7.7 C
Kocaeli
Pazartesi, Mayıs 4, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 189

Unutulan Gazze

Gezze’ de soykırım devam ediyor. İnsanların, gittikçe duyarsızlaşarak bu vahşeti unutmaya başlaması da…

 İsrail son olarak Batı Şeria da bir çocuk kreşini bombalayarak, vahşeti de arsızca kayda aldı. İnsanlığın sinir uçları ile hoyratça oynayan İsrail, her gün farklı bir zulümle dünyayı şoka sokmaktadır

 ABD’nin, “artık savaşın şiddetini düşürmenin zamanının geldiğini” söylemesine rağmen, Katil İsrail’in Gazze’ye saldırıları şiddetlenerek sürmektedir.

Filistinli sağlık yetkilileri, son 24 saat içinde 132 kişinin daha öldürüldüğünü söyledi. İsrail tankları tarafından bombalanan güneydeki Han Yunus’un üzerinde de duman bulutları yükseliyor.

Hamas’a bağlı SAFA jaber ajansı, Han Yunus’ta Hamas ile İsrail güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşandığını aktarırken, İsrail tanklarının Gazze’nin merkezindeki Al-Bureij ve Al-Maghazi mülteci kamplarının yakınlarında da bombardıman yaptığı bildirildi.

Filistin Sağlık Bakanlığı, savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana can kaybının 24 bin 100’e çıktığını belirtirken, 60 bin 834’ten fazla kişinin de yaralandığını duyurarak hayatını kaybedenlerin üçte ikisinin kadın ve çocuk olduğunu bildirdi.

Hamas pazar günü Gazze’de tuttuğu üç İsrailli rehineyi gösteren bir video yayınlayarak, İsrail’in hava ve kara saldırılarını durdurmasını ve rehinelerin serbest bırakılmasını istedi.

26 yaşındaki Noa Argamani, 53 yaşındaki Yossi Sharabi ve 38 yaşındaki Itai Svirsky’nin 37 saniyelik tarihsiz videosu, “Yarın size onların akıbetini bildireceğiz” başlığıyla sona erdi. Üç rehine, 7 Ekim’de güney İsrail’e düzenlenen sürpriz saldırı sırasında Hamas tarafından ele geçirilen yaklaşık 240 kişi arasında yer alıyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze’de ateşkes çağrılarını defalarca görmezden gelerek, İsrail’in Hamas’a karşı tam bir zafer elde edip geri kalan rehineleri kurtarana kadar devam edeceğini söyledi.

 İsrail ordusu, Gazze’nin yoğun nüfuslu kuzey kısmını temizlemeye odaklanan ilk top yekûn saldırının ardından, güneydeki Hamas liderlerine ve mevzilerine karşı aylara yayılan daha hedefli operasyonlar düzenleyeceğini açıkladı.

 Ölümün kol gezdiği, İsrail’in saldırı ve işgali altındaki Gazze Şeridi’nde, özellikle insani yardımın sınırlı ulaşabildiği “kuzey bölgelerinde” yaşama tutunmaya çalışan Filistinliler, İsrail’in hava ve kara saldırılarının yanı sıra, çocuklarının hayatını tehdit eden açlıkla da mücadele ediyor.

İsrail basınına göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze Şeridi’ndeki İsrailli esirlerin serbest bırakılması için Hamas’la yeni müzakerelere başlama teklifini reddetti. İsrailli bakanlar tarafından hazırlanan teklif, Netanyahu’nun sert tutumuyla reddedildi. İsrail ordusuna göre, Gazze Şeridi’nde hala 136 İsrailli esir bulunuyor.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Gazze’yi işgal etme çağrısında bulunarak ‘Gazzelilerin göçünün teşvik edilmesi’ gerektiğini savundu. Ben-Gvir, İsrail’in güvenliğini sağlamanın başka bir yolunun olmadığını iddia etti.

İsrail İşçi Partisi, Gazze Şeridi’ndeki tutukluların geri getirilememesi nedeniyle Binyamin Netanyahu hükümetine, “güvenini geri çekme” önerisini İsrail Meclisi’ne sunacağını duyurdu. Solcu parti, hükümetin olaya gereken önemi vermediğini ve devrilmesi gerektiğini belirtti.

Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah kentinde kurulan kampta yerinden edilmiş Filistinliler, su kıtlığı ve tuvalet eksikliği nedeniyle zor koşullar altında yaşıyor.

Hamas Hareketi Siyasi Büro Üyesi Usame el-Hamdan, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik düzenlediği saldırılarda, yüzde 70’i kadın ve çocuklardan oluşan, toplamda 7 bin kişinin halen enkaz altında olduğunu ve hava saldırıları nedeniyle çıkarılamadıklarını söyledi.

Gazze’de gerçek bir trajedinin yaşandığını ve yerinden edilen Filistinlilerin temel ihtiyaçlardan yoksun bir şekilde yaşam mücadelesi verdiğini belirten Hamdan, İsrail’in saldırılarında yaralanan sivillerin sayısının 61 bine yükseldiğini vurguladı.

WFP Direktörü Cindy McCain, “Gazze halkı gıda kamyonlarından birkaç kilometre ötede açlıktan ölme riskiyle karşı karşıya” dedi.

BM ve hükümetlere gıda güvenliğiyle ilgili veri sağlayan IPC’in son raporuna göre Gazze’deki her Filistinli’nin her gün, öğün atladığı, yetişkinlerin, çocuklarını beslemek için kendilerinin aç kaldığı belirtildi.

İsrail ordusunun insani yardım teslimatından sorumlu biriminin başındaki Col Moshe Tetro ise Gazze’de gıda kıtlığı yaşanmadığını söylemişti.

Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail saldırılarında son 24 saatte 132, 7 Ekim’den bu yana ise 24 bin 100 kişinin öldürüldüğünü açıkladı. Ölenlerin 10 bin 400’ünün çocuk olduğu belirtildi.

Bakanlığa göre son 24 saatte 252 kişi yaralandı, “enkaz altında veya yollarda kalan çok sayıda yaralıya ise ambulanslar ve sivil savunma ekipleri ulaşamıyor.”

Gazze’de en az 61 bin kişinin yaralandığı, birçoğunun tedavi için sağlık hizmetlerine erişemediği ve ilaç bulmakta zorlandığı belirtiliyor. Enkaz altında kaldığı tahmin edilen “8 binden fazla” kişi ise hala kayıp.

