17.7 C
Kocaeli
Pazar, Temmuz 5, 2026
Ana Sayfa Blog Sayfa 177

Tevekte Üzüm Kara

 Güneşini gövdesine alan asma için artık ağlama vakti gelmiştir. ‘’Ben ağlayayım da, Bağ bozumunda sen gül ‘’ diye içinden içinden söylenir. Bahar ayının doğada ilk gözyaşları yağmurla başlar, asma dalından akan gözyaşı ile devam eder.

Mistik bir açıklamaya getirecek olursak eğer, insanın, gökyüzünün, asmanın gözyaşları diğer bir anlamda arınmadır. Her şey diğer bir zıddı ile meydana gelir. Ağlamak gülmek kadar kıymetlidir, zira özü gülenin yüzü güler, özü ağlayanın da gözü ağlar.

Efsaneye göre bey kızı  Ruşendil, yani gözleri görmeyen kalp gözü ile gören. Evin bahçıvanına gönül vermiştir. Bey babasından korktuğu için bunu dile getiremez. Bahçeye çıktığı zamanlar, bahçedeki asma dalından yapılan çardak altında dinlenir hep. Bahar gelip bağ budanma zamanı, özellikle bağın altına güneşlenmeye çıkar. Amacı bağ budandığında dallarından akan sulardan nimetlenmek ve bahçıvan sevdiğine daha yakın olmak. Bahçıvanda beyin kızına ilgisiz değildir ama dile getiremez, zira bu onun sonu olur, evden kovulacağını ve bir daha bey kızı Ruşendil Sultan’ı hiç göremeyeceği gerçeğini aklına bile getirmek istemediği için susar.

Bahar gelir çatar, bağ budama günü gelmiştir. Bahçıvan bağ makasını eline alır, bağı budamaya başlar. Evin aşçısı Sultan’ın kulağına usulca fısıldar bahçıvanın bağı budamaya başladığını. Ruşen dil bahçeye çıkar. Sevdiği asma dallarını budadıkça sular damlamaya başlar. Kız bir yandan elindeki şişeye damlayan suları doldurmaya çalışırken, diğer yandan damlayan suları saçlarına sürmeye başlar. Bahçıvan sevdiği kızı yakından görünce hüzünlenir, gözlerinden iki damla yaş düşer. Sultan bunu fark eder.  Asma dalları ağlıyor ama acep kime ağlıyor ki diye sorar. Bahçıvan, sevdiğine diye usulca yanıt verir. Bu sözleri duyan Sultan, asmanın sevdiğimi olur, kime sevdalı acep diye sorar. Bahçıvan, üzümüne diye yanıt verir. Sultan, kendi kendine sevdalananı da daha ilk kez duyuyorum. Üzümlerin olmasına daha çok var, çok gözyaşı dökecek diye hayıflanır. Olsun der bahçıvan, sonunda kavuşacak ya ağlamaya değer diyerek, Sultanı bağ üzerinden sevdiğini ilan eder. Sultan asmadan damlayan suları gözlerine sürerek, belki bu damlayan sular beni de sevdiğime kavuşturur, diyerek asma dalının gözyaşlarıyla kendisinin gözyaşlarını doldurduğu şişeyi bahçıvana uzatır.  İşte o gün bu gündür, asma budandığında ne zaman gözyaşları aksa, bu biraz da iki aşığın gözyaşları olur. Asma üzümüne ağlar, sevenler iki kara göz üzerine ağlar.

Bağ budama işini bitirdikten sonra, eline sazını alır, vurur tellerine….Tevkekte üzüm karaaaaaaa, Zaralı Halil’ den türkü çığırmaya durur.

“Tevekte üzüm kara yâr yâr yâr yâr

 Tevekte üzüm kara yâr yâr yâr yâr

Salkımı düzüm kara diley diley yangınam

Ben o yâre vurgunam yâr yâr yâr aman

Salkımı düzüm kara diley diley yangınam

 Ben o yâre vurgunam yâr yâr yâr aman

Ben yâre gidemiyom yâr yâr yâr yâr

Ben yâre gidemiyom yâr yâr yâr yâr

 Elim boş yüzüm kara diley diley yangınam

Ben o yâre vurgunam yâr yâr yâr aman

Elim boş yüzüm kara diley diley yangınam

Ben o yâre vurgunam yâr yâr yâr amannnnnnnnn…..”

Asmanın gözyaşları, aşkın gözyaşları, sazın gözyaşları bey babaya kadar ulaşır. Bey baba kızını bahçıvanı ile evlendirir. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevtine diyeceğimiz bir zamanda. Bahçıvan kızı bahçeye, o çok sevdiği bağın altına götürür, asmanın dallarını budamaya başlar. Asma dalından akan gözyaşları, Sultanın gözyaşlarıyla karışır. Sultan birden gülümser. Çığlık çığlığa bağıramaya başlar. “Asmanın gözyaşları, senin gözyaşların, benim gözyaşlarım karıştı bana şifa oldu, gözlerim görmeye başladı. Özü ağlamayanın gözü ağlamaz, gözü ağlamayanında özü iyileşmezmiş.” Ruşendil sultan’a asma dalının gözyaşları şifa olur, gözleri görmeye başlar. Bir kızları olur adını Asma koyarlar. Ruşendil Sultan gönül gözü ile gördüğü sevdiğini, artık dünya gözü ile görmüştür artık.

Muhalefete Muhalefet Etmek

                Siyasi partiler demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıdır. Hangi parti bulunduğu konjonktürde milletine güven veriyorsa o parti bir dönem için seçilir, işbaşına getirilir ve belli bir süre verilerek memleketine yapacağı hizmetler gözlem altında tutulur. Bu arada iktidar partisinden başka bir de muhalif partiler vardır ki, her ne kadar icranın başında olmasalar dahi iktidarı denetleyen, yanlışlarını açık açık söyleyip milletin dikkatlerini o noktaya çeken muhalefet partileridir.

