Binmişiz Alamete, Gidiyoruz Kıyamete

48

Türk Milleti, 1876 yılından itibaren tercihini Parlamenter
sistem yönetiminden yana koymuştur. Her ne kadar arada darbeler, parlamentoyu
askıya almalar olduysa da neticede her gelen hükümet sistemin korunmasını bir şekilde
sağlamıştır.

Ancak bu sistem, AKP’nin MHP’yi de yanına alarak
hazırladıkları anayasanın 16 Nisan 2017 referandumunda oylanmasına kadar
sürmüştür. Bu tarihten sonra kabul edilen anayasaya göre Cumhurbaşkanlığı
sistemine geçilmiş, Parlamento 2. Plana düşürülmüştür.

24 Haziran 2018 Seçimlerinden sonra Türkiye artık
Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmiş ve günümüze kadar öyle yönetilmektedir. Değerli
bilim adamı Prof. Dr. İskender Öksüz’ün de dediği gibi: “Devlet kurum denilen
taşıyıcı sütunların üstünde oturur.” Der ama tek adam sisteminden sonra ortada
ne kurum kaldı ne de sistem. Parlamentoyu saf dışı bırakarak bakanları atayan o,
büyükelçileri atayan o, bağımsız olması gereken merkez bankası başkanını atayan
yine o.

Hâlbuki Türkiye Cumhuriyetinin kurumları yüzyıllık geleneğinde
yerli yerine oturmuş, bu kurumlar içerisinden çok önemli devlet adamları yetişmiştir.
Kurumlar yok edilince onların yerine (nepotizm) ve keyfiyet hâkim olmuştur.
Yetkisiz, liyakatsiz adamlar önemli kurumların başına getirilmiştir. Bir yıl
içerisinde üç defa merkez bankası başkanı değişmiş, Türkiye Cumhuriyetini
temsilen bazı büyükelçiliklere sabıkalı, rüşvetçi büyükelçiler atanmış,
maliyenin başına ekonomiden anlamayan maliyeyi milleti gözlerinin içine
baktırarak yöneten bir kişi atanmıştır.

Hal böyle olunca 20 Yılın sonunda ekonomiden dış politikaya
devlet büyük sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Ekonomide Türk parasının
değeri döviz karşısında erimiş, enflasyon kontrolden çıkmış, tarım
girdileri(gübre, tarım ilacı, mazot) pahalılığı had safhaya yükselmiş köylü
toprağını gübresiz ekmek zorunda bırakılmıştır. Orta direk çökmüş, asgari ücret
4500 TL ye çıkarılmasına rağmen enflasyonun hızla yükselmesinden dolayı 2 ayda
erimek durumunda kalmıştır.


Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de İran dan gelen doğalgazın
kesilmesi Türk sanayiine büyük darbe vurmuştur.

Ama bütün bunlara rağmen iktidar bütün işleri bırakmış
muhalefeti karalamanın peşine düşmüş hakaretin bini bin para…alçak, zillet
illet, soysuz, sütü bozuk…. Bir devlet adamını bırakın, sokaktaki vasat bir
insanın dahi ağzına yakışmayacak sözler bunlar.

Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin kuruluş yıllarında
meclise hitaben: “Ordularınız zayıf düşer düşmana yenilirsiniz ama telafisi
vardır. Ekonominiz bozulur çalışır düzeltirsiniz. Ama iç kaleyi sağlam
tutmazsanız devletin çöküşü kaçınılmazdır.) der. (Atatürk Atatürk’ü
anlatıyor-Savaşan Meclis. Milliyet yayınları)

Fakat görüyoruz ki Cumhurbaşkanı bütün muhalefeti hakaret
sağanağına tutuyor, ötekileştiriyor. Bu da yetmiyor gazetecileri, sanatçıları
sözlerinden dolayı yargılayıp içeri attırabiliyor. Camilerden “dil koparma”
nutukları atıyor.

Duvara asılı bir pano düşünün. Panonun bir yüzüne
bakıyorsunuz partili cumhurbaşkanı partisi adına muhalefete hakaret yağdırıyor,
aynı dozda muhalefet kendisine cevap verdiğinde panonun arka yüzünde devletin cumhurbaşkanı
çıkıyor karşınıza: “vay sen cumhurbaşkanına nasıl hakaret edersin!” Yargı
derhal göreve çağırılıyor.

Dünyanın demokrasi ile yönetilen hangi ülkesinde görülmüş
böyle bir sistem gören duyan varsa söylesin lütfen.

Sağlıklı kalın.

Önceki İçerikDevlet Karın Altında Kaldı
Sonraki İçerikKar Yüzüne Çıkan Gerçekler…
İdris Türkten
İdris Türkten 1 12 1949 tarihinde Tokat/Artova da doğdu. İlkokulu Artova Gaziosmanpaşa ilkokulunda, Ortaokul ve Liseyi Turhal da okudu. Berlin Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünün 2. Sınıfından ayrıldı. Kocaeli Petkim Petro Kimya Fabrikasından emekli oldu. Ülkü Ocakları ve Milliyetçi Hareket Partisi teşkilatlarının her kademesinde görev yaptı. İYİ Parti Kocaeli İl kurucuları arasında bulundu ve İYİ Parti yönetim kurulunda bir dönem görev yaptı. Halen Kocaeli Aydınlar Ocağı İdari Sekreterliği görevini yürütmektedir. Editörlük ve güncel Köşe Yazarlığı yapmaktadır. Biri kız, iki erkek evladı var.