuran Önder: Atatürk (2015; 2. bs., 2018; 3.bs. 2022). (Ayrıca Azerbaycan Atatürk Merkezi tarafından bu kitabın bir kısmı Baku’da Azerbaycan Türkçesiyle 2018 yılında basıldı.)  

Kocaeli Şehir Hastanemiz (5)

Şehrimiz için olduğu kadar diğerleri için de geçerli olan iyi işletilirse önemli ve güzel hizmetlerin alınacağı bu kurumlarımızla ilgili verdiğim tanıtıcı bilgilerin yanında şu tespitlerimi de paylaşmak isterim.

Yer seçimi ve binalar.: İzmit’imiz daha çok doğu batı istikametinde büyümüştür. Nüfusunun önemli bir kısmı bu eksen üzerindeki ulaşım hatları çevresinde yerleşilmiştir. Şehir hastanemiz de bu hatlar üzerinde yapılabilirdi. Batıda Derince Eğitim Araştırma Hastanesi bitişiğindeki boşalmış olan askeri hastane alanı veya doğuda ise daha sonra sembol AVM, otel ve Medikal Park hastanesinin yapıldığı kavakçılık alanı buna uygundu. Ama cephanelik olarak bilinen ve askeri alan olduğu için yeşilalan olarak bugüne kadar kalmış olan kuzeydeki şimdiki yer seçilmiştir.

Bu sebeple yapım öncesi hafriyat ve yapım sonrası altyapı, ulaşım ve erişim sorunlarını çözülmesi için yeni maliyet yükleriyle karşı karşıya kalınmıştır. Ulaşım için yapılmakta olan tramvay hat inşaatındaki zorluklar da buna eklenebilir. Bu hat tüm zorluklar ve maliyet yüksekliğine rağmen yapılmalıdır, yapılmaktadır. Bir an evvel bitirilip hizmete girmesi hastaneye ulaşımda ciddi kolaylıklar sağlayacaktır. Bu durum planlamanın önemini ve göz ardı edilmemesinin ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir.

Şehir hastane binaları modern yapılardır. Gezilip görüldüğünde insana güven vermektedirler. Otoparkları, yürüyen merdivenleri çokça bulunan asansörleri, ortak alanlardaki ferahlıkları ile görkemli yapılardır. Girişten hasta odalarına kadar her hizmet alanı bu güveni arttırıcı özelliktedir.

Ama bölümler dâhil başta hekimlerimiz olmak üzere çalışanların dinlenebileceği, boş zamanlarında kitap okuyup sohbet edebilecekleri, onları arayanların bulmalarını kolaylaştırıcı oda, salon ve mekânların yeterince olmayışı önemli bir eksikliktir. Yine çalışanlar için önemli bir ihtiyaç olan kreşgibi, cuma namazlarının da kılınabileceği mescit gibi mekânların eksikliği giderilmelidir. Çok katlı bloklarda katlar arası gidiş gelişleri sağlayacak merdivenlerin olmayışı büyük bir eksikliktir.

Çalışanların bile, acil ve önemli durumlarda tahliye amaçlı kullanması gereken yangın merdivenlerini kullanmak mecburiyetinde bırakılmalarını anlamak mümkün değildir. Aynı durumun diğer şehir hastanelerinde de olduğunu öğrenmem hayret verici bir bilgi olup bu eksikliğin giderilme imkânlarınınaraştırılması ve yeni yapılacaklarda olmamasının ilgililerce dikkate alınmasını dilerim.

Yapıların büyüklüğü ve çokluğu gidilecek yerin bulunmasını zorlaştırmaktadır. Girişten itibaren otoparklar dâhil yer ve bölümlere ulaşmayı kolaylaştıracak işaretlemeler, yönlendirmelere daha fazla ihtiyaç vardır. Büyüklük ve mesafelerin fazlalığı çalışanlar için de hizmet almaya gelenler için de zorluklar yaşatmaktadır. Bu zorlukları azaltıcı, yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti’mizin kuruluş yıllarında yapılıp hizmete giren Numune Hastanelerimiz halkımıza yeni ve güzel hizmetlerin verildiği yataklı tedavi kurumlarımızdı. Şehir hastanelerimiz de cumhuriyetimizin yeni yüzyılı için benzeri özellikte olacaktır. Bu, buraların iyi çalışılmasıyla mümkündür. Binaların konforlu ve büyük olması yanında başta hekimlerimiz olmak üzere burada çalışanların daha iyi şart ve imkânlara sahip olmaları sağlanmalıdır. Aynı zamanda eğitim ve araştırma yükümlülükleri olan bu kurumlarımıza bu yönde verilecek desteklerin önemi unutulmamalıdır.