                Genellikle gerçek demokrasi ile yönetilen ülkelerde muhalefet partilerinin hedefinde her zaman iktidar partisi vardır. Onun hata ve yanlışlarını elinden geldiği kadar halka anlatır ki, ortaya koyduğu kendi projeleriyle iktidar olsun. Ama her ne hikmetse 15 Temmuz 2016 yılından sonra MHP sayesinde bir muhalif partinin diğer muhalefet partilerini eleştirmesine şahit olduk.

                MHP’nin bu hareketini sonrasında anlamaya çalıştık ki, 11 Mart 2009’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yaptığı bir konuşmada: “Kürt sorunu ülkemizin en önemli sorunlarından biridir ve yakında çok güzel şeyler olacak.” Sözleriyle çözüm sürecinin başlayışı ve bu süreçte ülkemizde yaşanan “BEKA” sorununa birde 15 Temmuz 2016 da FETÖ darbesi eklenince:(sanıyorum ki burada bazı güçler devreye girdi) MHP bugüne kadar hükümete yaptığı sert eleştirilerden bir anda vazgeçerek, hükümet lehinde tavır aldı ve muhalefete muhalefet yapma siyasetini başlattı.

                İktidarın büyük yanlışlarına rağmen MHP’nin hiçbir eleştiri yapmadan hâlâ AKP’yi destekliyor olması; büyük çoğunluğu Başta Meral Akşener, Koray Aydın ve Ümit Özdağ gibi isimlerden oluşan birçok milliyetçi ve ülkücü ileri gelenler MHP’den ayrılarak 25 Ekim 2017 tarihinde İYİ Parti’nin kurulmasını gerçekleştirdiler. 

                Meral Akşener Başkanlığında İYİ Parti’nin kurulması, sadece MHP den ayrılanları değil, iktidarın bütün yanlışlarına rağmen Ana Muhalefet Partisi CHP’nin bir türlü oy oranını %25’in üzerine çıkaramaması muhalif kesimde büyük umut ve heyecan yarattı. Çok kısa zamanda İYİ Parti büyüyüp gelişti. 2019 seçimleri gibi çok kısa zamanda %10 barajını aşmaya çalışan İYİ Parti, milletin her kesiminin teveccühünü kazanmıştı. Ayrıca CHP’nin Ankara, İstanbul ve diğer büyük şehirlerde de İYİ Parti oylarıyla belediye başkanlıklarını kazanmış olmaları millette taze bir heyecan, umut ve güven oluşmasına sebep olmuştu.

                Bu gelişen güzel hava 2023 Cumhurbaşkanlığı ve Genel seçim sonrasında alınan yenilgi ile birden bire bozulur oldu. Yaklaşık dört yıldır sürdürülen Millet İttifakının güzel havası, İyi Parti’nin artık tek başımıza hareket edeceğiz kararıyla son buldu. Bu son buluşa, Millet İttifakına HDP’nin(bugünkü adıyla DEM) gölgesinin düştüğünü sürekli vurgulayan Cumhur İttifakının da rolünün olduğunu sanıyorum.

                31 Mart 2024 seçim çalışmaları süresince, ülkemizde yokluğun ve yoksulluğun kemirdiği sosyal yapılar birer birer çökerken, devletin kurum ve kuralları 22 yıllık AKP İktidarı tarafından işlemez hale getirilmişken, torpil, yandaşı kayırma had safhaya gelmişken İyi Parti iktidarı eleştireceği yerde bütün propaganda enerjisini muhalefeti ve özellikle İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlarını eleştirmekle harcadı.

                Genellikle sağduyu sahibi herkes görüyordu ki 31 Mart 2024 yerel seçiminde üç kişi yarışıyordu ve bunlar; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta vurguladığı: “İstanbul giderse Türkiye gider.” Sözü 2019 seçimlerinden sonra 31 Mart 2024 seçimlerinde de devletin her türlü imkânını kullanarak, bakanlarına kadar İstanbul’da sahaya inmelerine rağmen İstanbul dâhil 2. Defa hem de bütün yurt genelinde milletin tepki oylarıyla yerel manada iktidar el değiştiriyor, AK Parti büyük bir yenilgiye uğruyordu.

                Bütün bu olacakları taban gördü ama İYİ Parti yöneticileri göremedi demeği kabul etmek çok zor olsa da maalesef oldu.(Bunda “bazı güçlerin” benim tabirimle: “Tanrının Yaramaz Çocukları”nın bir dahli var mı bilemiyorum.) “Özübaşına” seçimlere yalnız girileceği İYİ Partinin MYK’sında kabul edilmesinden sonra Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sayın Burak Akburak, konu hakkında teşkilatlarla fikir alışverişinde bulunmak üzere Kocaeli İl Başkanlığına geldiğinde kendisiyle yapılan ön görüşmede: “%7 – 8 oy oranını %10 ve daha üzerine çıkarmak mümkün, ancak oy oranı  %3 – 4 civarına düşerse bu durumdan çıkmak çok zor olur.” Denildi. Ama gördük ki, İYİ Parti kolay olanı değil, zor olanı seçti.

                Bu seçimin sonucunda şunu söyleyebiliriz ki; İYİ Parti tabanın teamüllerini dikkate almayıp, adeta ben ne dersem o olacak dayatmacılığı partiye mutlak yenilgiyi getirmiştir. Bunun sorumluları her kim ve kimlerse hesabını 27 Nisan 2024 Olağanüstü Genel Kurultayında vermeğe mecburdurlar.  

Mevt  /  Ölüm

     Mevt / ölüm:

     Hayat; vazife ve görevinden bir terhis,

     Bir paydos ve mekânı tebdil etmek.  

     Vücudun değişmesi,

     Bâkî / ebedî / sonsuz hayata bir davet.

     Bir mebde’ / bir başlangıç,

     Bâkî hayatın mukaddimesi / ilk adımı.

     Yer altına girmiş bir çekirdeğin;

     Hava âleminde bir ağaç olması gibi,

     Yer altına giren insan da, berzah âleminde

     Bâkî hayat sümbülüne dönüşecek.

     Ölüm; yüzde doksandokuz ahbabına kavuşmak için,

     Berzah âleminde açılan kapı.

     Dar, sıkıntılı, dağdağalı ve zelzeleli

     Dünyadan bir çıkış zamanı.

