Basiret-Güç Dengesi

31

Terör Örgütü PKK’nın TC Millet Meclisindeki temsilcileri/sözcüleri, bebek katilinin direktifi doğrultusunda hareket ediyor ve şebeke adına Türkiye Cumhuriyetine meydan okuyorlar!
Görülen o ki, ortada bir zafiyet söz konusu;
TC Yöneticileri mi basiretsiz, TB (Terörist Başı) temsilcilerimi çok güçlü bilemiyorum.
Bu soruyu sorarken korkunç derecede ürperiyor ve sinirleniyorum.
Böyle bir devletçilik anlayışı mı olur?
Bir iktidar eğer ülkenin gücünü kullanamıyorsa, bu ülkenin güçsüzlüğünü değil, yönetimin güçsüzlüğünü, zafiyetini ortaya koyar.

Yıllarca uğraşmışsın, köşe bucak kovalamış ama ele geçirememişsin/geçirtmemişler, sonra birileri, bilmem nelere karşılık paketleyip teslim etmişler ve adamın dağda yapamadığını tahsis edilen adadan yapmasına göz yumuyorsun!
Bu çok utanç verici bir hakikattir.
İşin ucunda AB’de olsa, ABD’de olsa, bir ülkenin itibarı, gururu bu kadar ayaklar altına serilemez, hiç kimsenin bu gaflete hakkı da yoktur.
Hele bunu Demokrasi maskesiyle maskelemek, ayrı bir delalettir.
Adam elçileriyle bölge halkına emirler yağdırıyor, istediği kişileri Türkiye Büyük Millet Meclisine göndertiyor ve yine elçileri aracılığı ile Millet Vekillerini(!) kumanda ediyor!

Katilin aşıladığı cesaretle, adadan kumandalı Millet Vekilleri suç işliyor, işledikleri suçlardan dolayı ifadesinin alınması gerekiyor ve 73 Milyon nüfuslu kos kocaman Türkiye, ifade almakta aciz kalıyor.

Hem de yine bebek katilinin adadan gönderdiği “Teslimiyeti kabul etmek alçaklıktır” zırva direktifiyle, Türkiye Cumhuriyetine ve yargısına rest çekiyorlar.

Bir yandan idari basiretsizlik, diğer yandan direktif noktasının gücü/korkusu, kukla vekilleri öylesine sahibinin sesi haline getiriyor ki, adamlar resmen Türkiye Cumhuriyetine kafa tutuyor ve meydanlara topladıkları taraftarlarından “Bizi hiçbir güç yargılayamaz” naralarıyla alkış alıyorlar.

Burada seslendirilen her bir alkış, ülkeye duyulan/duyulacak kin adına birer tohumdur.

Düşünülen sorgulamalarda çok geç kalındığı bir yana, daha bir adım bile atılmamış ve yapılması gereken birçok sorgu var, sorgulanacak var…

Bu vatandaşların bu hale gelmesine yıllardır göz yumanlar ve hatta yardımcı olan birçok kişi ve kuruluş, halen görmezden gelinmektedir.

Gerek küçümseyerek ve gerekse menfaat ilişkileri sebebiyle olaylara göz yumanlar ve teşvik edenler hakkında halen hiçbir işlem yapılmamaktadır.

Bu durum da, halen olaylara çanak tutanları cesaretlendirmektedir. 

Bir Allah’ın dağlısı, dağ yılanı, Murat Karayılan denen eşkıya, ajan/provokatör gazeteciler aracılığı ile Devletimize direktifler gönderiyor!

Yahu biz sadece ecdat Osmanlının torunları olmakla mı övüneceğiz sadece?
Biz onların torunları isek neden tırnakları kadar bile olamıyoruz?
Problem yönetim sisteminde mi, yöneticilerde mi, yoksa AB morfininin etkisinden midir?
Adamlar ilk Meclise girerken, tavuk kadar ürkek iken, şimdi horozdan öte yüreklenmişler / yüreklendirilmişler! Pervasızca saldırıp duruyorlar ve yaptıkları da ne yazık ki yanlarına kalıyor.

Sabır, sabır da, nereye kadar Allah aşkına…

Yüksel semaya kadar, ey yürek yangını,
Nasılsa beni bir gün, sen öldüreceksin.
Vur bütün gücünle, vur silleyi sineye,
Yıkan alçak oh çekse de, seven ah çeksin!