Gazze Şeridi’nde halka karşı işlenen soykırımın üzerinden acı, elem, kahır, zulüm ve gözyaşıyla dolu bin yıla denk bir 100 gün geçti. “Tarihin en büyük insani felaketinin üzerinden 100 gün geçti ve bazı ülkeler hala İsrail’in işlediği katliamların, ‘nefsi müdafaa’ argümanını tamamen aşındırdığına ikna olmadı.

İsrail ordusu, 100 günde Gazze’yi yaşanılamaz bir yere dönüştürdü. Yaklaşık 100 bin kişinin öldüğü, yaralandığı ve kaybolduğu korkunç katliamlar işledi. Yaklaşık 2 milyon kişiyi güvenli barınaklar olmadan ve asgari yaşam standartlarından yoksun bir şekilde göçe zorladı.

İnsan beşer, İsrail’in zulmü zihinlerde olağanlaştı. Hepimiz bakar görmez olduk. Fakat ateş düştüğü yeri yakmakta. Gazze onulmaz acılar içinde, aç susuz, derinden yaralı, can çekişmekte.

Ey dünya artık uyan…

Gerçek bir ülkü Adamı Nihat Gürer

Şehrimizde sosyal olaylara, siyasete ilgisi olanların çoğunun bildiği, konuştuğu, danıştığı bir Bilge Adamdı, O 1983’de bir tanıdığının sağlık sorununu çözmek için geldiği çalıştığım İzmit SSK Hastanesinde tanışmıştık. Uzun boyu, mert fakat güler yüzü ve güven veren duruşu ile çok kolay ilişki kurulabilen ve konuşulabilen birisi idi. Daha sonra sosyal olaylara bakışımız, ülke ve toplum meselelerine yaklaşımımızdaki benzerlikler tanışıklığımızı dostluğa dönüştürmüştü.

Kocaeli Aydınlar Ocağı’nın çalışmaları tanışıklığımızın sürdürülmesinde önemli bir yer tutar. Ocak milli ve manevi duyguları korumak, geliştirmek, milli birlik ve beraberliğimizin sürdürülmesi hususundaki toplumun beklentilerini karşılamak amaçlı 1985’de kurulmuştu. Konulara günlük siyasetin dışında yaklaşarak bilinçlenme-bilgilenmek temel hedef idi. Bu amaçla yüzlerce toplantı yapılmış, İstanbul’dan, Ankara’dan bilim adamları, kıdemli siyasetçiler getirilip konuşturulmuştur. Prof. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Turan Yazgan, Ahmet Kabaklı, Muzaffer Özdağ, Mahir Kaynak gibi Türk ilim ve fikir hayatından önemli isimler bunlardan bazılarıdır. Ayrıca Ahmet Özhan, Yıldırım Gürses gibi sanatçılarla konserler; hat, ebru sergileri ile şehrimizin kültür faaliyetlerine katkı verilmesinde Nihat beyin payı büyüktür. Bu toplantıların bir kısmı İstanbul’da yapılmıştır. Eşli yapılan bu toplantıların bizi bilgilendirme ve toplumda daha faydalı olma yönümüze katkıları çoktur. O yıllarda muhafazakâr kesimin eşleri ile birlikte etkinlikler yapması yadırganmış iken Aydınlar Ocağımız bu konuda da örnek olmuştur. Ocağımız, yönetimi devretmekle beraber çalışmalara katkı vermeyi sürdüren üye özelliği ile diğer ocak ve derneklere de örnektir. Bu özelliği ile Nevzat Yalçıntaş hocamızın Kocaeli Ocağı BİR İNCİ’dir iltifatını almıştır. Bu konuda da Nihat Ağabey’imizin demokrat tavrının payı büyüktür

Yitik Üyelerimizi Özlem ve Rahmetle Anıyoruz.

Kocaeli Aydınlar Ocağımızın kuruluş tarihi: 3 Mayıs 1985 Yılından buyana vefat eden değerlerimizi özlem ve rahmetle anıyoruz. Hepsine Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekânları cennet olsun.

Aydınlar Ocağı’mızın vefat eden üyeleri:

Bürokrat Mehmet Kalyoncuoğlu, nöroloji profesörü Turhan Bayar, avukat Hüseyin Şimşek, mühendis Ali Altunbaş(1988), mühendis Osman Sinanlıoğlu(1995), dahiliye doktoru Ahmet Hasan Şahin(1999), KBB doktoru Seyfi Delilbaşı(1999), kumaşçı Hamit Aykan(2004), sendikacı Özcan Hun(2009), işletmeci Ali Balkaya(2011), müteahhit Kemal Selim(2011), başhekim M. Şefik Postalcıoğlu(2011), mimar Sedat Onaran(2013), avukat Nedret Pınar Erkaya (2004), mühendis Yaşar Şener (2014), avukat Beytullah Uslu(2015), avukat Selim Selami Çakıcı(2017), sigortacı Nihat GÜRER (21 Ocak 2017), mühendis Fevzi İkizoğlu(2018), belediye başkanı İbrahim Gencer(2019), işadamı Kenan Yılmaz(2019).yönetici Mehmet Şenoğlu (2020), eğitimci Mehmet Ali Bilgin, mobilyacı Ali Koç (2020), sendikacı Sabidin Konyalı(2021), iş insanı Erdal Baykara(2022).

Bu Diyardan Bir Nihat Gürer Geçti! – (6 Ocak 1948-21 Ocak 2017)

Şu bir gerçek ki, her ölüm erken ve zamansız bir göçüştür. Göçen insanlar yaş itibariyle ne kadar yaşlı olurlarsa olsunlar, çevresindekilerin hala onlardan beklentileri varsa, bu daha da bariz şekilde göze çarpar. Artık dünyanın sizler için ne kadar beyhude olduğunu düşünmeğe başlar, ne tarafa baksanız etrafınızda bir boşluk hissedersiniz, kolunuz kanadınız kırılır, kendinizi manevi bir boşluğun içinde sanırsınız.

İşte Nihat ağabey’in aramızdan zamansız ayrılışı kendisini sevenlerin dünyasında böyle bir boşluk uyandırdı.

Kendisini ve ailesini ne zaman hatırlayacak olsam, gençlik yıllarımda okuduğum ve bana ülkücülüğe ilk adımımı attıran Emine Işınsu Öksüz Hanımefendinin yazdığı “Azap Toprakları” adlı kitap aklıma gelir. Dedelerinin Rumeli’den hazin göç hikâyesini anlatırken, sanki Azap Toprakları’ndaki olayları bire bir onlar yaşamışlardı.