     Vüs’atli / geniş, sürurlu / sevinçli ve ızdırapsız

     Bâkî bir hayata kavuşma.

     Mü’minler için ölüm;

     Hayat, ubudiyet ve kulluk külfetinden kurtuluş.

     Kulun asıl vatanına,

     Daimî saadet makamına girmeye

     Bir vasıta ve bir vesile.

     Dünya zindanından,

     Cennet bahçelerine bir davet,

     Kulluk karşılığının verileceği yer.

     Evet, mevt; idam / yok oluş,

     Hiçlik, fena oluş / son buluş,

     Sönüş ve ayrılık değil.

     Ebedî / sonsuz asıl vatana

     Bir sevkiyat.

     Ahbabın toplanış yeri.

     Berzahın visal kapısı.

     Başta Habibullah,

     Tüm sevdiklerimiz

     Kabrin öbür tarafında;

     Kalanlar da gidici.

     Öyle ise,

     Ölümden ürkme, kabirden korkma.

     Kabre merdane bak.

     Erkekçesine ölümün yüzüne gül;

     Bak ne ister.

     Sakın gafil olma!

     Çünkü bu dünyadan çıkıp gitmek;

     Bir çocuğun ana rahminden,

     O nemli, karanlık yerden;

     Geniş dünya sahasına

     Çıkmasından,

     Başka bir şey değil.

Gülegüle Git Can Ramazan

Güzel şeylere sahip olduğumuzun kıymetini, elimizden gittiğinde anlamaktayız çoğu zaman. Fakat gidenler asla geri gelmiyor. Bize sadece hüzünler ve burukluklar kalıyor. İşte Mübarek Ramazan ayı da bunlardan biri.

Bir aya yakın; tattığımız huzurun ve mutluluğun, bitmeyecek sandığımız eşsiz paylaşımların, devşirdiğimiz nadide duyguların, tatlı tebessümlerin, gönülden perçinleşmenin, hatır sormaların, engin hoşgörünün sonu mu geldi acaba? Umudum ve temennim, bu hasletlerin bizlerde kalıcı olması yolunda elbette ki.

Güzel anlar hızlı yaşanır, tez bitermiş meğer. İnsan sevdiği kadar da ayrılık acısını tadarmış. Ramazanın sonuna varmamızdan ötürü, yüreğimizi hüzün kapladı bir nebze. “Kadir Gecesi”nin lezzetini tattıktan sonra, bu ayrılık burukluğunu, daha somut olarak yaşadık içimize.

“Alışılan uhrevi havanın, paylaşmanın, hatırlamaların, gönül almaların, güzel dileklerin, sabrın, metanetin vefanın, sürpriz sevinmelerin, hediyeleşmelerin” vb. iyiliklerin yaşantımızdan çıkması korkusu yüreğimizi burktu doğrusu.

Vefalı, candan, munis, doyumsuz, özlenen ve özleten bir dostu uğurlamanın kederi var bakışlarımızda. Kimimiz güzel şeyler yaptığıyla teselli bulurken, bazılarımız fazlasını yapamadığının “keşke” si içinde… Fakat tekrar gelecek olması, “umut çiçeklerimiz ”e can suyu. Özlemlerimize “müjde” rahatlığı. 

Ne var ki tekrar geldiğinde, ulu çınarlardan çok değerli yaprakların döküleceği,  kimi tatlı canların, “genç ihtiyar demeden” bu vefasız dünyadan ayrılacağı, “istemesek de” acı bir gerçek.

Can dostumuz Ramazan-ı Şerif gelmeden önce, kavuşma telaşı içimizi kaplamıştı. Fakat az da olsa, kimimiz; “acaba sabredebilecek miyim?” endişesine kapılmıştık. Fakat hiç de öyle olmadı. Vefalı bir yar gibi, tatlı bir huzur getirdi. Munis, hoşgörülü, sevecen, samimi bir üslupla bizlere tebessüm etti.  Güven ve sabır dağıttı, paylaşmayı hatırlattı. Bir tas çorba, ufacık bir gülümseme, içten bir  selam alıp vermenin huzurunu tattırdı.

Gönülden bir arkadaş, hakiki bir dost gibi sardı sarmaladı her birimizi. Hoşgörü ve paylaşmayı akıttı kalplerimize. Kırgınlıkları sildi gönüllerimizden. Affetmeyi, şefkati tebessümü getirdi yüreklerimize.

Sevdiklerimizden uzak kalmanın özlemini, hüznünü bir nebze unuttuk. Hatta mesajlaşarak, arayarak, görüntülü görüşerek, uzakları yakın etti. Gördük ki hasretlik, uzaklaşma sadece düşüncelerdeymiş. Seven kalpler için uzaklık ve özleme yokmuş.

Böylece mutluluğun uzaklarda değil, bazen yanı başımızda olduğunu gördük. Kendimizi gözden geçirme fırsatı bulduk. Eksikliklerimizi fark ettik, ötelediğimiz güzelliklerin pişmanlığını yaşadık. Aşkla şevkle tamamlamaya çalıştık.

Can Ramazanın nadide ikramlarını sevinçle paylaştık. Zor sandığımız “sabretme, affetme, paylaşma” vb. hasletler mizacımız oldu. Yüreğimiz yumuşadı, duygularımız şefkate büründü. İnsan olma yolunda daha bir isteklendik.

Ramazan-ı Şerif o kadar güzel hediyeler getirmişti ki bizlere; onlara kavuştuğumuzda, sahip olduğumuz halde zamanla unuttuğumuz; “parıldayan pırlantalar, aydınlık yollar, huzura açılan pencereler, eşsiz lezzetler, özlenen mutluluklar olduğunu gördük.

Bunların hepsi “insan olmamızın” mihenk taşlarıydı. Olmadığında bizi eksik bırakan parçalarımızdı. Onlarsız “tam, bütün” olamayacağımızı bir kez daha hatırladık.

Bunlar; sevgiydi, saygıydı, değer vermeydi, ötelememekti, sormayanı aramaktı.  İyilikti, hoşgörüydü, sabırdı, sebattı, paylaşmaydı, affetmekti, komşuluktu, akraba, eş dost hatırıydı. Yardımlaşmaydı, içten temennilerdi, duaydı, tebessümdü, hatırlamaydı. Barışık yaşamayı başarmanın adıydı.