Bu mekân ve büyük komplekslerin iyi ve düzgün çalışmaları ülkemizin Balkanlar, Kafkaslar,

Orta Doğu ve Asya bölgemiz için, yataklı tedavi alanında sağlık merkezi olmasına katkı sağlayacaktır.

Bu da ülkemizin bu alanda da rehber ve önder ülke konumuna gelmesinde etkili olacaktır.

Bu umut ve temenni ile sağlıkla kalın.

Ayet Ayet Hadis Hadis Atatürk – II

Kur’an yaşanmadan kâmil olunmaz

Ali’ye varmadan ilim[1] bulunmaz

Gayret[2] etmedikçe nasip alınmaz

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

İncir[3] suresini sual ederdi

Cevabı yinede kendi verirdi

Kur’an hikmetini Türkçe söylerdi

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Muhammed Mustafa hayranı[4] idi

Göklerin katları bilinen yedi[5]

En hakiki Mürşit ilimdir[6] dedi

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Ormanla doğayla[7] hayat yaşardı

Dağlardan yürüyüp engel aşardı

Su gibi bentlerden her an taşardı

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Hamdi Hakk’a[8] daim helal yer idi

Tanrı Birdir Tanrı Büyük[9] der idi

Ölümlerden korkmayan bir ser idi

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Cennet anne ayağının altında[10]

Her bir evlat ağacının dalında

Tadı vardır arıların balında

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

HAKKINI TÜRK MİLLETİNE,

İSLÂM ÂLEMİNE

VE
İNSANLIĞA HELAL EYLESİN


[1] Ben ilim şehriyim Ali kapısıdır (Hadis)

[2]Biz her insanın kaderini kendi gayretine bağlı kıldık”(İsra Suresi/,13. Ayet)

[3] Tin Suresi

[4] Atatürk, 1926 yılında yaptığı bir konuşmada Hazreti Muhammed’in adının unutulmayacağını vurgulayan konuşmasında: ”O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O’nun izinden bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonsuza kadar O, ölümsüzdür” demektedir. Ahmet GÜRTAŞ,  Atatürk ve Din Eğitimi, DİBY, 1982, Ankara.


Atatürk, ölümünden on beş gün önce dünyadaki Müslümanlara gönderdiği mesajında: “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.” Mustafa Kemal Atatürk bu mesajı Başbakan ve Dışişleri Bakanı vasıtasıyla dünyaya açıkladı. Fahri KAYADİBİ, Atatürk’ün Dini Yönü ve Din Eğitimine Bakışı, Atatürk Araştırma Merkesi Dergisi, Cilt: XVI, Kasım 2000, Sayı 48, s.681-682. (Nedim SABAÎ, Atatürk (Urduca Yayınlarda),  A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya F. Yayınları, A. Ü. Basımevi, s. 102, 1979-Tercüme: Prof. Dr. Harif Faruk)

[5] “Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı…” (Talak Suresi/12. Ayet), “Yedi kat göğü birbiriyle uyum içinde tabaka tabaka yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, çevir gözünü de bak, bir kusur, bir çatlaklık görebilecek misin?” (Mülk Suresi/3. Ayet)

Mustafa Kemal Atatürk “İstikbal Göklerdedir”

[6] De ki “Rabbim, benim ilmimi artır.” (Ta-Ha suresi/11.Ayet).

Mustafa Kemal Atatürk; 22 Eylül 1924’te yaptığı bir konuşması sırasında “Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, başarı için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, delalettir”.

[7] Mustafa Kemal Atatürk, “Ağaçsız orman ve ağaçsız toprak vatan değildir. Eğer vatan denen şey kupkuru dallardan, taşlardan, ekilmemiş alanlardan, çıplak ovalardan, kentlerden, köylerden oluşmuş olsaydı, onun zindandan hiçbir farkı olmazdı” demektedir.

Mustafa Kemal Atatürk, “Ağaç, çiçek ve yeşillik medeniyet demektir. Yeşil görmeyen gözler renk zevkinden mahrumdur.” Abdurrahman KILIÇ, Ateşi Tutanlar, Ateş Kahramanları, 2010.