Aramızdaki 42 yıllık ağabey-kardeşlik hukuku, 1975 yılının sıcak temmuz ayında başlar. Petkim Kauçuk Fabrikasına iş başı yaptığımda siyasi görüşümü öğrenen arkadaşlardan birisi: “Komando Nihat’ı tanıyor musun” diye sordu. Çok merak ettim kendisini kauçuk fabrikasının BDX ünitesinde çalışıyormuş. En kısa zamanda tanışmamız gerçekleşti. Anadolu’nun küçük bir şehrinden gelip Kocaeli gibi bir yerde Nihat ağabeyle karşılaşmak, benim için büyük bir moral ve güven kaynağı olmuştu. O unutturmuştu bana gurbetteki yalnızlığımı.

İl Başkanımızdı, o günlerde MHP İl başkanı olarak Kocaeli’de siyaset yapmak, ateşten gömlek giymekle eşdeğerdi. İstanbul’da cinayet işlemiş ne kadar komünist militan varsa en yakın kaçış merkezi olarak Gebze ve Kocaeli’yi seçerlerdi. Buna rağmen Nihat ağabeyin uzak görüşlü ve feraset sahibi oluşu, Kocaeli vilayetinde üç ülkücü arkadaşımızın şehit olmasının ve birkaç sokak hadisesinin dışında 12 Eylül 1980 darbesine kadar göze çarpan başkaca olaylar yaşanmamıştı.

Bir süre darbenin şaşkınlığını yaşadıktan sonra İzmit Güreş Halter Kulübünde toplanmaya başladık. Toplanan müdavimler arasında rahmetli Av. Beytullah Uslu Aslan Koyuncu Erdal Aypar ve Mustafa Cansever gibi arkadaşlar mutlaka bulunurdu ve durum değerlendirmesi yapılırdı.

Doğuştan lider yaratılmıştı. Onun bulunduğu ortamda herkes kendinde bir kuvvet bulur, kendisini güvende hissederdi.

Demokrattı. Bir konu hakkında herkesin görüşünü aldıktan sonra, son sözü o alır ve çoğunluk hangi yönde görüş ileri sürdüyse temayül o yönde olurdu.

Bu arada sevmeyenleri yok muydu vardı tabi ki. Herkese gülücük dağıtacak kadar omurgasız değildi. Ama tarih dile gelse de bir konuşsa. Arkasından onca atıp tutanlar dedikodusunu yapanlar, en küçük bir ihtiyaçları olduğunda gene de onun kapısını çalmaktan imtina etmezlerdi.

Yetenekli ve ikna gücü yüksekti. Petkim’deki işçilik hayatında, sendikacılık’ta yapmış ve bütün Petkim’in Toplu sözleşmesi aynı seviyede yapılmasına rağmen o Petkim Kauçuğun baş temsilcisi olduğu için Kauçuk kısmının bazı sosyal hakları onun sayesinde farklı alınmıştı. Sendikacılık mücadelesinin her safhasında başrolde olmasına rağmen sayısal yönden yetersiz oluşumuzdan dolayı istediğimiz hedefe maalesef gelemedik.

Kocaeli’de Aydınlar Ocağı Başkanı olarak büyük isim yapmış, KAO ocağını Türkiye’nin en gözde ocaklarından biri haline getirmiştir.

25 Yıllık işçilik hayatından sonra Kocaeli Ticaret Odası gibi bir kurumun başına gelmek, bilmiyorum ama şu dünyada kaç kişiye nasip olur?

İşte bunca yıllık Nihat Ağabey ile tanışıklığımızdan aklımda kalanlardan bir kaçı. Şayet her şeyi yazacak olsaydım kalınca bir roman olurdu.

Kendisine Allahtan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diliyorum, ruhu şad olsun.- İdris Türkten

***

Nihat Gürer Kimdir?

Doğum: 6 Ocak 1948 İzmit

Vefat: 21 Ocak 2017 İstanbul/ Koç Hastanesi

1977-1980 Kocaeli MHP İl Başkanı

19 Nisan 1987-8 Mayıs 1993 Kocaeli Aydınlar Ocağı Başkanı

1990 ve 2000’l yılların başında Kocaeli Ticaret Odası Başkanlığı

6 Ocak 1948 yılında Kocaeli Gündoğdu Köyünde dünyaya gelen Nihat Gürer, gençlik yıllarından itibaren siyasetle ilgilendi. Hayatının son yıllarında uzun süre Kanser tedavisi gören Nihat Gürer, 21 Ocak 2017 tarihinde Koç Üniversitesi Hastanesinde vefat etti.  

Merhum Nihat Gürer’in 3 kız evladı var.

Nihat Gürer Hakkında Yazılanlar:

Nihat Gürer « Ahsen Okyar

Düzlüğe Çıkış Yolu mu?

Ana konuya girmeden öncelikle belirtelim ki, dine dayalı bir devlet düzeni bizzat dine zarar veriyor. Bundan tek yarar sağlayanlar diktatörler, krallar ve İslam’ı kendi siyasi çıkarları için kullanan partiler ve parti liderleri oluyor. Kaybeden ise halk oluyor.

*

Türk Milleti; gerçekleri görmek, anlamak, uyanmak ve bu nedenle engin tarihinin süzgecinden geçmek zorundadır. Kendimiz olabilirsek, kendimize güvenle köklerimize dönebilirsek, şahsi çıkarlardan uzak yüksek karakterli düşünebilirsek ve bu anlayışla yönetimlerimizi oluşturabilirsek, süper güçlere karşı milli saygınlığımızı, milli çıkarlarımızı koruyabiliriz.

*

Unutmayalım, bu ülkeyi kuran ve gençliğine teslim eden iradeden daha akıllı değiliz. O kurucu iradeye karşı daha şeytan olanlarımız vardır ama şeytandır. Bu bağlamda, hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik parlamenter rejim aynı zamanda şeytanlara fırsat tanımayan ve gerektiğinde yargılayan rejimdir, vazgeçilemezdir.