Bizi “biz” yapan aile ve toplum iksirimizdi açıkçası. Bunların her biri bizlere kılavuz oldu. Onlarla, ailemizin, akrabalarımızın, komşularımızın, sevdiklerimizin, öksüz ve gariplerin, unutulanların yüreğine dokunma imkânı bulduk. Böylece insanlığımızı hatırladık.

Sanki dünyamız değişti. Sıkıcı, tekdüze, tatsız, tuzsuz geçen günlerimize tatlı bir heyecan, koşuşturmalı bir huzur yayıldı. Her anımız daha bir anlamlı ve değerli geçmeye başlamıştı. İnsanlar daha iyi, çevremiz daha temiz ve yeşil, esen rüzgârlar tatlı bir meltem, yağan yağmurlar ıslatan bir mutluluktu adeta. Yaşamak daha da güzeldi bu kez.

Söylemlerimiz pozitif, sabrımız daha fazla, hoşgörümüz candan, tebessümümüz daha bir güzeldi. Yüreğimizde küllenen değerli hazineler ortaya çıkmaya başlamıştı teker teker. Kalbimiz daha yumuşak ve şefkatli atıyor, gözlerimiz daha merhametli ve anlamlı bakıyordu.

Öfke ve kızgınlığın fay hattı oluşturduğu yüz çizgilerimiz kaybolmuş, tebessümlerimiz yüzümüzde çiçek açmıştı. Kandillerde tebrikleşiyor, görmezden geldiğimiz çevremize tebessümler serpiyor, arıyor, soruyor, hayatı paylaşmanın gururunu tadıyor, gariplere düşkünlere yardım kolileri hazırlayarak, paylaşmanın tadını yaşıyorduk.

İçimizdeki karamsarlıklar, küskünlük ve kırılganlıklar uçup gitmişti bir anda. Zihnimizi meşgul eden gereksiz duygu ve düşünceleri temizlemenin bir tatlı huzurunu yaşıyorduk.

“Ben” duygumuz kaybolmuş, “biz” olmuştuk adeta. Bencilce oluşturduğumuz hayalimizdeki “sırça saray” lardan çıkarak, egolarımızdan kurtularak var olduklarından haberimizin bile olmadığı yoksul komşumuzun, akrabamızın mütevazı, gerçek mekânlarını hatırlama fırsatı bulmuştuk.

İşte, bilimin tanımını yaptığı “aile”, millet” ve “insan” olmak buydu belki de. Bunu kendimiz başarmıştık. İsteyerek, idrak ederek ve sevinerek. “Kendini gerçekleştirmenin” adıydı bu açıkçası. Böylece hep birlikte bayram ortamını biz hazırlamıştık daha gelmeden. Ve haklı olarak da doya doya laikiyle birlikte yaşayacaktık.

Seni çok sevmiştik, sultanlar sultanı… Koşulsuz, sınırsız ve içten… Sana doyamadık bir türlü. O yüzden hep özleyeceğiz, gelmeni ve getireceklerini.

Bizlere hediye ettiğin eşsiz güzellikler aklımızda ve gönlümüzde. Umarım bunları küllendirmeden, en iyi şekilde birlikte yaşarız sen gelene kadar.

“Elveda…” demeye dilimiz varmıyor, zira dönmeyenler içindir vedalaşmak.  Biliyoruz ki yine geleceksin. Lakin bir nebze üzgünüz…

Umarım sevenlerin yine sana kavuşur… Güle güle git Ya Şehri Ramazan, güle güle…

Sevgiyle kalın…

İlâhiyatçı Yazar Ali Rıza Temel ile Sohbet

Oğuz Çetinoğlu: İslâmiyet, müminlerin sağlığı ile de alâkadar oluyor. Tavsiyeleri nelerdir?

Ali Rıza Temel: Evvel emirde hareketliliği tavsiye ediyor. Mutlak hareketsizlik ölüm demektir. Nisbî hareketsizlik de bir anlamda nisbî ölüm olmaktadır. Aktif insanlar için ‘hayat dolu’ derler. Aslolan, hayatı dolu dolu yaşamak, ölü noktalar bırakmamaktır. Ömrün uzun veya kısa olması da şahsa göre değişir. Uykuda geçen hayatla uyanık geçen hayat elbette bir değildir. Dolu ve verimli geçen bir senelik ömür, âtıl ve verimsiz geçen onlarca seneden daha değerlidir. Paranın üzerindeki sıfırların çokluğu onun değerini göstermez, önemli olan satın alma gücü ve gerçek değeridir.

Değersiz hayatın uzun olması bir bakıma ‘ömür enflasyonu’dur. En önemli kalite ‘ömür kalitesi’dir. Önemli olan uzun ve hayırlı ömürdür. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: ‘İnsanların en hayırlısı ömrü uzun, ameli güzel, en şerlisi de ömrü uzun ameli kötü olandır.’ Görüldüğü gibi amel güzel olmazsa ömrün uzun olması hayır değil şerdir. Zira şerrin artmasına sebep olmaktadır.

Çetinoğlu: Kur’ân bu konuda ne diyor?

Temel: Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de ‘çalışma’ anlamına gelen yüzlerce kelime vardır. Zaten insanın dünyâya gelmesinden maksat da çalışıp, ‘kulluk imtihanını’ kazanıp iki cihanda aziz olmaktır. Bu gerçek, kitabımızda şöyle belirtilmektedir. “Hanginizin daha güzel iş yaptığını denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” Âyette geçen ‘daha güzel’ ifâdesi dikkat çekicidir. Demek ki önemli olan amelin çok olması değil güzel olmasıdır. Kur’an-ı Kerîm’de çalışma genellikle ‘amel’ kelimesi ile ifâde edilir. Müminlerin özelliklerinde bahsedilirken yetmiş yerde ‘İman edenler ve amel-i sâlih işleyenler’ denilmiştir. Bundan da anlaşılmaktadır ki, imanla amel ikiz kardeş gibidir. İmanı ağaç kabul edersek amel de onun meyvesidir. Ayrıca amelin sâlih yâni yararlı ve uygun olması gerekir.