[8] Elhamdülillah, Sinan MEYDAN, Bir Ömrün Öteki Hikayesi, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2003, İstanbul, s. 158

[9] Sinan MEYDAN, Bir Ömrün Öteki Hikayesi, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2003, İstanbul, s. 160

[10] “Cennet anaların ayakları altındadır” (Hadis). “Arkadaşlar ben annemin önünde hem de Allah’ın huzurunda ahit ve peyam ediyorum; bundan sonra hayatta en büyük idealim bu kadar kan dökerek kazandığımız millî hâkimiyetimizi muhafaza ve müdafaa etmek olacaktır…”( Sinan MEYDAN, Bir Ömrün Öteki Hikâyesi, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2003, İstanbul, s. 163)

Fikir Damlaları  (11)

     -Görünür âlem, görünmez âlemin dilidir. Hem onun taşa toprağa bürünmüş hâlidir. Tıpkı Yunus Emre’nin: “Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm.” demesi gibi.

     -Vicdan rahatlığı cennet, vicdan rahatsızlığı; cehennem azabının çekirdeği hükmündedir. Vicdan memnuniyeti, somut cennetle, vicdan memnuniyetsizliği somut cehennemle karşılaşmanın öncü işaretleridir.

     -İnsan vahid-i kıyasî / ölçektir. Herşeyin nümunesi / örneği insanda mevcut. Maddeyi tanımak isteyen bedene, mânâyı anlamak isteyen; mânâya bakmalı. Çünkü fıtrat / yaratılış yalan söylemez. Çünkü hâl dilini ancak, hâlden anlayan işitir ve duyar. Ki, bu da insandır be canlar!

     -Vicdan; Hakk’ın doğruyu, iyiyi ve güzelliği tecellî ettirdiği; kuldaki arşıdır, mekânıdır. O vicdan ki, Hakk’ın bulunduğu, Hakk’ın göründüğü yerdir. O vicdan ki, Hakk’ı gösterir, Hakk’ı duyurur, Hakk’ı bildirir.

     -İnsanlar deli divane olup gaflette mecnunlaşıyorlar! Yani akıllarını görmez görünmez kılıyorlar! “İ’tebiru ya ulü’l-ebsar?” Zahirde kalmayın bâtına / içe geçin. Kabukla yetinmeyin. Öze varın. Öze ulaşın. Gerçeği bulun. Hakikati görün.

     -”Kur’an insanları akla, fikre, meşverete havale etmekte (çağırmakta)dır. Çok defa vicdanı harekete getirip, yanlıştan döndürmeye çalışmaktadır.”

     -İman / inanç; herşeyi görmeyi yani anlamayı sağlar. İnsanı hikmet sahibi yapar. “Nedenden?” ziyade “Niçin?”leri cevaplandırır. İnsanı gaybe / görünmeyene âşina kılar. Onu bilir hâle getirir. Yani görmeden gösterir. Duymadan işittirir. Anladığını idrak ve derk ettirir. Algılatır. İşte bu gibi sayısız mânâ ve anlamları içselleştirir.

     -Tüm kâinat, bütün cüzleriyle O’nu / Allah’ı gösterir. Herşey Allah’ın sıfat ve isimlerinin tecellîsidir. İşte bu anlamdaki tevhîd-i şuhûda / varlıkların Allah’ın birliğini gösterdiklerine şahit olun. “Hu” diye okunan, telaffuz edilen harfin şekline bir bakın. Yazılış şeklinin; kâinatı ve gök cisimlerini nasıl resmettiğinin farkına varın. İşte Kur’an’ın mucize oluşunu, bir de bu açıdan düşünün. Mânâ ile şeklin uyumunu ibretle tefekkür edin. Nitekim “Kuleuzubirabbinnasi” ve devamını okurken; mânânın somutlanışını hayretle göreceksiniz. Keza “Tebbet yeda” ve devamında, mânânın seslenişini duyacaksınız. Kur’an’ın kelimeleri ve mânâları arasındaki uyumu bir düşünün ve nasıl muhteşem bir kitabın sahibi oluşunuzu şükranla yâdedin.

     -Kur’an, bir başucu şaheseridir. Bunun üzerinde durmak gerek.

     -Müstakil ve İstiklâl sahibi yani bağımsız oluşun da bir gereği var. Tıpkı saltanatın şerik / ortak kabul etmediği gibi. II. Bayezid’in “Arus-u saltanat şerik kabul etmez!” / “Saltanat gelini ortak istemez!” dediği gibi. Hani Şehzade Cem Sultan “Ben Anadolu’da, sen Rumeli’de sultan ol!” teklifi karşısında söylediği söz gibi.