*

Bilim, düşünce ve sanat insanları doğruları söylemekten korkmaz ve bildiklerini sonuna kadar savunabilme cesareti gösterirlerse;

Hâkimi, savcısı, avukatı; siyasete eklemlenmeden sadece ve sadece adalet üzere olurlarsa;

Kamu kaynaklarını kullananlar, haktan- hukuktan ayrılmaksızın, tercihlerini milletten yana kullanırlarsa;

Seçilmişler her attıkları adımda, seçmen benden hesap sorar anlayışıyla hareket ederse;

Okumak, öğrenmek bir ibadet haline gelmişse;

İnsanlar birbirlerinin yaşam tercihlerini sorgulamak yerine, kendileriyle meşgul oluyorlarsa;

Şekilci anlayışın yerini, ahlak ve bilgi temelli bir duruş almışsa;

İşte oradadır huzur… Oradadır başarı… Oradadır insanlık… Oradadır düzgün inanç…

*

Bunlar yoksa

Küçük çocuklara dahi tecavüz edilir; sokakta, çarşıda, evde kadınlar da öldürülür;

Farklı yaşayan, farklı giyinen, farklı konuşan öteki ilan edilir; olmadı tekfir edilir.

*

Böylece, ilim ve irfanın yerini örümcek tutmuş beyinlerin tekrarladıkları teraneler alır ve ortaya garabet çıkar.

Bakın cehenneme dönmüş coğrafyalara, nerede insanlık?

Diyor ya Mehmet Akif:

‘’Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!

Sen de kımıldamaya bir niyet et,

Korkuyorum, Garbın elinde yarın,

Kalmayacak çekmediğin melanet.’’

Gel de gör şarkın halini koca Şair…

*

Şairin serdedişi bu netameli günleri görürcesine Türk milletine bir uyarı; yıllardır bağımsız cumhuriyetimize yapılan ihanetleri, dökülen kanları, verilen şehitleri milletçe yaşıyoruz.

Millet olarak bu netameli ve yaşlı coğrafyada güçlü kalmanın, ebedi kalmanın reçetesi, bir bilgenin ifadesiyle ‘’Birleyerek Oluşalım’’ ifadesinde billurlaşır, gerçek yerini alır.

Bu reçete,’’Türk Ulusal Kimliğinin’’ reçetesidir.

*

Akla, bilime, irfana, kurumsallaşmaya, uygarlığa, demokrasiye, çoğulculuğa, özgürlüklere, en temel insan haklarına; kısaca insan gibi yaşamaya’’ talip miyiz, değimliyiz? Sorusu yanıtını arıyor cennet vatanımızda!

Suçlu! (İsrail) Ayağa Kalk

Hollanda’da Yaşayan Türk Gazeteci ve İş Adamı İLHAN KARAÇAY ile Milletlerarası Adâlet Divanı’nda Görüşülmekte Olan İsrail’in Soykırım Dâvâsı Hakkında Konuştuk.

Oğuz Çetinoğlu: İsrail’in, 7 Ekim 2023 târihinden bu yana Gazze’ye yönelik saldırılarının soykırım olduğunu ileri süren Güney Afrika Cumhuriyeti, 1948 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezâlandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle, 29 Aralık 2023’te İsrail aleyhinde açtığı dâvâ, gazeteci ve iş adamı hüviyeti ile bulunduğunuz Hollanda’da, Lahey’deki Barış Sarayı’nda faaliyet gösteren Birleşmiş Milletler Teşkilâtı’nın temel hukuk organı Milletlerarası Adâlet Divanı’nda birkaç gün önce başladı. Dâvâyı tâkip ediyorsunuz. İlk intibalarınızı anlatır mısınız?

İlhan Karaçay: Barış Sarayı’ndaki oturum, Güney Afrika’nın sözlü açıklaması ile başladı. Güney Afrika Cumhuriyeti öncelikli olarak, İsrail’in Gazze’deki bütün askerî operasyonlarının derhal askıya alınmasını istedi. Yüksek Mahkeme öncelikli olarak bu talebi ele aldı.

Çetinoğlu: Güney Afrika’nın müracaatında size göre dikkat çeken hususlar nelerdir?

Karaçay: Güney Afrika’nın başvurusunda, ‘Filistin halkının, ihlal edilmeye devam edilen soykırım sözleşmesi kapsamında haklarının korunması gerektiği’ vurgulanıyor.

Duruşma devam ederken, Filistin ve İsrail yanlısı çok sayıda gösterici, Barış Sarayı’nın önünde toplandı. Göstericiler duruşmayı, dışarıya kurulan büyük ekranlar aracılığıyla tâkip etti.

Çetinoğlu: Güney Afrika’nın Milletlerarası Adâlet Divanı’na yaptığı 84 sayfalık yazılı müracaatında yer alan cümleler hakkında bilgi lütfeder misiniz?

Karaçay: Güney Afrika’nın İsrail hakkında şikâyetçi olduğu konular, soykırım târifine giriyor. Çünkü “hedef Filistin’in millî, ırkî ve etnik grubunun önemli bir bölümünü yok etmektir” deniliyor.

Çetinoğlu: Neticenin ne zaman belli olacağı tahmin ediliyor?

Karaçay: Lahey’e giden soykırımla ilgili dâvâların karara bağlanması çok uzun yıllara beklemeyi gerektirebiliyor. Güney Afrika, bu yüzden Milletlerarası Adâlet Divanı’nın süreç devam ederken, ‘İsraillilerin, Filistinlileri öldürmesini durduracak’ önlemler almasını istedi.

Güney Afrika ayrıca başvurusunda İsrail’in Filistinlileri bir grup olarak bilinçli şekilde ortadan kaldırılmasını hedefleyen saldırılara son vermesini ve Tel Aviv’e soykırım başlattığı için cezâ verilmesini talep etti.

Çetinoğlu: İsrail ne cevap verdi?

Karaçay: İsrail, yapılan başvurudaki iddiaların ‘bir dayanağı olmadığını’ ifâde etti ve İsrail’in, ‘kanla karalanmaya çalışıldığını’ söyledi.

Çetinoğlu: Dâvâ neden Milletlerarası Adâlet Divanı’nda açıldı?

Karaçay: BM’nin en üst yargı organı olan Milletlerarası Adâlet Divanı, Milletlerarası Cezâ Mahkemesi’nin aksine, şahsî suçlar yerine sâdece devletlerarasındaki ihtilafları ele alıyor. Bu sebeple dâvâ Milletlerarası Adâlet Divanı’nda açıldı.

Çetinoğlu: Delillerle alâkalı bilgi var mı?