Çetinoğlu: İnsan hayatında hareketlilik konusunda neler söylemek istersiniz?

Temel: Hayat bütünüyle hareket ve aksiyondur. Cenab-ı Hakk’ın sıfatlarının pek çoğu devamlı bir dinamizmi ifêde etmektedir. Yaratma, yaşatma, gözetme, rızık verme, yüceltme, alçaltma, öldürme, diriltme, genişletme, daraltma, azab etme, bağışlama v.s. gibi… Bu fiiller devam eden fiillerdir. Yüce Allah, bazı filozofların iddia ettikleri gibi kâinatı yaratıp sistemi kurunca bir kenara çekilmiş veya Yahudilerin dediği gibi dünyayı altı günde yaratıp yedinci günde (Cumartesi) istirahat etmiş değildir. O, Kur’ân ifâdesiyle ‘Her an bir iştedir’ Kâinata her an tasarruf etmektedir. Olup biten her şey O’nun izin ve irâdesiyle olmaktadır. Böyle faal ve güçlü bir Rabbin, kullarından istediği de onlara verdiği imkân ve kabiliyetleri müsbet yolda kullanmaları ve dâimâ aktif olmalarıdır. İnsanın yeryüzünde halîfe olmasının anlamı da budur. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruluyor: “Sizi topraktan yaratan ve yeryüzünü imar etmenizi isteyen O’dur.” Yüce Allah yerde ve göklerde olan her şeyi bize tahsis etmiş, onları en iyi şekilde kullanarak ‘hilafete’  lâyık olmamızı istemiştir. İnsanın Allah’ın verdiği güç ve kabiliyetleri âtıl bırakması suçtur. Bu suçun cezasını hem dünyâda hem de âhirette çekecektir.

Çetinoğlu: Günümüz Müslümanlarının bu emir ve tavsiyelerle alâkalarını değerlendirir misiniz?

Temel: Târihte çalışıp çabalayarak parlak bir medeniyet kuran Müslümanların bugün teknoloji ve medeniyet yarışında geri kalmalarının, dolayısıyla da fakr-u zarurete düşmelerinin sebebi atâlet ve tembelliktir. Çalışmak hem Allah’ın emri, hem de haysiyetli ve müreffeh yaşamanın gereğidir.

Çetinoğlu: Tavsiyelerinizi lütfeder misiniz?

Temel: Dünyâda kazanma ve kaybetmenin belirli sebep ve kanunları vardır. Kazanmak isteyen mutlaka bu sebep ve kanunlara sarılmak mecbûriyetindedir.

Peygamberler tebliğ görevleri yanında çiftçilik, terzilik, marangozluk, ticâret, çobanlık, demircilik, inşaat gibi dünyevî meslekleri de icra etmişlerdir. Cenâb-ı Allah, Hz. Davud’a savaşlarda müminleri tehlikeden koruması için zırh yapmayı öğretmiştir.

Çetinoğlu: Bu emirlere rağmen günümüz Müslümanlarının bir kısmı fakirdir…

Temel: Cenab-ı Hak çalışanların emeğini asla zâyi etmeyecektir. Çalışan ister mümin olsun isterse kâfir, pek çok kimse bugün Müslümanların neden geri, gayr-i müslimlerin neden ileri olduklarını dînî açıdan izahta güçlük çekmektedirler. Halbuki mesele gayet açıktır. Hud Sûresi 15. Âyette; ‘Her kim dünya hayatını ve onun zinetini isterse onlara dünyâda yaptıklarının karşılığını tam olarak veririz. Kendilerine orada hiç bir şey eksik verilmez.’ Buyuruluyor.  Sırf kâfir olduğu için kişinin bu dünyâda hakkını vermemek Allah’ın adâletiyle bağdaşmaz. Hakkını vermeyecek olsaydı zâten dünyaya getirmezdi. Allah’ın ‘Rahmân’ sıfatı dünyâda herkese şâmildir. Müslümanlarda ciddî olarak çalışıp gayret gösterirlerse onlara da emeklerinin karşılığı dün olduğu gibi bugün de verilecektir. Âl-i İmran Sûresi 15. Âyette Cenâb-ı Allah,  ‘Elbette ben sizden erkek olsun, kadın olsun çalışan her kimsenin amelini boşa çıkarmayacağım’ Buyuruyor.

Kur’an-ı Kerim’de, Allah yolunda para harcamaya, sadaka ve zekât vermeye, hayır yapmaya, kuvvet hazırlamaya teşvik edilmektedir. Bunların yapılabilmesi ancak çalışıp çabalayıp yardıma hazır imkân sâhibi olmakla mümkündür. Hz. Peygamber (s.a.v.) fakirlikten Allah’a sığınmış, fakirliğin az kalsın küfre sebep olacağını belirtmiştir. Akif merhum ne güzel söylemiş:

‘Kim ki kazanmaz bu dünyada bir ekmek parası

Dostun yüz karası, düşmanın maskarası’

Günümüz dünyasında onurlu yaşamak için sâdece ekmek parası da yeterli olmamakta, yarışta geri kalmayacak potansiyele sâhip olmak gerekmektedir. İnsanlığa her konuda örnek olan Hz. Peygamber ömrü boyunca dâimâ hareket hâlinde olmuş, gecesi de gündüzü de dolu dolu geçmiştir. Dâimâ dinamik olmak aynı zamanda ilâhî emir gereğidir. İnşirah Sûresi 7. âyettede; ‘Bir işten boşaldığın zaman hemen diğerine başlayıp yorul’ emri vardır. Aynı emir bütün müminler için de geçerlidir. Cuma Sûresi 10. âyete:  ‘Cuma namazı kılındıktan sonra hemen yeryüzüne dağılın. Allah’ın lutfundan nasibinizi arayın’ emri vardır. Bir başka emir de Mülk Sûresi 15. Ayetle veriliyor: “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Öyleyse yerin sırtlarında dolaşın. Allah’ın verdiği rızıktan yararlanın. Sonunda da dönüş O’nadır.”

