Amerika Canımız, Feda Olsun Kanımız!

34

Geçen yazımızda dile getirmiştik; ABD, ikinci dünya savaşı sonunda patlattığı iki atom bombasıyla “Dünya Egemenliğini” ilan etmişti.

1947’de Türkiye’ye açtığı kredi ( Marshall Yardımı) ile Türkiye üzerinde egemenlik adımını attı!

Bu olaydan sonra ABD, Türk siyasal yaşamında da etkin bir “dış etken” haline geldi! Demokrat Parti ve Menderes, ABD’nin büyük desteği ile iktidar oldu. Bu ülkede daha sonra iktidara talip olan kimi siyasetçilerin de “icazet makamı” ABD oldu!

1950 sonrası ABD ile Türkiye arasındaki “İkili Anlaşmalar” ile, bir yandan ABD Üsleri ile ülkemizi adeta işgal ederken, ekonomik ve kültürel yaşamımızda de önemli bir etken oldu!

1950’ye kadar demiryolları ve denizyolu ulaşımına ağırlık veren Türkiye, bu tarihten sonra ABD’nin dayatmasıyla karayolu taşımacılığına ağırlık verdi. Amerikan otomobilleri, yedek parçaları ve lastikleri için çok iyi bir pazar olduk! “Karaborsa” deyimini ilk kez 1950 sonrası lastik karaborsası ile öğrendik!

Yetmedi, Demokrat Parti, ABD kapitalizminin küresel çıkarları adına TBMM’nin onayı bile alınmadan Kore’ye asker gönderdi. Ülkemizden on bin küsur kilometre ötedeki savaşta 721 askerimiz öldü, 2111’i yaralandı. İşte, o günlerde bu ülkede “Amerika canımız, feda olsun kanımız” sloganları atılmaya başladı!

ABD, “hür dünyanın temsilcisi” ve kalkınmaya çalışan ülkelerin en büyük destekçisi olarak görülüyordu. ABD’ye karşı olmak, “komünizmden yana olmak” olarak nitelenmeye başladı!

Üniversite öğrencilik yıllarımda, (1970-74) solcu örgüt ve sempatizanlarına yönelik olarak, kimi sağcı örgütler; “Amerika gitsin Rusya mı gelsin, sosyal faşistler” diye slogan atarlardı!

1952’de ABD’ye yaslanarak NATO üyesi olduk.

Yetmedi, ABD “Kültür emperyalizmi” ile girdi ülkemize! Dil ve kültür Dernekleriyle kendi dillerini, yaşam biçimlerini dayattılar bize. Amerikan malı kullanmak sosyal statü örneği sayıldı!

Demokrat Parti’nin son yıllarında DP ve Menderes’im ABD ile arası açıldı! DP, Ataş Rafinerisi ve kimi projeler için Rusya (Sovyetlerle) işbirliği yapmaya başladı. ABD’nin tepkisi gecikmedi; 27 Mayıs Askeri Darbesi oldu! Bizim konumuzdaki ülkelerde ABD bilgi ve onayı olmadan askeri darbe yapılamaz! Örneğin; 12 Eylül 1980 darbesi yapılır yapılmaz; “NATO’ya, Cento’ya ve tün dış anlaşmalara bağlıyız” mesajı yayınlandı! Dönemin Türkiye Büyükelçisi, ABD yönetimine; “Bizim çocuklar başardılar” diye mesaj gönderdi!

1963 yılını anımsayalım;

Kıbrıs’ta EOKA’cı faşistler darbe yapmışlar ve adadaki Türkleri hunharca katlediyorlardı. Başbakan İnönü, “Garantör Devlet” olarak diğer garantör devletlerle ( Yunanistan ve İngiltere) diplomatik ilişkiler kurdu. Sonuç alınamayınca, “müdahale” hakkını kullanmak istedi. ABD Başkanı Johnson’un tehdit içeren mektubu” ile karşılaştı. Türkiye’nin 3 ordusu da NATO emrindeydi! Daha sonra 4. Ordu bu nedenle kuruldu.

1974 yılında aynı kanlı oyun sahneye kondu. Ecevit hükümeti, diplomatik temaslardan sonuç alamayınca “Kıbrıs Barış Harekatı” na onay verdi. ABD’nin silah ve ekonomik ambargosu ile cezalandırıldık!

Bize sahip çıkan tek ülke Libya ve lideri Kaddafi idi.

ABD, “Dünya Efendisi” olma ihtirasından hiç geri adım atmadı. Yandaş ve çıkar ortağı ise İsrail’di. Bu iki devlet, bünyelerinde barındırdıkları “küresel tekellerin çıkarları” uğruna, dünyanın dört bucağını yerel savaşlar ve besledikleri terör örgütleriyle kan ve gözyaşına boğdular, kin ve öfkeyi beslediler!

1991 sonrası ABD emperyalizminin ihtirası ve pervasızlığı daha da katlandı. Sovyetler dağılmış, Varşova Paktı yıkılmış, ABD “tek tabanca” kalmıştı. NATO yeni stratejilerle küresel tekellerin çıkarları için görevdeydi!

Nerede petrol ve diğer yer altı kaynakları varsa ABD ve NATO oradaydı!

Petrolün ana kaynağı Ortadoğu ve Kafkaslar bu nedenle önemliydi. ABD ve İsrail, petrol kaynaklarına ulaşmak için “Büyük Ortadoğu Projesi-BOP” projesini gerçekleştirmenin hedefindeydiler.

Ne yazık ki kimi siyaset liderleri, bu emperyalist projeyi “Ortadoğu’ya demokrasi getirme projesi” olarak algılayıp, “eş başkanlığa” soyundular!

Son 15 yıldır bu ülkede siyasi iktidar olan AKP yönetimi de ne yazık ki bu tuzağa düştü! Çok iyi ilişkiler içinde olmamız gereken Suriye ile “düşman” olmayı tercih ettiler. Bu yüzden Suriye terörist grupların tuzağına düşürüldü. Bu yanlış tercihin bedelini Türkiye olarak ödedik ve hala ödüyoruz!

Şimdi, geç de olsa AKP iktidarı bu tuzağı fark etmiş görünüyor. Ama bu yanlış yüzünden maddi ve manevi çok ağır bir bedel ödedik.

“Kötü adam ABD’yi” geç de olsa fark ettik!

Biz, sınırlarımızı korumak için mücadele ederken, ABD bu tehdidi yaratan terör örgütlerini destekliyor, alenen silah yardımı yapıyor!

ABD, “siyasal tetikçi” olarak kullandığı, birçok Türk ve Müslüman ülkede açtığı okullarda CIA ajanlarını “öğretmen” kılığında görevlendiren “din adamı kılıklı ajanı” Fethullah’a sahip çıkıyor!

AKP iktidarı ise, düne kadar devletin her türlü kapılarını açtığı bu ihanet örgütünün yeni farkına varmış görünüyor!

Bugün yaşadığımız “ABD Vize engeli” bu hesaplaşmanın ve “ulusal çıkarları koruma bilinci” yoksulluğunun sonucudur!

Aklı, bilinci ve tarihsel bilgisi olanlar düşünsünler!