Karaçay: Adâlet Divanı’nda görülen duruşmada, Güney Afrika’yı temsil eden avukatlardan Adila Hassim, konuşması sırasında delil olarak Anadolu Ajansı’nın fotoğraflarını da gösterdi. Foto muhabiri Fadi Alwhidi’nin çektiği fotoğrafta, Gazze’de 23 Aralık’ta Filistin Sivil Savunma ekipleri tarafından Beyt Lahya şehrinde enkaz altından çıkarılan cesetlerin, Endonezya Hastanesi’nin yakınında hazırlanan toplu mezara defnedildiği görülüyor.

Foto muhabiri Mohammed Fayk tarafından çekilen fotoğrafta da aynı şekilde 30 Ekim 2023 târihinde Gazze’de bâzı mezarlıklarda boş yer kalmaması sebebiyle Fatayer âilesinin naaşlarının topluca bir bölgede defnedildiği kameraya yansımıştı.

Çetinoğlu: Güney Afrika Cumhuriyeti Heyeti’nin iddiaları arasında yer alan diğer hususlar nelerdir?

Karaçay: Güney Afrika, 84 sayfalık yazısında İsrail’in 7 Ekim saldırılarının ardından başlattığı operasyonda Gazze’deki Filistinlilere karşı öldürerek, ciddî zihnî ve bedenî zarar vererek, yerleşim yerlerini yıkarak, kuşatma ile açlık ve susuzluğa mâruz bırakarak, fizikî yıkımlarına yol açacak şartları oluşturarak soykırım yaptığını dile getirdi.

Duruşmada, ‘Bu eylemler Güney Afrika’nın müracaatında ayrıntılı olarak belgelenmiş ve güvenilir, genellikle BM kaynakları tarafından teyit edilmiştir.’ diyen Güney Afrika’nın avukatı Adila Hassim, duruşma sırasında soykırım davranışının modelini göstermek için örnekler sıraladı.

Güney Afrika ayrıca, İsrail’in 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki diğer temel yükümlülüklerini de ihlal ettiği suçlamasında bulundu.

1948 sözleşmesi soykırımı, ‘millî, etnik, ırkî veya dînî bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek maksadıyla işlenen fiiller’ olarak tanımlıyor.

Güney Afrika’da iktidar partisi olan Afrika Millî Kongresi, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki politikalarını ‘apartheid’ rejimi altındaki kendi târihiyle karşılaştırıyor.

Çetinoğlu: Apartheid rejimi nedir’ diye soracağım. Fakat önce konunun uzağında olanlar için Güney Afrika Cumhuriyeti hakkında kısa da olsa bilgi lütfeder misiniz?

Karaçay: Güney Afrika Cumhuriyeti, Afrika Kıtası’nın en güneyinde yer alır. Yüzölçümü 1.220.000 Km2, nüfusu 2017 yılı tahminlerine göre 57.000.000’dur. Nüfusun %78’i Afrika’nın yerlisi, %10 Avrupalı, %9 Melez, %3 Asyalıdır. %80 Hıristiyan, %2 Müslüman, %2 Hindu’dur. %16 Agnostiktir. (Allah’ın varlığının da yokluğunun da ispat edilemez olduğunu düşünen felsefî görüş)   Ülke altın, elmas ve değerli taşlar bakımından zengindir. Mısır, buğday, üzüm, şekerkamışı ve sebze yetiştirilir.

Ülkede Afrika yerlileri yaşamakta idi. 1488 yılında Portekizli Bartolomeo, Ümit Burnu’na ulaşınca ülke toprakları Avrupalıların hücumuna uğradı. 1800 yılında İngiltere yönetime hâkim oldu. İngilizlerle yerli halk arasındaki savaşlar 100 yıl devam etti. 1931 yılında İngiltere yönetimden çekildi ise de ülkedeki beyazlar yönetime hâkim olup yerli halka soykırım uyguladı. Yerli halktan Nelson Mandela liderliğindeki yerliler, galip gelip Cumhuriyet rejimini seçtiler. Mandela cumhurbaşkanı oldu.

Ülkede gelir dağılımı bozuktur. Nüfusun %10’u ülke servetinin ve gelirinin %95’ine sâhiptir.

Osmanlı Devleti, din adamları ve âlimler gönderip ülke halkını İslâmiyet’e çekmeye çalıştı.

Dünyânın diğer Müslüman ülkeleri ilgisiz kalırken, Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Filistin’e sâhip çıkmasının sebebini, Osmanlı’nın bu desteğiyle açıklamak mümkündür.       

Apartheid, ayrım, ayrıştırma’ demektir. Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Avrupalıların oluşturduğu Millî Parti hükümetinin, 1948-1994 yılları arasında beyaz olmayanların aleyhine uyguladığı ırka dayalı ayırımcılığı ifâde etmektedir.

Çetinoğlu: Teşekkür ederim İlhan Bey. Güney Afrika Devleti’nin Cumhurbaşkanının dikkat çeken beyanını sizden dinleyebilir miyiz?

Karaçay: Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, mahkeme öncesinde yaptığı açıklamada ‘Bir zamanlar mülksüzleştirmenin, ayrımcılığın, ırkçılığın ve devlet destekli şiddetin acı meyvelerini tatmış bir millet olarak, târihin doğru tarafında duracağımız konusunda netiz.’ dedi.

Çetinoğlu: Gönülden, yürekten alkışlanacak, asıl sorumluları utandıracak bir ifâde. Peki Efendim, Türkiye’nin Filistin meselesine bakış açısı ile alâkalı olarak ne söylemek istersiniz?

Karaçay: Lahey’deki duruşmayı tâkip etmek üzere gelen Türk heyetini, Lahey Büyükelçimiz Selçuk Ünal ağırladı.

TBMM Adâlet Komisyonu Başkanı Cüneyt Yüksel, Divan’daki duruşmaları tâkip etmek ve temaslarda bulunmak üzere, Avrupa Birliği (AB) Karma Parlamento Komisyonu Başkanı ve AK Parti İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel ve Anayasa Komisyon Üyesi ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan ile Lahey’e geldi.

Güney Afrika’nın İsrail aleyhine yaptığı başvuruyu memnuniyetle karşılıyoruz’ diyen Cüneyt Yüksel, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Filistin topraklarındaki milletlerarası hukuk ihlallerinin artarak devam ettiğini belirtti. Yüksel, Güney Afrika’nın İsrail aleyhinde dâvâ açarak ihlallerin durdurulmasına yönelik attığı adımın önemli olduğunu dile getirdi.