Çetinoğlu: Kur’ân-ı Kerîm’de emrolunan işleri yapmanın ibâdet olduğu biliniyor…

Temel: Allah’ın rızasını kazanmak, kendine, yakınlarına ve bütün canlılara faydalı olmak kastıyla yapılan her çalışma ibâdet hükmündedir. Böyle bir niyetle hayatımızın tamamını ibâdet hâline getirebiliriz. Zira ameller niyetlere göre değerlendirilir.

Hareketsiz insan hurdaya çıkarılmış, küflenmeye ve çürümeye terkedilmiş eşya gibidir. Durgun su kokar, işlemeyen demir paslanır. Hayatın her ânını en verimli şekilde değerlendirmek, sağlık, boş vakit, gençlik ve servet gibi fırsatları heder etmemek en önemli görevlerimizdendir. ‘Kıyamet kopuyor olsa elinizdeki fidanı dikin’ buyuran bir peygamberin ümmetine meskenet ve zillet içinde yaşamak yakışmaz. Duâmız şudur: ‘Ey Rabbimiz! Bize dünyâda da âhirette de güzellik ver’ Bu sözlü duâmıza fiilî duamızı da eklersek iki cihan saadetine erişeceğimizde şüphe yoktur. Hareket, hayır ve bereket dilekleriyle…

ALİ RIZA TEMEL: 1946 yılında Manisa’nın Demirci İlçesi’nde doğdu. 1967’de Balıkesir İmam-Hatip Okulu’nu, 1971’de İzmir Yüksek İslam Enstitüsünü bitirdi. 1967-1975 yılları arasında vaizlik yaptı. 1976’da Haseki Eğitim Merkezi’ne kursiyer olarak katıldı. Kurs sonunda aynı merkezde asistan olarak görevlendirildi. 1982-1987 yılları arasında Brüksel İslam Kültür Merkezi’nde Türk temsilcisi olarak görev yaptı. Aynı merkezdeki İslam Enstitüsü’nde Ulumu’l-Kur’an dersleri okuttu. Halen Haseki Eğitim Merkezi’nde Arapça ve tefsir dersleri okutmaktadır. Evli ve iki çocuk babasıdır.   Yayınlanmış Eserleri: 1- İslam Davası ve Münafıklar, 2- İslam’da Dış Politika ve Diplomasi, 3- İslam ‘da ve Batıda İnsan Hak ve Hürriyetleri, 4-Ayet ve Hadisler Işığında Dini ve Sosyal Hayatımız, 5- Mutlu Bir Yuva Nasıl Kurulur? 6- Müslümanların Dünü, Bugünü, Yarını (Tercüme), 7- İslam İktisadının Üstünlüğü (Tercüme), 8- İnsanlara İyilik Hakkında Kırk Hadis (Tercüme), 9- Sağduyu Çağrısı.   

Vefatının 27. Yıldönümünde (Başbuğ) Alpaslan Türkeş

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) kurucusu ve ilk genel başkanı Alpaslan Türkeş 25 Kasım 1917, Lefkoşe’de dünyaya geldi.

İlkokul ve rüştiye yıllarında Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Mehmet Asim Bey, Ragıp Tüzün Bey, Turgut Bey, Osman Zeki Bey ve Faiz Kaymak gibi Türklük ve Türkçülük şuuruyla bilenmiş hocalardan feyz alan Türkeş’in adı Osman Zeki Bey tarafından “Sultan Alparslan’a denk bir yiğit Türk ol” diyerek, “Alparslan” olarak değiştirildi.

Ailesiyle 1933 yılında İstanbul’a yerleşen Alparslan Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne kayıt oldu. 1936’da Kuleli Askeri Lisesi’ni pekiyi derece ile asteğmen olarak bitiren Alparslan Türkeş’in, Ankara ve Harp Akademisi yılları başladı. Alparslan Türkeş, 1938’de genç bir teğmen olarak Harbiye’den mezun oldu.

Alparslan Türkeş, 1944 yılında “Muzaffer Şükriye” ile evlendi. Bu evlilikten Ayzit, Umay, Selcen, Sevenbige (Çağrı) ve Yıldırım Tuğrul adlı çocukları olan Alparslan Türkeş, 1974’te eşini kaybetti.

Daha sonra, Seval Hanım ile ikinci evliliğini yapan Alparslan Türkeş’in, Ayyüce ve Ahmet Kutalmış adlı iki çocuğu daha oldu.

Alparslan Türkeş, 1947’de 15 Türk subayıyla birlikte ABD Kara Harp Akademisi ve Piyade Okulunda iki yıl eğitim gördü. 1951’de kurmaylık sınavını kazanan Alparslan Türkeş, 1955’de Harp Akademisi’nden Kurmay Binbaşı olarak mezun oldu.

Daha sonra, dış görev için açılan sınavı kazanarak ABD Pentagon’da NATO Türk Temsil Heyeti üyeliğine atanan Alparslan Türkeş, bu arada ekonomi eğitimi de gördü. 1957’de Türkiye’ye dönen Türkeş, 1959’da Almanya’ya Atom ve Nükleer Okulu’na gönderildi. Alparslan Türkeş, bu okulu başarıyla bitirmesinin ardından Kurmay Albay oldu.

1995 Türkiye genel seçimlerinde parlamento dışı kalan Alparslan Türkeş, 4 Nisan 1997 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonrasında hayata veda etti.

İyi Parti ve Meral Akşener

31 Mart 2024 Yerel seçimlerine “hür ve müstakil” başka bir ifadeyle “özü başına” girme kararı alan İYİ Parti seçimden büyük kayıpla çıktı. 14 Mayıs 2023 Milletvekili Genel Seçimlerinde yüzde 9,9 oy alan İYİ Parti yerel seçimlerde yüzde 3,8 oy alabildi.

Sade bir vatandaş gözüyle bakınca, bana göre, oy kaybının sebebi seçim işbirliği yapılmamasından ibaret değil.