     -Nasıl ki, bir köy muhtarsız, bir iğne ustasız olmaz. Bir müessese, bir kurum da müdür ve idarecisiz olamaz. Ama bunların etrafında çalıştırdıkları vardır. Fakat yapılanlar, idarecinin direktiflerinden başka bir şey değildir.

     -Tabii ki, Allah’ın gözlerimiz  önüne, zahirî birer perde olarak sundukları; birer kukla ve robottan başka bir şey değildir. Çünkü yapan ve yaptıran bizzat Allah’tır. Halbuki insanlar, gerçekten yardımcılara muhtaçtır. Fakat Allah’ın bu çeşit yardımcılara, elbette asla ihtiyacı yoktur. Zahirdeki görüntüler imtihan sırrından dolayıdır. Ölünce bu sırra artık ihtiyaç kalmadığı için, sebepler ortadan kalkacak. İnsanlar gerçeği olduğu gibi görecek.

     -”Her bir âyette, mutlaka Tevhîd (Allahı birleme), Nübüvvet (Peygamberlik), Haşir (Öldükten Sonra Diriliş) ve Adalet esaslarına birer işaret vardır.”

     -”Kişi, bilmediğinin düşmanıdır.”

     -”Kalp ile beraber, nefsi dahi hakikatlerle meşgul etmek (Lâzım).”

     -”Üstadım Kur’an, kitabım Hayat, muhatabım (hitabettiğim ise) Ben.”

     -”Cesedi (bedeni) libasa (elbiseye) göre yontmakla rendelememeli.”

       Anlamı, kafiyeye kurban etmemeli. Kafiyeli olsun diye mânâ feda edilmemeli.

Ayet Ayet Hadis Hadis Atatürk – I

Ahlakına bakıp ibret alanda

İnsan nesli bugünlerde yalanda

Senin tavrın bize miras kalanda

 Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Dürüstlüğün düşman ve dost bilirdi

Sayrı[1] imiş sağlar[2] imiş gelirdi

Savaşlarda bir kahraman belirdi

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Beytülmâl[3]e Ömer[4] gibi hassastı

Mülk temeli adaleti esastı

Vatan için can-ı feda kısastı

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Yasin yasin ruha dua okurdu

Enfüs[5] afak[6] hakikati dokurdu

İlim irfan tevhid içre yoğurdu

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Yalan riya hayatında yok idi

Erdem, vefa yiğitlikse çok idi

Köylü kentli vatandaşlar tok idi

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Gerçeğe hayata Kuran’dan baktı

Akılla yıllarca cehalet yaktı

Devrilmez sanılan hurafe yıktı

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Halkı aydınlattı ilimle fenle

Gösterdi insana Kuran’ı dinle

Müminlik olmazmış hırkayla yünle

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Meşveret[7] gerekir devlet üzere

Millî egemenlikle ulü’l emre[8]

Emanet verilir ehil ellere[9]

 Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Ruhbanlıktır halifelik cendere

Örnek aldı daim Türklük göndere

Tuğrul Beydi laiklikti[10] öndere

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Hoca olmak sarık değil dimağdır

Hurafeler insanlığa bir ağdır

Omuzda yük bilgisizlik bin dağdır

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

Gösteriş sevmezdi sade Müslüman

Ülkede kalmadı sis ile duman

Kahi Oğuz idi Kahi de Kuman

Ayet ayet hadis hadis Atatürk

HAKKINI TÜRK MİLLETİNE,

İSLÂM ÂLEMİNE

VE
İNSANLIĞA HELAL EYLESİN

Hilmi Özden

21 Nisan 2022


[1] Sayrı: Hasta

[2] Sağlar: Sağlıklı

[3] Beytülmâle: Devlet Hazinesi

[4] Ömer: Hz. Ömer (RA)

[5] Enfüs: İç alem

[6] Afak: Dış alem

[7] Meşveret: Danışma, “Onları işleri kendi aralarında şûra(danışma-meşveret-) iledir” (Şura suresi/38. Ayet)

[8] Ulü’l emre: Devleti yönetenler, “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve SİZDEN OLAN ulu’l-emre (idarecilere) de”(Nisa/59.Ayet)

[9]  “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” (Nisa/58.Ayet)