Cüneyt Yüksel, Milletlerarası Adâlet Divanındaki dâvâ sonucunun, Milletlerarası toplumun vicdanının ferah bulması beklentisi taşıdıklarını dile getirerek, şunları söyledi:

Biz Türkiye olarak gerek makamlarımız gerek sivil toplumumuz, bu zulme asla ortak olmayacaktır. Türkiye olarak, İsrail’in sivilleri hedef alan barbarca saldırılarının bir an önce sona ermesini talep ediyoruz ve hesap vermesi gerektiğini düşünüyoruz.

Milletlerarası Adâlet Divanı’na Güney Afrika Cumhuriyeti tarafından yapılan başvuruyu memnuniyetle karşıladık. Başlayan bu sürece olan desteğimizi Türk halkı adına bir defa daha beyan ediyoruz. Bu sürecin mümkün olan en kısa sürede tamamlanmasını ve Adâletin tecelli etmesini istiyoruz.’

Divan’ın hükmedeceği ihtiyâtî tedbirlerin her konudan önce ateşkesi garanti altına alması gerektiğini vurgulayan Yüksel, bunun, Gazze’de çok ihtiyaç duyulan şartsız, engelsiz ve düzenli insânî yardımı mümkün kılması için arzu ettiklerini kaydetti.

Yüksel, şöyle devam etti: ‘Filistin meselesi âdil bir siyâsî çözüme kavuşturulmadan, bölgemizde kalıcı barış ve istikrarın tesisinin mümkün olamayacağı, bir kere daha görülmüştür. Dolayısıyla, Milletlerarası toplumun, barışı tesis etmeye yönelik âcil ve somut adımlar atması temel beklentimizdir. Türkiye, varılacak bir çözüme giden yolda bütün çabalara aktif katkı sağlayacağı gibi, varılacak bir nihâi anlaşmanın uygulanması aşamasında garantör olarak sorumluluk almaya da hazırdır.’

Yüksel, Güney Afrika’nın ihtiyâti tedbir taleplerine ilişkin dâvâyı, tâkip edecek hükümet yetkilileri, diplomatlar, insan hakları kurumlarından temsilciler ve hukukçularla da temaslarda bulunduklarını söyledi.

Anayasa Komisyon Üyesi ve Denizli Milletvekili Cahit Özkan, duruşma sırasındaki beyanların çok etkili olduğunu dile getirerek, Güney Afrika tarafının sunduğu deliller arasında Anadolu Ajansı’nın çektiği fotoğrafların da yer aldığını söyledi.

Anadolu Ajansı’nın Gazze’deki soykırımın delillendirilmesinde ve bu dâvâ sürecinde çok etkili ve önemli bir rol oynadığının altını çizen Özkan, bu delillerle birlikte Güney Afrika’nın iddialarını fotoğraf ve belge şeklinde çok zengin malzemelerle duruşmada yansıttığını kaydetti.

Özkan, Gazze’deki soykırımın, Gazze halkının cep telefonlarıyla canlı aktardığı, bir şeyler yapabileceği umuduyla kendi yıkımlarını gerçek zamanlı olarak yayımladıkları târihteki ilk soykırım olduğuna dikkati çekti.

Avrupa Birliği (AB) Karma Parlamento Komisyonu Başkanı ve İstanbul Milletvekili İsmail Emrah Karayel, Türkiye’nin, Milletlerarası hukukun uygulanması ve Milletlerarası mahkemelerin uyuşmazlıkları çözmesi noktasında destekleyici olduğunun altını çizerek, Türkiye’nin tavrının, uyuşmazlıkların Milletlerarası hukuk kurallarına uygun olarak çözülmesi gerektiği şeklinde olduğunu belirtti.

İsrail’in işlediği suçların soruşturulmamasının ve cezâsız kalmasının kabul edilemez bir durum olduğunu kaydeden Karayel, Türkiye’nin bu tür dâvâlarda her zaman Adâletin sağlanması, suçluların cezâlandırılması ve sorumlular hakkında gereğinin yapılması için sürecin tâkipçisi olacağını aktardı.

Öte yandan, Gazze’de yaşanan dramın azalması için Divan’ın tedbir kararı vermesi gerektiğine işâret eden Karayel, bu tedbir kararlarının da nasıl uygulanacağını tâkip edeceklerini dile getirdi.

Duruşmanın ilk günü, Güney Afrika’nın Amsterdam Büyükelçisi Vusimuzi Madonsela’nın ülkesinin Divan’dan, İsrail aleyhine talep ettiği 9 ihtiyâtî tedbiri okumasının ardından sona erdi.

Çetinoğlu: Duruşmalardan Filistin lehine bir karar çıkacağı hususunda hiçbir beklentisi olmayanların ekseriyeti teşkil ettiği biliniyor. Diğer tarafta, konu ile ilgilenmekle birlikte Milletlerarası Adâlet Divanı’nın çalışma sistemi ile yetkileri konusunda gerekli bilgiye sâhip olmayanlar tarafından merak edilen üç husus var:

1-Ateş kes kararı verilir mi?

2-Netanyahu’ya; Sırp kasabı Mladiç’e verildiği gibi cezâ verilir mi?

3-İsrail’e müeyyide uygulanır mı?

Bu konulardaki kanaatlerinizi okuyucularımız için açıklar mısınız?   

Karaçay:
1-Adâlet Divanı’nın sâdece haklıyı ve haksızı saptayacağını sanıyorum. Bir uygulama kararı beklemiyorum. Zira Divan, yaptırım yetkisine sâhip değildir.

2-Adâlet Divanı, Netanyahu dâvâsına karışmaz. Bu Divan milletlerarası dâvâlara bakar. Netanyahu’yu Lahey’de yargılayabilecek  mercinin adı: Milletlerarası Cezâ Mahkemeleri Rezidüel Mekanizması (IRMCT)’dir.

3- Yukarıda belirttiğim gibi, Adâlet Divanı, bağlayıcı bir karar vermez. Sâdece haklıyı ve haksızı saptar. Bundan sonraki durum, Birleşmiş Milletler, devletler ve kamuoyu tarafından değerlendirilebilir.

Çetinoğlu: Çok teşekkür ederim İlhan Bey. Sizin, Lahey Yüksek Adâlet Divânı’ndaki halı ile alâkalı tespitlerinizi, uygun görürseniz ayrıca konuşacağız.