28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Genel Başkan Meral Akşener’in konuşmalarında gelecek değil, hep geçmiş konu edildi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığında ısrar etmesi, altılı masada kendisine karşı bir nevi tuzak kurulmasının yani “Millet İttifakı’nın CB adayını 6 parti oy birliği ile belirleyeceğiz” diye yapılan mutabakata uyulmamasının Meral Akşener’de derin gönül kırıklığı ve öfke yarattığı görüldü.

Bu duygularında haksız değildi. Ancak seçmen partilerin kendi içlerindeki ve birbirleriyle ilişkilerindeki olaylarla pek ilgilenmez. Seçmen geleceğe dair umut veren, heyecan veren ve devleti başarıyla yöneteceğine inandığı parti ve liderleri sever ve izler.

“Muhalefete muhalefet etmek” bir muhalefet partisine hiçbir şey kazandırmaz.

Son bir yılda, İyi Parti Genel Başkanı, vatandaşa umut ve güven vereceğine, hırçın bir görüntü verdi. CHP’nin sembol isimleri, iki büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’na karşı sert sözler ters etki yarattı. İstanbul ve Ankara’daki İyi Partililerin neredeyse tamamının bu isimlere oy vermesine sebep oldu.

**********************************

Akşener’deki Değişim

İYİ Parti lideri Meral Akşener partisini sıfırdan kurdu. İlk girdiği seçimde yüzde 10 mertebesinde oy alabilen İYİ Parti’nin iktidar veya iktidar ortağı olma potansiyeli vardı. Partinin bu aşamaya gelmesinde en büyük pay şüphesiz Genel Başkan Meral Akşener’in idi.

İnsanlarla sıcak temas kurabilen, samimi, sevecen Meral Akşener her kesime sempatik geliyordu. Özellikle kadınlar için bir idol haline gelmişti.

Akşener’in bu aşamaya kadarki bazen sert ve ciddi ama çoğu zaman sıcak, güler yüzlü ve esprili kişiliği seviliyordu.  Mayıs 2023’ten sonra oldukça sert, asabi, birlikte çalıştıklarını veya işbirliği yaptıklarını kıran bir üslup benimsediğini gördük.

****

Aslında İYİ Parti’de daha ilk yıllarda başlayan yönetim sorunları da vardı. Parti vitrininde yer alan son derece nitelikli insanlar çeşitli sebeplerle kırıldı. Bu değerli insanların kaybedilmemesi için çaba gösterilmedi. İstifa edip gidenlerin geri kazanılması için görüşme yapmak lüzumu bile hissedilmedi.

Partinin Kurucular Kurulu’nun yaklaşık yarısının istifa etmesine yol açan küçük hatalar telafi edilmedi.

Partinin kuruluş aşaması ve ilk yıllarındaki başarıların harcında emeği ve alın teri olanlar ile parti yönetimi arasında iletişim kanalları tıkandı.

****

Meral Akşener, CB seçiminden sonra, 24 Haziran 2023’te partisinin 3. Olağan Kurultayında çok sert bir konuşma yaptı. Parti içindeki birkaç kişiye olan öfkesini kontrol edemedi ve bütün teşkilatı kıran cümleler kurdu. Arkasından Afyonkarahisar çalıştayında ve sonrasında aynı üslubu biraz yumuşatarak devam ettirdi. Yerel seçime kadar da bu öfke CHP ve lider kadrosuna yöneldi.

Kendince haklı gerekçeleri olsa da daha önce yere göğe koyamadığı, Cumhurbaşkanlığına layık gördüğü kişilere karşı sert ifadeleri halkta karşılık bulmadı. Tam tersi güvenilirliğini sarstı.

**********************************

Seçim İşbirliği Konusu

İYİ Parti lideri Meral Akşener yerel seçimlerden önce il, ilçe teşkilatlarının CHP ile işbirliği konusundaki görüşlerini sordurdu.

Başta İstanbul ve Ankara teşkilatları olmak üzere Türkiye genelinde yüzde 60 mertebesinde “kısmi işbirliği” istendi.

Bu görüşte olanlar “İYİ Parti, başta İstanbul, Ankara olmak üzere, kazanma şansı olmadığı ve fakat AKP’nin kazanmamasını sağlayabileceği il ve ilçelerde CHP adaylarına oy versin. İYİ Parti’nin kazanabileceği il ve ilçelerden bazılarında CHP destek versin. Böylece her iki taraf da kazansın” düşüncesinde idi.

Ama 50 kişilik GİK (Genel İdare Kurulu), üyelerinin 35’inin oyu ile, “seçime hür ve müstakil girme” kararı aldı. Genel Başkanlar bu tür kurulların kararlarını önceden yönlendirir. Bunun aslında Genel Başkanın kararı olduğu açıktı.

“Bu karar yanlış değildi, 2028 seçimlerine bir hazırlık idi” diyenler var. Ama bu kadar zayıflamış bir partinin 2028’e kadar moral motivasyonunu yükseltmek kolay olmayacak. Bunun için harcanacak enerji iktidara etkili muhalefet yapmada harcansa 4 yıl sonraki seçime daha güçlü girilebilirdi.

Her şeye rağmen bu karar ve uygulamasında yumuşak bir üslup kullanılsa, eski müttefiki ile araya duvarlar örülmese sonuç bu kadar ağır olmayabilirdi. CHP’nin “Türkiye İttifakı” sloganıyla İYİ Parti seçmenini kendisine çektiği gibi kritik il ve ilçelerde CHP seçmeninin İYİ Parti’ye oy vermesi sağlanabilirdi.

**********************************

İ Parti’de Değişim Şart

İYİ Parti doğru değerlendirmeleri ve özeleştirileri yapabilirse ve bir değişim başlatabilirse bu durumdan çıkar. Çünkü;

  • İYİ Parti Türk Milliyetçilerinin kurduğu bir parti ve milliyetçilik akımlarının güçlü olduğu bir süreçteyiz. Ayrıca İYİ Parti’nin konumlandığı merkezdeki boşluğu doldurabilecek başka parti yok.
  • AKP erime sürecinde ve ekonomide bir mucize yaratamazsa (ki bu mümkün gözükmüyor) erime süreci devam edecek.
  • CHP’nin merkezden ve milliyetçilerden aldıkları oyların kalıcı olacağını söylemek kolay değil. Seçmen CHP’ye bir kredi açtı. Ama en küçük hatalarında çözülecek yüzde 12-14 arası emanet oy oranının kalıcı olması için çok başarılı işler yapmaları lazım.
  • YRP ancak AKP’nin Milli Görüş çizgisinden oy alabiliyor. Deva, Gelecek, Saadet ve BBP’nin de büyüme potansiyeli olmadığı görüldü. Zafer Partisi de umduğunu bulamadı. Bulsa da zaten hedef kitlesi dar.