[10] Mustafa Kemal Atatürk, laikliği örnek olarak Selçuklu Sultanı Tuğrul Beyden almıştır. Tuğrul Bey Bağdat’a girdikten sonra 23 Ocak 1058 tarihinde saltanatla din işlerini ayırmıştır. Laiklik Türk icadıdır. Cumhuriyet döneminde ise laiklik Türk Anayasasına 1937, Fransız Anayasasına ise 1946’da girmiştir (Sedat ŞENERMEN. 2017. Atatürk İslam ve Laiklik, Halifeliğin kaldırılması, Nergis Yayınları, İstanbul). Devletler Hukuku yazarlarından Belçikalı Ernest NYS “laiklik Turanlı bir kurumdur” demektedir(Hüsamettin ÜNSAL, Laiklik ve Atatürk’ün laiklik Politikası, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi Cilt V/Temmuz 1989/Sayı: 15, s.596).

Söz Verilen Deprem Konutları Yapılabilecek mi?

6 Şubat’ta iki büyük deprem yaşanan bölgede 680 bin konut ve 170 bin işyerinin yeniden inşa edilmesi gerekiyor.

Seçim öncesi Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan “inşaatların yapımına Mart ayının ortasında başlanacağı ve en geç bir yıl içinde tamamlanacağına” söz verdi.Bölge halkı da bu sözlere inanıp AKP ve Erdoğan’a oyları yağdırdılar.

27 Şubat 2023 tarihli köşe yazımda, tamamen teknik verilerle, bu kadar konut yapımının bir yıl içinde yapılmasının imkânsız olduğunu şu cümlelerle yazmıştım:

“Türkiye’nin yaklaşık 700 bin konutu kısa sürede yapacak altyapısı ve insan gücü yok. Zaten deprem öncesinde inşaatlarda işini bilerek yapacak eğitimli usta bulunamıyordu. Yıkımların önemli bir kısmının ehil olmayan ustaların uygulama hatalarından kaynaklı olduğu görüldü. Şimdi bu insan gücünü yetiştirmek temel bir sorun olarak karşımızda.

Yani yeni yapılması gereken konutların tamamlanması yıllar sürecek.”

****

Tabii ki hepimizin gönlünden geçen depremzede vatandaşlarımızın hepsinin en kısa zamanda yeni yapılacak depreme dayanıklı evlerinde yaşamaya başlaması.

Ancak teknik olarak kısıtlarımız vardı ve bunu Muharrem Sarıkaya’nın (Habertürk) köşe yazısındaki hesabı aktarmıştım:

Sarıkaya “30 bin konut yapımı için gereken işçi sayısının 75 bin kişi olacağını; 1,8 Milyon m3 beton ve 432 Milyon kg demir gerektiği hesabını yazmıştı.  700 bin konut için gerekli olan insan gücü ve malzeme tutarını siz hesaplayın.

Zaten hükümet İzmir’de 5 bin konut vaadini de yerine getirememiş, iki yılın sonunda ancak 2 bin 245 konut teslim edebilmiş. Van depremzedeleri için 99’ar m2’lik 15 bin konutun yapımı 9 sene sürmüş.”

İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Taner Yüzgeç ise “TOKİ, siyasilerin açıklamasına göre, 20 yılda 1 milyon 170 bin, kendi verilerine göre 20 yılda 570 bin konut yapmış. Yıllık ortalamayı iki, üç katına çıkarsanız bile ancak bir yılda 100 bin konut yapılabilir” demişti.

Bu rakamlara göre, Erdoğan’ın vaadinin gerçekleşmesinin imkânsız olduğu anlaşılıyordu. Bunu Erdoğan bizden daha iyi biliyordu.

******************************

Malzeme ve İnsan Gücü Yetersiz

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının verilerine göre, depremden etkilenen bölgede yapımı süren konutların sayısı 122 bine ulaştı… Bunların ne kadar sürede biteceğine dair bilgimiz yok.

Bu yüzden iki hafta önce “Yerinden Dönüşüm” adı verilen vatandaşın devletin katkısı ile kendi evini yerinde yeniden inşa etme projesi eklendi.

Müteahhitler Birliği Başkanı Erdal Eren’e göre bu kadar çok sayıda konutun bir yılda yapılması mümkün değil. Çünkü mevcut vinç, beton mikseri, beton pompası yetersiz. Bölgedeki tüm iller de dahil var olan kum ve çakıl ocaklarının üretimi bunu karşılayacak boyutta değil…

Daha önemli diğer sorun ise nitelikli inşaat işçisi ve ustası bulmak…

****

100 Milyar Dolar Gerekli

CB Erdoğan’ın bir yılda teslim sözünü verdiği binaların yapılmasını imkânsız kılan sadece altyapı ve insan gücü yetersizliği değildi. Bütçe imkanları da ciddi bir sıkıntı.