İLHAN KARAÇAY: Gazeteci yazar. 1942’de Mersin’de doğdu. Ailece işlettikleri Pompeipolis motel, plaj ve Kampingde çalışırken, tesislerine gelen Yunanlı kaptanın Çin’e gideceğini öğrenmesiyle hayatı değişti. Gazetecilik mesleğine sevdalı Karaçay, üç arkadaşıyla birlikte gemiye işçi olarak girmeyi başardı. 1967 Haziran’ında başlayan yolculuğun Karaçay için amacı, Çin’de yaşanan Kültür İhtilali’ni dünyâya duyuran gazeteci olmaktı. Şangay’da Kültür İhtilali’ni ve etkilerini haberleştirdi. Hollanda’ya yerleşerek; Hürriyet ve TRT’nin muhabirliğini yaptı. Hollanda Yayın Kurumu NOS Televizyonu’nda Türkler için Pasaport adlı programı hazırlayıp sundu. 28 Mart 1998’de Nezih Demirkent’in sâhibi olduğu Dünya Gazetesi’nin Hollanda ve Belçika yayın hakkını alarak, Haftalık olarak yayınlanan ‘Dünya Avrupa‘nın yayını başlattı. Mersin Turizm Platformu’nun Avrupa’daki ilk gönüllü üyesi oldu. Karaçay, 2013 Akdeniz Oyunları’nın Avrupa’da tanıtılması için gönüllü üyelerin aktif rol üstlenmesi ve Oyunların Avrupa Basınında daha fazla yer alması için Turizm Platformuyla birlikte çalışmalara başladı. Hâlen Hollanda’da yaşayan İlhan Karaçay’ın 2018’de Hollandaca bir kitabı yayımlanmıştır.

Azerbaycan’ın Bağımsızlık Ateşini Yakan 20 Ocak Yanvar Bakü Katliamı

Azerbaycan’da, 1990’da Sovyet ordusunun sivilleri katlettiği “20 Ocak Katliamı”nın acısı tazeliğini korusa da o tarih aynı zamanda bir gurur günü olarak hatırlanıyor.

33 yıl önce bugün Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de inanılmaz bir katliam yaşanmıştı. 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece binlerce Sovyet askeri motorize birliklerle beraber Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye girerek hareket eden her hedefe ateş eden Sovyet askerleri genç, yaşlı, kadın, çocuk, sivil demeden yüzlerce Azerbaycan Türkünü şehit etmişti. 

 Peki sebep neydi, neden Sovyet askerlerinin gözü bu kadar dönmüştü? Katliamın öncesinde ve sonrasında neler yaşandı? Sovyetler Birliği dağılma sürecine girmişti ve bu süreçte Azerbaycan Türklerinin bağımsızlıklarını ilan etmelerini istemiyordu. Ancak ne Sovyet tankları ne de Kızıl Ordu Azerbaycan halkının özgürlük ateşini söndüremedi. 20 Ocak Şehitleri Azerbaycan halkının gönlüne gömülürken, Azerbaycan bağımsızlığını kazandı, Sovyetler Birliği ise dağıldı…  

Azerbaycanlılarda bağımsızlık duygusunu alevlendiren ve Sovyetler Birliği’nin çöküşünü hızlandıran Kanlı Ocak olaylarının temelinde Dağlık Karabağ sorunu bulunuyor.  Ermeniler, 1988’den itibaren Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’dan koparılması için faaliyetlerini artırdı ve Aralık 1989’da Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti Yüksek Konseyi, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi yönünde karar aldı.

  Bu karar Azerbaycan’da tepkiyle karşılandı ve Bakü’de yüz binlerce insanın katıldığı mitingler düzenlendi. Azerbaycanlılar, Ermenilerin artan toprak taleplerine ve Sovyet yönetimine tepkilerini göstermek için Bakü’nün Azadlık Meydanı’na akın etti. 

 Aralıksız devam eden mitingler Sovyet yönetimini tedirgin etti ve Bakü’ye ordu yürütülmesi yönünde karar alındı. Halk ise kentin giriş yollarını ve Bakü’deki askeri birliklerin önünü kapattı.  İlk önce 19 Ocak 1990’da Sovyet istihbaratı tarafından Azerbaycan televizyonunun enerji sağlayıcısı patlatıldı. Akşam saatlerinde ise 26 bin kişilik Sovyet ordusu zırhlı araçlarla 5 yönden Bakü’ye girdi.Sovyet ordusu, onları engellemeye çalışan silahsız sivil insanlara mermi yağdırarak kente giriş yaptı. Tanklar ve ağır zırhlı araçlar insanların üzerlerine sürüldü, ambulanslara ve yolcu otobüslerine ateş açıldı. O gece Bakü’de 130 sivil hayatını kaybetti.  Sovyet ordusu, katliamını Neftçala ve Lenkeran gibi diğer illerde de sürdürdü ve toplam 147 Azerbaycanlı sivil 20 Ocak katliamının kurbanı oldu. Olaylarda 744 kişi yaralandı, yaklaşık 400 kişi Sovyet ordusu tarafından gözaltına alındı.  Bakü’de Sovyet yönetimi tarafından olağanüstü hal ilan edilmesine ve kentin tamamen Sovyet ordusu tarafından kontrol altına alınmasına rağmen halk yine sokaklara çıktı ve şehitlerin defnedilmesi için çalışma başlatıldı. Şehitler, 31 Mart 1918’de Ermenilerin saldırıları sonucu hayatını kaybeden Azerbaycanlıların mezarlarının bulunduğu, daha sonra Sovyet döneminde park haline getirilen Dağüstü Park’ta defnedildi. Cenazeler Azadlık Meydanı’nda toplandı ve buradan insanların omzunda, şimdi Şehitler Hıyabanı ismi verilen şehitliğe götürüldü. Cenaze törenlerine yaklaşık 1 milyon kişi eşlik etti.  Kanlı Ocak katliamı, Azerbaycanlıların Sovyet yönetimine olan güvenini tamamen sarstı ve ülkenin bağımsızlığına giden süreç başladı.  Azerbaycanlılar tam 33 yıldır her 20 Ocak’ta, ellerinde 20 Ocak kurbanlarının simgesi haline gelen karanfillerle şehitliğe akın ediyor, bağımsızlık ateşini yakanlara minnettarlığını gösteriyor.

Siyasetcafe.com

Kaynak: Azerbaycan’ın bağımsızlık ateşini yakan katliam! 20 Ocak Yanvar Bakü katliamı nedir?

Biraz Özür Dilemek Kitabınızda Yok mu?