CHP Mayıs seçimlerinin moral çöküntüsünü kendi içinde bir yönetim değişikliği ile aştı. Kısa zaman sonra yerel seçimlerde büyük bir başarı sağladı.

İYİ Parti’de de sarsıntısız bir değişim olur, partiden ayrılan değerli insanlar geri kazanılırsa halkımıza yeni bir umut ve heyecan yaratılabilir.

Bu değişimin şekli ve boyutu İYİ Parti’nin ve hatta Türkiye’nin kaderini belirleyecek.

SEÇMENDEN İKTİDARA UYARI

31 Mart belediye seçimlerini aydın ve şuurlu seçmenimiz fırsata çevirdi ve yirmi iki yıldır ülkeyi kesintisiz yöneten iktidara ihtar vererek ikinci siyasi parti durumuna getirmiştir. CHP’yi iktidar yapmıştır.

Nedeni açık;

Türkiye’nin bunca sorunu varken, iktidar kendi ikbalinin hesabına düşüp milletimize sırtını dönmüşken, milletimiz, siyasetçilerden sorunlarına çözüm üretmesini açıkça talep ediyorken, kimsenin çıkıp da, iktidarın değirmenine su taşımasına, milletinden tamamen kopmuş, bitik siyasetine can suyu vermesine müsaade etmeyecekti.

Devlet yönetiminde tüm yetkileri kendisinde toplayan Sayın Cumhur Başkanının uyguladığı tutarsız söylem ve eylemlerinin sonucu hezimete uğradığının muhasebesini yaparak muhalefet partilerinin başkanlarını ziyaret etmesi gerekir Ülkenin yönetilmesi adına; ülke ekonomisinin düzeltilmesi adına: hukukun üstünlüğüne dayanan yasama yürütme ve yargı erglerinin öncülüğünde güçlü parlamenter sisteme yeniden dönme adına.

*

Tek Adam Sistemiyle ülke ve ülkenin insanı öyle çıkmazlarla geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kaldı ki;

Bu sıkıntılı durumu aşmak adına İktidarın ya da iktidar olacakların yapması gereken Köy Enstitülerinin fonksiyonlarını içerir çağdaş meslek okullarının güçlendirilerek tarım ve hayvancılığın geliştirilmesiyle endüstrüsünün güçlendirilmesine yönelik politikalar üretmelidirler.

Tarım alanlarının inşaat sektörüne açılmasına yasal zeminde durdurulmalıdır.

*

Varlıklarımızı koruyarak, büyütmek; Çağın en ileri teknolojik ürünlerini üreterek, güçlü olunacağı gerçeğini yerleşik kılmak ;. Savunma sanayinde başlayan hamleleri büyütme ve genişletme çalışmalar çağımızın olmazsa olmazıdır elbette..

*

Aydın Türk seçmeninin görmek istediği; dar gelirlileri, ücretlileri, üretenleri, alın teri dökenleri koruyarak, ekonomide yeterli olma mücadelesinde başarıyla öne çıkacak radikal kararların alınmasında hükümetler rey kaybı derdinden uzak cesur adımlar atmalıdır

Üreticimize kolaylıklar sağlayarak daha fazla üretmelerini sağlama temelinde politikalar üretilmelidir. Gerektiği alanlarda devletin içinde bulunduğu Karma Ekonomik Sisteme yeniden dönülmelidir

*

Bu anlamda tek adama dayalı sistemin ne kadar yetersiz olduğunu, yaşayarak görüyoruz..

İnsan haklarını öne çıkaran ve adaleti önceleyen bağımsız evrensel hukukun üstünlüğüne dayanan güçlü Demokratik Parlamenter Sistemin öncülüğünde devleti yönetecek hükümetlerin kurulmasının ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gördük.

*

Elimizdeki bilgilere dayanarak:

–Tarım arazilerinin yabancılara satışı, tarım dışındaki alanlara tahsisi derhal durdurulmalıdır. Ayrıca, uzun vadeli bir planlamaya dayalı olarak ciddi bir tarım ve hayvancılık şahlanışı başlatılmalı, gıda yeterliliği ve güvenliği sağlanmalıdır.

–Topraksız köylüye toprak dağıtılmalı, tarım üretimi teşvik edilip girdiler düşürülerek üretici desteklenmelidir. Hiç vakit yitirmeden, aç ve muhtaç kalmadan, hemen! Gün gelir, paranızla dahi gıda ürünü alamazsınız. Tek yol, Atatürk’ün ekonomi politikaları, kamuculuk, halkçılık.

— Yeri gelmişken (boş gevezeliklerden sıra gelmiyor) Yabancıların Türkiye’de ev alımı artmış,  en çok İranlılar ev almış! Yakında Türk vatandaşları kendi ülkesinde muhtelif ülke vatandaşlarının kiracısı olmaya başlayınca gündeme alınır! Ev sahibiniz hangi ülkeden olsun?

— Yabancılara gayrimenkul satılmamalı. Zaten yok bahasına gidiyor. Hele ki bugünün ve geleceğin en stratejik maddesinin gıda olduğu düşünülürse, yabancıların Türkiye’de tarım arazisi alması beka sorunudur, buna izin verilmesi ihanettir.

*

Bize Atatürk’ün öğrettiği çok şeyden sadece bir tanesini hatırlatmak istiyorum. Atatürk bize anti-emperyalist olmayı öğretti. Emperyal hayallerin dünyayı nereye getirdiğini açıkça ortaya koydu. Halkçılığı ve toplumsal kalkınmayı öğretti. Savaş zorunluluk değilse cinayettir dedi. Hep barışı savundu.