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki, deprem bölgesinde yapılacak 680 bin konut ve 170 bin işyerinin maliyetinin 100 milyar dolar civarında olduğunu söyledi.

Özhaseki “İstanbul’dan müteahhitler arıyorlar, ‘ekipleri deprem bölgesine çektiniz ama biz burada usta bulamıyoruz. Günlük 1500 TL’ye çalışacak işçi bulamıyoruz…” dedi.

“6/2/2023 tarihli DEPREMLERİN yol açtığı ekonomik kayıpların telafisi için” Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) iki katına çıkarıldı ve KDV, ÖTV vd vergi artışları yapıldı. 2022 toplam vergi geliri güncel kurla 87 Milyar dolar mertebesinde idi. Vergi artışlarından beklenen ilave gelir 30 Milyar dolar civarında.

******************************

Artçı Depremler Sürerken İnşaat Yapmak Riskli

Seçim öncesinde de deprem ve inşaat uzmanlarının bir sene sürmesi beklenen artçı depremler devam ederken yapılacak binaların güvenilir olmayacağına dair itirazları vardı.

Üstelik sadece bireysel konutlar değil bütün olarak şehirlerin yenilenmesi söz konusu idi. Yeni şehirler için İmar planları, ulaşım planları yapılması, risk haritalarının çıkarılması; hastane, park, ticarethane alanlarının planlaması gerekiyordu.

Erdoğan ve Bakanları “kaynak yaratacaklarını ve daha önce zemin etütleri yapılmış olan yerlerde yeni yerleşimlerin oluşacağını ve kullanılacak tekniklerle artçı depremlerin sakıncasının giderileceğini” söyleyerek “bir yıl içinde konutlar teslim edilecek” vaadini tekrar ettiler.

****

Depremin üzerinden 6 aydan fazla zaman geçti,  hala önemli büyüklükte artçı depremler devam ediyor. Bu arada seçimin üzerinden yaklaşık üç ay geçti.

Muharrem Sarıkaya deprem bölgesinde, bizzat kamu görevlileri de dahil uzmanlardan, şu cümleyi işitmiş:

“Özel yapım teknikleri uygulanmıyorsa, başlayan inşaatları bir süre durdurmamız daha faydalı olur…”

“Nedeni de açık, betonun artçı depremler nedeniyle sallanması, katılaşma sürecinde suyunun kaçarak kırılmaya müsait çatlaklar oluşturması.”

Muharrem Sarıkaya deprem bilimci Prof. Dr. Naci Görür’ün görüşünü de paylaşmış:

“Daha önce de uyardım. Son günlerde inşaat işine hız verileceğini söyleyenlerin sayısı arttı. Yapmayın, beton sallantıdan dolayı piriz oluşturmaz; demirle kaynaşmaz. Dünyanın hiçbir yerinde böyle durumda beton atılmaz. İleride yine problem çıkar…”

“Hatay, Diyarbakır’dan Hakkari’ye, Oradan Bingöl’e, Kayseri’ye, Adıyaman’dan Kahramanmaraş’a ve Hatay’a kadar kalan dikdörtgenin içinde gelin bir yıl süreyle inşaat yapmayalım…”

*******************************

Bu Kadarcık Yalan

Muharrem Sarıkaya’nın yazısından iktidara “artçı depremler bahanesine sığınarak zaman kazanın” mesajını verdiği kanaati edindim.

Erdoğan’ın “önemli olan seçimin kazanılmasıydı. Reis bir şekilde bu işin altından kalkar” inancında olan kesin inançlı taraftarları var.

Sosyal medyada gördüğüme göre, “Erdoğan’ın atomu parçaladığına, internet ve iletişimin bu sayede geliştiğine” inanan veya “Erdoğan’ın Hz. Peygamberin varisi olduğunu, soğan 500 TL’ye de çıksa Erdoğan’ı destekleyeceğini” söyleyenler var.

Bu kesin inançlıların haricindeki taraftarlar da “bu kadarcık seçim yalanlarını” önemsemezler. Yeter ki beş sene sonraki seçimlere kadar vaadin önemli bir kısmı yerine getirilebilsin.