Dönüp son yıllara bakınca manzara acı maalesef. Maalesef, çünkü muhalif yazar şapkasıyla “Oh olsun!” havasında yazamam. Çünkü olan Türkiye’ye oluyor. Klişe laf: Başka Türkiye yok. Ancak tek “yok” bu değil. Yok ettiğimiz geleceğin alternatifi de yok. Yok ettiklerimizin geri dönüşü de yok. Harcadığımız insan gücünün de geri geleceği yok.

Rating firmaları değerlendirme yaparken raporlarında iki bölüm vardır. Biri ülkenin veya şirketin mali rakamları, piyasanın durumu, rekabetteki konumu vesaireyi anlatır. Bunlar görece elle tutulur, rakama vurulabilir somut unsurlardır. Bir de “yönetim kalitesi” diye bir bölüm vardır. Bunu belirleyip yazmak daha zordur; daha zor olması gerekir. Gerekir diyorum, çünkü yönetimler her zaman “gözlerimdeki ışığa bakın” gibi laflarla “kalitelerini” ortaya koyuvermezler. 

Haydut tüccar

Nedir Türkiye’nin yönetim kalitesi? Bunu belirleyip yazmak maalesef hiç de zor değil. Son otuz yılda iki defa faizleri zorla düşürmeye kalktık ve iki defa ülkeyi batırdık. Biri Çiller zamanındaydı, diğeri de mevcut iktidar döneminde. Bu sonuncusu nas destekliydi. 

Sonra elimizdeki dövizi satarak dövizi ucuzlatmaya çalıştık! Bu olmayacak işin filmi bile var: Rogue Trader.  Google, Haydut Tüccar diye çevirdi. Haydut kısmı tamam da “tüccar”dan kastettiği, borsada alış veriş yapan. Film bir gerçeğe dayanıyor; 1995’te İngiltere’nin en eski ve itibarlı bankalarından Barings Bank’ı batıran Nick Leeson’un hikâyesine. Filmin nefes nefese sonunda, Leeson’un koskoca Japon borsasının indeksini yukarıda tutmak için çırpınışı var. Leeson, 1,24 milyar dolar harcamış ve batırmış. Biz galiba bunun yüz mislini harcadık. 128 milyar dolar mıydı? Bizdeki hedef de Leeson’unkinden çok farklı değildi. Arka kapıdan hazinenin dövizlerini satarak doları düşürecektik.

Neremiz kaliteli?

Bu, yönetim kalitesinin ekonomi yüzü.  Muhakkak başarılı olduğu yönler vardır. Yönetimimiz bütün bütün kalitesiz değil ya. Neresi başarılı? Mesela millî eğitim. Öğrencilerimize 12 yıl ne öğretiyoruz? İster PISA ister PIAAC sonuçlarına bakın. Şili ve Meksika olmasa dünya sonuncusuyuz. Bizimkiler bir dilekçe yazamıyor. Okuduğunu anlamıyor. Ne öğreniyor? 5 adet test kutusuyla sınırlı karalamaca. Millî Eğitim, test kitaplarından değil ders kitaplarından çalışın diye on yıllardır mücadele ediyor ve dersler, testlerin önünde yenilip gidiyor. Bunlar fani işler ama ruhları güçlü öğrenciler yetiştiriyoruz mu diyeceğiz? Sayın Millî Eğitim bakanımız, “STK”lar öğrencilerin dağa çıkmasını önlüyor.” dedi. Demek onlar olmasa dağa çıkan öğrenci yetiştirecek millî eğitim. 

Nerede kaliteli yönetim sergiliyoruz? Dış siyasette mi? Sağlık hizmetlerinde mi? Hukuk sistemimizin işleyişi dünyaya parmak mı ısırtıyor? 

“Dönüp son yılların yanlışlarına bakınca manzara garip maalesef.” diye başladım. Sonra yönetim kalitesine sardırdım. Manzaranın başka yönleri de var. İnsan psikolojisine bir göz atalım. 

İddialı mısınız? Biraz tecrübe sahibi, biraz olgun insan, aşırı iddialı laflardan kaçınır. 

Batırırken övünmek

Diyelim futbol takımının teknik direktörüsünüz. Rakibiniz için “Onlar da adam mı! Biz onları duman ederiz. 11 oyuncumuz da hücumda konuşlanacak. Rakiplerimiz bizi kıskanacak.” laflarıyla maça çıkmazsınız. Siz çıkmazsınız ama belki bir çıkan bulunur. 

Farz edelim o çıkan sizsiniz, gerçekten bütün oyuncuları hücuma yerleştiren “Ortodoks olmayan” bir taktikle sahaya çıktınız. On bir oyuncunuz da ofsaytta! Savunmanızı sıfırladınız. Kaleci de yok. On iki yediniz, maç bitti. Gazeteciler maç sonrası değerlendirmeye geldi. Havanız ne olur? Biraz mahcubiyet. Biraz üzüntü. “Hay Allah, hata yaptık. Tenkit edenler haklıymış belki de…” Normali budur değil mi? 

Yok, tam tersine, taraftarınızın balık hafızalı olduğu varsayımıyla bir dahaki maç için de kaldığınız yerden atıp tutmaya devam eder misiniz? Hâlâ, “Bizi kıskanıyorlar! Aya gidiyoruz! Uzaya çıkacağız, maçı oradan seyredeceğiz.” havalarına mı girersiniz? 

İşte, dönüp son yılların hatalarına baktığımda manzara garip maalesef dediğimin bir cephesi de bu hâldir. Fakirleşiyoruz ama hiçbir pişmanlık, hatayı kabullenme hâli yok. Eğitim eğitmiyor ama siz kasım kasım kasılıyorsunuz. Ya dışişleri? Ödül olarak büyükelçilik dağıtıyorsunuz, ödül sahibi sefirimiz görevini bırakıp “Ay çok sıkıldım.” diye kimseye haber vermeden hava tebdiline Türkiye’ye geliyor. Bu liyakatsizliğe, lakaydiye rağmen dışişleriniz el âleme parmak ısırtıyor havasındasınız… 

Eğlenceli bir tiyatro ama eğlenemiyoruz. Çünkü geleceğimiz ipotek altına giriyor. Eğitimsiz, geleceksiz nesiller, sokaklara salınıyor. Kapı kapı para dileniyoruz. Fakat en garibi, en acısı, bu çöküş içinde fiyakamızdan yamacımıza varılmıyor. 

Biraz özür dilemek kitabınızda yok mu?